Öğrenme hedefleri
- Sinan'ın hayatının ana duraklarını, devşirmeden hassa mimarbaşılığına, belgelere dayanarak açıklayabileceksin.
- Sinan hakkında bildiklerimizin büyük kısmının onun yaşlılığında yazdırdığı metinlerden geldiğini ve bu metinlerin bir kendini sunuş olduğunu gösterebileceksin.
- «Tek başına dâhi» anlatısı ile bir kurumun başındaki mimar anlatısını karşılaştırıp efsaneyi belgeden ayırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kubbe iddiası
1580'lerin ortasında, yaklaşık doksan beş yaşında bir adam, şair Sâî Mustafa Çelebi'ye hayatını anlatıyordu. Anlattıkları kâğıda geçirildi ve bugün Sinan hakkındaki en önemli kaynak olan metinlere dönüştü. Metinlerden birinde, Edirne'deki Selimiye Camii için şöyle bir cümle var: Sultan Selim zamanında bu yüce kubbeyi Ayasofya kubbesinden altı zira daha yüksek ve çevresini dört zira daha geniş yaptım.
Ölçüler bu cümleyi doğrulamıyor. Selimiye'nin kubbesi Ayasofya'nınkiyle hemen hemen aynı çapta, ama yerden yüksekliği yaklaşık on üç metre daha az. Osmanlı'nın en büyük mimarı, en büyük eseri hakkında yanlış mı söylüyordu? Bu soru, Sinan'ın hayatını okumanın da anahtarı. Mimar Sinan kimdi ve onun hakkında bildiklerimizin ne kadarı onun kendisi hakkında anlattıklarından geliyor?
Bağlam — Ağırnas'tan İstanbul'a
Sinan, Kayseri yakınlarındaki Ağırnas köyünde doğdu. Doğum yılı bilinmiyor; kaynaklar genellikle 1490 dolaylarını veriyor. I. Selim döneminde, yani 1510'ların başında, devşirme sistemiyle İstanbul'a getirildi. Sâî'nin metninde bu an, Kayseri sancağında ilk kez oğlan devşirilmesinin o zaman gerçekleştiği biçiminde anılır.
Devşirme olarak alınan gençler önce Türk ailelerinin yanında dili ve dini öğrenir, sonra ocağa katılırdı. Sinan da yeniçeri oldu ve yirmili yaşlarından sonra hayatının önemli bir kısmını seferlerde geçirdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Belgrad ve Rodos seferlerine katıldı, Mohaç'ta bulundu, 1530'larda Almanya ve İran seferlerinde görev aldı. Ordunun içinde askerî rütbelerle yükselirken asıl uzmanlığı mühendislikti: köprü, kuşatma yapısı, geçit.
1538 Boğdan seferinde Prut Irmağı üzerine kısa sürede bir köprü kurması, onu sarayın dikkatine taşıyan işlerden biri oldu. Kısa süre sonra, 1530'ların sonunda, önceki mimarbaşı Acem Ali'nin ölümünün ardından saray mimarlarının başı olan hassa mimarbaşılığına getirildi. Kaynaklar bu tarih için 1537 ile 1539 arasında değişen yıllar veriyor. Sinan bu görevi 1588'deki ölümüne kadar, yaklaşık elli yıl sürdürdü.
Gelişme — bir ofisin başında elli yıl
Hassa mimarbaşılığı yalnızca bir unvan değildi; imparatorluğun başkentteki inşaat işlerini yöneten bir kurumun başkanlığıydı. Mimarbaşı saray ve vakıf yapılarının tasarımından, keşif ve bütçesinden, inşaatta çalışacak ustaların ve malzemenin düzenlenmesinden, İstanbul'daki yapı işlerinin denetiminden sorumluydu. Emrinde hassa mimarları denen bir mimarlar topluluğu çalışıyordu ve bu topluluk imparatorluğun dört bir yanındaki inşaatlara mimar gönderiyordu.
Sinan'ın bu makamda ürettiği iş miktarı olağanüstü. Kendi adına düzenlenen yapı listeleri, kaynağa göre 350 ile 450'yi aşan sayılar arasında değişiyor: camiler, mescitler, medreseler, türbeler, hamamlar, köprüler, kervansaraylar, su yolları, saraylar. Bu yapıların hepsini tek bir kişinin tasarlayıp yönetmesi mümkün değildi; listeler, mimarbaşının sorumluluğundaki bir ofisin toplam üretimini yansıtıyor.
Yine de listenin içinde Sinan'ın doğrudan elinden çıktığı açık olan büyük eserler var. İstanbul'daki Şehzade Camii 1548'de tamamlandı. Kanuni'nin adını taşıyan Süleymaniye Külliyesi, cami, medreseler, darüşşifa, imaret ve hamamıyla birlikte 1550'lerde yükseldi ve camisi 1557'de açıldı. Edirne'deki Selimiye ise II. Selim için yapıldı ve Sinan seksenli yaşlarındayken, 1570'lerin ortasında tamamlandı. Bu üç eser, Osmanlı mimarlığında merkezi kubbenin, onu taşıyan ayakların ve yarım kubbelerin nasıl giderek daha büyük ve bütünleşik bir mekân ürettiğini gösteren bir dizi olarak okunur.
Dönüş noktası — kendi hikâyesini anlatan mimar
Sinan hakkındaki bilgimizin büyük kısmı, onun hayatının sonunda yazdırdığı metinlerden geliyor. Bu metinler bir tarihçinin tarafsız biyografisi değil; yaşlı bir devlet adamının kendi hayatını, eserlerini ve hizmetini anlattığı, bir şairin süslediği anı metinleri. Sinan'ın sesi ile Sâî'nin sesi, metinlerde birbirinden kolayca ayrılamıyor.
Selimiye kubbesi hakkındaki cümle bu yüzden önemli. Mimarlık tarihçisi Aykut Köksal'ın vurguladığı gibi, cümle ölçüler açısından doğru değil: iki kubbenin çapı neredeyse aynı, Selimiye'ninki ise daha alçak. Ama cümle Osmanlı söz geleneği içinde anlaşıldığında başka bir işlev görüyor. Ayasofya bir yüzyıldan uzun süre Osmanlı mimarlarının kendilerini ölçtüğü yapıydı; «Ayasofya'yı geçtim» demek, bir mimarın ulaşabileceği en yüksek başarıyı ilan etmenin kalıplaşmış yoluydu. Söylenen, bir ölçüm raporu değil bir iddia, hatta bir övgüydü.
Metinlerin bize söylemediği şeyler de var. Sinan'ın ailesi, özel hayatı ve kökeni hakkında anlatılar neredeyse sessiz. Bu sessizliği kısmen dolduran bir arşiv belgesi, 981 (1573–1574) tarihli bir divan hükmü. Kıbrıs'ın fethinden sonra Kayseri çevresindeki bazı Hristiyan ailelerin adaya yerleştirilmesine karar verildiğinde, Sinan padişaha başvurup kendi akrabalarının bu sürgünden muaf tutulmasını istedi. Belgeyi 20. yüzyılın başında tarihçi Ahmet Refik yayımladı ve Sinan'ın akrabalarının Hristiyan kaldığını gösteren en sağlam kanıt olarak kabul ediliyor.
Yaygın yanlış«Sinan'ın kökeni kesin olarak bilinir» diye yazılır ve farklı ulusal anlatılar onu kendilerine mal eder.
Belgeler Sinan'ın Ağırnas doğumlu bir devşirme olduğunu ve akrabalarının 1570'lerde Hristiyan olduğunu gösterir. Etnik kimliği ve ana dili hakkında ise kesin bir belge yoktur; bu konudaki farklı görüşler yorumdur.
Yaygın yanlış«Sinan'ın listelerindeki bütün yapılar onun eseridir» sanılır.
Listeler hassa mimarbaşının sorumluluğundaki bütün işleri kapsar; bir kısmı yardımcılarının tasarımı ya da onarım ve ek işidir, bazıları sonradan atfedilmiştir.
Cevap — dâhi ve kurum
Öyleyse Mimar Sinan kimdi? Belgelerin izin verdiği cevap iki katmanlı. Birincisi, devşirme sisteminin yetiştirdiği, askerlikte mühendislik becerisiyle yükselen ve yaklaşık elli yıl boyunca imparatorluğun başmimarlığını yürüten bir Osmanlı devlet görevlisiydi. İkincisi, bu görevde Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye gibi yapılarla Osmanlı mimarlığının merkezi kubbe düşüncesini en olgun hâline taşıyan bir tasarımcıydı. İki katman birbirini dışlamıyor: Sinan'ın yaratıcılığı, onu destekleyen bir kurumun, cömert hamilerin ve sürekli inşaat yapan bir imparatorluğun içinde mümkün oldu.
Selimiye kubbesi hakkındaki iddia da bu iki katmanı birleştiriyor. Bir ölçüm olarak yanlış, ama Sinan'ın ve çevresinin kendi başarısını nasıl gördüğünü ve Ayasofya'ya karşı nasıl bir hesaplaşma içinde olduğunu doğru biçimde gösteriyor. Tarihçi için bu cümle yanlış bir bilgi değil, doğru bir tanıklık: bir çağın hırsının tanıklığı.
Sinan hakkında dolaşan anlatıları belgelerle yan yana koymak, bu ayrımı somut hâle getiriyor:
| Efsanede | Belgelerde |
|---|---|
| Selimiye'nin kubbesi Ayasofya'nınkini hem yükseklikte hem genişlikte geçti. | İki kubbenin çapı hemen hemen eşit; Selimiye kubbesi yaklaşık 13 metre daha alçak. İddia Sinan'ın yazdırdığı metinden geliyor. |
| Sinan 400'ü aşkın yapıyı tek başına tasarladı. | Listeler 350 ile 452 arasında değişen sayılar veriyor ve bir ofisin toplam işini kapsıyor. |
| Sinan'ın kökeni kesin olarak biliniyor. | Ağırnas doğumlu bir devşirme; 1573–74 tarihli hüküm akrabalarının Hristiyan olduğunu gösteriyor. Etnik kimliği hakkında kesin belge yok. |
| Doğum tarihi ve yaşı biliniyor. | Doğum yılı bilinmiyor; 1490 dolayları önerilir. 1588'de, yaklaşık yüz yaşında öldü. |
Bugünle bağ — bir sembolün arkasındaki insan
Sinan bugün Türkiye'nin en tanınan tarihî isimlerinden biri. Adı bir üniversiteye, sayısız okula ve caddeye verildi. Selimiye Camii ve Külliyesi 2011'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Böyle bir sembol, hakkındaki anlatıların hızla efsaneye dönüşmesine de zemin hazırlıyor: yapılarının depreme dayanıklılığı, gizli akustik düzenekler, is odaları ve yüzlerce yapıyı tek başına çizmiş bir dâhi imgesi.
Bu anlatıların bir kısmı doğru, bir kısmı abartılı, bir kısmı ise hiçbir belgeye dayanmıyor. Sinan'ı gerçekten anlamak, onu bir efsaneden bir tarih kişisine dönüştürmeyi gerektiriyor: ne zaman, kimin için, hangi kaynaklarla ve hangi ekiple çalıştığını sormak. Bu soruları sormak Sinan'ı küçültmez; tersine, ortaya çıkan insan efsanedeki figürden daha ilginç.
Birincil kaynak
Sinan'ın kendi hayatını anlattığı metinler, onun sesine en yakın kaynak. Şair Sâî Mustafa Çelebi bunları 1586–1587'de, Sinan'ın anlattıklarına dayanarak yazdı. Aşağıdaki cümle, Selimiye'nin anlatıldığı bölümden:
Çalışıp çabalayarak, ihsan sahibi Allah'ın yardımıyla, Sultan Selim Han'ın zamanında kudret gösterip bu yüce kubbeyi Ayasofya kubbesinden altı zirâ daha yüksek ve çevresini dört zirâ daha geniş yaptım.
Kaynak: Sâî Mustafa Çelebi, Tezkiretü'l-bünyân; günümüz Türkçesiyle Yapılar Kitabı: Tezkiretü'l-Bünyan ve Tezkiretü'l-Ebniye (İstanbul, 2003), s. 81; Köksal 2012'deki alıntıdan. Zirâ (arşın) yaklaşık 75 santimetrelik bir uzunluk ölçüsüdür.
Cümle bir ölçüm gibi kuruluyor ama ölçülerle çelişiyor. Kubbelerin gerçek boyutları bugün hassas biçimde biliniyor. Metnin bu bölümü, Ayasofya ile yarışın Osmanlı mimarları için bir kuşaktan ötekine aktarılan bir hedef olduğunu da gösteriyor; cümle o hedefe ulaşıldığını ilan ediyor.
- Sinan ya da Sâî neden başarıyı Ayasofya ile karşılaştırarak anlatmayı seçmiş olabilir?
- «Allah'ın yardımıyla» ve «kudret gösterip» ifadeleri cümleye nasıl bir ton veriyor? Bu ton bir teknik rapordan nasıl ayrılıyor?
- Bu cümle yanlışsa, tarihçi onu hangi soru için hâlâ değerli bir kaynak olarak kullanabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Aptullah Kuran (1986) — Mimar Sinan'da Sinan'ın camilerini plan tiplerine göre sınıflandırıp bir gelişim çizgisi kurdu. Onun yaklaşımında Sinan, merkezi kubbe sorununu farklı çözümlerle sistematik biçimde deneyen yaratıcı bir bireydir. Kuran'ın tipolojisi, Sinan'ın yapılarını tarihlendirmek ve karşılaştırmak için hâlâ temel başvuru aracı.
- Doğan Kuban (2007) — Osmanlı Mimarisi'nde Sinan'ı Osmanlı klasik mimarisinin sentezini kuran usta olarak ele aldı. Mekânın bütünlüğüne, taşıyıcı sistemin açıklığına ve kentsel yerleşime odaklanarak yapıları bir mimari düşüncenin ürünü olarak okudu.
- Gülru Necipoğlu (2005) — The Age of Sinan'da odağı mimardan mimari kültüre kaydırdı. Hamilerin rütbesine göre yapı büyüklüğünü ve süslemesini belirleyen bir uygunluk anlayışını, hassa mimarlar ocağının örgütlenmesini ve patronların rolünü gösterdi; Sinan'ı bu kültürün içinde çalışan bir yaratıcı olarak konumlandırdı.
- Aykut Köksal (2012) — Sinan metinlerindeki Ayasofya karşılaştırmalarının literal ölçüm olarak okunmaması gerektiğini, Osmanlı söz geleneği içinde bir değer iddiası olarak anlaşılması gerektiğini savundu.
Bu yorumlar Sinan'ın büyüklüğü konusunda ayrılmıyor; ayrıldıkları yer, o büyüklüğün kaynağını bireyde mi, kurumda mı, yoksa ikisinin etkileşiminde mi aradıkları. Necipoğlu'ndan sonraki araştırmaların çoğu üçüncü yolu izliyor. Bu değişim yalnız Sinan'a özgü değil: sanat tarihinde de tek tek dâhiler yerine atölyeleri, hamileri ve kurumları merkeze alan bir yaklaşım güçlendi. Sinan örneğinde bu yaklaşım, arşivde korunmuş inşaat defterleri sayesinde özellikle verimli oldu.
Derine İn
Sinan biyografisinin en temel yöntem sorunu, kaynakların büyük ölçüde tek bir kökenden gelmesi. Sâî Mustafa Çelebi'nin yazdığı metinler, Sinan'ın yaşlılığında, kendi hizmetini ve eserlerini kayda geçirmek isteyen bir devlet görevlisinin anlatılarına dayanıyor. Bu metinler hem vazgeçilmez hem de dikkatle okunması gereken kaynaklar. Eserlerin listesini, seferlerdeki görevleri ve saray ilişkilerini veriyorlar; ama bir anı metninin doğası gereği seçici, övgüye yatkın ve kendini haklı çıkarmaya yönelik.
Bu metinleri dengeleyen ikinci tür kaynak arşiv belgeleri. Divan hükümleri, vakfiyeler ve inşaat hesap defterleri, özellikle Süleymaniye'nin inşaatı için, işçi sayılarını, ücretleri, malzemeyi ve inşaatın aşamalarını gösteriyor. Bu defterler, Sinan'ın adının anılmadığı yüzlerce ustayı, taşçıyı ve işçiyi de görünür kılıyor. Onları okuyan bir tarihçi için Süleymaniye yalnızca bir mimarın değil, binlerce kişinin emeğinin ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu defterlerde Müslüman ve Hristiyan ustaların, ücretli işçilerle birlikte kürek mahkûmlarının ve askerlerin yan yana çalıştığı görülüyor; yani imparatorluğun en görkemli yapısı, onun toplumsal çeşitliliğinin de bir aynasıydı. Defterlerin ayrıntısı, anı metninin anlatmadığı gündelik inşaat hayatını yeniden kurmaya imkân veriyor.
Üçüncü kaynak ise yapıların kendisi. Mimarlık tarihçileri kubbe çaplarını, ayakların yerleşimini, pencere düzenini ve malzemeyi ölçerek yapıların nasıl tasarlandığını ve hangi sırayla geliştiğini okuyor. Selimiye iddiasının yanlışlığını ortaya koyan da bu tür ölçümler. Yazılı kaynak ile yapının kendisi çeliştiğinde, taş genellikle daha güvenilir tanıktır; ama yazılı kaynak da yapının ne anlama geldiği konusunda taşın söyleyemeyeceği şeyleri söyler.
Sinan'ın kökeni tartışması da bu kaynak hiyerarşisi içinde değerlendirilmeli. 1573–74 tarihli hüküm, akrabalarının Hristiyan olduğunu ve Kayseri çevresinde yaşadığını gösteren sağlam bir belge. Bu belgeden yola çıkarak Sinan'ın etnik kimliği hakkında farklı sonuçlara varan yorumlar var: bazı araştırmacılar Türkçe konuşan Hristiyanlara, yani Karamanlılara işaret ederken, başkaları Ermeni ya da Rum kökenli olabileceğini düşündü. Belgenin kendisi bu soruya kesin bir cevap vermiyor. 20. yüzyılda bu tartışmanın ulusal kimlik tartışmalarına bağlanması, kanıtın izin verdiğinden daha kesin cevaplar arayışını da beraberinde getirdi.
Son olarak, Sinan'ın «çıraklık, kalfalık, ustalık» diye anılan üç büyük eseri meselesi, bir anlatının nasıl kalıplaştığının örneği. Bu üçleme Türkiye'de okul kitaplarının değişmez bir parçası; ama onun Sinan'ın metinlerine ne kadar dayandığı ve sonraki yorumların ne kadar eklediği ayrıca incelenmeye değer. Bu soru TM-206.06'da ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Bu yöntem dersleri yalnız Sinan'a özgü değil. Hayatlar serisindeki her biyografi aynı gerilimle karşılaşıyor: ünlü bir kişi hakkında elimizdeki kaynakların bir kısmı onun kendi anlatısı, bir kısmı hayranlarının ya da hasımlarının anlatısı, bir kısmı ise onun adını hiç amaç edinmeden tutulmuş kayıtlar. Tarihçi bu üç sesi birbirine karşı dinler. Sinan örneğinde kendi anlatısı güçlü, hasımlarının sesi zayıf, kurumsal kayıtlar ise zengin; bu dağılım onun hakkında neyi bilip neyi bilemeyeceğimizi belirliyor. Bir kişiyi efsanenin dışında görmek, bu dağılımı bilerek okumakla başlar.
Uzman Notu
Temel literatür
- Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire (Londra: Reaktion Books, 2005); Türkçesi Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimari Kültür (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları).
- Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı: Tezkiretü'l-Bünyan ve Tezkiretü'l-Ebniye (İstanbul, 2003).
- Aptullah Kuran, Mimar Sinan (İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1986); İngilizcesi Sinan: The Grand Old Master of Ottoman Architecture (1987).
- Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi (İstanbul: Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, 2007).
- Aykut Köksal, «Osmanlı Mimarlığının Ayasofya'yı İçselleştirmesi ve Tarihyazımının Bakışı», E. Eldem vd. (ed.), Bir Allame-i Cihan: Stefanos Yerasimos (1942–2005) (İstanbul: IFEA, 2012), s. 385–406.
- Selçuk Mülâyim, «Sinan», TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37.
- Ahmet Refik, Türk Mimarları: Hazine-i Evrak Vesikalarına Göre (İstanbul, 1936).
Arşiv ve kaynak
Sinan'ın akrabalarıyla ilgili hüküm mühimme defterlerindendir ve Ahmet Refik'in belge derlemesinde yayımlanmıştır. Tezkiretü'l-bünyân'ın ve öbür yapı listelerinin taslak nüshaları Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde (TSMA D. 1461) bulunur. Süleymaniye inşaat defterleri Ömer Lütfi Barkan tarafından yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Sinan'a atfedilen yapıların hangileri doğrudan onun tasarımıdır, hangileri hassa mimarlarının işidir? Bu ayrımı hangi ölçütlerle yapabiliriz?
- Sâî'nin şiir ve süsleme geleneği, Sinan'ın anlatısının içeriğini ne ölçüde biçimlendirdi?
- Sinan'ın eserlerinin 20. yüzyılda ulusal bir sembole dönüşmesi, onların korunma ve onarım biçimlerini nasıl etkiledi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sinan saraya hangi yolla girdi? A) Satın alınan köle olarak B) Devşirme sistemiyle C) Medrese eğitimiyle D) Tüccar ailesinin desteğiyle
- (Hedef 1) Sinan hassa mimarbaşılığı görevini yaklaşık ne kadar sürdürdü? A) On yıl B) Yirmi yıl C) Elli yıl D) Yetmiş yıl
- (Hedef 2) Sinan'ın hayatını anlatan Tezkiretü'l-bünyân'ı kim yazdı? A) Evliya Çelebi B) Sâî Mustafa Çelebi C) Kâtip Çelebi D) Ahmet Refik
- (Hedef 2) Selimiye kubbesinin Ayasofya'yı geçtiği iddiası için hangisi doğrudur? A) Ölçüler iddiayı doğrular. B) Çaplar neredeyse eşittir, Selimiye kubbesi daha alçaktır. C) Selimiye kubbesi hem daha yüksek hem daha geniştir. D) Ayasofya'nın kubbesi hiç ölçülmemiştir.
- (Hedef 3) Sinan'ın yapı listelerinin 350'yi aşan sayılar vermesi en iyi nasıl açıklanır? A) Sinan her yapıyı tek başına çizdi. B) Listeler, mimarbaşının yönettiği ofisin toplam işini kapsar. C) Listeler tamamen uydurmadır. D) Yapıların çoğu Sinan'dan sonra yapıldı.
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sinan hakkında sık duyduğun bir anlatıyı seç (örneğin depreme dayanıklılık, akustik ya da «tek başına dâhi» imgesi). Bu anlatının doğru olup olmadığını anlamak için hangi kaynak türlerine bakardın ve bu kaynaklar birbiriyle çelişirse hangisine neden daha çok güvenirdin?
Cevaplar
- B — Sinan I. Selim döneminde Kayseri'den devşirme olarak alındı.
- C — 1530'ların sonundan 1588'deki ölümüne kadar, yaklaşık elli yıl.
- B — Metinler 1586–1587'de Sinan'ın anlattıklarına dayanarak şair Sâî Mustafa Çelebi tarafından yazıldı.
- B — Kubbelerin çapı hemen hemen eşittir; Selimiye kubbesi yaklaşık 13 metre daha alçaktır.
- B — Listeler hassa mimarbaşının sorumluluğundaki bütün işleri, yardımcıların tasarımları ve onarımlar dahil, kapsar.
Beklenen cevap üç kaynak türünü ayırt eder: Sinan'ın yazdırdığı metinler, arşiv belgeleri ve yapıların kendisi. Çelişki durumunda ölçülebilir soruda yapının kendisine, niyet ve anlam sorusunda metne daha çok güvenileceğini gerekçelendirir. Anlatıyı kaynağa bakmadan doğru ya da yanlış ilan eden cevap eksiktir.
Sonraki bölüme köprü
Bu biyografi Sinan'ın hayatını ve onun hakkındaki kaynakları tanıttı. Sinan'ın yaşadığı çağ ve onun mimarisinin Osmanlı klasik döneminin yapısı içindeki yeri omurga kursunda, TT-111.11'de ele alınıyor; üç büyük eserinin mimari gelişimi ise TM-206.06'da ayrıntılı olarak inceleniyor.