İçeriğe geç

Bölüm SR-04.04 · Vitrin SerileriSeviyesiz

Sykes-Picot haritası

SR-04 Bir Harita, Bir Hikaye

2.511 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1915–1926
Bölge
Orta Doğu · Levant · Mezopotamya
Kişiler
Mark Sykes · François Georges-Picot · Edward Grey · Hüseyin bin Ali · Henry McMahon · Arthur Balfour · David Fromkin · James Barr · Sara Pursley
Yerler
Akka · Kerkük · Musul · Şam · Bağdat · Basra · Filistin · San Remo
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Sykes-Picot Anlaşması'nın ne zaman, kimler arasında ve hangi amaçla yapıldığını, haritasındaki bölgelerin anlamıyla birlikte açıklayabileceksin.
  • Anlaşmanın, İngiltere'nin aynı dönemde verdiği öbür vaatlerle nasıl çeliştiğini ve nasıl ifşa edildiğini anlatabileceksin.
  • Bugünkü Orta Doğu sınırlarının ne ölçüde Sykes-Picot çizgilerinden geldiğini kanıtlarla değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir harf ile bir harf arasındaki çizgi

Aralık 1915'te İngiliz milletvekili ve Orta Doğu uzmanı Mark Sykes, Londra'da Başbakanlık binasında hükümet üyelerinin karşısına çıktı. Birinci Dünya Savaşı sürüyordu ve Osmanlı İmparatorluğu yenilirse onun Arap topraklarının nasıl paylaşılacağı soruluyordu. Tarihçi James Barr'ın aktardığına göre Sykes, önündeki haritaya bakarak şöyle dedi: Akka'daki «e» harfinden Kerkük'teki son «k» harfine bir çizgi çekmek isterim.

Bu cümle, bir dünyanın haritasını değiştirecek pazarlığın başlangıcı oldu. Birkaç ay sonra İngiltere ile Fransa arasında imzalanan gizli anlaşma, Osmanlı'nın Arap vilayetlerini bir haritanın üzerinde renkli bölgelere ayırdı. Bugün «Sykes-Picot» adı, Orta Doğu'daki pek çok sorunun kökeni olarak anılıyor. Peki o haritada gerçekte ne vardı ve bugünkü sınırlar gerçekten o haritadan mı çıktı?

Bağlam — savaş, vaatler ve bir paylaşım planı

1914'ün sonunda Osmanlı Devleti, Almanya'nın yanında savaşa girdi. İngiltere, Fransa ve Rusya, savaşın sonunda Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılacağını daha savaş sürerken konuşmaya başladı. Mart 1915'te Rusya'ya İstanbul ve Boğazlar vaat edildi. Osmanlı'nın Arap vilayetleri, yani bugünkü Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, İsrail ve Filistin toprakları ise İngiltere ile Fransa arasında pazarlık konusuydu.

Osmanlı'nın Arap vilayetleri tek parça bir bölge değildi. Şam, Halep, Beyrut, Kudüs, Bağdat, Basra ve Musul, farklı yönetim birimleri, farklı dini ve etnik topluluklar ve farklı ekonomik bağlantılarla birbirinden ayrılıyordu. Bu vilayetlerin halkları yüzyıllardır Osmanlı düzeni içinde yaşıyordu; savaş, bu düzenin geleceğini aniden belirsizleştirdi.

Aynı dönemde İngiltere başka bir pazarlık da yürütüyordu. Kahire'deki İngiliz Yüksek Komiseri Henry McMahon, 1915–1916 yıllarında Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali ile yazıştı. Şerif, Osmanlı'ya karşı bir Arap ayaklanması başlatırsa İngiltere'nin, belirsiz sınırlarla tanımlanmış bir bölgede Arap bağımsızlığını destekleyeceği anlaşıldı. Haziran 1916'da Şerif Hüseyin ayaklanmayı başlattı; bu, tarihte Arap İsyanı olarak anılıyor.

İngiliz tarafında Mark Sykes, Fransız tarafında diplomat François Georges-Picot müzakereleri yürüttü. Uzlaştıkları metin, Mayıs 1916'da İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey ile Londra'daki Fransız büyükelçi arasındaki mektuplarla resmîleşti. Anlaşma gizliydi; ne Şerif Hüseyin'e ne de kamuoyuna açıklandı.

Gelişme — renkli bir harita

Anlaşmanın ekindeki harita beş ayrı bölge gösteriyordu. Mavi bölge, Suriye ve Lübnan kıyıları ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmını kapsayarak Fransa'nın doğrudan yönetimine bırakılıyordu. Kırmızı bölge, Basra'dan Bağdat'a Güney Mezopotamya'yı içine alarak İngiltere'nin doğrudan yönetimine bırakılıyordu. Aralarında kalan geniş iç bölgeler «A» ve «B» harfleriyle işaretlenmişti: A bölgesi Fransız, B bölgesi İngiliz nüfuz alanıydı ve burada bir Arap devletinin ya da konfederasyonunun kurulması öngörülüyordu.

Beşinci bölge, kahverengi renkle gösterilen Filistin'di. Kutsal yerlerin bulunduğu bu bölge için, müttefiklerin ve öbür tarafların danışılarak belirleyeceği uluslararası bir yönetim öngörülüyordu. Haritanın çizgileri çoğu yerde düzdü; iki büyük güç, bilmedikleri iç bölgeleri geniş renk alanları olarak birbirinden ayırmıştı. Haritanın kendisi, bir büyük güç pazarlığının dilini taşıyordu: renkler, harfler ve çizgiler, oralarda yaşayan insanlara danışılmadan belirlenmişti.

Anlaşma, İngiltere'nin öbür vaatleriyle de çelişiyordu. Şerif Hüseyin'e verilen Arap bağımsızlığı sözü, Fransa'nın mavi bölgedeki doğrudan yönetimiyle bağdaşmıyordu. Kasım 1917'de ise İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin'de bir Yahudi ulusal yurdunun kurulmasını desteklediğini açıklayan bir bildiri yayımladı. Aynı topraklar için farklı taraflara farklı şeyler söylenmişti. Savaş koşullarında İngiliz hükümeti, müttefiklerini, Arap önderlerini ve Siyonist hareketi aynı anda kendi yanında tutmaya çalışıyordu. Bu çoklu taahhütlerin bedeli, savaştan sonra, hepsinin aynı anda yerine getirilemeyeceği anlaşıldığında ortaya çıktı.

Dönüş noktası — sızdırılan harita ve değişen sınırlar

Anlaşma gizli kalmadı. Rusya'da iktidarı ele geçiren Bolşevikler, Kasım 1917'de çarlık hükümetinin arşivlerindeki gizli antlaşmaları yayımlamaya başladı; Sykes-Picot da aralarındaydı. Bolşeviklerin amacı, «emperyalist savaşın» gerçek hedeflerini dünyaya göstermekti; ifşa, müttefiklerin savaşı yalnızca savunma amaçlı sürdürdüğü iddiasını zayıflattı. Metin, Arap dünyasında da büyük bir güvensizlik yarattı: Arap İsyanı'na katılanlar, İngiltere'nin kendilerine verdiği sözle paralel olarak bölgeyi Fransa ile paylaştığını öğrendi.

Ama asıl şaşırtıcı nokta, bugünkü sınırların Sykes-Picot haritasının çizgilerini izlememesi. Savaştan sonra paylaşım tamamen yeniden pazarlık edildi. İngiltere, anlaşmada Fransız nüfuz alanında kalan Musul bölgesini Fransa'dan talep etti ve aldı. 1920'deki San Remo Konferansı'nda Milletler Cemiyeti adına bir manda sistemi kuruldu: Suriye ve Lübnan Fransa'ya, Irak ve Filistin İngiltere'ye bırakıldı. Ürdün sonradan ayrı bir birim olarak ortaya çıktı. Güneydoğu Anadolu ise Türk Kurtuluş Savaşı'yla Türkiye'nin sınırları içinde kaldı. Fransa, 1921'de Ankara hükümetiyle imzaladığı antlaşmayla Kilikya'dan çekildi. Böylece haritadaki mavi bölgenin Anadolu'daki kısmı, sahada verilen bir mücadeleyle geçersiz hâle geldi.

Yaygın yanlış«Bugünkü Orta Doğu sınırlarını Sykes ve Picot bir cetvelle çizdi» diye yaygın biçimde anlatılır.
Doğrusu

Anlaşma nüfuz alanlarını belirleyen bir plandı; bugünkü devlet sınırlarının çoğu, savaştan sonraki manda düzenlemeleriyle, 1920'lerdeki sınır anlaşmalarıyla ve yerel mücadelelerle belirlendi. Musul'un İngiltere'ye geçmesi ve Anadolu'nun Türkiye'de kalması, haritadan önemli sapmalardır.

Yaygın yanlış«Sykes-Picot yalnızca İngiltere ve Fransa'nın işiydi» sanılır.
Doğrusu

Rusya anlaşmaya onay verdi ve karşılığında Doğu Anadolu'da toprak vaadi aldı; sonradan İtalya da kendi payını talep etti. Paylaşım, büyük güçlerin geniş bir pazarlık ağının parçasıydı.

Cevap — bir plan, bir sembol

Öyleyse Sykes-Picot haritası gerçekte neydi? Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında, iki büyük gücün Osmanlı'nın Arap vilayetlerini kendi aralarında nasıl paylaşacaklarını gösteren gizli bir plandı. Bölgedeki halklara danışılmadan hazırlandı ve İngiltere'nin öbür vaatleriyle çelişiyordu. Ama bu plan, bugünkü sınırların doğrudan kaynağı değildi; savaştan sonraki manda düzeni ve 1920'lerin sınır anlaşmaları, haritayı büyük ölçüde değiştirdi.

Sykes-Picot'nun asıl gücü, bir sembol olarak yaşamasında. Anlaşmanın adı, bölgede 20. yüzyıl boyunca dış müdahaleyi eleştiren hemen her siyasi hareketin söyleminde yer aldı; farklı ideolojiler, aynı belgeyi kendi davalarının kanıtı olarak kullandı. Bir haritanın üzerinde, yerel halkların iradesi dışında çizilen çizgiler imgesi, bölgenin 20. yüzyıldaki deneyiminin çok gerçek bir yanını özetliyor: dış güçlerin kararlarının bölgenin kaderini belirlemesi. Tarihçinin işi, bu sembolün doğru yanını ile abartılı yanını birbirinden ayırmak. Doğru yan, büyük güçlerin bölgeyi kendi çıkarlarına göre paylaşmaya çalışması ve bu çabanın bölgede derin bir güvensizlik bırakması. Abartılı yan ise bütün sınırların ve bütün sorunların tek bir belgeden çıktığı fikri. İkisini ayırmak, hem geçmişi hem de bugünü daha doğru okumayı sağlıyor.

Bugünle bağ — Musul ve Misak-ı Milli

Türkiye açısından Sykes-Picot'nun hikâyesi yalnızca Arap vilayetleriyle ilgili değil. Anlaşmanın mavi bölgesi Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmını, Rusya'ya vaat edilen bölge ise Doğu Anadolu'yu kapsıyordu. Türk Kurtuluş Savaşı, bu paylaşım planlarının Anadolu'daki kısmını geçersiz kıldı. 1920'de kabul edilen Misak-ı Milli, Mondros Mütarekesi imzalandığında Türk askerinin elinde bulunan toprakları vatanın ayrılmaz parçası saydı; Musul da bu toprakların arasında sayılıyordu.

Musul meselesi Lozan'da çözülemedi ve Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Cemiyet 1925'te bölgeyi İngiliz mandası altındaki Irak'a bıraktı; Türkiye bu kararı 1926'da İngiltere ve Irak ile imzaladığı Ankara Antlaşması'yla kabul etti. Yani bugünkü Türkiye–Irak sınırı, Sykes-Picot haritasından değil, savaş sonrasının diplomatik mücadelesinden çıktı. Bir haritanın ardındaki gerçek hikâye, çoğu zaman o haritanın kendisinden daha karmaşık. Sykes-Picot'yu anmak kolay; onun yerini alan onlarca antlaşmayı, konferansı ve yerel mücadeleyi hatırlamak ise daha zor, ama tarihin kendisi tam olarak o ayrıntılarda duruyor.

Birincil kaynak

Sykes-Picot Anlaşması, Mayıs 1916'da İngiliz Dışişleri Bakanı ile Fransız büyükelçi arasında değiş tokuş edilen mektuplarla resmîleşti. Metnin ilk iki maddesi:

1. Fransa ve Büyük Britanya, ekteki haritada (A) ve (B) ile gösterilen bölgelerde, bir Arap önderinin egemenliği altında bağımsız bir Arap devletini ya da Arap devletleri konfederasyonunu tanımaya ve korumaya hazırdır. […] 2. Mavi bölgede Fransa'nın, kırmızı bölgede Büyük Britanya'nın, arzu ettikleri ve Arap devleti ya da Arap devletleri konfederasyonuyla düzenlemeyi uygun gördükleri doğrudan ya da dolaylı yönetimi veya denetimi kurmalarına izin verilecektir.

Kaynak: Sykes-Picot Anlaşması (Mayıs 1916), Yale Law School, The Avalon Project'teki İngilizce metin. Türkçe çeviri bizim.

Metin «bağımsızlık» kelimesini kullanıyor, ama aynı cümlede o bağımsızlığı kimin «koruyacağını» belirliyor. Bu gerilim, anlaşmanın bütününe yayılıyor.

  1. Birinci madde Arap devletinden söz ediyor; bu devletin sınırlarını ve yöneticisini kim belirliyor?
  2. «Doğrudan ya da dolaylı yönetim veya denetim» ifadesi, pratikte ne anlama gelebilirdi?
  3. Metnin Şerif Hüseyin'e verilen sözlerle çelişip çelişmediğini anlamak için hangi belgeleri karşılaştırmak gerekir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • David Fromkin (1989) — A Peace to End All Peace'te Birinci Dünya Savaşı sonrasında Orta Doğu'nun yeniden düzenlenişini, İngiliz politikacıların bölgeyi yeterince tanımadan verdiği kararlarla açıkladı. Kitap, Sykes-Picot'yu bölgenin sorunlarının kökeninde gösteren yaygın anlatıyı güçlendirdi ve özellikle İngilizce konuşulan dünyada geniş bir okur kitlesine ulaştı.
  • James Barr (2011) — A Line in the Sand'de İngiltere ile Fransa arasındaki rekabeti merkeze aldı. Ona göre Sykes-Picot, iki müttefik arasındaki güvensizliğin ürünüydü ve bu rekabet, sonraki otuz yıl boyunca bölgedeki politikaları şekillendirdi. Barr, anlaşmayı bölgenin halkları kadar İngiliz–Fransız ilişkilerinin de bir belgesi olarak okumayı öneriyor.
  • Sara Pursley (2015) — «Boş bir harita üzerine çizilen çizgiler» başlıklı eleştirisinde, Irak'ın sınırlarının Sykes-Picot'dan değil, savaş sonrası süreçlerden ve yerel aktörlerin mücadelesinden çıktığını vurguladı; «yapay devlet» anlatısının Arap toplumlarını edilgen gösterdiğini savundu.
  • Ömer Kürkçüoğlu (1978) — Türk-İngiliz İlişkileri 1919–1926'da Musul meselesini ve Lozan sonrası pazarlıkları Türk arşivlerine ve diplomatik belgelere dayanarak inceledi. Bu tür çalışmalar, Sykes-Picot'yu Anadolu'yu da kapsayan paylaşım planlarının bir parçası olarak ele alır ve Kurtuluş Savaşı'nın bu planları nasıl boşa çıkardığını vurgular.

Tartışmanın merkezinde, bir gizli antlaşmanın bugünkü sorunları ne ölçüde açıkladığı sorusu duruyor. Fromkin'in yaklaşımı sembolün gücünü öne çıkarırken, Pursley yerel dinamiklerin ve savaş sonrası pazarlıkların payını hatırlatıyor; Kürkçüoğlu gibi Türk araştırmacılar ise aynı hikâyenin Anadolu'daki yüzüne ışık tutuyor.

Derine İn

Sykes-Picot'nun hafızadaki yeri, bir belgenin tarihî etkisi ile sembolik etkisi arasındaki farkı gösteriyor. Tarihî olarak anlaşma, savaş sonrasında büyük ölçüde değiştirilmiş bir plandı. Sembolik olarak ise bölgenin dış güçler tarafından paylaşılması deneyiminin adı oldu. Bu iki boyut sık sık birbirine karıştırılıyor: bugünkü bir sınır sorununu «Sykes-Picot'nun mirası» diye anmak, o sınırın gerçekte nasıl çizildiğini gözden kaçırabilir.

Anlaşmanın yüzüncü yılı olan 2016'da, bölgede ve Batı'da çok sayıda anma yazısı ve tartışma yayımlandı; bu yazıların önemli bir kısmı, belgenin kendisinden çok onun sembolik anlamını tartıştı. Bu durum, bir belgenin kendi dönemindeki etkisi ile yüz yıl sonraki hafızadaki yerinin ne kadar ayrışabileceğini gösteriyor.

İkinci bir mesele, vaatlerin çelişkisi. McMahon'un Şerif Hüseyin'e yazdığı mektuplar, Sykes-Picot Anlaşması ve Balfour Bildirgesi, aynı dönemde aynı topraklar hakkında farklı taraflara verilmiş taahhütler olarak sık sık birlikte anılıyor. Tarihçiler bu belgelerin ne ölçüde birbiriyle çeliştiğini tartışıyor: McMahon'un mektuplarındaki sınır tanımları muğlak, Sykes-Picot'daki bazı hükümler ise bir Arap devletine yer bırakıyor. Belgelerin muğlaklığı, sonraki onyıllarda tarafların kendi okumalarını meşrulaştırmak için kullandığı bir boşluk yarattı. 1939'da İngiliz hükümetinin McMahon yazışmalarını yayımlaması bile tartışmayı bitirmedi; aynı metin, farklı okurlar tarafından birbirine zıt biçimlerde yorumlanmaya devam etti. Muğlak bir diplomatik dilin, onu yazanların amacından bağımsız olarak uzun bir siyasi hayatı olabiliyor.

Üçüncü nokta, haritanın kendisi. Anlaşmanın ekindeki harita, dönemin Avrupa diplomasisinin çalışma biçimini gösteren bir belge: iç bölgeler hakkında sınırlı bilgiyle, renkli kalemlerle, çoğu zaman düz çizgilerle bölünmüş bir coğrafya. Bu harita, diplomatların bölgeyi nasıl gördüğünü gösteriyor; bölgenin kendisini ise çok az. Bir haritayı tarihî bir kaynak olarak okurken, onun neyi gösterdiğini değil, kimin gözünden gösterdiğini sormak gerekir. Aynı bölgeyi bir Osmanlı vilayet haritası, bir aşiret önderinin otlak sınırları ya da bir tüccarın kervan yolları bambaşka biçimde gösterirdi; Sykes-Picot haritası bu olası haritalardan yalnızca biri, üstelik en az yerel olanı.

Dördüncü nokta, yerel aktörlerin payı. Savaş sonrasında bölgedeki sınırlar yalnızca Londra ve Paris'te değil, yerel önderlerin, aşiretlerin, milliyetçi hareketlerin ve askerî mücadelelerin etkisiyle belirlendi. Faysal'ın Şam'da kurduğu kısa ömürlü Arap krallığı, Irak'taki 1920 isyanı ve Türk Kurtuluş Savaşı, büyük güçlerin planlarını değiştiren gelişmelerdi. Bugün bölge tarihçilerinin çoğu, Sykes-Picot'yu tek başına bir açıklama olarak değil, çok aktörlü bir sürecin başlangıç noktalarından biri olarak ele alıyor.

Son olarak, kaynakların dili üzerine bir not. Sykes-Picot'yu anlatan belgelerin çoğu İngiliz ve Fransız diplomatik arşivlerinden geliyor; bölgenin Arapça, Türkçe ve Kürtçe kaynakları ise daha az kullanıldı. Son yıllarda Osmanlı arşivlerinin ve bölgesel basının incelenmesiyle, paylaşım planlarının yerel toplumlarda nasıl algılandığını ve nasıl karşılandığını gösteren çalışmalar arttı. Bir haritanın hikâyesini yalnızca onu çizenlerin belgelerinden yazmak, hikâyenin yarısını anlatmak demek; öbür yarısı, o çizgilerin arasında yaşayanların tanıklıklarında duruyor.

Uzman Notu

Temel literatür

  • James Barr, A Line in the Sand: Britain, France and the Struggle that Shaped the Middle East (Londra: Simon and Schuster, 2011).
  • David Fromkin, A Peace to End All Peace: The Fall of the Ottoman Empire and the Creation of the Modern Middle East (New York: Henry Holt, 1989).
  • Sara Pursley, «"Lines Drawn on an Empty Map": Iraq's Borders and the Legend of the Artificial State», Jadaliyya (Haziran 2015).
  • Elizabeth Monroe, Britain's Moment in the Middle East, 1914–1956 (Londra: Chatto and Windus, 1963).
  • Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri 1919–1926 (Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1978).
  • Eugene Rogan, The Fall of the Ottomans: The Great War in the Middle East, 1914–1920 (Londra: Allen Lane, 2015).

Arşiv ve kaynak

Anlaşmanın metni ve ekindeki haritalar İngiliz Ulusal Arşivi'nde (The National Archives, Kew) ve Fransız Dışişleri Arşivi'nde saklanır; metnin İngilizcesi Yale Avalon Project'te açık erişimlidir. McMahon–Hüseyin yazışmaları 1939'da İngiliz hükümetince yayımlanmıştır. Musul meselesiyle ilgili belgeler Milletler Cemiyeti arşivinde (Cenevre) bulunur.

Açık sorular

  • McMahon'un Şerif Hüseyin'e yazdığı mektuplardaki sınır ifadeleri, Sykes-Picot haritasıyla hangi noktalarda gerçekten çelişiyor?
  • Musul'un İngiltere'ye geçmesinde petrol beklentilerinin payı, belgelerle ne ölçüde gösterilebiliyor?
  • Sykes-Picot'nun bölgedeki hafızası, 20. yüzyıl boyunca hangi siyasi hareketler tarafından nasıl kullanıldı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Sykes-Picot Anlaşması hangi yıl resmîleşti? A) 1914 B) 1916 C) 1920 D) 1923
  2. (Hedef 1) Anlaşma haritasında kırmızı bölge hangi devletin doğrudan yönetimine bırakılıyordu? A) Fransa B) Rusya C) Büyük Britanya D) İtalya
  3. (Hedef 2) Sykes-Picot Anlaşması kamuoyuna nasıl duyuruldu? A) İngiltere tarafından açıklandı. B) Bolşevikler 1917'de gizli antlaşmaları yayımladı. C) Şerif Hüseyin açıkladı. D) Milletler Cemiyeti yayımladı.
  4. (Hedef 2) Anlaşma aynı dönemde hangi vaatle çelişiyordu? A) Şerif Hüseyin'e verilen Arap bağımsızlığı sözü B) Japonya'ya verilen söz C) ABD'ye verilen söz D) İspanya'ya verilen söz
  5. (Hedef 3) Musul bölgesinin bugünkü statüsü nasıl belirlendi? A) Doğrudan Sykes-Picot haritasıyla B) Savaş sonrası pazarlıklar, Milletler Cemiyeti kararı ve 1926 Ankara Antlaşması'yla C) Bolşevik kararıyla D) Balfour Bildirgesi'yle

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Bugünkü Orta Doğu'nun bütün sınırları Sykes-Picot'dan geliyor» cümlesini bu bölümdeki kanıtlarla değerlendir. Cümlenin hangi kısmı tarihî olarak doğru, hangi kısmı bir sembolün abartısı?

Cevaplar

  1. B — Anlaşma Mayıs 1916'da İngiltere ile Fransa arasındaki mektuplarla resmîleşti.
  2. C — Kırmızı bölge Basra'dan Bağdat'a Güney Mezopotamya'yı kapsıyor ve İngiltere'nin doğrudan yönetimine bırakılıyordu.
  3. B — Rusya'da iktidarı alan Bolşevikler, Kasım 1917'de çarlık arşivlerindeki gizli antlaşmaları yayımladı.
  4. A — Şerif Hüseyin'e verilen Arap bağımsızlığı sözü, Fransa'nın doğrudan yönetimini öngören hükümlerle bağdaşmıyordu.
  5. B — Musul, Milletler Cemiyeti'nin 1925 kararı ve Türkiye'nin 1926'da imzaladığı Ankara Antlaşması'yla Irak'a bırakıldı.

Yüksek puanlı bir cevap iki şeyi birlikte yapar: bölgenin büyük güçler tarafından yerel halklara danışılmadan paylaşıldığını ve Sykes-Picot'nun bu sürecin başlangıç noktalarından biri olduğunu kabul eder; ama Musul, Anadolu ve manda sınırları örnekleriyle bugünkü sınırların çoğunun savaş sonrası düzenlemelerden çıktığını gösterir. Sembolü ya tamamen doğru ya tamamen yanlış sayan bir hüküm eksik kalır.

Sonraki bölüme köprü

Harita, Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında bir planın nasıl çizildiğini gösterdi. Bu planın içinde doğduğu Arap İsyanı'nı ve gizli pazarlıkları izlemek isteyen okur TT-115.11'e, savaş sonrası manda düzeninin bölgeyi nasıl yeniden biçimlendirdiğini görmek isteyen okur ise BT-201'e geçebilir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–0:50 Kanca: 1915 tarihli bir Orta Doğu haritası üzerinde Akka ve Kerkük adları sarı fosforla işaretlenir; aralarında bir kalem çizgisi belirir. Sykes ve Picot için kart: adları, görevleri ve yaşadıkları yıllar.
  • 0:50–2:50 Bağlam: savaş yıllarının haritası; İstanbul ve Boğazlar Rusya rengine, Arap vilayetleri gri bölgeye boyanır. Mekke'den Kahire'ye mektup okları (McMahon–Hüseyin).
  • 2:50–5:20 Gelişme: anlaşma haritasının renkli bölgeleri tek tek açılır: mavi, kırmızı, A, B ve kahverengi. İngiliz Ulusal Arşivi'ndeki özgün haritanın reprodüksiyonu (izinli kullanım).
  • 5:20–7:40 Dönüş noktası: 1917 Bolşevik gazetesinin başlık sayfası; ardından Sykes-Picot haritası ile 1920 manda haritası ve bugünkü sınırlar üst üste bindirilir; farklar kırmızı çizgiyle vurgulanır.
  • 7:40–9:40 Kapanış: Misak-ı Milli haritası ve Musul; 1925 Milletler Cemiyeti kararı ve 1926 Ankara Antlaşması tarih kartları.

Filistin bölümü anlatılırken tarafların tezleri adıyla verilir, yargılayıcı sıfat kullanılmaz; anlatı 1926'da durur.