Öğrenme hedefleri
- Afrika'daki düz sınır çizgilerinin çoğunun neden enlem ve boylamlara göre, haritada ve Avrupa başkentlerinde çizildiğini açıklayabileceksin.
- Berlin Konferansı'nın rolünü doğru biçimde anlatıp sınırların asıl olarak sonraki ikili anlaşmalarla çizildiğini ayırt edebileceksin.
- Bağımsızlıktan sonra bu sınırların neden korunduğunu ve bölünmüş toplulukların bugün yaşadığı etkileri kanıtlara dayanarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir haritadaki cetvel izleri
Bir Afrika haritası aç ve Mısır ile Sudan arasındaki sınıra bak. Kıyıdan çöle kadar kesintisiz, dümdüz bir çizgi. Libya'nın güneyine, Cezayir'in, Mali'nin ve Nijer'in arasındaki çöl sınırlarına bak: yine cetvelle çizilmiş gibi keskin köşeler. Avrupa'nın sınırları ırmaklarla, dağ sıralarıyla ve yüzyıllık savaşların izleriyle kıvrılırken, Afrika'nın haritasının büyük bir kısmı geometri defterine benziyor.
Bu çizgilerin arkasında bir soru var: bir kıtanın sınırları neden bu kadar düz? Ve bu yalnızca haritacıların merakını mı ilgilendiren bir tuhaflık, yoksa bugün o sınırların iki yanında yaşayan yüz milyonlarca insanın hayatına dokunan bir mesele mi?
Bağlam — kıyıdan içeriye bir yarış
19. yüzyılın ortasına kadar Avrupalıların Afrika'daki varlığı büyük ölçüde kıyılarla sınırlıydı: ticaret istasyonları, limanlar, birkaç koloni. Kıtanın iç kesimleri Avrupa haritalarında ya boştu ya da kulaktan dolma bilgilerle doldurulmuştu. 1870'lerden itibaren bu durum hızla değişti. Kaşifler iç bölgelere ulaştı, sanayileşen Avrupa hammadde ve pazar arıyordu, devletler arasındaki rekabet de denizaşırı topraklara taşındı.
1884 Kasım'ından 1885 Şubat'ına kadar Almanya Başbakanı Otto von Bismarck'ın ev sahipliğinde Berlin'de toplanan konferans, bu yarışın kurallarını koymaya çalıştı. Konferansın sonunda imzalanan Berlin Genel Senedi, Afrika kıyısında toprak edinen bir devletin bunu öbür devletlere bildirmesini ve iddia ettiği yerde düzeni sağlayacak bir otorite kurmasını şart koştu. Bu ilke tarihe etkin işgal adıyla geçti.
Yaygın yanlış«Afrika'nın sınırları Berlin Konferansı'nda bir masa başında çizildi» diye anlatılır.
Konferans yalnızca Kongo havzasının sınırlarını ele aldı; kıtanın geri kalanının paylaşılmasına dair kuralları koydu. Sınırların büyük kısmı, sonraki otuz yılda Avrupalı devletler arasında imzalanan onlarca ikili anlaşmayla çizildi.
Gelişme — bilinmeyen bir kıtaya çizgi çekmek
Berlin'den sonra Avrupalı devletler Afrika'yı birbirleriyle yaptıkları ikili anlaşmalarla bölüştü: İngiltere ile Almanya, Fransa ile İngiltere, Portekiz ile ikisi, Belçika Kralı ile hepsi. Bu anlaşmaların çoğu Londra, Paris, Berlin ya da Lizbon'da, kıtanın iç kesimlerini hiç görmemiş diplomatlar tarafından müzakere edildi. Elde doğru dürüst bir harita yoktu; ırmakların nereden aktığı, dağların nerede yükseldiği, hangi toplulukların nerede yaşadığı çoğu zaman bilinmiyordu.
Böyle bir durumda iki taraf neyin üzerinde anlaşabilirdi? Bilinen tek şey koordinatlardı. Bir enlem ya da boylam, haritada kimsenin itiraz edemeyeceği kesinlikte bir çizgiydi; yerde ne olduğu bilinmese de kâğıtta tanımlanabiliyordu. Bu yüzden anlaşmalar sık sık «şu paralel boyunca», «şu noktadan şu noktaya düz bir çizgi» gibi ifadeler kullandı. Çöl ve seyrek nüfuslu bölgelerde, Avrupalılar için ekonomik değeri düşük görülen yerlerde, bu yöntem daha da yaygındı.
İngiltere Başbakanı Lord Salisbury, 1890 yazında İngiltere'nin Almanya ve Fransa ile imzaladığı anlaşmalardan sonra Londra'daki bir konuşmasında durumu şaşırtıcı bir açıklıkla özetledi. Beyaz adamın ayağının basmadığı yerlerde haritalar üzerine çizgiler çektiklerini, birbirlerine dağlar, ırmaklar ve göller verdiklerini, tek engelin de o dağların, ırmakların ve göllerin tam olarak nerede olduğunu bilmemeleri olduğunu söyledi.
Kâğıttaki çizgi ile yerdeki sınır arasında uzun bir mesafe vardı. Anlaşmalar imzalandıktan yıllar sonra, iki sömürge yönetiminin subaylarından ve haritacılarından oluşan sınır komisyonları sahaya çıkıp çizgiyi yerde işaretlemeye çalıştı. Bu komisyonlar kimi zaman bir köyü bölmemek için çizgiyi birkaç kilometre kaydırdı, kimi zaman da bir ırmağın haritadaki yerinin yanlış olduğunu fark etti. Ama çöl ve seyrek nüfuslu bölgelerde çoğu zaman kâğıttaki düz çizgi olduğu gibi kaldı; orada yaşayan göçebe topluluklar için sınır, uzun süre yalnızca bir soyutlamaydı.
Bazı çizgiler somut bir çıkarı da taşıyordu. Namibya'nın kuzeydoğusundan doğuya doğru uzanan ince toprak şeridi, 1890'daki İngiliz–Alman anlaşmasıyla Almanya'nın Zambezi Irmağı'na ulaşabilmesi için çizildi. Mısır ile Sudan arasındaki sınır ise 1899'da İngiliz–Mısır ortak yönetimini kuran anlaşmayla 22. paralel olarak belirlendi. İki çizgi de Avrupa'daki bir müzakerenin mantığını, yerdeki hayatın mantığından daha çok yansıtıyor.
Dönüş noktası — sınırlar sömürgecilikten uzun yaşadı
Buraya kadar hikâye bir sömürgecilik hikâyesi. Asıl şaşırtıcı dönüş, 1950'ler ve 60'larda Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını kazandığında geldi. Yeni devletler bu düz çizgileri silip yeniden çizmedi; tam tersine, onları korumaya karar verdi.
1963'te kurulan Afrika Birliği Örgütü, 1964'te Kahire'de toplanan devlet başkanları zirvesinde bir karar aldı. Kararda sınır sorunlarının kalıcı bir anlaşmazlık kaynağı olduğu kabul edildi ve bağımsızlık günündeki sınırların «somut bir gerçeklik» olduğu belirtildi. Üye devletler bağımsızlığa kavuştukları gündeki sınırlara saygı göstermeyi taahhüt etti. Somali gibi komşularından toprak talep eden bazı ülkeler bu ilkeye karşı çıktı, ama çoğunluk için mantık açıktı: sınırlar yeniden tartışmaya açılırsa, bir ülkenin sınırını değiştirme talebi yüzlerce yeni talebi doğurur ve kıta onlarca savaşa sürüklenebilirdi.
Bu karar bir tartışmanın sonucuydu. Gana'nın ilk lideri Kwame Nkrumah gibi bazı liderler, sömürgeciliğin çizdiği sınırların ancak bütün Afrika'yı kapsayan siyasi bir birlik içinde aşılabileceğini savunuyordu. Daha temkinli liderler ise yeni kurulan devletlerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü öne çıkardı. Afrika Birliği Örgütü 1963'te bu iki yaklaşım arasında bir uzlaşma olarak kuruldu ve Kahire kararı, egemenlik ve sınırların korunması yönündeki tercihin kalıcı ifadesi oldu.
Böylece Avrupalı diplomatların bilinmeyen bir kıtaya çektiği çizgiler, Afrikalı devletlerin kendi kararıyla kalıcı hâle geldi. Bu bir çelişki gibi görünebilir, ama bir seçimdi: sınırların keyfîliğini kabul etmek ile sınırsız bir çatışma riskini göze almak arasındaki bir seçim.
Cevap — bilgisizlik, pazarlık ve istikrar
Öyleyse Afrika sınırları neden cetvelle çizilmiş gibi? Cevap üç katmanlı. Birincisi, bu çizgilerin çoğu, iç bölgeleri tanımayan Avrupalı diplomatların haritalar üzerinde koordinatlarla anlaştığı ikili anlaşmaların ürünü. Bilinmeyen bir arazide en kolay anlaşılabilecek çizgi, düz bir çizgiydi. İkincisi, bu çizgiler yerel siyasi ve etnik coğrafyayı çoğu zaman hesaba katmadı; bu yüzden birçok topluluk birden fazla sömürgeye, sonra da birden fazla devlete bölündü. Üçüncüsü, bağımsızlıktan sonra Afrika devletleri bu sınırları, yeniden çizmenin doğuracağı çatışmalardan kaçınmak için bilerek korudu.
Bu cevabın bir sınırı var: Afrika'nın bütün sınırları keyfî değil. Birçok sınır ırmakları, gölleri ya da sömürge öncesi siyasi birimlerin sınırlarını izliyor; bazı düz çizgiler de sonradan sınır komisyonlarınca yerde işaretlenirken yerel koşullara göre düzeltildi. Keyfîlik, özellikle çöl ve iç bölgelerdeki düz çizgilerde yoğunlaşıyor.
Bugünle bağ — bölünen topluluklar
Bu sınırların bugün de sonuçları var. Ekonomistler Stelios Michalopoulos ve Elias Papaioannou, Afrika'nın sömürge öncesi etnik haritasını bugünkü sınırlarla üst üste koydu. Sınırlar tarihsel olarak yaşadıkları toprakların en az yüzde onunu birden fazla devlete bölen 229 topluluk buldular; örneklemin yaklaşık dörtte biri. Maasailer Kenya ile Tanzanya arasında bölünmüş durumda; Hausalar, Çevalar ve başka birçok topluluk da öyle.
Aynı çalışma, bölünmüş toplulukların yaşadığı bölgelerde siyasi şiddetin daha sık görüldüğünü ve bu toplulukların merkezi yönetim tarafından daha çok ayrımcılığa uğradığını gösteriyor. Bir haritaya bir yüzyıldan uzun süre önce çekilen çizgi, bugün bir köyün hangi okula, hangi hastaneye ve hangi devletin güvenlik güçlerine bağlı olduğunu belirliyor. Düz çizginin hikâyesi, bu yüzden yalnızca geçmişin değil, bugünün de hikâyesi. Sınırın iki yanındaki akrabalar, pazarlar ve otlaklar ise çoğu zaman o çizgiyi hiç tanımadan yaşamaya devam ediyor.
Birincil kaynak
Afrika Birliği Örgütü'nün 1964 Kahire zirvesinde aldığı karar, sömürgeden kalan sınırların neden korunduğunu anlamak için temel belgedir. Kısa metinden iki bölüm:
Sınır sorunlarının ciddi ve kalıcı bir ayrılık etkeni olduğunu göz önünde bulundurarak; […] Afrika devletlerinin bağımsızlık günündeki sınırlarının somut bir gerçeklik oluşturduğunu da göz önünde bulundurarak; […] bütün üye devletlerin, ulusal bağımsızlıklarına kavuştukları gündeki sınırlara saygı göstermeyi taahhüt ettiklerini ciddiyetle ilan eder.
Kaynak: Afrika Birliği Örgütü, Devlet ve Hükümet Başkanları Asamblesi, «Border Disputes Among African States», AHG/Res. 16(I), Kahire, 17–21 Temmuz 1964. Çeviri bizim; İngilizce resmî metinden.
Kararda sınırların nasıl çizildiğinden hiç söz edilmiyor; yalnızca neden korunmaları gerektiği anlatılıyor. Metnin dili, bir anlaşmazlığı çözmekten çok onu baştan önlemeye yönelik. Metin, örgütün kurulmasından yalnızca bir yıl sonra, birçok üyenin bağımsızlığının henüz birkaç yaşında olduğu bir dönemde yazıldı.
- Karar sınırların keyfî olup olmadığı sorusunu neden hiç tartışmıyor?
- «Somut bir gerçeklik» ifadesi, bağımsızlığın ilk yıllarındaki hangi kaygıyı yansıtıyor olabilir?
- Bu karar, sınırın iki yanında kalan bir topluluk için ne anlama geliyordu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Anthony Asiwaju (1985) — Derlediği Partitioned Africans'ta sınırların böldüğü toplulukları inceledi ve Avrupa arşivlerinin sınır çiziminde bir komplodan çok tesadüflerin ve bilgisizliğin rolünü gösterdiğini savundu. Onun odağı, sınırların iki yanında yaşayanların deneyimi ve sınırın gündelik hayatta nasıl aşıldığıydı.
- Jeffrey Herbst (2000) — States and Power in Africa'da, sömürge sınırlarının bağımsızlıkta ilk kez gerçek bir önem kazandığını ve Afrika devletlerinin bu sınırları, seyrek nüfuslu geniş toprakları yönetmenin zorluğuna karşı bir güvence olarak koruduğunu öne sürdü. Ona göre sınırların korunması akılcı bir seçimdi.
- Alesina, Easterly ve Matuszeski (2011); Michalopoulos ve Papaioannou (2011, 2016) — İki ekonomik çalışma keyfîliğin bedelini ölçtü. İlki düz sınırları bir yapaylık ölçüsü olarak kullandı ve nüfusunun önemli bir kısmı komşu ülkelerde de yaşayan ülkelerin ekonomik olarak daha kötü performans gösterdiğini buldu. İkincisi etnik bölünmeyi topluluk düzeyinde ölçerek bölünmüş toplulukların bölgelerinde çatışmanın daha yoğun olduğunu gösterdi; bölünmüş ve bölünmemiş toplulukların başka açılardan benzer olmasını, sınırların büyük ölçüde tesadüfen çizildiğinin kanıtı saydı.
Bu yorumlar sınırların keyfîliği konusunda büyük ölçüde anlaşıyor; ayrıldıkları yer, keyfîliğin bugünkü sorunların ne kadarını açıkladığı. Herbst ve Touval sınırların korunmasındaki akılcılığı ve Afrikalı liderlerin bilinçli tercihini vurgularken, ekonomistler bu tercihin bedelini ölçmeye odaklanıyor. Asiwaju ise ikisinin de gözden kaçırabileceği şeyi, sınırın gündelik hayattaki etkisini ve sınır ötesi ilişkilerin sürekliliğini öne çıkarıyor.
Derine İn
Afrika sınırları tartışmasında sık kullanılan «yapay sınır» ifadesi, dikkatle ele alınması gereken bir kavram. Her sınır bir anlamda yapaydır; Avrupa'nın «doğal» görünen sınırları da savaşların, evliliklerin ve antlaşmaların ürünüdür. Afrika için yapaylık iddiasının asıl içeriği, sınırların yerel toplulukların katılımı olmadan, onların siyasi ve toplumsal coğrafyası bilinmeden ve çok kısa bir sürede çizilmiş olması. Düz çizgiler bu sürecin en görünür izi, ama tek izi değil: ırmakları izleyen bir sınır da bir topluluğu ikiye bölebilir.
İkinci bir kavramsal güçlük, «etnik grup» haritalarının kendisi. Michalopoulos ve Papaioannou'nun kullandığı Murdock haritası, 1959'da yayımlanmış ve büyük ölçüde sömürge dönemi kaynaklarına dayanan bir harita. Sömürge öncesi Afrika'da toplulukların sınırları çoğu zaman akışkandı; göç, ticaret, evlilik ve siyasi ittifaklarla sürekli değişiyordu. Bazı tarihçiler, sömürge yönetiminin kendisinin etnik kimlikleri daha katı ve daha belirgin hâle getirdiğini savunuyor. Bu durumda «bölünmüş etnik grup» kavramı, kısmen sömürgeciliğin ürettiği bir kategoriyi ölçüyor olabilir.
Üçüncü nokta, Afrikalı aktörlerin rolü. Sınırların Avrupa başkentlerinde çizildiği doğru; ama sömürge yönetimleri sınırları yerde uygularken yerel yöneticilerle, tüccarlarla ve topluluklarla pazarlık etmek zorunda kaldı. Son yıllarda bazı tarihçiler, özellikle Batı Afrika'da, sınırların yerel siyasi rekabetler, ticaret yolları ve sömürge öncesi devletlerin mirası tarafından da biçimlendirildiğini gösterdi. Sınırın kâğıttaki hâli ile yerdeki hâli her zaman aynı değildi. Bu yaklaşım, Afrikalıları sömürge sınırlarının yalnızca edilgen kurbanı olarak değil, onları yorumlayan, aşan ve kendi çıkarlarına göre kullanan aktörler olarak görmeyi öneriyor.
Keyfî çizgilerin tuhaf sonuçları da var. Mısır ile Sudan arasında 1899'da 22. paralel olarak çizilen sınır, 1902'de idari amaçlarla çizilen ikinci bir çizgiyle kısmen çelişiyor. İki çizginin farkı yüzünden, iki ülkenin de kendi haritasına almayı tercih etmediği Bir Tawil adlı küçük bir çöl parçası ortaya çıktı; her iki taraf da başka bir bölge üzerindeki iddiasını güçlendirmek için bu parçayı talep etmiyor. Bu örnek, kâğıt üzerindeki bir çizginin bir yüzyıl sonra bile hukuki bir bilmeceye dönüşebildiğini gösteriyor.
Son olarak, sınırların korunması kararının değerlendirilmesi. 1964 Kahire kararından sonra Afrika'da sınır savaşları, dünyanın başka bölgeleriyle karşılaştırıldığında görece sınırlı kaldı; Eritre ve Güney Sudan gibi yeni devletler çoğunlukla eski sömürge idari sınırlarına dayanarak ortaya çıktı. Bu, ilkenin bir ölçüde amacına ulaştığını gösteriyor. Öte yandan sınırların içindeki iç savaşlar ve bölünmüş toplulukların yaşadığı gerilimler, keyfî sınırların bedelinin devletler arası savaş yerine devlet içi çatışma biçiminde ödendiğini düşündürüyor. Bu değerlendirme, hangi ölçütü seçtiğimize göre değişiyor: devletler arası savaşların azlığına bakan biri kararı başarılı, devlet içi şiddetin yoğunluğuna bakan biri ise eksik bulabilir. İki ölçüt de meşru ve tartışma büyük ölçüde bu seçimden besleniyor. Tarihçinin görevi burada iki soruyu birbirinden ayırmak: sınırlar nasıl çizildi ve çizildikten sonra neden ve nasıl korundu.
Uzman Notu
Temel literatür
- A. I. Asiwaju (ed.), Partitioned Africans: Ethnic Relations Across Africa's International Boundaries, 1884–1984 (Londra: Hurst; Lagos: University of Lagos Press, 1985).
- Jeffrey Herbst, States and Power in Africa: Comparative Lessons in Authority and Control (Princeton: Princeton University Press, 2000).
- Alberto Alesina, William Easterly ve Janina Matuszeski, «Artificial States», Journal of the European Economic Association 9/2 (2011), s. 246–277.
- Stelios Michalopoulos ve Elias Papaioannou, «The Long-Run Effects of the Scramble for Africa», American Economic Review 106/7 (2016), s. 1802–1848.
- H. L. Wesseling, Divide and Rule: The Partition of Africa, 1880–1914 (Westport: Praeger, 1996).
- Saadia Touval, The Boundary Politics of Independent Africa (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1972).
Arşiv ve kaynak
Afrika Birliği Örgütü kararları Afrika Birliği'nin çevrim içi karar arşivinde yayımlanmıştır (AHG/Res. 16(I)). Sömürge dönemi sınır anlaşmalarının metinleri, Ian Brownlie'nin African Boundaries: A Legal and Diplomatic Encyclopaedia (1979) adlı derlemesinde toplu olarak bulunur.
Açık sorular
- Sömürge dönemi sınır komisyonlarının yerde yaptığı düzeltmeler, düz çizgilerin yerel koşullara ne ölçüde uyarlandığını gösteriyor?
- Bölünmüş toplulukların sınır ötesi ticaret ve akrabalık ağları, sınırın ekonomik etkilerini nasıl değiştiriyor?
- 1964 ilkesinin sınır savaşlarını azaltması ile iç savaşları artırması arasında nedensel bir bağ kurulabilir mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Afrika'daki düz sınırların yaygın olmasının temel nedeni hangisidir? A) Afrikalı devletlerin tercihi B) İç bölgeleri tanımayan diplomatların koordinatlar üzerinden anlaşması C) Çöllerin düz olması D) Uydu haritalarının kullanılması
- (Hedef 1) Mısır ile Sudan arasındaki sınır hangi çizgiyi izler? A) Nil Irmağı'nı B) 22. paraleli C) 30. meridyeni D) Kızıldeniz kıyısını
- (Hedef 2) Berlin Konferansı (1884–1885) için hangisi doğrudur? A) Afrika'nın bütün sınırlarını çizdi. B) Paylaşmanın kurallarını koydu, sınırların çoğu sonraki ikili anlaşmalarla çizildi. C) Afrikalı devletlerin katılımıyla yapıldı. D) Sömürgeciliği sona erdirdi.
- (Hedef 3) Afrika Birliği Örgütü'nün 1964 Kahire kararı sınırlar hakkında ne dedi? A) Bütün sınırlar yeniden çizilmeli. B) Bağımsızlık günündeki sınırlara saygı gösterilmeli. C) Sınırlar etnik gruplara göre düzenlenmeli. D) Sınırlar Avrupa'ya danışılarak değiştirilmeli.
- (Hedef 3) Michalopoulos ve Papaioannou'nun bulgusu hangisidir? A) Bölünmüş toplulukların bölgelerinde siyasi şiddet daha yoğundur. B) Sınırların hiçbir etkisi yoktur. C) Bölünmüş topluluk yoktur. D) Düz sınırlar ekonomik büyümeyi hızlandırır.
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Afrika devletleri bağımsızlıktan sonra sömürge sınırlarını değiştirmek yerine korumayı seçti. Bu kararın bir yararını ve bir bedelini, bu bölümdeki kanıtlara dayanarak açıkla.
Cevaplar
- B — Anlaşmalar çoğu zaman araziyi bilmeyen diplomatlar arasında yapıldı ve koordinatlar en kolay anlaşılabilen ölçüydü.
- B — Sınır 1899'da İngiliz–Mısır ortak yönetim anlaşmasıyla 22. paralel olarak belirlendi.
- B — Konferans Kongo havzasını ele aldı ve etkin işgal gibi kurallar koydu; sınırların çoğu sonraki anlaşmalarla çizildi.
- B — Üye devletler bağımsızlık günündeki sınırlara saygı göstermeyi taahhüt etti.
- A — Bölünmüş toplulukların topraklarında siyasi şiddetin sıklığı, şiddeti ve süresi daha yüksek bulundu.
Değerlendirme ölçütü: yararı, sınırları yeniden tartışmaya açmanın doğuracağı devletler arası savaş riskini önlemek olarak; bedeli ise bölünmüş toplulukların yaşadığı ayrımcılık ve çatışma olarak göstermek. Her iki tarafı da bölümdeki bir kanıta (1964 kararı, Michalopoulos ve Papaioannou) bağlayan cevap tamdır; yalnızca bir tarafı söyleyen cevap eksiktir.
Sonraki bölüme köprü
Bu bölüm düz çizgilerin nedenini açıkladı. Afrika'nın paylaşılmasının bütün hikâyesi, yani Berlin Konferansı'nın arka planı, sömürge rekabeti ve Afrikalıların direnişi, omurga kursunda DT-128.10'da ele alınıyor; sömürge sonrası Afrika'nın tarihi ise BT-213'te sürüyor.