Öğrenme hedefleri
- Piltdown adamı örneği üzerinden, bir sahteciliğin neden uzun süre fark edilmeden kalabildiğini ve sonunda nasıl ortaya çıkarıldığını açıklayabileceksin.
- Sahte ya da yanlış tarihsel bilginin yayılmasını kolaylaştıran etkenleri, yani beklentileri, otoriteyi, ulusal gururu ve kaynaklara erişim eksikliğini tanımlayabileceksin.
- Bu kurs boyunca öğrendiğin yöntemleri birleştirerek, karşılaştığın tarihsel iddiaları sınamak için bir kontrol listesi oluşturabileceksin.
Okuma metni
Kanca — «ilk İngiliz»
18 Aralık 1912'de Londra'daki Jeoloji Derneği'nin toplantı salonu tıklım tıklım doluydu. Amatör arkeolog Charles Dawson ile British Museum'un doğal tarih bölümünün önde gelen uzmanı Arthur Smith Woodward, Sussex'teki Piltdown yakınlarında bir çakıl ocağında bulunan kafatası parçalarını ve bir çene kemiğini tanıttı. Onlara göre bu kalıntılar, insan ile maymun arasında bir halka olan, çok eski bir insan türüne aitti. Kafatası insanınkine benziyordu ve büyük bir beyne işaret ediyordu; çene ise maymununkine benzer ilkel özellikler taşıyordu.
Buluş büyük bir heyecan yarattı. Gazeteler, «ilk İngiliz»in bulunduğunu yazdı. O zamana kadar Avrupa'nın en eski insan kalıntıları Almanya'da, Fransa'da ve başka ülkelerde bulunmuştu; şimdi İngiltere de kendi atasına kavuşmuştu. Sonraki kırk yıl boyunca «Piltdown adamı», insan evrimi üzerine yazılan ders kitaplarında ve müze vitrinlerinde yer aldı. 1953'te ise bir grup bilim insanı, kalıntıların kasıtlı bir sahtecilik olduğunu kanıtladı: kafatası görece yakın döneme ait bir insana, çene ise bir orangutana aitti; dişler törpülenmiş, kemikler eski görünsün diye boyanmıştı. Kırk yıl boyunca saygın bilim insanlarının inandığı bir sahtecilik, bize yanlışların hangi koşullarda kök saldığını ve onları söküp atmak için neye ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Bağlam — neden inandılar?
Piltdown sahteciliğinin kırk yıl boyunca fark edilmemesi, bugün şaşırtıcı görünebilir. Ama dönemin koşulları içinde bakıldığında, bu buluşun neden bu kadar kolay kabul edildiği anlaşılır. Birincisi, buluş, dönemin bilim insanlarının beklentisine uyuyordu. Pek çok uzman, insan evriminde önce büyük beynin geliştiğini, sonra öbür özelliklerin geldiğini düşünüyordu. Büyük beyinli ama ilkel çeneli bir ata, tam da aradıkları şeydi.
İkincisi, buluşu tanıtanların otoritesi büyüktü. Woodward, İngiltere'nin en saygın doğal tarih kurumunun uzmanıydı. Onun onayladığı bir buluşa kuşkuyla bakmak, genç araştırmacılar için kolay değildi. Üçüncüsü, ulusal gurur rol oynadı: İngiliz bilim çevreleri, kendi topraklarında eski bir insan atası bulunmasından memnundu. Dördüncüsü, kaynaklara erişim sınırlıydı. Asıl kalıntılar British Museum'da sıkı biçimde korunuyordu; araştırmacıların çoğu yalnızca alçı kopyalarını görebiliyordu. Kopyalar, törpülenmiş dişlerin ve boyanmış kemiklerin izlerini göstermiyordu.
Gelişme — bir sahteciliğin bedeli
Piltdown, yalnızca bir aldatmaca olarak kalmadı; bilimin gelişimini de yanlış yönlere çekti. 1925'te Avustralyalı anatomist Raymond Dart, Güney Afrika'da Taung'da bulunan bir çocuk kafatasını tanıttı. Bu kafatası, küçük bir beyne ama insana benzeyen dişlere ve dik yürümeye işaret eden özelliklere sahipti. Yani Piltdown'un tam tersiydi: önce dik yürüme ve insan benzeri dişler, sonra büyük beyin. Pek çok İngiliz uzmanı, Dart'ın buluşunu uzun süre ciddiye almadı; çünkü Piltdown'a uymuyordu.
Dart'ın buluşunun kabul görmesi için, Güney Afrika'da ve Doğu Afrika'da benzer türden başka fosillerin bulunması gerekti. Ancak birkaç on yıl sonra, yeni buluşlar biriktikçe, insan evriminin Piltdown'un öngördüğünün tam tersi bir yol izlediği anlaşıldı: dik yürüme ve insan benzeri dişler önce, büyük beyin sonra gelmişti. Bu anlaşıldıktan sonra Piltdown, bilimin geri kalanıyla giderek daha az uyuşan tuhaf bir istisna gibi görünmeye başladı; sahteciliğin ortaya çıkarılmasını hazırlayan da kısmen bu uyumsuzluktu.
Bugün Taung çocuğunun, insan evriminin anlaşılmasında gerçekten önemli bir buluş olduğu kabul ediliyor. Piltdown'un yarattığı yanlış beklenti, bu gerçek buluşun değerinin anlaşılmasını yıllarca geciktirdi. Bir sahtecilik, yalnızca kendisi hakkında yanlış bilgi vermez; gerçek kanıtları değerlendirme biçimimizi de çarpıtır.
Piltdown'un sonunu getiren, yeni bir kanıt türüydü. Kenneth Oakley, kemiklerin topraktan emdiği flor miktarını ölçerek onların ne kadar süredir toprakta kaldığını tahmin eden bir yöntem geliştirdi; bu flor testi, aynı katmandan çıkan kemiklerin gerçekten aynı yaşta olup olmadığını sınamaya yarıyordu. Piltdown kemikleri bu testle incelendiğinde, iddia edildiği kadar eski olamayacakları anlaşıldı. Ardından yapılan ayrıntılı incelemeler, törpü izlerini ve boyaları ortaya çıkardı. Asıl kalıntılara doğrudan erişim ve yeni bir bilimsel yöntem, kırk yıllık bir yanılgıyı birkaç ay içinde çözdü.
Yaygın yanlış«Bilim insanları ve uzmanlar yanılmaz; bir iddia saygın bir kurum tarafından onaylanmışsa kesinlikle doğrudur» diye düşünülür.
Piltdown örneği, en saygın uzmanların bile beklentilerine uyan bir sahteciliğe onlarca yıl inanabildiğini gösterir. Bilimin gücü, uzmanların yanılmazlığında değil, yanılgıların eninde sonunda yeni kanıtlar ve yöntemlerle düzeltilebilmesindedir.
Dönüş noktası — sahte tarihin yeni hızı
Piltdown, bir sahteciliğin kırk yıl boyunca yaşayabildiğini gösterdi. Günümüzde ise aynı türden bir yanlışın dolaşıma girmesi için ne bir müze vitrini ne de bir ders kitabı gerekiyor; bir ekran görüntüsü yetiyor. Sosyal medyada paylaşılan eski bir fotoğraf, yanlış bir tarih ve yanlış bir açıklamayla birlikte dolaşıma girebilir; ünlü bir kişiye yakıştırılmış bir söz, binlerce kez paylaşılabilir; bir belgeselde sunulan bir iddia, hiçbir kaynak gösterilmeden «bilinen gerçek» hâline gelebilir.
Sahte tarihin yayılmasını kolaylaştıran etkenler, Piltdown'da gördüklerimizle şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Bir fark da var: Piltdown'da aldatılanlar uzmanlardı ve aldatmacayı sonunda yine uzmanlar ortaya çıkardı. Bugün ise sahte tarihin önemli bir kısmı, uzmanların hiç dahil olmadığı bir ortamda doğuyor ve yayılıyor; düzeltmeler de çoğu zaman, yanlış iddiayı görenlerin çok azına ulaşıyor. İnsanlar, zaten inandıkları şeyi doğrulayan iddiaları daha kolay paylaşır. Bir iddianın ünlü bir kişiyle ya da saygın görünen bir kaynakla ilişkilendirilmesi, onu daha inandırıcı kılar. Ulusal ya da grup gururuna hitap eden iddialar hızla yayılır. Ve çoğu insan, bir iddianın asıl kaynağına ulaşma zahmetine girmez; tıpkı Piltdown araştırmacılarının yalnızca alçı kopyaları görmesi gibi, biz de çoğu zaman yalnızca bir iddianın kopyalarının kopyalarını görürüz.
Cevap — bir kontrol listesi
Öyleyse sahte tarih nasıl anlaşılır? Bu kurs boyunca incelediğimiz her efsane, bize bir soru bıraktı. Bu soruları bir kontrol listesi olarak birleştirebiliriz. Bu iddianın kaynağı ne, ilk kez ne zaman ortaya çıktı? Dönemin kendi tanıklıkları ne diyor? İddianın tarihleri ve ayrıntıları kendi içinde tutarlı mı? İddia, benim zaten inandığım bir şeyi mi doğruluyor, yoksa beni rahatsız eden bir şey mi söylüyor? Kimin işine yarıyor? Asıl kaynağa ulaşabiliyor muyum, yoksa yalnızca kopyaları mı görüyorum?
Listenin her maddesi, bu kursun bir bölümünden geliyor: kaynağın doğum tarihini aramayı düz dünya efsanesinden ve «Lale Devri» adından, dönemin tanıklıklarına dönmeyi Viking miğferlerinden, birimleri ve ayrıntıları sınamayı Napolyon'un boyundan, kronolojik tutarlılığı «pasta yesinler» sözünden öğrendik. Bu soruların hiçbiri tek başına bir iddianın doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamaz; ama birlikte sorulduklarında, sahte tarihi gerçek tarihten ayırmanın güçlü bir yolunu oluştururlar. Piltdown'u çözen, tek bir test değil, asıl kalıntılara dönmek, yeni bir yöntem kullanmak ve beklentileri bir kenara bırakmaktı.
Bugünle bağ — yanal okuma
Profesyonel bilgi doğrulayıcılar, internette bir iddiayla karşılaştıklarında, iddiayı yapan sayfayı baştan sona okumak yerine, hemen başka sekmeler açarak o kaynağın kim olduğunu ve başka kaynakların bu iddia hakkında ne söylediğini araştırır. Bu yönteme «yanal okuma» denir. Araştırmacılar, deneyimli bilgi doğrulayıcıların bu yolla, bir sayfayı dikkatle okuyan pek çok uzmandan daha hızlı ve daha doğru sonuca ulaştığını gözlemledi.
Tarihsel bir iddiayla karşılaştığında da aynı şeyi yapabilirsin: iddiayı yapan kaynağın kim olduğunu, hangi kanıtlara dayandığını ve başka tarihçilerin bu konuda ne söylediğini araştır. Bir iddia ne kadar çarpıcıysa, onu o kadar dikkatle sınamak gerekir.
Birincil kaynak
Amerikalı paleontolog Henry Fairfield Osborn, 1915'te yayımladığı Men of the Old Stone Age adlı kitabının önsözünde, Piltdown adamının yaşı hakkında İngiliz meslektaşlarıyla olan görüş ayrılığını şöyle anlatır:
After weighing the evidence presented by the eminent authorities in these various branches of science, I have presented my conclusions in very definite and positive form rather than in vague or general terms, believing that a positive statement has at least the merit of being positively supported or rebutted by fresh evidence. For example, I have placed the famous Piltdown man, Eoanthropus, in a comparatively recent stage of geologic time, an entirely opposite conclusion to that reached by Doctor A. Smith Woodward, who has taken a leading part in the discovery of this famous race and has concurred with other British geologists in placing it in early Pleistocene times.
Türkçesi: Bu farklı bilim dallarının seçkin otoritelerinin sunduğu kanıtları tarttıktan sonra, vardığım sonuçları belirsiz ya da genel ifadelerle değil, çok kesin ve olumlu bir biçimde sundum; çünkü olumlu bir ifadenin, en azından yeni kanıtlarla açıkça desteklenme ya da çürütülme erdemine sahip olduğuna inanıyorum. Örneğin ünlü Piltdown adamını, Eoanthropus'u, jeolojik zamanın görece yakın bir evresine yerleştirdim; bu, bu ünlü ırkın keşfinde öncü rol oynayan ve öbür İngiliz jeologlarla birlikte onu Erken Pleistosen'e yerleştiren Doktor A. Smith Woodward'ın vardığı sonucun tam tersidir.
Kaynak: Henry Fairfield Osborn, Men of the Old Stone Age: Their Environment, Life and Art (New York: Charles Scribner's Sons, 1915), önsöz; archive.org. Türkçesi bizim.
- Osborn ile Woodward arasındaki görüş ayrılığı neyle ilgilidir ve neyle ilgili değildir?
- Osborn'un «olumlu bir ifade yeni kanıtlarla desteklenebilir ya da çürütülebilir» ilkesi, Piltdown'un sonunda nasıl çözüldüğüyle nasıl ilişkilendirilebilir?
- Uzmanların bir sahte buluşun yaşı hakkında tartışıp gerçekliğini sorgulamaması, bilimsel tartışmaların sınırları hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- J. S. Weiner (1955) — The Piltdown Forgery'de sahteciliğin nasıl ortaya çıkarıldığını ayrıntılı biçimde anlattı; kanıtları değerlendirerek en güçlü şüphelinin Charles Dawson olduğunu ileri sürdü.
- Anthony Grafton (1990) — Forgers and Critics'te Antik Çağ'dan modern döneme kadar sahtecilerin ve onları ortaya çıkaran eleştirmenlerin tarihini inceledi; sahtecilik ile belge eleştirisinin birbirini besleyerek geliştiğini savundu.
- Kenneth Feder (1990) — Frauds, Myths, and Mysteries'te arkeoloji alanındaki sahtecilikleri ve sahte bilim iddialarını inceledi; Piltdown gibi örnekler üzerinden bilimsel yöntemin yanılgıları nasıl düzelttiğini gösterdi.
- Isabelle De Groote ve meslektaşları (2016) — Royal Society Open Science'ta Piltdown kalıntılarını yeni genetik ve morfolojik yöntemlerle yeniden inceleyerek sahteciliğin büyük ihtimalle tek bir kişi, Dawson tarafından yapıldığını ve aynı teknikle birden fazla parçanın hazırlandığını gösterdiler.
Bu dört çalışma, sahteciliğin ve onun ortaya çıkarılmasının iki yüzünü gösteriyor. Weiner ve De Groote, belirli bir sahteciliğin nasıl çözüldüğünü; Grafton ve Feder ise sahteciliğin genel bir tarihsel ve bilimsel olgu olarak nasıl işlediğini inceledi. Feder'in kitabı ise bir ders kitabı olarak yazıldı ve pek çok üniversitede öğrencilere sahte bilimi tanımayı öğretmek için kullanıldı. Grafton'un ilginç bir gözlemi, sahtecilerin çoğu zaman döneminin en iyi eleştirel yöntemlerini bildiği ve onları atlatmaya çalıştığıdır; bu yüzden sahtecilik ile eleştiri, tarih boyunca birbirini geliştiren bir yarış içinde oldu. Tartışma, sahte tarihle mücadelenin tek bir zaferle değil, sürekli bir dikkatle yürütüldüğünü gösteriyor.
Derine İn
Bu kurs boyunca incelediğimiz efsaneler, sahte tarihin farklı türlerini temsil ediyor. Bazıları, «Karanlık Çağ» ya da «Lale Devri» gibi, bir dönemi sonradan verilen bir adla dar bir çerçeveye hapsetti. Bazıları, düz dünya efsanesi gibi, yüzyıllar sonra yazılmış bir kitaptan doğdu. Bazıları, Viking miğferleri gibi, farklı dönemlere ait kanıtların birleştirilmesiyle oluştu. Bazıları, Napolyon'un boyu gibi, bir ölçü karışıklığından ve düşman propagandasından beslendi. Bazıları da, «pasta yesinler» gibi, bir kişiye yanlış atıfla yapıştı. Piltdown ise, bunların hepsinden farklı olarak, bilinçli bir sahtecilikti. Birinin, başkalarını yanıltmak için kasten nesne üretmesi, iyi niyetli bir yanılgıdan ya da sonradan biçimlenen bir anlatıdan farklıdır; ama sonuçları, yani yanlış bir bilginin kuşaklar boyunca öğretilmesi, şaşırtıcı biçimde benzer olabilir.
Bu türleri ayırt etmek önemlidir; çünkü her biri farklı bir sınama yöntemi gerektirir. Bir dönem adını sınamak için adın ilk kullanımını ararız; bir efsaneyi sınamak için onun doğduğu kitabı buluruz; karışmış kanıtları ayırmak için her kanıtı kendi dönemine yerleştiririz; bir ölçümü sınamak için birimlerini sorarız; bir alıntıyı sınamak için en eski kaydını ararız; bir sahteciliği ortaya çıkarmak için asıl nesneye ya da belgeye döner ve yeni yöntemlerle inceleriz.
Sahte tarihin bir başka özelliği, çoğu zaman bir «gizlenen gerçek» anlatısı kullanmasıdır. Sahte tarih savunucuları, akademik tarihçilerin ya da uzmanların bilerek gerçeği gizlediğini, kendilerinin ise bu gizli gerçeği açığa çıkardığını iddia eder. Bu tür anlatılarda kaynak göstermek yerine «herkesin bildiği ama kimsenin söylemediği» gibi ifadeler kullanılır, kanıt yokluğu da gizlemenin kanıtı olarak sunulur. Bu anlatı, eleştirilere karşı bir kalkan işlevi görür: her eleştiri, gizleme çabasının bir kanıtı olarak sunulabilir. Oysa gerçek tarih yazımı, eleştiriye açık olmakla, kaynaklarını göstermekle ve yeni kanıtlar karşısında yargılarını değiştirmeye hazır olmakla tanımlanır.
Son olarak, sahte tarihle mücadelenin yalnızca yanlışları düzeltmekle sınırlı olmadığını hatırlamak gerekir. İnsanların neden sahte tarihe inandığını anlamak da önemlidir: kimlik, aidiyet, adalet duygusu, karmaşık bir dünyada basit açıklamalar arayışı. Bir efsaneyi düzeltirken, onun karşıladığı ihtiyacı da ciddiye almak, düzeltmenin kabul edilmesini kolaylaştırır; insanları küçümseyen bir düzeltme, çoğu zaman efsaneyi daha da güçlendirir. Tarihçi, yalnızca «bu yanlış» demekle kalmaz; «bu neden bu kadar çekici geldi ve gerçek hikâye neden en az onun kadar ilginç» sorusunu da cevaplar. Piltdown'un gerçek hikâyesi, yani bir sahtecinin kırk yıl boyunca en saygın uzmanları nasıl yanılttığı ve sonunda nasıl yakalandığı, sahte «ilk İngiliz» hikâyesinden çok daha öğretici ve en az onun kadar sürükleyicidir.
Bu kursun asıl dersi belki de şudur: tarih, bir kez öğrenilip bitmiş bir bilgi yığını değil, sürekli sorgulanan, düzeltilen ve yeniden yazılan bir bilgidir. Bu sorgulamaya katılmak, yalnızca tarihçilerin değil, tarih okuyan herkesin hakkı ve sorumluluğudur.
Uzman Notu
Temel literatür
- Henry Fairfield Osborn, Men of the Old Stone Age: Their Environment, Life and Art (New York: Charles Scribner's Sons, 1915).
- J. S. Weiner, The Piltdown Forgery (London: Oxford University Press, 1955).
- Anthony Grafton, Forgers and Critics: Creativity and Duplicity in Western Scholarship (Princeton: Princeton University Press, 1990).
- Kenneth L. Feder, Frauds, Myths, and Mysteries: Science and Pseudoscience in Archaeology (Mountain View, CA: Mayfield, 1990).
- Richard J. Evans, Lying about Hitler: History, Holocaust, and the David Irving Trial (New York: Basic Books, 2001).
- Isabelle De Groote ve diğerleri, «New genetic and morphological evidence suggests a single hoaxer created 'Piltdown man'», Royal Society Open Science 3 (2016), makale no. 160328.
Arşiv ve kaynak
Osborn'un kitabı archive.org'da taranmış olarak bulunuyor. Piltdown kalıntıları ve sahteciliği ortaya çıkaran incelemelere ait belgeler, Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nde korunuyor. Sahte tarih iddialarını inceleyen pek çok bağımsız doğrulama kuruluşu, yayımladığı analizlerde kaynaklarını açıkça gösteriyor.
Açık sorular
- Piltdown sahteciliğini tek başına Dawson mu yaptı, yoksa yardımcıları var mıydı?
- Sosyal medya çağında, yanlış tarihsel bilgilerin düzeltilmesi, yayılma hızına yetişebilir mi?
- Tarih eğitimi, öğrencileri sahte tarihe karşı ne ölçüde dirençli kılabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Piltdown kalıntıları gerçekte neydi? A) Gerçekten çok eski bir insan türü B) Görece yakın döneme ait bir insan kafatası ile bir orangutan çenesinden hazırlanmış bir sahtecilik C) Bir Neandertal iskeleti D) Bir maymun iskeleti
- (Hedef 1) Piltdown sahteciliğinin ortaya çıkarılmasında önemli rol oynayan yöntem hangisidir? A) Radyokarbon tarihlemesi B) Dendrokronoloji C) Kemiklerdeki flor miktarının ölçülmesi D) Polen analizi
- (Hedef 2) Piltdown'un uzun süre kabul görmesinin nedenlerinden biri hangisi değildir? A) Buluşun dönemin beklentilerine uyması B) Tanıtanların otoritesi C) Ulusal gurur D) Asıl kalıntıların herkese açık olması ve sık sık incelenmesi
- (Hedef 2) «Doğrulama yanlılığı» ne demektir? A) Zaten inanılan şeyi doğrulayan kanıtları daha kolay kabul etme eğilimi B) Her iddiayı reddetme eğilimi C) Yalnızca uzmanlara güvenme D) Kanıtları tarihlerine göre sıralama
- (Hedef 3) «Yanal okuma» nedir? A) Bir metni satır satır dikkatle okumak B) Bir iddiayla karşılaşıldığında başka kaynaklara bakarak iddiayı yapan kaynağın kim olduğunu ve başkalarının ne söylediğini araştırmak C) Yalnızca başlıkları okumak D) Metni tersten okumak
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Bu kurs boyunca incelediğin efsanelerden ve Piltdown örneğinden yola çıkarak, bir tarihsel iddiayı sınamak için kendi kontrol listeni oluştur. Listendeki her sorunun hangi efsaneyi ya da örneği çözmede işe yaradığını belirt ve bu listeyi sosyal medyada karşılaştığın bir tarihsel iddiaya nasıl uygulayacağını gerekçeleriyle açıkla.
Cevaplar
- B — Piltdown kalıntıları, görece yakın döneme ait bir insan kafatası ile bir orangutan çenesinden hazırlanmış bir sahtecilikti.
- C — Kemiklerdeki flor miktarının ölçülmesi, sahteciliğin ortaya çıkarılmasında önemli rol oynadı.
- D — Asıl kalıntılar herkese açık değildi; araştırmacıların çoğu yalnızca alçı kopyaları görebiliyordu.
- A — Doğrulama yanlılığı, zaten inanılan şeyi doğrulayan kanıtları daha kolay kabul etme eğilimidir.
- B — Yanal okuma, başka kaynaklara bakarak iddiayı yapan kaynağı ve başkalarının görüşlerini araştırmaktır.
Güçlü bir cevap, kaynağın ve ilk ortaya çıkışın araştırılması, dönemin tanıklıklarıyla karşılaştırma, kronolojik tutarlılık, ölçü ve dil kontrolü, yanlış atıf kontrolü ve asıl kaynağa ulaşma gibi soruları sıralar; her soruyu kurstaki bir örnekle, örneğin Irving'in Kolomb biyografisi, Rousseau'nun anısı, Antommarchi'nin otopsi kaydı ya da Piltdown'un alçı kopyalarıyla ilişkilendirir. Sosyal medyadaki bir iddiaya yanal okuma ve bu soruları birlikte uygulamayı önerir.
Serinin sonu
Bu bölümle «Yanlış Bilinen Tarih» kursu sona eriyor. Kurs, Orta Çağ'ın gerçekten karanlık olup olmadığı sorusuyla açıldı; düz dünya efsanesini, piramitleri yapanları, Viking miğferlerini, Napolyon'un boyunu, Marie Antoinette'e yakıştırılan sözü ve Türkiye tarihine dair yaygın bir dönem adını sırayla sınadı; burada da, kırk yıl boyunca uzmanları yanıltan bir sahtecilikten yola çıkarak, her tarihsel iddiayı sınamanın bir kontrol listesiyle kapanıyor. Programda sırada «Tarih Nasıl Öğrenilir? Platform Rehberi» kursu var; onun ilk bölümü, bu soruları sorabilmek için tarihi nasıl çalışmamız gerektiğine bakıyor: tarihi ezberlemeden öğrenmek mümkün mü?