Öğrenme hedefleri
- «Ekmek yoksa pasta yesinler» sözünün bilinen en eski kaynağını ve bu kaynağın Marie Antoinette ile neden ilişkilendirilemeyeceğini açıklayabileceksin.
- Sözün Fransız Devrimi öncesinde ve sonrasında kraliçeye nasıl yakıştırıldığını, hiciv broşürlerinin ve kamuoyunun rolüyle birlikte değerlendirebileceksin.
- Bir tarihsel alıntının doğruluğunu sınamak için kullanılacak yöntemleri tanıyabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kraliçenin en ünlü cümlesi
Fransa Kraliçesi Marie Antoinette, Ekim 1793'te Paris'te giyotinle idam edildi. Ölümünden bu yana iki yüzyılı aşkın bir süre geçti; ama onunla ilgili en çok bilinen şey, hayatı ya da ölümü değil, söylediği varsayılan tek bir cümle: halkın ekmek bulamadığı söylendiğinde, «O zaman pasta yesinler» dediği anlatılır. Bu cümle, ders kitaplarında, gazete başlıklarında ve siyasi tartışmalarda, halkın acısına kayıtsız, şımarık ve gerçeklikten kopuk bir yöneticinin simgesi olarak kullanılır.
Oysa tarihçilerin büyük çoğunluğu, Marie Antoinette'in bu sözü hiçbir zaman söylemediğini düşünüyor. Sözün bilinen en eski yazılı kaydı, kraliçe henüz Fransa'ya gelmeden, hatta belki henüz doğmadan önceki bir döneme ait bir anıyı anlatır ve sözü adı verilmeyen bir «büyük prenses»e bağlar. Bu bölüm, bir cümlenin iki yüz yıllık yolculuğunu geriye doğru izliyor: kimin ağzından çıktı, kimin kitabına girdi ve nasıl bir kraliçenin mezar taşına yazılmış gibi onunla özdeşleşti?
Bağlam — Rousseau'nun anısı
Sözün bilinen en eski kaynağı, Cenevreli düşünür Jean-Jacques Rousseau'nun İtiraflar adlı otobiyografisidir. Rousseau, kitabın altıncı bölümünde, 1740 civarında Lyon'da bir ailenin yanında çocuklara özel öğretmenlik yaptığı günleri anlatır. Odasında gizlice şarap içmek istediğini, ama yanında yiyecek bir şey bulamadığını, bir fırına girip ekmek almaktan da utandığını yazar. O sırada, köylülerin ekmeği olmadığı söylendiğinde «O zaman brioche yesinler» diye cevap veren «büyük bir prenses»in düşüncesizce sözünü hatırladığını anlatır.
Rousseau'nun kitabının bu bölümü 1760'ların ortasında yazıldı ve ölümünden sonra, 1782'de yayımlandı. Marie Antoinette ise 1755'te Viyana'da doğdu ve 1770'te, on dört yaşındayken, Fransa'nın veliahtı ile evlenmek için Fransa'ya geldi. Rousseau'nun anlattığı olay 1740'larda geçiyordu ve yazdığı sırada Marie Antoinette ya çok küçük bir çocuktu ya da Viyana'da yaşayan bir Avusturya prensesiydi. Rousseau'nun «büyük prenses» diye andığı kişi, Marie Antoinette olamazdı. Bu, basit ama güçlü bir kronoloji sınamasıdır: bir sözün en eski kaydı, onu söylediği iddia edilen kişinin sahneye çıkmasından önce yazılmışsa, o söz ona ait olamaz. Tarihçilerin en çok güvendiği araçlardan biri, tarihleri yan yana koymaktır.
Sözdeki yiyeceğin kendisi de çeviride bir değişikliğe uğradı. Rousseau «brioche» der; bu, yumurta ve tereyağıyla zenginleştirilmiş, sıradan ekmekten daha pahalı bir ekmek türüdür. İngilizceye ve öbür dillere çevrilirken bu sözcük «pasta» ya da «kek» oldu; sözün alaycılığı böylece daha da keskinleşti.
Gelişme — sözün kraliçeye yolculuğu
Rousseau'nun «büyük prenses»i kimdi? Bunu kesin olarak bilmiyoruz; Rousseau bir ad vermez. Belki gerçek bir olayın aktarımı, belki de o dönemde dolaşan bir anekdottu. Benzer hikâyeler, farklı çağlarda ve farklı ülkelerde başka yöneticilere de yakıştırılmıştı. Çin tarihinde, üçüncü yüzyılın sonunda hüküm süren bir Jin imparatoruna, halkın açlıktan öldüğü söylendiğinde «Neden et lapası yemiyorlar?» diye sorduğu atfedilir. Bu tür anekdotlar, halkın durumundan habersiz yöneticiler hakkında evrensel bir hikâye kalıbının örnekleridir. Hikâye kalıbı aynı kalır, yalnızca kahramanı değişir; her dönem, kalıbı kendi en çok eleştirdiği yöneticinin ağzına koyar.
Sözün Marie Antoinette'e yakıştırılması, onun Fransa'daki imgesinin hızla kötüleştiği bir dönemde gerçekleşti. Avusturyalı bir prenses olarak Fransa'ya gelen Marie Antoinette, saray çevrelerinde ve halk arasında, çoğu zaman «Avusturyalı kadın» diye aşağılanarak anılıyordu. Harcamaları, Versailles'daki özel yaşamı, arkadaşlıkları ve siyasi etkisi hakkında dedikodular yayıldı. 1780'lerde, kraliçeyi hedef alan hiciv broşürleri, yani kısa, anonim ve çoğu zaman müstehcen yazılar, Paris'te gizlice basılıp dağıtılmaya başladı.
Siyasi bir propaganda aracı olarak işlev gören bu broşürlerde Marie Antoinette, savurgan, ahlaksız, Fransa'nın düşmanı Avusturya'nın çıkarlarını gözeten ve halkın acısına kayıtsız bir kadın olarak resmedildi. «Pasta yesinler» sözü, bu imgeye kusursuz biçimde uyuyordu. Söz, kraliçenin ölümünden sonra, on dokuzuncu yüzyılda Devrim'i anlatan kitaplarda ve popüler anlatılarda giderek daha sık onun ağzına konmaya başladı.
Bu yakıştırmanın bir işlevi vardı. Devrim'i savunanlar için, halkın açlığına kayıtsız bir kraliçe, monarşinin yıkılmasının ahlaki gerekçesini güçlendiriyordu. Devrim'in karşıtları için ise, kraliçe bir kurbandı ve efsane, düşmanlarının iftiralarının bir örneğiydi. Böylece aynı söz, iki karşıt siyasi anlatının da malzemesi oldu: biri için suçun kanıtı, öbürü için iftiranın kanıtı. Sözün gerçekte kime ait olduğu sorusu ise, bu siyasi kavganın gürültüsü içinde çoğu zaman gözden kaçtı.
Yaygın yanlış«Marie Antoinette, halk ekmek bulamazken "Pasta yesinler" dedi ve bu söz Fransız Devrimi'nin başlamasına yol açtı» diye düşünülür.
Oysa sözün bilinen en eski kaydı, Marie Antoinette'in Fransa'ya gelişinden önceki bir döneme aittir ve adı verilmeyen bir prensese yakıştırılır. Kraliçenin bu sözü söylediğine dair hiçbir çağdaş kanıt yoktur.
Dönüş noktası — gerçek kraliçe
Marie Antoinette'in gerçek davranışları, efsanedeki imgeden farklı bir tablo çiziyor. 1775'te, ekmek fiyatlarının yükselmesi üzerine Paris'te ve çevresinde «un isyanları» olarak anılan huzursuzluklar yaşandı. İngiliz tarihçi ve biyografi yazarı Antonia Fraser, 2001'de yayımladığı kitabında, kraliçenin bu dönemde annesine yazdığı mektuplarda halkın sıkıntısına dair duyarlılık gösterdiğini ve kraliyet ailesinin halkın mutluluğu için çalışması gerektiğini yazdığını aktarır. Fraser'e göre kraliçe, dönemin ölçülerine göre yardımseverlik faaliyetlerine katılan biriydi.
Mektuplar da kendi sınırlarını taşır: bir kızın annesine yazdığı mektup, onun kendini nasıl göstermek istediğini de yansıtabilir. Ama bu mektuplar, en azından, çağdaş bir belgedir; «pasta yesinler» sözü ise, kraliçenin ağzından çıktığını gösteren hiçbir çağdaş belgeye dayanmaz. İki kanıt türü arasındaki bu fark, alıntı doğrulama işinin temel ölçütüdür: bir söz, onu duyan ya da kaydeden birinin çağdaş tanıklığına dayanmıyorsa, en fazla bir rivayet sayılabilir.
Bu, Marie Antoinette'in kusursuz bir yönetici olduğu anlamına gelmez. Harcamaları gerçekten büyüktü, siyasi yargıları çoğu zaman zayıftı ve saray çevresinin halktan kopukluğu gerçek bir sorundu. Ama «pasta yesinler» sözü, bu gerçek sorunları anlatmak yerine, onları tek bir uydurma cümleye indirgedi.
Cevap — bir sözün yolculuğu
Öyleyse «pasta yesinler» sözünü kim söyledi? Kesin olarak bilmiyoruz. Bilinen en eski kaydında, Rousseau'nun adını vermediği bir «büyük prenses»e yakıştırılır; bu prenses, Marie Antoinette olamazdı. Söz, muhtemelen o dönemde dolaşan ve halktan kopuk yöneticileri alaya alan bir anekdottu. Marie Antoinette'e yakıştırılması, onun Devrim öncesinde ve sonrasında düşmanları tarafından kurulan imgesinin bir parçasıydı.
Bu hikâye, bir sözün nasıl bir kişiye yapışabileceğini gösteriyor. Söz, kraliçenin imgesine o kadar iyi uyuyordu ki, onun söylemiş olması gerektiği düşünüldü. Tarihte pek çok ünlü söz, benzer biçimde, söylenmiş olmasının değil, söylenmiş olmasının uygun görünmesinin gücüyle yaşar. Tarihçi için asıl soru, bir sözün uygun görünüp görünmediği değil, onu duyan ya da kaydeden birinin bulunup bulunmadığıdır.
Bugünle bağ — sosyal medyadaki alıntılar
Bugün sosyal medyada, ünlü kişilere yakıştırılan sayısız söz dolaşıyor. Einstein'a, Mevlânâ'ya ya da başka tanınmış düşünürlere yakıştırılan ama onların eserlerinde bulunmayan pek çok cümle, bir görselin üzerine yazılarak binlerce kez paylaşılıyor. Bu sözlerin çoğu, ünlü bir adla birleştiği için daha inandırıcı ve daha etkili görünüyor.
Bir alıntıyla karşılaştığında, onu paylaşmadan önce kendine şunu sorabilirsin: bu söz hangi eserde, hangi mektupta ya da hangi konuşmada geçiyor? İlk kez ne zaman ve kim tarafından kaydedildi? Eğer bir kaynağa ulaşamıyorsan, sözü olduğu gibi paylaşmak yerine, onun doğrulanmamış olduğunu belirtmek dürüst bir tutumdur.
Birincil kaynak
Jean-Jacques Rousseau, İtiraflar'ın altıncı kitabında, 1740 civarında Lyon'da yaşadığı bir anıyı anlatırken şunları yazar:
I could never drink without eating; the difficulty lay therefore, in procuring bread. It was impossible to make a reserve of this article, and to have it brought by the footman was discovering myself, and insulting the master of the house; I could not bear to purchase it myself; how could a fine gentleman, with a sword at his side, enter a baker's shop to buy a small loaf of bread? it was utterly impossible. At length I recollected the thoughtless saying of a great princess, who, on being informed that the country people had no bread, replied, "Then let them eat pastry!"
Türkçesi: Bir şey yemeden hiç içemezdim; bu yüzden güçlük ekmek bulmaktaydı. Bu yiyecekten bir yedek ayırmak imkânsızdı; uşağa getirtmek ise kendimi ele vermek ve ev sahibine hakaret etmek olurdu; kendim satın almaya da katlanamazdım: yanında kılıcıyla bir beyefendi nasıl olur da küçük bir somun ekmek almak için bir fırına girerdi? Bu kesinlikle imkânsızdı. Sonunda, köylülerin hiç ekmeği olmadığı söylendiğinde «O zaman pasta yesinler!» diye cevap veren büyük bir prensesin düşüncesizce sözünü hatırladım.
Kaynak: Jean-Jacques Rousseau, The Confessions, VI. kitap; Gutenberg kütüphanesindeki anonim İngilizce çeviriden. Fransızca aslında sözcük «brioche»tur. Türkçesi bizim.
- Rousseau, «büyük prenses»in sözünü hangi bağlamda ve hangi amaçla hatırlıyor?
- Rousseau'nun anlattığı olayın tarihi ile Marie Antoinette'in Fransa'ya geliş tarihi karşılaştırıldığında hangi sonuca varılabilir?
- Rousseau'nun sözü bir prensese yakıştırırken ondan «düşüncesizce» diye söz etmesi, bu anekdotun o dönemde nasıl bir işlev gördüğünü gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Chantal Thomas (1989) — La Reine scélérate'de Marie Antoinette'i hedef alan hiciv broşürlerini inceledi; bu broşürlerin kraliçeyi ahlaksız ve savurgan bir kadın olarak resmederek monarşinin meşruiyetini nasıl aşındırdığını gösterdi.
- Lynn Hunt (1992) — The Family Romance of the French Revolution'da Devrim döneminin siyasi kültürünü aile imgeleri üzerinden inceledi; Marie Antoinette'e yönelik saldırıların, eski rejimin «kötü anne» imgesiyle yıkılmasının bir parçası olduğunu savundu.
- Robert Darnton (1995) — The Forbidden Best-Sellers of Pre-Revolutionary France'ta Devrim öncesinde yasadışı yollarla dolaşan kitapları ve broşürleri inceledi; bu yayınların kamuoyunda monarşiye karşı tutumun oluşmasındaki rolünü tartıştı.
- Antonia Fraser (2001) — Marie Antoinette: The Journey adlı biyografisinde kraliçenin mektuplarına ve çağdaş tanıklıklara dayanarak onu efsanelerden ayırdı; «pasta yesinler» sözünün ona ait olmadığını vurguladı.
Bu dört çalışma, Marie Antoinette imgesinin nasıl kurulduğunu farklı yönlerden gösteriyor. Thomas ve Darnton, broşürlerin ve yasadışı yayınların kamuoyunu nasıl biçimlendirdiğini; Hunt, bu saldırıların Devrim'in siyasi kültüründeki yerini; Fraser ise kraliçenin kendi mektuplarında görünen insanı ortaya koyuyor; ama bazı eleştirmenler, onun biyografisinin kraliçeye fazla sempatiyle yaklaştığını da belirtti. Darnton'un çalışması özellikle önemli bir soruyu da gündeme getirdi: bu yasadışı yayınların okurları kimlerdi ve okudukları iftiralara ne ölçüde inanıyorlardı? Tartışma, bir tarihsel kişiliğin imgesinin, onun gerçek davranışlarından çok, düşmanlarının ve sonraki anlatıcıların ihtiyaçlarıyla biçimlenebildiğini gösteriyor.
Derine İn
Bir alıntıyı doğrulamak, tarihçinin temel becerilerinden biridir. İlk adım, alıntının bilinen en eski kaynağını bulmaktır. Bu, çoğu zaman sanıldığından daha zordur; çünkü ünlü sözler, kaynak gösterilmeden kitaptan kitaba aktarılır. Tarihçi, her aktarımda bir önceki kaynağı izleyerek geriye doğru gider; tıpkı bir nehrin kolunu kaynağına kadar izlemek gibi. Kimi zaman bu yol, bir dönem belgesinde son bulur; kimi zaman da hiçbir kanıta dayanmadan kitaptan kitaba kopyalanmış bir cümlede tükenir.
İkinci adım, kaynağın tarihini ve bağlamını, alıntının atfedildiği kişinin hayatıyla karşılaştırmaktır. «Pasta yesinler» örneğinde, Rousseau'nun metninin yazılış tarihi ve anlattığı olayın zamanı, Marie Antoinette'in Fransa'ya geliş tarihinden öncedir. Bu kronolojik uyumsuzluk, atfı çürütmek için güçlü bir kanıttır. Bir sözün, onu söylediği iddia edilen kişi doğmadan ya da o yere gelmeden önce kaydedilmiş olması, en açık yanlış atıf işaretlerinden biridir.
Üçüncü adım, alıntının dilini ve üslubunu incelemektir. Bir söz, atfedildiği kişinin dönemine ve diline uygun mu? Sözün farklı dillerdeki biçimleri arasında farklar var mı? «Brioche»un «pasta»ya dönüşmesi gibi, çeviriler sözü değiştirebilir ve yeni anlamlar yükleyebilir. Alıntının asıl dildeki biçimine ulaşmak, bu tür değişiklikleri görmeyi sağlar.
Bu adımlar arasında sık atlanan bir başkası da, alıntının tanığını sormaktır. Bir sözün gerçekten söylendiğini kabul etmek için, onu duyan birinin ya da o sırada tutulan bir kaydın bulunması gerekir. Anılarda aktarılan sözler bile, olaydan yıllar sonra yazıldığında, anı yazarının belleğine ve amaçlarına bağlıdır. «Pasta yesinler» örneğinde ise, Marie Antoinette'in bu sözü söylediğini iddia eden hiçbir tanık yoktur; söz, ancak kraliçe öldükten sonra, onu hiç duymamış yazarlar tarafından ona yakıştırılmıştır. Tanıksız bir söz, ne kadar ünlü olursa olsun, tarihçinin gözünde bir rivayettir.
Dördüncü adım, sözün neden o kişiye yakıştırıldığını sormaktır. Yanlış atıflar rastgele değildir; bir söz, genellikle atfedildiği kişinin imgesine uyduğu için ona yapışır. Marie Antoinette örneğinde, sözün kraliçeye yakıştırılması, Devrim öncesinde ve sonrasında onun hakkında kurulan savurgan ve kayıtsız kraliçe imgesiyle uyumluydu. Bu imgeyi anlamak, sözün neden bu kadar kolay benimsendiğini açıklar. Bir sözün bir kişiye «yakışması», onun doğru olduğunun değil, o kişi hakkında zaten var olan bir önyargının işaretidir; ve bu önyargının kaynağını araştırmak, çoğu zaman yeni bir tarih sorusu açar.
Son olarak, yanlış atıfların tarih yazımına etkisini düşünmek gerekir. Bir kişiye yakıştırılan tek bir söz, onun bütün hayatının ve karakterinin özeti gibi görülebilir. Bu, tarihsel kişileri karikatürlere dönüştürür ve olayların karmaşık nedenlerini gözden kaçırır. Bir önceki bölümdeki Napolyon'un boyu gibi, Marie Antoinette'in sözü de bir kişinin karmaşık hayatını tek bir akılda kalıcı ayrıntıya indirger; ve bu ayrıntı, çoğu zaman o kişinin düşmanlarının seçtiği ayrıntıdır. Fransız Devrimi'nin nedenleri, bir kraliçenin tek bir cümlesinden çok daha derindi: mali kriz, eşitsizlik, siyasi kurumların tıkanması ve yeni fikirlerin yayılması.
Uzman Notu
Temel literatür
- Jean-Jacques Rousseau, Les Confessions (Genève, 1782).
- Chantal Thomas, La Reine scélérate: Marie-Antoinette dans les pamphlets (Paris: Seuil, 1989).
- Lynn Hunt, The Family Romance of the French Revolution (Berkeley: University of California Press, 1992).
- Robert Darnton, The Forbidden Best-Sellers of Pre-Revolutionary France (New York: W. W. Norton, 1995).
- Antonia Fraser, Marie Antoinette: The Journey (London: Weidenfeld and Nicolson, 2001).
- Simon Schama, Citizens: A Chronicle of the French Revolution (New York: Alfred A. Knopf, 1989).
Arşiv ve kaynak
Rousseau'nun İtiraflar'ının İngilizce çevirisi Gutenberg'de, Fransızca asıl metni ise Fransız Ulusal Kütüphanesi'nin dijital koleksiyonunda bulunuyor. Marie Antoinette'in annesi İmparatoriçe Maria Theresia ile yazışmaları on dokuzuncu yüzyılda yayımlandı. Devrim öncesi hiciv broşürlerinin önemli bir kısmı, Paris'teki kütüphanelerde ve dijital koleksiyonlarda korunuyor.
Açık sorular
- Rousseau'nun «büyük prenses»i gerçek bir kişi miydi, yoksa dönemde dolaşan bir anekdotun kahramanı mı?
- Söz, Marie Antoinette'e ilk kez ne zaman ve hangi metinde yakıştırıldı?
- Hiciv broşürleri, Devrim öncesinde kamuoyunu gerçekten biçimlendirdi mi, yoksa zaten var olan hoşnutsuzluğu mu yansıttı?
Mini sınav
- (Hedef 1) «Pasta yesinler» sözünün bilinen en eski kaydı hangi eserdedir? A) Marie Antoinette'in mektuplarında B) Rousseau'nun İtiraflar'ında C) Devrim döneminin bir gazetesinde D) XVI. Louis'nin günlüğünde
- (Hedef 1) Rousseau'nun anlattığı olay neden Marie Antoinette ile ilişkilendirilemez? A) Çünkü Rousseau onu tanımıyordu B) Çünkü Marie Antoinette Fransızca bilmiyordu C) Çünkü olay, Marie Antoinette'in Fransa'ya gelişinden önceki bir döneme aittir D) Çünkü Rousseau Fransa'da yaşamıyordu
- (Hedef 2) Devrim öncesinde kraliçeyi hedef alan anonim, çoğu zaman müstehcen yazılara ne ad verilir? A) Hiciv broşürü B) Ferman C) Kronik D) Anı
- (Hedef 2) Rousseau'nun metnindeki «brioche» sözcüğü çevirilerde neye dönüştü? A) Ekmeğe B) Meyveye C) Suya D) Pastaya ya da keke
- (Hedef 3) Bir alıntının yanlış atıf olduğunu gösteren en açık işaretlerden biri nedir? A) Alıntının kısa olması B) Alıntının, atfedildiği kişi o yere gelmeden ya da doğmadan önce kaydedilmiş olması C) Alıntının ünlü olması D) Alıntının birçok dile çevrilmiş olması
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sosyal medyada bir tarihsel kişiye yakıştırılan bir sözle karşılaştın. Bu dersteki dört adımı, yani en eski kaynağı bulmayı, kaynağın tarihini kişinin hayatıyla karşılaştırmayı, dili ve üslubu incelemeyi ve sözün neden o kişiye yakıştırıldığını sormayı kullanarak bu sözü sınamak için izleyeceğin yolu sırayla anlat.
Cevaplar
- B — Sözün bilinen en eski kaydı Rousseau'nun İtiraflar'ındadır.
- C — Rousseau'nun anlattığı olay, Marie Antoinette'in Fransa'ya gelişinden önceki bir döneme aittir.
- A — Bu yazılara hiciv broşürü denir.
- D — «Brioche» sözcüğü çevirilerde pastaya ya da keke dönüştü.
- B — Alıntının, atfedildiği kişi o yere gelmeden ya da doğmadan önce kaydedilmiş olması, yanlış atfın açık bir işaretidir.
Güçlü bir cevap, önce sözün hangi eserde, mektupta ya da konuşmada geçtiğini araştırmayı, bulunamazsa sözün ilk kez ne zaman ve kim tarafından kaydedildiğini izlemeyi önerir. Kaynağın tarihini kişinin hayatıyla karşılaştırır, sözün dilinin ve üslubunun o döneme uygun olup olmadığını inceler ve sözün o kişinin imgesine neden uyduğunu sorar; doğrulanamayan bir sözü paylaşırken bunu belirtmenin önemini vurgular.
Sonraki bölüme köprü
Marie Antoinette'in efsanesi, bir kişinin imgesinin düşmanları tarafından nasıl kurulabileceğini gösterdi. Ama efsaneler yalnızca yabancı ülkelerin tarihinde değil, bizim kendi tarihimizde de dolaşır; bazen bir ulusun kendi geçmişine dair en sevdiği hikâyeler de sınanmayı bekler. Sonraki bölüm, Türkiye tarihi hakkında en çok yayılan mitlere bakıyor.