Öğrenme hedefleri
- Orta Çağ Avrupası'nda ve İslam dünyasında eğitimli insanların Dünya'nın biçimi hakkında ne düşündüğünü, dönemin kaynaklarına dayanarak açıklayabileceksin.
- «Orta Çağ insanları dünyayı düz sanıyordu» efsanesinin on dokuzuncu yüzyılda nasıl ve neden yayıldığını izleyebileceksin.
- Bir tarihsel efsanenin kaynağını bulmak ve onu dönemin tanıklıklarıyla sınamak için kullanılacak yöntemleri değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir biyografideki sahne
1828'de Amerikalı yazar Washington Irving, Kristof Kolomb'un hayatını anlatan dört ciltlik bir biyografi yayımladı. Kitabın en canlı sahnelerinden biri, İspanya'da Salamanca'da toplanan bir kuruldu. Irving'e göre Kolomb, batıya doğru yelken açarak Asya'ya ulaşma planını anlattığında, kuruldaki din adamları ona coğrafi değil, dinsel itirazlarla karşılık vermişti. Kutsal Kitap'tan ve kilise babalarının yazılarından alıntılar yapmışlar, dünyanın öbür tarafında insanların baş aşağı yürüyemeyeceğini söylemişlerdi. Sahnede Kolomb, bilginin ve cesaretin temsilcisi; karşısındaki din adamları ise bağnazlığın ve karanlığın temsilcisiydi.
Bu sahne, sonraki iki yüzyılda sayısız ders kitabına, gazete yazısına ve konuşmaya girdi. Kolomb'un dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak için yola çıktığı, Orta Çağ insanlarının ise dünyayı düz sandığı fikri, Batı'nın kültürel belleğine yerleşti. Oysa Irving'in sahnesi, büyük ölçüde onun hayal gücünün ürünüydü. Kolomb'un karşılaştığı asıl itiraz, dünyanın biçimi değil, büyüklüğüydü; ve bu konuda haklı olan, Kolomb değil, itiraz edenlerdi. Orta Çağ insanları gerçekten ne düşünüyordu ve bu efsane nereden çıktı?
Bağlam — antik bir bilgi
Dünya'nın yuvarlak olduğu, Orta Çağ'dan çok önce biliniyordu. Aristoteles, MÖ dördüncü yüzyılda, ay tutulmalarında Dünya'nın Ay'a düşen gölgesinin hep yuvarlak olduğunu ve güneye gidildikçe gökyüzünde yeni yıldızların göründüğünü, kuzeydekilerin ise ufkun altına indiğini kanıt olarak gösterdi. MÖ üçüncü yüzyılda İskenderiyeli Eratosthenes, iki şehirde öğle vakti güneşin gölgesinin açısını karşılaştırarak Dünya'nın çevresini şaşırtıcı bir yakınlıkla hesapladı.
Bu bilgi, Roma'nın çöküşüyle kaybolmadı. Latin dünyasında, antik bilginin özetlerini aktaran yazarlar aracılığıyla Orta Çağ'a ulaştı. Yunanca konuşan Bizans'ta ve Arapça konuşan İslam dünyasında ise Aristoteles'in ve Ptolemaios'un eserleri doğrudan okunuyor, yorumlanıyor ve geliştiriliyordu.
Gelişme — Orta Çağ'ın küresi
Sekizinci yüzyılın başında İngiltere'de yaşayan keşiş Beda, zamanın hesaplanması üzerine yazdığı ve Orta Çağ boyunca çok okunan bir kitabında, Dünya'yı bir kürenin içine yerleştirdi ve günlerin uzunluğunun farklı enlemlerde neden değiştiğini Dünya'nın küreselliğiyle açıkladı. On üçüncü yüzyılda Paris'te ders veren Sacrobosco'nun Küre Üzerine adlı kitabı, Avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca temel astronomi ders kitabı olarak okutuldu; kitap, Dünya'nın küre biçiminde olduğunu gözlemlerle kanıtlıyordu. Dante'nin İlahi Komedya'sında şair, Dünya'nın merkezinden geçerek öbür yarımküreye çıkar.
Küre imgesi, yalnızca bilginlerin kitaplarında değil, siyasetin simgelerinde de vardı. Orta Çağ krallarının ve imparatorlarının taç giyme törenlerinde ve portrelerinde elde tuttukları, üzerinde haç bulunan altın küre, yani egemenlik küresi, hükümdarın dünya üzerindeki yetkisini temsil ediyordu. Bu simge, eğitim görmemiş insanların bile her gün kiliselerde, sikkelerde ve resimlerde gördüğü bir imgeydi. Dünya'yı bir tepsi gibi düz düşünen bir toplum, hükümdarının elinde bir küre taşımasını anlamlı bulmazdı.
Orta Çağ haritaları da bazen yanlış yorumlanır. Bu dönemin ünlü dünya haritalarında, Kudüs genellikle merkezde yer alır ve dünya bir daire içinde gösterilir. Bu haritalar, bugünkü anlamda coğrafi haritalar değil, dinsel ve tarihsel bilgiyi bir arada sunan şemalardı; dairesel biçim, düz bir disk inancını değil, bilinen yerleşik dünyanın simgesel bir düzenlemesini gösteriyordu. Aynı dönemin astronomi kitapları, Dünya'yı açıkça bir küre olarak çiziyordu.
İslam dünyasında da durum farklı değildi. On birinci yüzyılın başında Harezmli bilgin Biruni, bir dağın tepesinden ufka bakarak ve basit trigonometri kullanarak Dünya'nın yarıçapını hesapladı. Müslüman coğrafyacılar ve astronomlar, kıble yönünü belirlemek için küresel bir Dünya üzerinde hesaplar yapıyordu. Bizans'ta ve Latin Avrupa'da okunan pek çok eser, bu bilginlerin çalışmalarından çeviriler yoluyla beslendi.
Irving'in anmayı unutmadığı bir ayrıntı var: dördüncü yüzyılın başında yazan Hristiyan yazar Lactantius, gerçekten de antipodlar, yani dünyanın öbür yüzünde yaşayan insanlar fikriyle alay etmişti. Altıncı yüzyılda Kosmas adlı bir Bizanslı yazar da, Dünya'yı bir çadır biçiminde düşünen bir kitap yazmıştı. Ama bu yazarlar, kendi dönemlerinde bile istisnaydı; eserleri ne okullarda okutuldu ne de bilginler arasında ciddiye alındı. Irving, istisnaları kural gibi sundu.
Irving bir tarihçi değil, bir edebiyatçıydı; kitabı da okuru sürükleyen bir anlatı olarak yazılmıştı. Salamanca sahnesi, onun kaynaklarda bulduğu kısa ve belirsiz notları, dramatik bir karşılaşmaya dönüştürmesinin ürünüydü. Ama kitap büyük bir başarı kazandı, defalarca basıldı ve ders kitaplarına kaynak oldu. Bir romancının sahnesi, zamanla tarihsel bir olgu gibi aktarılmaya ve kuşaktan kuşağa öğretilmeye başladı.
Dönüş noktası — Kolomb'un asıl sorunu
Kolomb'un planına yöneltilen gerçek itiraz, Dünya'nın biçimi değil, büyüklüğü ile ilgiliydi. Eğitimli Avrupalılar, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve teorik olarak batıya yelken açarak Asya'ya ulaşılabileceğini biliyordu. Soru, bunun pratikte mümkün olup olmadığıydı. Kolomb, Dünya'nın çevresini, eski kaynaklardan seçtiği en küçük tahminlere dayanarak hesaplamış ve Asya'nın doğuya doğru olduğundan çok daha uzağa uzandığını varsaymıştı. Bu hesaba göre, Kanarya Adaları'ndan Japonya'ya yalnızca birkaç bin kilometre vardı.
Kolomb'un planını inceleyen uzmanlar, bu hesabın yanlış olduğunu biliyordu. Onlara göre Asya, o dönemin gemileriyle, yolda erzak tükenmeden ulaşılamayacak kadar uzaktı. Haklıydılar: Avrupa ile Asya arasındaki okyanusun gerçek genişliği, Kolomb'un sandığının birkaç katıydı. Kolomb'u ve mürettebatını açlıktan kurtaran, yolun ortasında Avrupalıların bilmediği bir kıtanın bulunmasıydı. Kolomb ölene kadar Asya'ya ulaştığına inandı; yani yanılgısı, onu tarihin en büyük keşiflerinden birine götürmüştü.
Yaygın yanlış«Kolomb, dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak için yola çıktı ve herkes onun dünyanın kenarından düşeceğini sanıyordu» diye düşünülür.
Oysa Kolomb'un döneminde eğitimli Avrupalıların neredeyse tamamı Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyordu. Tartışma Dünya'nın biçimi değil, büyüklüğü üzerineydi; ve bu tartışmada Kolomb yanılıyordu.
Cevap — bir efsanenin anatomisi
Öyleyse bu efsane neden bu kadar yayıldı? Amerikalı tarihçi Jeffrey Burton Russell, 1991'de yayımladığı kitabında efsanenin izini sürdü. Russell'a göre efsane, 1860'lardan sonraki kuşak boyunca, bilim ile din arasında büyük bir savaş olduğu düşüncesiyle birlikte yaygınlaştı. John William Draper'ın 1874'te yayımlanan kitabı ve Andrew Dickson White'ın 1896'da yayımlanan iki ciltlik eseri, tarihi, bilimin karanlıkta direnen dine karşı kazandığı zaferlerin hikâyesi olarak anlattı. «Orta Çağ insanları dünyayı düz sanıyordu» efsanesi, bu anlatının çok kullanışlı bir örneğiydi.
Efsanenin yayılmasının bir başka nedeni de, «ilerleme» anlatısının ihtiyaçlarıydı. Bir önceki bölümde gördüğümüz «Karanlık Çağ» imgesi gibi, düz dünya efsanesi de Orta Çağ'ı karanlık, modern çağı ise aydınlık gösteriyordu. Geçmiş ne kadar cahil gösterilirse, bugünün ilerlemesi o kadar parlak görünüyordu. Mandeville'in kitabında Kudüs'ün dünyanın ortasında olduğunun kanıtlanmaya çalışılması gibi ayrıntılar, Orta Çağ insanlarının dünyayı bugünkü gibi görmediğini gösterir; ama bu farklılık, onların dünyayı düz sandığı anlamına gelmez. Bir dönemin bilgisini bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine, o dönemin kendi kavramlarıyla anlamak gerekir.
Bugünle bağ — efsaneler neden ölmez?
Düz dünya efsanesi, tarihçilerin onlarca yıldır süren düzeltmelerine rağmen bugün de dolaşımda. Bunun bir nedeni, efsanenin iyi bir hikâye olmasıdır: kahraman bir kâşif, cahil bir kalabalık ve sonunda gerçeğin zaferi. Bir başka nedeni, efsanenin bugünkü insanlara kendilerini geçmiştekilerden daha akıllı hissettirmesidir.
Bir tarihsel iddiayla karşılaştığında, bu dersin yöntemini kullanabilirsin: iddianın ilk kez nerede ve kim tarafından ortaya atıldığını sor; sonra dönemin insanlarının kendi yazdıklarına bak. Çoğu zaman, efsanenin kaynağının olayların yaşandığı dönem değil, yüzyıllar sonra yazılmış bir kitap olduğunu görürsün.
Birincil kaynak
On dördüncü yüzyılda yazılan ve Orta Çağ Avrupası'nda en çok okunan gezi kitaplarından biri olan Sir John Mandeville'in Seyahatleri, Dünya'nın biçimini şöyle anlatır:
By the which I say you certainly that men may environ all the earth of all the world, as well under as above, and turn again to his country, that had company and shipping and conduct. And always he should find men, lands and isles, as well as in this country. For ye wit well, that they that be toward the Antarctic, they be straight, feet against feet, of them that dwell under the Transmontane; also well as we and they that dwell under us be feet against feet. […] For the earth and the sea be of round form and shape, as I have said before; and that that men go upward to one coast, men go downward to another coast.
Türkçesi: Bu yüzden size kesin olarak söylüyorum ki insan, yol arkadaşı, gemisi ve kılavuzu olursa, bütün dünyanın bütün toprağını, altını da üstünü de dolaşıp kendi ülkesine geri dönebilir. Ve her yerde, bu ülkede olduğu gibi, insanlar, topraklar ve adalar bulur. Çünkü iyi bilin ki Güney Kutbu'na doğru yaşayanlar, Kuzey Yıldızı'nın altında yaşayanlarla tam olarak ayak ayağadır; tıpkı bizim ile altımızda yaşayanların da ayak ayağa olduğu gibi. […] Çünkü toprak ve deniz, daha önce de söylediğim gibi, yuvarlak biçimdedir; bir kıyıya doğru yukarı giden, öbür kıyıya doğru aşağı iner.
Kaynak: The Travels of Sir John Mandeville, XX. bölüm (yazılışı 14. yüzyılın ortası); Cotton el yazmasının modern yazımlı metni (London: Macmillan, 1900); Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Mandeville, Dünya'nın yuvarlak olduğunu hangi sonuçlara bağlıyor?
- «Ayak ayağa» yaşayan insanlar fikri, Lactantius'un alay ettiği antipodlar fikriyle nasıl karşılaştırılabilir?
- Bu kitabın Orta Çağ'da çok okunan, popüler bir eser olması, düz dünya efsanesini değerlendirmek için neden önemlidir?
Tarihçiler Tartışıyor
- John William Draper (1874) — History of the Conflict between Religion and Science'da tarihi bilim ile dinsel otorite arasındaki bir savaş olarak anlattı; Orta Çağ'ı bu savaşın karanlık bir dönemi olarak sundu ve düz dünya imgesinin yayılmasına katkıda bulundu.
- Jeffrey Burton Russell (1991) — Inventing the Flat Earth: Columbus and Modern Historians'da Orta Çağ'da eğitimli insanların neredeyse tamamının Dünya'nın yuvarlak olduğunu bildiğini gösterdi; efsanenin on dokuzuncu yüzyılda çatışma teziyle birlikte yaygınlaştığını savundu.
- Christine Garwood (2007) — Flat Earth: The History of an Infamous Idea'da düz dünya fikrinin asıl olarak on dokuzuncu yüzyılda, modern düz dünyacı hareketlerle yeniden canlandığını ve Orta Çağ'a sonradan yakıştırıldığını inceledi.
- Ronald Numbers (2009) — Derlediği Galileo Goes to Jail and Other Myths about Science and Religion'da bilim ile din ilişkisine dair yaygın efsaneleri, düz dünya efsanesi de dahil, uzmanların kaleminden tek tek ele aldı ve çatışma tezinin tarihsel kanıtlarla desteklenmediğini gösterdi.
Bu dört çalışma, bir efsanenin nasıl doğduğunu ve nasıl çürütüldüğünü gösteriyor. Draper efsanenin yayılmasına katkıda bulunan anlatıyı kurdu; Russell, Garwood ve Numbers ise bu anlatıyı kaynaklara dayanarak söktü. İlginç olan, efsanenin tarihçiler tarafından çürütülmesinin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ dolaşımda olmasıdır. Bu, tarih yazımındaki düzeltmelerin kamusal belleğe ulaşmasının ne kadar yavaş olduğunu gösteriyor. Garwood'un çalışması ayrıca ilginç bir tersine dönüşe dikkat çekiyor: gerçek düz dünya savunucuları Orta Çağ'da değil, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıktı.
Derine İn
Düz dünya efsanesinin incelenmesi, tarihçilerin bir efsaneyi nasıl söktüğüne dair iyi bir örnektir. İlk adım, iddiayı açıkça tanımlamaktır: «Orta Çağ insanları dünyayı düz sanıyordu» cümlesi, kimi kapsıyor? Bütün insanları mı, eğitimli olanları mı, din adamlarını mı? Bu soru önemlidir; çünkü okuma yazma bilmeyen köylülerin Dünya'nın biçimi hakkında ne düşündüğüne dair çok az kanıtımız var. Tarihçilerin güvenle söyleyebildiği şey, eğitimli kesimin ve okullarda okutulan kitapların Dünya'yı küre olarak anlattığıdır. Köylülerin düşünceleri hakkında ise ancak dolaylı kanıtlar var: vaazlar, halk arasında dolaşan hikâyeler ve kiliselerdeki resimler. Bu kanıtlar da düz bir dünya inancını değil, çoğunlukla bu soruya pek kafa yorulmadığını düşündürüyor.
İkinci adım, iddianın kaynağını bulmaktır. Russell, efsanenin izini on dokuzuncu yüzyılın ders kitaplarına, Irving'in biyografisine ve Draper ile White'ın eserlerine kadar sürdü. Orta Çağ'ın kendi kaynaklarında ise yaygın bir düz dünya inancına dair kanıt bulamadı. Bir efsanenin olaydan yüzyıllar sonra ortaya çıkması, onun o dönemin gerçekliğinden çok, onu anlatanların ihtiyaçlarını yansıttığının güçlü bir işaretidir. Kaynak izlemenin pratik bir yolu da, iddianın en eski dipnotunu aramaktır: bir kitap iddiayı bir başka kitaba dayandırıyorsa, o kitaba bakılır; zincir, sonunda ya dönemin bir belgesine ya da hiçbir belgeye dayanmayan bir iddiaya ulaşır.
Üçüncü adım, karşı kanıtları toplamaktır. Beda'nın ve Sacrobosco'nun ders kitapları, Mandeville'in gezi kitabı, Dante'nin şiiri, Orta Çağ haritaları ve kralların ellerinde taşıdıkları küre biçimindeki egemenlik simgeleri, Dünya'nın yuvarlak olduğu düşüncesinin ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Bu kanıtların farklı türlerden gelmesi, yani bilimsel metinlerden, popüler kitaplardan, şiirden ve imgelerden, sonucu daha da güçlendirir. Birbirinden bağımsız kaynaklar aynı sonuca işaret ettiğinde, bu sonuç tek bir kaynağa dayanan bir iddiadan çok daha sağlamdır.
Dördüncü adım, istisnaları doğru yere koymaktır. Lactantius ve Kosmas gibi yazarlar gerçekten vardı ve Dünya'nın küreselliğine ya da antipodlara karşı çıktılar. Ama bir efsaneyi çürütmek, onun hiçbir dayanağı olmadığını iddia etmek değildir; dayanağının ne kadar dar olduğunu göstermektir. Lactantius'un eserleri Orta Çağ'da okunuyordu, ama onun Dünya'nın biçimine dair görüşleri, Augustinus gibi çok daha etkili yazarlar tarafından paylaşılmadı. Augustinus bile, antipodlarda insan yaşamasına kuşkuyla bakarken, Dünya'nın küre biçiminde olabileceğini reddetmedi; itirazı, okyanusun öbür yanında Adem'in soyundan gelen insanların nasıl bulunabileceği sorusuydu. İyi bir tarihçi, istisnaları gizlemez; onları neden istisna saydığını açıklar.
Son olarak, efsanenin neden yayıldığını anlamak, onu çürütmek kadar önemlidir. Düz dünya efsanesi, belirli bir tarih anlayışına, yani geçmişi karanlıktan aydınlığa doğru ilerleyen bir yolculuk olarak gören anlayışa hizmet ediyordu. Bu anlayışın farkında olmak, benzer efsaneleri tanımayı kolaylaştırır. Bir iddia, bir dönemi olağanüstü cahil, olağanüstü zalim ya da olağanüstü karanlık gösteriyorsa ve bu, anlatıcının kendi dönemini parlatıyorsa, o iddiayı ikinci kez kontrol etmek için iyi bir nedenimiz vardır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Washington Irving, A History of the Life and Voyages of Christopher Columbus (London: John Murray, 1828).
- John William Draper, History of the Conflict between Religion and Science (New York: D. Appleton, 1874).
- Andrew Dickson White, A History of the Warfare of Science with Theology in Christendom (New York: D. Appleton, 1896).
- Jeffrey Burton Russell, Inventing the Flat Earth: Columbus and Modern Historians (New York: Praeger, 1991).
- Christine Garwood, Flat Earth: The History of an Infamous Idea (London: Macmillan, 2007).
- Ronald L. Numbers (ed.), Galileo Goes to Jail and Other Myths about Science and Religion (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2009).
Arşiv ve kaynak
Mandeville'in kitabının modern yazımlı metni Gutenberg'de; Irving'in biyografisinin Londra'da basılan ilk baskısının dijital kopyası archive.org üzerinden indirilebiliyor. Orta Çağ haritalarının ve Sacrobosco'nun kitabının el yazması nüshaları, Avrupa'nın büyük kütüphanelerinin dijital koleksiyonlarında görülebiliyor.
Açık sorular
- Okuma yazma bilmeyen Orta Çağ köylüleri Dünya'nın biçimi hakkında ne düşünüyordu ve bunu bilmenin bir yolu var mı?
- Efsanenin yayılmasında Irving'in biyografisi mi, yoksa Draper ve White'ın çatışma anlatısı mı daha belirleyiciydi?
- Tarihçilerin çürüttüğü efsanelerin kamusal bellekte bu kadar uzun yaşamasının nedenleri nelerdir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sacrobosco'nun Küre Üzerine adlı kitabı Orta Çağ'da nasıl kullanıldı? A) Avrupa üniversitelerinde temel astronomi ders kitabı olarak B) Yasaklı bir kitap olarak C) Yalnızca İslam dünyasında D) Hiç okunmadı
- (Hedef 2) Kolomb'un planına yöneltilen gerçek itiraz neydi? A) Dünya'nın düz olduğu B) Batıda hiç deniz olmadığı C) Kolomb'un Dünya'nın büyüklüğünü ve Asya'ya olan uzaklığı çok küçük hesapladığı D) Gemilerin batacağı
- (Hedef 2) Salamanca kurulunun Kolomb'u dinsel gerekçelerle reddettiği sahnesini yaygınlaştıran eser hangisidir? A) Mandeville'in Seyahatler'i B) Washington Irving'in Kolomb biyografisi C) Dante'nin İlahi Komedya'sı D) Beda'nın zaman hesabı kitabı
- (Hedef 2) «Çatışma tezi» neyi savunur? A) Bilim ile dinin tarih boyunca hep uyum içinde olduğunu B) Bilimin Orta Çağ'da doğduğunu C) Dinin bilimi hiç etkilemediğini D) Bilim ile din arasındaki ilişkinin temelde bir savaş olduğunu
- (Hedef 3) Bir tarihsel efsaneyi sınamanın en iyi yolu nedir? A) Efsanenin ilk kez nerede ortaya atıldığını bulmak ve onu dönemin kendi tanıklıklarıyla karşılaştırmak B) En çok tekrarlanan anlatıyı kabul etmek C) Yalnızca modern ders kitaplarına bakmak D) Efsaneyi tamamen görmezden gelmek
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Orta Çağ insanları dünyayı düz sanıyordu» iddiasını, bu dersteki dört adımı kullanarak sına: iddiayı tanımla, kaynağını bul, karşı kanıtları topla ve istisnaları doğru yere koy. Ardından efsanenin neden on dokuzuncu yüzyılda bu kadar yaygınlaştığını gerekçeleriyle açıkla.
Cevaplar
- A — Sacrobosco'nun kitabı Avrupa üniversitelerinde temel astronomi ders kitabı olarak okutuldu.
- C — Gerçek itiraz, Kolomb'un Dünya'nın büyüklüğünü ve Asya'ya olan uzaklığı küçük hesaplamasıydı.
- B — Sahneyi Washington Irving'in 1828 tarihli Kolomb biyografisi yaygınlaştırdı.
- D — Çatışma tezi, bilim ile din arasındaki ilişkinin temelde bir savaş olduğunu savunur.
- A — Efsanenin kaynağı bulunmalı ve dönemin kendi tanıklıklarıyla karşılaştırılmalıdır.
Güçlü bir cevap, iddianın eğitimli kesim için geçerli olmadığını Beda, Sacrobosco, Mandeville ve Dante gibi kaynaklarla gösterir; efsanenin Irving'in biyografisi ve Draper ile White'ın çatışma anlatısıyla on dokuzuncu yüzyılda yaygınlaştığını açıklar. Lactantius ve Kosmas gibi istisnaları gizlemeden, neden istisna olduklarını belirtir ve efsanenin «karanlıktan aydınlığa ilerleme» anlatısına hizmet ettiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Düz dünya efsanesi, olaylardan yüzyıllar sonra bir biyografinin sayfalarında doğdu. Ama bazı yanlış inançların kökleri çok daha derindir ve antik yazarların kendisine kadar uzanır. Sonraki bölüm, böyle bir inancı ele alıyor: Mısır piramitlerini kamçı altında çalışan köleler mi inşa etti? Cevabın bir kısmı, piramitlerin yakınında, onları yapanların kendi mezarlarında saklı.