Öğrenme hedefleri
- Radyokarbon tarihlemesinin fiziksel ilkesini ve bir ölçümün neden tek bir yıl değil, bir aralık verdiğini açıklayabileceksin.
- Dendrokronolojinin, yani ağaç halkalarıyla tarihlemenin nasıl çalıştığını ve radyokarbon tarihlerini düzeltmekte neden vazgeçilmez olduğunu tanımlayabileceksin.
- Torino Kefeni ve Gordion'daki büyük tümülüs örnekleri üzerinden, doğa bilimlerinden gelen tarihlerin tarih yorumunu nasıl değiştirebildiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — üç laboratuvar, bir kumaş parçası
Nisan 1988'de İtalya'nın Torino kentindeki katedralde, yüzyıllardır tartışılan bir keten kumaştan, Torino Kefeni'nden, birkaç santimetrekarelik bir şerit kesildi. Kefen, üzerinde çarmıha gerilmiş bir adamın silik görüntüsünü taşıyordu ve pek çok inanan için İsa'nın gömüldüğü bez olarak kabul ediliyordu. Kesilen şerit üçe bölündü ve Arizona, Oxford ve Zürih'teki üç ayrı laboratuvara gönderildi. Her laboratuvara, kontrol amacıyla yaşı bilinen başka kumaş örnekleri de verildi.
Sonuçlar ertesi yıl yayımlandı. Üç laboratuvar, birbirinden bağımsız olarak, kumaşın keteninin MS 1260 ile 1390 arasında bir tarihe ait olduğu sonucuna vardı. Bu tarih, kefenin Avrupa'daki yazılı kayıtlarda ilk kez görüldüğü on dördüncü yüzyıl ortalarıyla şaşırtıcı biçimde örtüşüyordu. Birkaç miligramlık bir örnek, yüzyıllık bir tartışmaya yeni ve güçlü bir kanıt eklemişti.
Bu sonucun önemi, yalnızca bir yaş vermesinde değil, bu yaşa nasıl varıldığındadır. Üç laboratuvar birbirinden bağımsız çalıştı; kefen örneğinin yanında yaşı bilinen kontrol örneklerini de ölçerek kendi yöntemlerinin doğruluğunu sınadı; sonuçlar istatistiksel olarak birleştirildi. Kefenin dokuması kolayca tanınabildiği için tam anlamıyla kör bir test yapılamadı; bu sınırlılık makalede de belirtildi. Bir tarihçinin farklı kaynakları karşılaştırarak bir olguyu doğrulaması gibi, burada da bağımsız ölçümler birbirini denetledi. Bir laboratuvarın ölçtüğü bu sayı, tarihçinin arşivde bulduğu bir belge kadar güçlü bir kanıt olabilir; ama onu doğru okumak için, atomların ve ağaç halkalarının nasıl bir saat işlevi gördüğünü bilmek gerekir.
Bağlam — atmosferden gelen bir saat
Radyokarbon tarihlemesinin fikri basittir. Her canlı, yaşadığı sürece atmosferle aynı oranda karbon-14 taşır. Öldüğü anda bu alışveriş durur ve karbon-14 yavaş yavaş bozunarak azalmaya başlar. Bu azalmanın hızı bilindiği için, bir örnekte kalan karbon-14 miktarı ölçülerek canlının ne kadar zaman önce öldüğü hesaplanabilir. Bu ilkeyi 1940'ların sonunda Amerikalı kimyager Willard Libby ve ekibi geliştirdi.
Bu hız, radyokarbon yönteminin sınırlarını da belirler. Yaklaşık elli bin yıldan eski örneklerde kalan karbon-14 o kadar azdır ki güvenilir biçimde ölçülemez. Bu yüzden radyokarbon, yaklaşık son elli bin yılın, yani modern insanların dünyaya yayıldığı, tarımın başladığı ve ilk şehirlerin kurulduğu dönemin saatidir; dinozor kemiklerini ya da milyonlarca yıllık kayaları tarihlemek için başka yöntemler kullanılır.
Libby'nin ilk ölçümleri, örnekteki bozunmaları tek tek sayan dedektörlerle yapılıyordu ve birkaç gramlık örnek gerektiriyordu. 1970'lerin sonunda geliştirilen hızlandırıcılı kütle spektrometrisi, karbon-14 atomlarını doğrudan sayarak çok daha küçük örneklerle çalışmayı mümkün kıldı. Torino Kefeni'nin tarihlenmesine izin verilmesinin bir nedeni de buydu: kumaşın büyük bir parçasını yok etmek gerekmiyordu.
Gelişme — ağaçların takvimi
Radyokarbonun gelişiminden önce, dünyanın başka bir köşesinde başka bir saat keşfedilmişti. Amerikalı astronom Andrew Ellicott Douglass, yirminci yüzyılın başında Arizona'da güneş lekeleri ile iklim arasındaki ilişkiyi araştırırken, ağaçların yıllık halkalarına yöneldi. Kurak bir bölgede, yağışlı yıllarda ağaçlar geniş, kurak yıllarda dar halkalar oluşturuyordu. Douglass, aynı bölgedeki farklı ağaçlarda aynı geniş ve dar halka dizilerinin tekrarlandığını fark etti.
Bu keşif çok güçlü bir araç doğurdu. Yaşayan bir ağacın halkaları, bugünden geriye doğru yıl yıl sayılabilir. Bu ağacın en eski halkalarının örüntüsü, daha eski bir kütüğün ya da bir evin kirişinin en genç halkalarıyla eşleştirilirse, dizi geriye doğru uzatılabilir. Böylece, üst üste binen parçalarla binlerce yıllık kesintisiz bir takvim kurulabilir. Douglass, 1929'da, Arizona'daki yerli Amerikan yerleşimlerinden toplanan kirişleri bu yöntemle yaşayan ağaçların dizisine bağladı ve bu yerleşimlerin ne zaman kurulduğunu yılı yılına belirledi. O güne kadar yalnızca göreli bir sıraya konabilen yüzlerce yıllık bir yerleşim tarihi, bir anda kesin yıllarla ifade edilebilir hâle geldi.
Dendrokronoloji, bir ahşap parçasına bir yıl, hatta bazen bir mevsim verebilir. Ahşabın dış kabuğu ya da en dış halkası korunmuşsa, ağacın hangi yıl kesildiği tam olarak bilinebilir. Bu, radyokarbonun hiçbir zaman ulaşamayacağı bir kesinliktir. Ama dendrokronoloji yalnızca ahşap bulunan ve o bölge için uzun bir halka dizisi kurulmuş yerlerde işe yarar.
Dönüş noktası — iki saatin buluşması
İki yöntemin buluşması, radyokarbon tarihlemesini dönüştürdü. Libby'nin varsayımı, atmosferdeki karbon-14 oranının geçmişte hep sabit olduğuydu. Ama yaşı dendrokronolojiyle kesin olarak bilinen ahşap örnekler radyokarbonla ölçüldüğünde, sonuçların bazı dönemlerde gerçek yaştan belirgin biçimde saptığı görüldü. Avusturyalı-Amerikalı kimyager Hans Suess, 1960'larda bu sapmaların düzenli olmayan dalgalanmalar gösterdiğini ortaya koydu.
Çözüm, kalibrasyon oldu: yaşı ağaç halkalarıyla bilinen binlerce örneğin radyokarbon değerleri ölçülerek, radyokarbon yaşını gerçek takvim yılına çeviren bir eğri kuruldu. Bu eğri, yıllar içinde Avrupa ve Amerika'daki uzun ağaç halkası dizileriyle, göl tortularıyla ve mağara oluşumlarıyla genişletildi ve düzenli olarak güncellendi. Bugün kullanılan uluslararası kalibrasyon eğrisi, 2020'de yayımlanan sürümüdür.
Eğrinin dalgalı olması, radyokarbon tarihlerinin neden bir aralık olarak verildiğini de açıklar. Eğrinin düz ya da kıvrımlı olduğu dönemlerde, tek bir radyokarbon ölçümü birden fazla takvim yılına denk gelebilir. Bu yüzden bir tarih, «yüzde 95 olasılıkla MS 1260 ile 1390 arası» gibi, belirli bir güven düzeyiyle birlikte ifade edilir. Aralığın genişliği, ölçüm hatasının yanında eğrinin o dönemdeki biçimine de bağlıdır.
Yaygın yanlış«Radyokarbon tarihlemesi bir nesnenin yapıldığı yılı kesin olarak söyler» diye düşünülür.
Oysa radyokarbon, bir canlının öldüğü zamanı bir olasılık aralığı içinde verir; bir nesnenin yapıldığı yılı değil. Uzun yaşamış bir ağacın iç halkalarından yapılmış bir kiriş, ağacın kesildiği tarihten yüzyıllarca eski bir radyokarbon yaşı verebilir.
Cevap — Gordion'daki mezarın gerçek yaşı
Anadolu'dan bir örnek, bu yöntemlerin tarih yorumunu nasıl değiştirebildiğini gösteriyor. Ankara'nın batısındaki Gordion, Frig krallığının başkentiydi. Kentin yakınındaki en büyük tümülüs, yani toprak yığma mezar, uzun süre efsanevi Frig kralı Midas'ın mezarı olarak anıldı. Tümülüsün içindeki mezar odası, ardıç ve çam kütüklerinden yapılmıştı ve neredeyse bozulmadan günümüze ulaşmıştı.
Amerikalı dendrokronolog Peter Kuniholm'ün yönettiği Ege dendrokronoloji projesi, onlarca yıl boyunca Anadolu'daki ahşap yapılardan örnekler toplayarak bölge için uzun bir halka dizisi kurdu. Kuniholm, Sturt Manning ve meslektaşları, bu diziyi yüksek çözünürlüklü radyokarbon ölçümleriyle birleştirerek mezar odasının kütüklerinin MÖ 740 civarında kesildiğini hesapladılar. Bu tarih, yazılı kaynaklara göre MÖ yedinci yüzyılın başlarında ölen Midas'tan birkaç on yıl önceye düşüyordu. Mezar, büyük ihtimalle Midas'ın değil, ondan önceki bir Frig hükümdarının, belki de babasınındı.
Bu örnek, radyokarbon ve dendrokronolojinin birlikte nasıl kullanıldığını gösteriyor. Tek bir yöntem, tek başına bu kesinliğe ulaşamazdı. İki yöntemin birleşimi, hem Frig kronolojisini hem de Anadolu'nun Demir Çağı tarihini yeniden düşünmeyi gerektirdi.
Bugünle bağ — yaş sorusu hâlâ bir yorum sorusu
Torino Kefeni'nin tarihlenmesi, tartışmayı bitirmedi. Bazı araştırmacılar, kesilen örneğin sonradan onarılmış bir kenardan alınmış olabileceğini ileri sürdü; laboratuvarlar ve başka bilim insanları ise bu itirazın kanıtlarla desteklenmediğini savundu. Tartışma, bilimsel bir ölçümün bile, örneğin nereden alındığı, nasıl temizlendiği ve neyi temsil ettiği gibi yorum sorularından bağımsız olmadığını gösteriyor.
Bir haberde «bilim insanları şunun yaşını belirledi» diye okuduğunda, şu soruları sorabilirsin: hangi yöntemle, hangi örnekten, hangi güven aralığıyla? Bu sorular, bilimsel sonuçlara kuşkuyla bakmak için değil, onların neyi söyleyip neyi söylemediğini anlamak için sorulur.
Birincil kaynak
A. E. Douglass, ağaç halkaları üzerine ilk büyük raporunda, farklı ağaçlardaki halkaları eşleştirme yöntemini, yani çapraz tarihlemeyi nasıl keşfettiğini şöyle anlatır:
The value and accuracy of cross-identification was first observed in 1911 in connection with the Prescott trees. After measuring the first 18 sections, it became apparent that much the same succession of rings was occurring in each; therefore the other sections were examined and the appearance of some 60 or 70 rings memorized. All the sections were then reviewed and pinpricks placed in each against certain rings which had characteristics common to all. For example, the red ring of 1896 was nearly always double, while the rings of 1884 and 1885 were wider than their neighbors.
Türkçesi: Çapraz tanımlamanın değeri ve doğruluğu ilk kez 1911'de, Prescott ağaçlarıyla ilgili olarak fark edildi. İlk 18 kesit ölçüldükten sonra, her birinde halkaların hemen hemen aynı sırayla dizildiği anlaşıldı; bunun üzerine öbür kesitler incelendi ve 60 ya da 70 kadar halkanın görünüşü ezberlendi. Ardından bütün kesitler yeniden gözden geçirildi ve her birinde, hepsinde ortak özellikler taşıyan belirli halkaların yanına iğneyle işaret kondu. Örneğin 1896'nın kırmızı halkası neredeyse her zaman çiftti; 1884 ve 1885 halkaları ise komşularından daha genişti.
Kaynak: A. E. Douglass, Climatic Cycles and Tree-Growth, c. 1 (Washington: Carnegie Institution of Washington, 1919), II. bölüm, «Cross-identification»; archive.org. Türkçesi bizim.
- Douglass, farklı ağaçlardaki halkaların aynı yıla ait olduğunu nasıl anladı?
- 1896 halkasının çift olması ya da 1884–1885 halkalarının geniş olması, neden bir tarihleme aracı olarak işe yarar?
- Bu yöntem, bir tarihçinin farklı belgelerdeki ortak ayrıntıları karşılaştırmasına nasıl benzer?
Tarihçiler Tartışıyor
- Paul Damon ve meslektaşları (1989) — Nature'da yayımlanan ortak makalede Torino Kefeni'nin üç laboratuvarda bağımsız olarak yapılan radyokarbon ölçümlerini sundular; keten kumaşı yüzde 95 güvenle MS 1260–1390 aralığına tarihlediler.
- Mike Baillie (1995) — A Slice Through Time'da dendrokronolojinin tarihçiler ve arkeologlar için sağladığı kesinliği ve sınırlarını tartıştı; ağaç halkalarında görülen ani büyüme düşüşlerinin, yazılı kaynaklardaki felaketlerle karşılaştırılabileceğini savundu.
- Sturt Manning, Peter Kuniholm ve meslektaşları (2001) — Science'ta Anadolu ağaç halkası dizisini radyokarbonla birleştirerek Gordion'daki büyük tümülüsün yapım tarihini yeniden hesapladılar; Doğu Akdeniz'in Tunç ve Demir Çağı kronolojisine yeni bir dayanak sundular.
- Paula Reimer ve meslektaşları (2020) — Radiocarbon'da yayımladıkları IntCal20 kalibrasyon eğrisiyle, dünyanın dört bir yanındaki ağaç halkası, tortu ve mağara verilerini birleştirerek radyokarbon yaşlarını takvim yıllarına çevirmenin güncel standardını kurdular.
Bu çalışmalar, tarihleme yöntemlerinin nasıl bir işbirliği ürünü olduğunu gösteriyor. Damon ve meslektaşları, bağımsız laboratuvarlar arasında karşılaştırma yaparak sonucun güvenilirliğini artırdı; Baillie, ağaç halkalarını yalnızca bir takvim değil, bir iklim ve felaket arşivi olarak okudu; Manning ve Kuniholm, iki yöntemi birleştirerek tek başına hiçbirinin ulaşamayacağı bir kesinliğe ulaştı; Reimer ve meslektaşları ise bütün bu verileri ortak bir ölçüde birleştirdi. Bu çalışmaların hiçbiri son söz değil: Manning ve Kuniholm'ün Anadolu dizisi yeni örneklerle genişletilmeye devam ediyor, kalibrasyon eğrisi her birkaç yılda bir güncelleniyor ve eski tarihler yeni eğrilerle yeniden hesaplanıyor. Tartışma, kronolojinin tek bir yöntemin değil, birbirini denetleyen yöntemlerin ürünü olduğunu gösteriyor.
Derine İn
Radyokarbon tarihlemesinde örneğin ne olduğu, sonucun anlamını belirler. Bir yangın katmanından alınan odun kömürü, o yangının tarihini değil, yanan ağacın halkalarının oluştuğu zamanı verir. Bu fark önemsiz görünebilir, ama yüzlerce yıl yaşamış bir ağacın gövdesinden alınan bir parça, yangından yüzyıllar önceki bir tarihi gösterebilir. Arkeologlar buna «eski ağaç etkisi» adını verir. Bu yüzden, mümkün olduğunda tek yıllık bitkiler, yani tahıl taneleri, tohumlar ya da ince dallar tercih edilir; bunlar öldükleri yıla çok yakın bir tarih verir.
Örneğin temizliği de kritik önemdedir. Toprak içinde binlerce yıl kalmış bir kemik ya da kömür, çevresindeki sudan ve topraktan başka karbon bileşikleri emebilir. Laboratuvarlar, örnekleri kimyasal işlemlerle bu yabancı karbondan arındırır. Bir kemikte ölçüm, genellikle kemiğin içindeki protein, yani kolajen üzerinde yapılır. Bu işlemler iyi yapılmazsa, sonuç gerçek yaştan belirgin biçimde sapabilir.
Bir başka etken, canlının neyle beslendiğidir. Denizden gelen karbon, atmosferdekinden farklı bir karbon-14 oranı taşır. Bu yüzden balık ve deniz ürünleriyle beslenen insanların ya da hayvanların kemikleri, karadan beslenenlere göre daha yaşlı bir radyokarbon yaşı verebilir. Bu duruma «deniz rezervuar etkisi» denir ve düzeltilmesi gerekir. Kıyı yerleşimlerinde insan kemiklerinden elde edilen tarihlerin, aynı mezardaki kara hayvanlarının kemiklerinden ya da tohumlardan elde edilenlerle karşılaştırılması, bu etkinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. Kemiklerdeki kararlı izotopların analizi, bir insanın ne kadar deniz ürünü tükettiğini tahmin etmeye ve düzeltmeyi buna göre yapmaya yardım eder.
Dendrokronolojide ise başlıca sorun, örneğin bir diziye güvenilir biçimde eşleşip eşleşmediğidir. Kısa halka dizileri, yanlış bir yere de uyuyor gibi görünebilir. Bu yüzden dendrokronologlar, istatistiksel karşılaştırmalar yapar ve bir eşleşmeyi ancak yeterince uzun bir dizi ve güçlü bir benzerlik varsa kabul eder. Bir kirişin dış halkaları kesilip atılmışsa, ağacın kesildiği yıl yalnızca tahmin edilebilir. Böyle durumlarda dendrokronologlar, o türün ağaçlarında kabuk altındaki açık renkli dış odunun ortalama kaç halka kalınlığında olduğuna bakarak bir kesim aralığı önerir.
Bütün bu ayrıntılar, doğa bilimlerinden gelen bir tarihin de tıpkı bir belge gibi okunması gerektiğini gösterir. Tarihçi, bir radyokarbon ya da dendrokronoloji tarihini kullanırken, örneğin ne olduğunu, nereden alındığını, nasıl ölçüldüğünü ve hangi güven aralığıyla ifade edildiğini sorar. Bu sorular sorulmadan, bir laboratuvar sonucu da bir kaynak rakamı kadar yanıltıcı olabilir.
Tarihçiler için bu yöntemlerin bir başka değeri de, yazılı kaynaklarla karşılaştırılabilmeleridir. Bir kronikte anlatılan bir yangın, bir sel ya da bir kuraklık, ağaç halkalarında ya da tarihlenmiş katmanlarda iz bırakmış olabilir. İki kanıt türü örtüştüğünde, olay hem yazılı hem de fiziksel bir tanıklığa kavuşur; örtüşmediğinde ise tarihçi, hangisinin yanıldığını ya da ikisinin farklı şeyleri mi ölçtüğünü sormak zorunda kalır. Bu karşılaştırma, tarihin yardımcı bilimlerinin tek tek değil, birlikte kullanıldığında en güçlü hâline ulaştığını gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- A. E. Douglass, Climatic Cycles and Tree-Growth, c. 1 (Washington: Carnegie Institution of Washington, 1919).
- Willard F. Libby, Radiocarbon Dating (Chicago: University of Chicago Press, 1952).
- P. E. Damon ve diğerleri, «Radiocarbon dating of the Shroud of Turin», Nature 337 (1989), s. 611–615.
- M. G. L. Baillie, A Slice Through Time: Dendrochronology and Precision Dating (London: Batsford, 1995).
- Sturt W. Manning, Bernd Kromer, Peter Ian Kuniholm ve Maryanne W. Newton, «Anatolian Tree Rings and a New Chronology for the East Mediterranean Bronze-Iron Ages», Science 294 (2001), s. 2532–2535.
- Paula J. Reimer ve diğerleri, «The IntCal20 Northern Hemisphere Radiocarbon Age Calibration Curve (0–55 cal kBP)», Radiocarbon 62 (2020), s. 725–757.
Arşiv ve kaynak
Douglass'ın 1919 raporu İnternet Arşivi'nde tarama olarak okunabiliyor; Arizona Üniversitesi'ndeki ağaç halkası laboratuvarı, onun topladığı kesitlerin ve kirişlerin büyük koleksiyonunu hâlâ koruyor. Kalibrasyon eğrileri ve radyokarbon ölçümlerini takvim yıllarına çeviren yazılımlar, araştırmacıların serbestçe kullanabileceği biçimde çevrim içi yayımlanıyor.
Açık sorular
- Torino Kefeni'nden alınan örneğin, kumaşın bütününü temsil edip etmediği sorusu yeterince cevaplandı mı?
- Gordion'daki büyük tümülüsün tarihi, Frig kraliyet ailesinin kronolojisini ve Midas'a dair yazılı geleneği nasıl yeniden yorumlamayı gerektiriyor?
- Kalibrasyon eğrisinin yeni sürümleri, eski yayınlardaki radyokarbon tarihlerini ne ölçüde değiştiriyor ve bu değişiklikler geriye dönük olarak nasıl izlenmeli?
Mini sınav
- (Hedef 1) Karbon-14'ün yarılanma ömrü yaklaşık kaç yıldır? A) 50 B) 500 C) 5.730 D) 50.000
- (Hedef 2) Dendrokronolojinin temelinde hangi gözlem yatar? A) Aynı bölgedeki ağaçlarda aynı yılların benzer halka genişlikleri oluşturması B) Ağaçların her yıl aynı genişlikte halka oluşturması C) Ağaçların yalnızca yağmurlu yıllarda büyümesi D) Ağaç halkalarının renginin yaşa göre değişmesi
- (Hedef 2) Radyokarbon tarihlerinin kalibre edilmesi neden gereklidir? A) Laboratuvarlar hata yaptığı için B) Atmosferdeki karbon-14 oranı geçmişte sabit olmadığı için C) Karbon-14'ün yarılanma ömrü bilinmediği için D) Ağaç halkaları radyoaktif olduğu için
- (Hedef 3) 1988–1989 radyokarbon ölçümleri, Torino Kefeni'nin keten kumaşını hangi döneme tarihledi? A) MS 1. yüzyıl B) MS 5. yüzyıl C) MS 18. yüzyıl D) MS 1260–1390 arası
- (Hedef 3) Gordion'daki büyük tümülüsün yeniden tarihlenmesi hangi sonuca yol açtı? A) Mezarın kesin olarak Midas'a ait olduğu B) Mezarın büyük ihtimalle Midas'tan önceki bir hükümdara ait olduğu C) Mezarın Roma dönemine ait olduğu D) Mezarın hiç kullanılmadığı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Bir arkeolojik kazıda bir yangın katmanından alınmış odun kömürü ve aynı katmandan alınmış yanık buğday taneleri radyokarbonla tarihleniyor. İki örneğin neden farklı sonuçlar verebileceğini, hangisinin yangının tarihine daha yakın bir sonuç vereceğini ve bu sonucun neden bir aralık olarak ifade edilmesi gerektiğini gerekçeleriyle açıkla.
Cevaplar
- C — Karbon-14'ün yarılanma ömrü yaklaşık 5.730 yıldır.
- A — Aynı bölgedeki ağaçlar, aynı yıllarda benzer halka genişlikleri oluşturur.
- B — Atmosferdeki karbon-14 oranı geçmişte değiştiği için kalibrasyon gerekir.
- D — Ölçümler, kumaşı MS 1260–1390 arasına tarihledi.
- B — Mezar büyük ihtimalle Midas'tan önceki bir Frig hükümdarına aittir.
Güçlü bir cevap, odun kömürünün yanan ağacın halkalarının oluştuğu zamanı verdiğini ve eski ağaç etkisi yüzünden yangından çok daha eski bir sonuç gösterebileceğini; buğday tanelerinin ise tek yıllık olduğu için hasat yılına, dolayısıyla yangına daha yakın bir tarih vereceğini açıklar. Ölçüm belirsizliği ve kalibrasyon eğrisinin biçimi yüzünden sonucun bir güven aralığıyla ifade edilmesi gerektiğini de belirtir.
Sonraki bölüme köprü
Radyokarbon ve ağaç halkaları, bir nesnenin ne zaman oluştuğunu söyler; ama onu yapanların ne düşündüğünü, kime hitap ettiğini söylemez. Bazı nesneler bunu kendileri söyler: üzerlerine kazınmış sözlerle. Sonraki bölüm, taşa, bronza ve mermere yazılmış metinlere, yani epigrafiye bakıyor.