İçeriğe geç

Bölüm GT-003.03 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Geçmişteki insanları bugünün ölçüleriyle yargılayabilir miyiz? Anakronizm

GT-003 Tarihçi Gibi Düşünmek

2.672 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1599–2002
Bölge
Dünya
Tema
Tarih yöntemi · Tarihyazımı
Kişiler
Lord Acton · Herbert Butterfield · Lucien Febvre · Quentin Skinner · Lynn Hunt · L. P. Hartley · William Shakespeare
Yerler
Cambridge · Paris
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Anakronizmin iki biçimini, yani bir şeyi yanlış zamana yerleştirme hatasını ve geçmişi bugünün kavram ve değerleriyle okuma eğilimini örneklerle ayırt edebileceksin.
  • Tarihte ahlaki yargı üzerine Acton ile Butterfield arasındaki tartışmayı ve bu tartışmanın bugünkü yansımalarını açıklayabileceksin.
  • Geçmişi kendi bağlamında anlamak ile onu hiç yargılamamak arasındaki farkı, kendi örneklerinle değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — Roma'da çalan saat

William Shakespeare'in 1599'da sahnelenen Julius Caesar oyununda, Caesar'ın öldürülmesini planlayan komplocular bir gece bir araya gelir. Konuşmanın ortasında biri, saatin üçü çaldığını söyler. Bu küçük ayrıntı, oyunun izleyicilerini pek rahatsız etmedi; ama bir tarihçi için önemli bir şeyi gösteriyor. Caesar'ın Roma'sında, saatleri çanla bildiren mekanik saatler yoktu. Bu tür saatler, Avrupa'da ancak on üçüncü yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıktı. Shakespeare, kendi zamanının bir nesnesini, bin beş yüz yıl önceki bir sahneye yerleştirmişti.

Buna anakronizm denir: bir şeyi, ait olmadığı bir zamana yerleştirmek. Saat örneği masum ve kolay fark edilen bir hata. Ama anakronizmin çok daha zor fark edilen bir biçimi de var: geçmişteki insanları, bugünün kavramları ve değerleriyle anlamaya ve yargılamaya çalışmak. Geçmişteki bir insanı, onun yaşadığı dünyada hiç var olmayan ölçülerle değerlendirebilir miyiz? Değerlendirmezsek, geçmişteki her şeyi mazur mu görmüş oluruz? Bu bölüm, tarihçilerin bu zor soruya verdiği cevapları soruyor.

Bağlam — iki tür anakronizm

Anakronizm kelimesi, Yunanca «zamana karşı» ya da «zamanın dışında» anlamına gelen köklerden gelir ve Avrupa dillerine on yedinci yüzyılda girdi. İlk ve en basit anlamıyla, bir nesneyi, bir kurumu ya da bir olayı yanlış zamana yerleştirmektir: antik bir Roma sahnesinde mekanik saat, Orta Çağ'da geçen bir hikâyede patates, on dokuzuncu yüzyılda geçen bir romanda bugünün argosu. Bu tür hatalar, genellikle belgeler ve kronolojiyle düzeltilebilir. Tarihçilerin bir belgenin sahte olup olmadığını anlamak için kullandığı yöntemlerden biri de budur: bir metinde, yazıldığı iddia edilen dönemde henüz bulunmayan bir kelime, bir kurum ya da bir nesne geçiyorsa, o metin sonradan yazılmış olabilir.

İkinci anlamı daha derindir: geçmişteki insanların düşüncelerini, amaçlarını ve değerlerini, bugünün kavramlarıyla okumak. Örneğin geçmişteki bir düşünürü, kendi döneminde var olmayan bir siyasi akımın «öncüsü» olarak sunmak ya da geçmişteki bir toplumu, bugünkü devlet, ulus veya birey kavramlarıyla açıklamak. Bu tür anakronizm, çoğu zaman fark edilmez, çünkü okur da tarihçiyle aynı kavramları paylaşır. Buna karşı en güçlü araç, tarihsel bağlamı ayrıntılı olarak kurmaktır: bir kişinin hangi kitapları okuduğunu, hangi tartışmalara katıldığını, hangi kelimeleri hangi anlamlarda kullandığını bilmek, onun düşüncelerini bugünün kalıplarına sokmadan anlamayı kolaylaştırır.

İngiliz romancı L. P. Hartley, 1953'te yayımlanan bir romanının ilk cümlesinde, sonradan tarihçilerin sık sık alıntılayacağı bir benzetme yaptı: geçmiş, yabancı bir ülkedir; orada işler farklı yapılır. Bu cümle, anakronizmin karşısındaki tavrı özetliyor: geçmişe bir turist gibi değil, dilini ve adetlerini öğrenmeye çalışan bir gezgin gibi gitmek.

Gelişme — Acton'ın çağrısı

On dokuzuncu yüzyılın sonunda bu soru, tarihçiler arasında açık bir tartışmaya dönüştü. 1895'te Cambridge Üniversitesi'nde modern tarih kürsüsüne atanan Lord Acton, açılış dersinde öğrencilere şaşırtıcı bir öğüt verdi: ahlaki ölçüyü hiçbir zaman düşürmeyin, başkalarını da kendi hayatınızı yöneten ilkelerle yargılayın ve hiçbir insanın, hiçbir davanın, tarihin haksızlığa verebileceği ölümsüz cezadan kaçmasına izin vermeyin.

Acton, bu görüşün kendi döneminde azınlıkta olduğunu biliyordu. Ona göre birçok tarihçi, geçmişteki suçları mazur göstermek için sürekli gerekçeler buluyordu: dönemin şartları, kişinin geldiği sınıf, çevresinin etkisi, hocalarının öğretileri. Bu gerekçeler zinciri, sonunda sorumluluğu kalabalık içinde eritiyor ve kimseyi sorumlu bırakmıyordu. Acton'a göre bu, ahlaki ölçünün aşınmasıydı.

Acton'ın bu tavrı, kendi hayatıyla da bağlantılıydı. Katolik bir tarihçi olan Acton, kendi kilisesinin geçmişteki uygulamalarını eleştirmekten çekinmemiş, papaların yetkileri üzerine dönemin tartışmalarında da eleştirel bir tutum almıştı. Onun için ahlaki ölçü, yalnızca başkalarına değil, insanın kendi tarafına da uygulanmalıydı. Acton, bu görüşünü örneklerle destekliyordu. Haçlı seferlerinin ilk coşkusu içinde, haç takan bazı insanların komünyon aldıktan sonra Yahudi topluluklarına saldırdığını hatırlatıyor ve bu tür olayları «dönemin ruhu» adına mazur göstermenin, ahlakı akışkan ve ölçüsüz bir hâle getirdiğini savunuyordu.

Dönüş noktası — Butterfield'ın itirazı

Otuz altı yıl sonra, 1931'de, Cambridge'de genç bir tarihçi olan Herbert Butterfield, The Whig Interpretation of History adlı kısa bir kitap yayımladı. Butterfield, birçok İngiliz tarihçisinin geçmişi, bugüne ulaşan bir ilerleme hikâyesi olarak anlattığını, bugünün değerlerine yakın görünenleri kahraman, uzak görünenleri kötü karakter olarak sunduğunu eleştirdi. Bu yaklaşıma, İngiliz siyasetindeki liberal Whig geleneğinden esinle, «Whig tarihyazımı» adını verdi. Böyle bir tarihte Protestan reformcular, parlamentonun savunucuları ve ilerlemenin temsilcileri kahraman, onlara karşı çıkanlar ise tarihin yanlış tarafında duran insanlar olarak görünüyordu. Butterfield, bu anlatının geçmişi değil, bugünün kendini haklı çıkarma ihtiyacını yansıttığını düşünüyordu.

Butterfield'a göre tarihçinin görevi, geçmişteki insanları yargılamak değil, onları anlamaktı. Tarihçi bir yargıç gibi değil, iki tarafı da dinleyen ve onların dünyasını kendi koşulları içinde anlamaya çalışan bir aracı gibi davranmalıydı. Geçmişteki insanlar, sonucu bilmeden karar veriyordu; tarihçi ise sonucu bildiği için onları, sanki olacakları önceden görmeleri gerekiyormuş gibi yargılamaya eğilimliydi. Butterfield bu eğilimi, geçmişi anlamanın önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyordu. Butterfield, kitabının son bölümünde, Acton'ın ahlaki yargı çağrısını açıkça eleştirdi ve bu yargıların tarihçiyi, geçmişi anlamaktan alıkoyduğunu savundu.

Yaygın yanlış«Geçmişi kendi bağlamında anlamak, geçmişteki her şeyi mazur görmek demektir» diye sık düşünülür.
Doğrusu

Bir olayı kendi döneminin kavramlarıyla anlamaya çalışmak, onu onaylamak anlamına gelmez. Tarihçi, bir kişinin neden öyle davrandığını açıklarken, o dönemde de o davranışa karşı çıkan sesleri gösterebilir ve bu davranışın sonuçlarını açıkça anlatabilir. Anlamak ile aklamak farklı işlerdir.

Cevap — anlamak, sonra değerlendirmek

Öyleyse geçmişteki insanları bugünün ölçüleriyle yargılayabilir miyiz? Tarihçilerin bugün geniş ölçüde paylaştığı cevap, iki adımlıdır. İlk adım, geçmişteki insanları kendi dünyalarında anlamaya çalışmaktır: hangi kavramları kullanıyorlardı, hangi seçenekleri görüyorlardı, çağdaşları onların yaptıklarını nasıl değerlendiriyordu? Bu adım, anakronizmden kaçınmanın yoludur.

İkinci adım ise bu anlayışın ardından, açıkça ve bilinçli olarak bir değerlendirme yapmaktır. Tarihçi, geçmişteki bir kölelik düzenini ya da bir katliamı anlatırken, dönemin koşullarını açıklamakla yetinmez; bu olayların insanlara neye mal olduğunu da gösterir. Önemli olan, bu iki adımı birbirine karıştırmamak: önce anlamak, sonra, gerekirse, değerlendirmek. İlk adımı atlayan bir yargı, geçmişi bugünün bir karikatürüne çevirir; ikinci adımı hiç atmayan bir anlatı ise, en ağır suçları bile yalnızca «dönemin şartları» olarak sunma tehlikesi taşır. Geçmişteki birçok eylemin kendi döneminde de karşı çıkanları vardı; onların seslerini duymak, bugünün değerlerini geçmişe yüklemeden bir ahlaki değerlendirme yapmanın en sağlam yoludur.

Bugünle bağ — heykeller ve adlar

Son yıllarda dünyanın pek çok yerinde, geçmişteki kişilerin heykelleri, onların adını taşıyan binalar ve sokaklar üzerine sert tartışmalar yaşandı. Bu tartışmaların merkezinde, anakronizm ve ahlaki yargı sorusu vardı: kendi döneminde saygı gören, ama bugün köle ticaretine ya da sömürgeciliğe katılımı nedeniyle eleştirilen biri, bugün de onurlandırılmalı mı?

Tarihçiler bu tartışmalarda farklı taraflarda yer aldı. Bazıları, geçmişi bugünün ölçüleriyle yargılamanın anakronik olduğunu savundu; bazıları ise bu kişilerin kendi dönemlerinde de eleştirildiğini ve anmanın bir tarih yazımı değil, bugünkü bir değer tercihi olduğunu hatırlattı. Tarih bilgisi bu tartışmalara tek başına kesin bir cevap vermiyor; ama tartışmanın hangi olgulara dayandığını ve hangi soruların sorulduğunu netleştirebiliyor.

Birincil kaynak

Lord Acton, Haziran 1895'te Cambridge'de verdiği açılış dersinde öğrencilerine şöyle seslenir:

But the weight of opinion is against me when I exhort you never to debase the moral currency or to lower the standard of rectitude, but to try others by the final maxim that governs your own lives, and to suffer no man and no cause to escape the undying penalty which history has the power to inflict on wrong. The plea in extenuation of guilt and mitigation of punishment is perpetual. At every step we are met by arguments which go to excuse, to palliate, to confound right and wrong, and reduce the just man to the level of the reprobate.

Türkçesi: Ama size ahlaki para birimini hiçbir zaman değersizleştirmemeyi ya da doğruluk ölçüsünü düşürmemeyi, başkalarını kendi hayatlarınızı yöneten nihai ilkeyle yargılamayı ve hiçbir insanın, hiçbir davanın, tarihin haksızlığa verme gücüne sahip olduğu ölümsüz cezadan kaçmasına izin vermemeyi öğütlediğimde, görüşlerin ağırlığı bana karşıdır. Suçu hafifletme ve cezayı azaltma talebi hiç bitmez. Her adımda, mazur göstermeye, yumuşatmaya, doğruyu yanlışla karıştırmaya ve dürüst insanı alçağın düzeyine indirmeye yönelen gerekçelerle karşılaşırız.

Kaynak: Lord Acton, «Inaugural Lecture on the Study of History» (Cambridge, Haziran 1895), Lectures on Modern History, ed. J. N. Figgis ve R. V. Laurence (Londra: Macmillan, 1906); Project Gutenberg metni. Türkçesi bizim.

Acton, Katolik bir tarihçiydi ve kendi kilisesinin geçmişteki suçlarını da bu ölçüyle eleştirmekten çekinmemişti; bu tavır, onun çağrısını salt bir ahlakçılıktan öte, kendi tarafını da kapsayan bir ilke hâline getiriyordu.

  1. Acton'ın «başkalarını kendi hayatınızı yöneten ilkeyle yargılayın» öğüdü, anakronizm tehlikesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
  2. «Görüşlerin ağırlığı bana karşıdır» cümlesi, 1895'te tarihçiler arasında hangi görüşün yaygın olduğunu düşündürüyor?
  3. Acton'ın kendi kilisesini de yargılaması, onun ahlaki yargı çağrısının inandırıcılığını nasıl etkiliyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Herbert Butterfield (1931) — The Whig Interpretation of History'de geçmişi bugüne doğru ilerleyen bir hikâye olarak anlatan ve bugünün değerleriyle kahramanlar ve kötüler belirleyen tarihyazımını eleştirdi; tarihçinin görevinin yargılamak değil anlamak olduğunu ve Acton'ın ahlaki yargı çağrısının tarihçiyi yanılttığını savundu.
  • Lucien Febvre (1942) — Le problème de l'incroyance au XVIe siècle: la religion de Rabelais'de on altıncı yüzyıl yazarı Rabelais'nin bir ateist olarak okunmasına karşı çıktı; o dönemin zihniyetinde bugünkü anlamda bir ateizmin düşünülebilir olmadığını savundu ve anakronizmi tarihçinin en büyük günahı olarak niteledi.
  • Quentin Skinner (1969) — «Meaning and Understanding in the History of Ideas» makalesinde geçmişteki düşünürleri, kendi dönemlerinde var olmayan öğretilerin öncüleri olarak okuma eğilimini eleştirdi; bir metni anlamak için yazarının kendi döneminin tartışmaları içinde ne yapmaya çalıştığını sormak gerektiğini gösterdi.
  • Lynn Hunt (2002) — Amerikan Tarih Derneği'nin yayın organında yazdığı «Against Presentism» başlıklı yazısında, tarihçilerin geçmişi bugünün siyasi kaygılarının aynası olarak kullanma eğilimini eleştirdi; ama tarihçinin kendi döneminin sorularından tamamen kaçamayacağını da kabul etti.

Butterfield ve Febvre anakronizmin tehlikelerini, Skinner düşünce tarihindeki özel biçimlerini, özellikle geçmişteki yazarları bugünün öğretilerinin öncüsü sayma eğilimini, Hunt ise şimdiciliğin bugünkü görünümlerini öne çıkarıyor. Bu dört yazar, geçmişi anlamanın bugünün gözlüğünü çıkarmayı gerektirdiğini, ama bu gözlüğün hiçbir zaman tamamen çıkarılamayacağını birlikte gösteriyor.

Derine İn

Acton ile Butterfield arasındaki tartışma, basit bir «yargılamak mı, anlamak mı» ikilemi değildir. Acton da geçmişi derinlemesine inceleyen, belgelere son derece bağlı bir tarihçiydi; Butterfield da ahlaki değerlerin tarihten tamamen çıkarılabileceğini savunmuyordu. Aralarındaki fark, daha çok tarihçinin toplumdaki rolüyle ilgiliydi: tarihçi, geçmişin yargıcı mı, yoksa onun yorumcusu mu olmalıydı? Butterfield, yıllar sonra yazdığı başka eserlerde, ahlaki yargının tarihçinin değil, okurun ve toplumun işi olduğunu savundu; tarihçi yalnızca bu yargının dayanacağı bilgiyi sağlamalıydı.

Bu tartışmanın bir de bilgi boyutu var. Bir tarihçi, geçmişteki bir kişinin «bilmesi gereken» şeyi yargılarken, o kişinin gerçekte neyi bilebileceğini de sormak zorundadır. Bir hekimin mikroplardan habersiz uyguladığı tedaviyi bugünün tıbbi bilgisiyle kınamak, anakronik bir yargıdır; ama aynı dönemde başka hekimlerin daha iyi yöntemler önerdiğini ve bu hekimin onları bilerek reddettiğini göstermek, farklı bir değerlendirmeye kapı açar. Ahlaki yargı, ancak kişinin bilgi ve seçenek dünyası doğru ve ayrıntılı biçimde kurulduğunda anlamlı hâle gelir.

Anakronizmin en zor fark edilen biçimlerinden biri, kavramlarda saklıdır. «Ulus», «devlet», «din», «birey» gibi kelimeler, farklı dönemlerde farklı anlamlar taşıdı. Bir Osmanlı köylüsünün kimliğini bugünkü ulusal kimlik kavramlarıyla anlatmak, bir ortaçağ keşişinin inancını bugünkü din ve bilim ayrımıyla açıklamak, farkında olmadan geçmişi bugüne benzetmek demektir. Febvre'nin Rabelais örneği, bu tehlikeyi özellikle çarpıcı biçimde gösterir: «ateist» kelimesi on altıncı yüzyılda da kullanılıyordu, ama bugünkü anlamını taşımıyordu; daha çok bir hakaret ve suçlama olarak işlev görüyordu.

Bir başka zorluk, tarihçinin kendi döneminden tamamen kurtulamamasıdır. Her tarihçi, ister istemez kendi döneminin sorularıyla ve kendi döneminin bilgisiyle geçmişe gider; bu, kaçınılabilecek bir hata değil, tarih yazımının bir koşuludur. Kadın tarihi, çevre tarihi, sömürgecilik tarihi gibi alanlar, yirminci yüzyılın ikinci yarısında bugünün kaygılarıyla ortaya çıktı; ama bu kaygılar, geçmişte daha önce görülmemiş gerçekleri görünür kıldı. Bu yüzden bazı tarihçiler, şimdiciliğin tamamen kötü bir şey olmadığını, bugünün sorularının geçmişte yeni şeyler keşfetmemizi sağlayabildiğini savunuyor. Sorun, bu soruları sormak değil, onlara cevap ararken geçmişi bugüne benzetmektir. İyi bir tarihçi, bugünün sorusunu sorar ama geçmişin cevabını geçmişin dilinde dinler.

Son olarak, bu tartışmanın güncel bir örneği üzerine kısa bir not. 2022'de Amerikan Tarih Derneği başkanı James Sweet, derneğin yayın organında şimdiciliği eleştiren bir yazı yayımladı; yazı, tarihçiler arasında sert tepkilere yol açtı ve Sweet kısa süre sonra bir özür metni yayımladı. Yazıya yöneltilen eleştiriler, şimdicilik eleştirisinin bazı tarihçiler tarafından, geçmişteki haksızlıkları bugünün sorunlarıyla ilişkilendiren araştırmaları küçümsemek olarak algılandığını gösterdi. Bu olay, anakronizm ve şimdicilik tartışmasının hiçbir zaman yalnızca akademik bir mesele olmadığını, tarihçilerin kendi toplumlarındaki siyasi tartışmalarla ne kadar iç içe olduğunu gösterdi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Lord Acton, Lectures on Modern History, ed. J. N. Figgis ve R. V. Laurence (Londra: Macmillan, 1906).
  • Herbert Butterfield, The Whig Interpretation of History (Londra: G. Bell, 1931).
  • Lucien Febvre, Le problème de l'incroyance au XVIe siècle: la religion de Rabelais (Paris: Albin Michel, 1942).
  • Quentin Skinner, «Meaning and Understanding in the History of Ideas», History and Theory 8 (1969).
  • Lynn Hunt, «Against Presentism», Perspectives on History (Mayıs 2002).
  • David Lowenthal, The Past Is a Foreign Country (Cambridge: Cambridge University Press, 1985).

Arşiv ve kaynak

Acton'ın açılış dersi, uzun dipnotlarıyla birlikte, 1906 derlemesinin Gutenberg sayısallaştırmasında tam olarak okunabiliyor. Hunt'ın ve Sweet'in yazıları, Amerikan Tarih Derneği'nin Perspectives on History dergisinin çevrim içi arşivinde yer alır. Butterfield'ın kitabı birçok baskıyla erişilebilir.

Açık sorular

  • Anakronizmden tamamen kaçınmak mümkün müdür, yoksa her tarih yazımı bir ölçüde kendi döneminin izlerini taşır mı?
  • Tarihçinin ahlaki değerlendirme yapması, tarihin bilimsel niteliğini zayıflatır mı, yoksa güçlendirir mi?
  • Geçmişteki bir eylemin kendi döneminde de eleştirildiğini göstermek, o eylemi bugünün ölçüleriyle yargılamayı meşrulaştırır mı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Shakespeare'in Julius Caesar oyunundaki çalan saat hangi türden bir anakronizme örnektir? A) Kavramsal anakronizm B) Bir nesneyi ait olmadığı zamana yerleştirme hatası C) Ahlaki yargı D) Whig tarihyazımı
  2. (Hedef 1) Şimdicilik nedir? A) Geçmişi yalnızca belgelerle anlatmak B) Geçmişi bugünün kavramları, kaygıları ve değerleri üzerinden yorumlama eğilimi C) Tarihi kronolojik sırayla yazmak D) Bugünkü olayları tarihten ayırmak
  3. (Hedef 2) Lord Acton'ın 1895 açılış dersindeki temel çağrısı nedir? A) Tarihçinin hiçbir zaman ahlaki yargı yapmaması B) Ahlaki ölçüyü düşürmemek ve hiçbir kimsenin tarihin haksızlığa verdiği yargıdan kaçmasına izin vermemek C) Geçmişi yalnızca kendi döneminin kavramlarıyla anlatmak D) Tarihi bir bilim dalı olarak reddetmek
  4. (Hedef 2) Herbert Butterfield'ın «Whig tarihyazımı» eleştirisi neye yöneliktir? A) Geçmişi bugüne ilerleyen bir hikâye olarak anlatıp bugünün değerlerine göre kahramanlar ve kötüler belirlemeye B) Belgelerin kullanılmasına C) Kronolojik sıraya D) Arkeolojiye
  5. (Hedef 3) Lucien Febvre, Rabelais'nin bir ateist olarak okunmasına neden karşı çıktı? A) Rabelais'nin hiç yazmadığını düşündüğü için B) O dönemin zihniyetinde bugünkü anlamda bir ateizmin düşünülebilir olmadığını savunduğu için C) Rabelais'yi bir aziz olarak gördüğü için D) Ateizm kelimesinin henüz icat edilmediğini düşündüğü için

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Geçmişte saygı gören ama bugün bazı eylemleri nedeniyle eleştirilen bir kişi seç. Bu kişiyi önce kendi döneminin koşulları içinde anlamaya çalışan, sonra açıkça bir değerlendirme yapan iki paragraflık bir metin yaz. İki adımı birbirinden nasıl ayırdığını açıkla.

Cevaplar

  1. B — Mekanik saat, Caesar'ın Roma'sında yoktu; bu, bir nesneyi yanlış zamana yerleştirme hatasıdır.
  2. B — Şimdicilik, geçmişi bugünün kavramları ve değerleri üzerinden yorumlama eğilimidir.
  3. B — Acton, tarihçilere ahlaki ölçüyü düşürmemeyi ve hiçbir kimsenin tarihin haksızlığa verdiği yargıdan kaçmasına izin vermemeyi öğütledi.
  4. A — Butterfield, geçmişi bugüne doğru bir ilerleme hikâyesi olarak anlatan ve bugünün değerleriyle yargılayan tarihyazımını eleştirdi.
  5. B — Febvre, on altıncı yüzyıl zihniyetinde bugünkü anlamda bir ateizmin düşünülebilir olmadığını savundu.

Güçlü bir cevap, ilk paragrafta kişinin dönemindeki kavramları, seçenekleri ve çağdaşlarının görüşlerini anlatır; ikinci paragrafta ise bu anlayışın ardından eylemlerin sonuçlarını ve varsa dönemin eleştirel seslerini göstererek açık bir değerlendirme yapar. İki adımın birbirine karışmadığını, açıklamanın bir aklama, değerlendirmenin de bir anakronizm olmadığını gösterir.

Sonraki bölüme köprü

Bir tarihçi, geçmişteki insanları anlamak için onların bıraktığı belgelere yaslanır. Ama belgeleri yazanlar da kendi dönemlerinin, kendi çıkarlarının ve kendi önyargılarının insanlarıydı. Kursun dördüncü bölümü bu sorunun ayrıntısına giriyor: bir belgeye ne kadar güvenebiliriz ve bir belgenin güvenilirliğini hangi sorularla sınarız?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir Roma sahnesi, sütunlar ve toga giyen siluetler; köşede birden beliren çanlı bir saat, üzerinde soru işareti. «1599» tarih kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: iki kutu: «yanlış zamanda nesne» (saat, patates) ve «yanlış zamanda kavram» (ulus, birey). Hartley'nin «yabancı ülke» benzetmesi için bir pasaport çizimi.
  • 3:00–5:30 Gelişme: Cambridge'de bir kürsü, Acton'ın silueti; alıntı kartında «ahlaki para birimi» ifadesi büyütülür.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: 1931 tarih kartı; Butterfield'ın silueti; bir ok, geçmişten bugüne doğru düz bir çizgi olarak çizilip sonra kırılır.
  • 7:40–9:40 Kapanış: iki basamak: «anlamak» ve «değerlendirmek»; bir heykel kaidesi ve etrafında farklı görüşleri temsil eden konuşma balonları.

Kişiler yüzsüz siluetle; tarihsel şiddet olayları yalnızca adlarıyla anılır, görsel olarak gösterilmez.