Öğrenme hedefleri
- Bir olayın yakın ve uzak nedenlerini, tetikleyici olaylarla yapısal koşulları birbirinden ayırarak açıklayabileceksin.
- Gerekli koşul ile yeterli koşul arasındaki farkı ve tarihçilerin nedenleri nasıl sıraladığını örneklerle anlatabileceksin.
- «Tek nedenli» açıklamaların neden çekici olduğunu ve neden çoğu zaman yanıltıcı olduğunu, farklı tarihçilerin yaklaşımlarını karşılaştırarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — konuşulmayan neden
MÖ 431'de Yunan dünyasının iki büyük gücü, Atina ile Sparta, savaşa girdi. Savaş yirmi yılı aşkın sürecek, Yunan kent devletlerinin neredeyse tamamını içine çekecek ve Atina'nın yenilgisiyle bitecekti. Savaşı yaşayan ve onun tarihini yazan Atinalı Thukydides, eserinin başında okuruna bir ayrım önerdi. Taraflar, antlaşmayı neden bozduklarını açıklarken belirli şikâyetleri öne sürüyordu: bir kolonide çıkan bir anlaşmazlık, bir kentin kuşatılması, bir ticaret yasağı. Thukydides bu şikâyetleri tek tek anlatacağını söyledi. Atina'da Perikles'in önderliğinde savaşa gitme kararı alınırken, mecliste de bu somut anlaşmazlıklar konuşuluyordu; kararı haklı çıkaran, taraflara göre, karşı tarafın kışkırtmalarıydı.
Ama ona göre savaşın gerçek nedeni, açıkça en az konuşulanıydı: Atina'nın gücünün büyümesi ve bunun Sparta'da uyandırdığı korku, savaşı kaçınılmaz kılmıştı. Bu cümle, yaklaşık iki buçuk bin yıldır tarihçilerin neden-sonuç üzerine düşünürken döndüğü bir başlangıç noktası oldu. Bir olayın hemen öncesindeki kıvılcımlar ile onu mümkün kılan derin koşullar aynı şey miydi? Bu bölüm, tarihçilerin bir olayın nedenlerini nasıl aradığını ve bir olayın neden hemen hiçbir zaman tek bir nedeni olmadığını soruyor.
Bağlam — yakın ve uzak nedenler
Thukydides'in ayrımı, bugün de tarihçilerin kullandığı temel bir ayrımdır. Yakın nedenler, bir olayın hemen öncesinde gerçekleşen, onu doğrudan tetikleyen gelişmelerdir. Uzak nedenler ise olayın arkasında uzun süredir biriken, onu mümkün ya da olası kılan koşullardır. Bir yangını düşünelim: kıvılcım yakın nedendir; ama kuru ot, rüzgâr ve ağaçların sıklığı olmasaydı, kıvılcım büyük bir yangına dönüşmezdi.
Bu ayrım, tarih yazımının farklı düzeylerinde karşımıza çıkar. Fransız tarihçi Fernand Braudel, yirminci yüzyılın ortasında zamanı üç katmanda düşünmeyi önerdi: çok yavaş değişen coğrafya ve iklimin «uzun süresi», toplumların ve ekonomilerin birkaç kuşak boyunca değişen orta süreli ritmi ve bir de günlük olayların hızlı yüzeyi. Ona göre olaylar, derin akıntıların yüzeyindeki köpük gibiydi; asıl açıklama, alttaki akıntılarda aranmalıydı. Braudel bu yaklaşımı, on altıncı yüzyıl Akdeniz dünyasını anlattığı büyük eserinde uyguladı: dağlar, denizler, ticaret yolları ve nüfus hareketleri, kralların kararlarından daha uzun ömürlü ve daha belirleyici etkenler olarak öne çıkıyordu.
Gelişme — gerekli ve yeterli koşullar
Nedenleri tartışırken felsefeden ödünç alınan bir ayrım da işe yarar: gerekli koşul ile yeterli koşul. Gerekli koşul, olmadan bir olayın gerçekleşemeyeceği koşuldur. Yeterli koşul ise tek başına olayın gerçekleşmesini sağlayan koşuldur. Tarihteki olayların neredeyse hiçbirinin tek bir yeterli koşulu yoktur; genellikle birçok gerekli koşulun bir araya gelmesiyle gerçekleşirler. Bir koşulun gerekli olduğunu göstermek, çoğu zaman benzer durumları karşılaştırmayı gerektirir: aynı etkenin bulunduğu ama aynı sonucun görülmediği yerler, o etkenin tek başına yeterli olmadığını düşündürür.
1845'te İrlanda'da başlayan Büyük Kıtlık, bu durumun öğretici bir örneğidir. Kıtlığın yakın nedeni, patates bitkisini çürüten ve Amerika'dan Avrupa'ya ulaşan bir hastalıktı. Bu hastalık, aynı yıllarda Avrupa'nın başka bölgelerinde de ürünleri vurdu; ama hiçbir yerde İrlanda'daki kadar yıkıcı olmadı. Neden? Çünkü İrlanda'daki köylülerin büyük bir kısmı, küçük toprak parçalarında neredeyse yalnızca patatese dayanarak yaşıyordu. Toprak mülkiyeti, kira ilişkileri ve yoksulluk, bu bağımlılığı yaratmıştı. Hükümetin kıtlık karşısında izlediği politikalar da, yardımın ölçeğini ve biçimini belirledi. Kıtlık yıllarında ölümler ve göç, adanın nüfusunu derinden sarstı; bu sonuçların büyüklüğü, tek bir hastalıkla değil, birbirine bağlanan koşullarla açıklanabilir. Hastalık gerekli bir koşuldu; ama tek başına yeterli değildi. Kıtlığın büyüklüğü, doğal bir felaketin toplumsal ve siyasi yapılarla buluşmasının sonucuydu.
Bu örnek, tarihçilerin nedenleri yalnızca sıralamadığını, aynı zamanda aralarında bir hiyerarşi kurduğunu gösteriyor. Hangi nedenin daha önemli olduğu sorusu, çoğu zaman tarihçinin sorduğu soruya ve onun değerlerine de bağlıdır. Bir sağlık tarihçisi kıtlıktaki salgınları, bir ekonomi tarihçisi toprak düzenini, bir siyaset tarihçisi hükümet kararlarını öne çıkarabilir; her biri gerçek bir nedeni gösterir, ama hiçbiri tablonun tamamını tek başına anlatmaz.
Yaygın yanlış«Birinci Dünya Savaşı bir suikast yüzünden çıktı» ya da «İrlanda kıtlığı bir bitki hastalığı yüzünden oldu» gibi cümleler, tarih anlatımlarında sık kullanılır.
Bu cümleler yanlış değildir, ama eksiktir: yakın nedeni anlatır, olayın büyüklüğünü ve biçimini belirleyen koşulları ise gizler. Bir tarihçi için «neden» sorusu, çoğu zaman «neden bu kadar büyük, neden bu biçimde ve neden tam o zaman» sorularına açılır.
Dönüş noktası — zincir mi, ağ mı?
Nedenleri bir zincir gibi düşünmek, ders kitaplarında da sık kullanılan bir imgedir: bir olay bir başkasını, o da bir sonrakini doğurur. Ama tarihçiler, bu imgenin sınırlı olduğunu da fark etti. Olaylar çoğu zaman tek bir zincirin halkaları gibi değil, birbirine birçok yönden bağlı bir ağın düğümleri gibi gelişir. Bir etken, başka bir etkenin gücünü artırabilir ya da azaltabilir; aynı neden, farklı koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir.
Yirminci yüzyılın ortasında Alman filozof Carl Hempel, tarihsel açıklamanın da doğa bilimlerindeki gibi genel yasalara dayanması gerektiğini savundu: bir olayı açıklamak, onun hangi genel yasaya göre gerçekleştiğini göstermekti. Bu yaklaşım, tarihi bilimsel bir disipline yaklaştırmak isteyenler için çekiciydi. Ama birçok tarihçi ona itiraz etti. Tarihteki olaylar birebir tekrarlanmıyordu ve insan kararları, doğa yasalarına benzer bir düzenlilikle öngörülemiyordu.
Bu itirazın merkezinde olumsallık kavramı vardı. Bir olay, belirli koşullar altında gerçekleşebilirdi; ama gerçekleşmesi kaçınılmaz değildi. Aynı koşullar, farklı bir anda ya da farklı kişilerin elinde başka sonuçlar doğurabilirdi. Bir karar farklı verilebilir, bir kaza olmayabilir, bir mektup zamanında ulaşabilirdi. Tarihçiler, yapısal koşulların bir olayı olası kıldığını, ama onu belirli bir biçimde ve belirli bir zamanda gerçekleştirenin çoğu zaman insanların seçimleri ve tesadüfler olduğunu vurguladı.
Cevap — birçok neden, bir açıklama
Öyleyse bir olayın tek nedeni olur mu? Neredeyse hiçbir zaman. Tarihteki önemli olaylar, uzun süredir biriken koşulların, orta vadeli gelişmelerin ve kısa vadeli tetikleyicilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Tarihçinin işi, bu nedenleri yalnızca alt alta sıralamak değil, aralarındaki ilişkiyi göstermek, hangisinin neyi mümkün kıldığını ve hangisinin neyi hızlandırdığını açıklamaktır.
Bu, her şeyin her şeyle ilişkili olduğunu söyleyip bir açıklama yapmaktan kaçınmak anlamına gelmiyor. İyi bir tarihsel açıklama, birçok nedeni tanır ama onları anlamlı bir düzene sokar: hangi koşullar gerekliydi, hangileri olayın ölçeğini belirledi, hangisi onu tam o anda tetikledi. Thukydides'in iki buçuk bin yıl önce, kendi yaşadığı bir savaş için yaptığı ayrım, bu düzenin ilk ve hâlâ en kullanışlı örneklerinden biri.
Bugünle bağ — haberlerdeki nedenler
Gündelik hayatta da olayların nedenlerini tartışırız: bir ekonomik bunalım, bir seçim sonucu, bir salgının yayılması. Haberler ve tartışma programları, çoğu zaman tek bir nedeni öne çıkarır: bir kişinin kararı, tek bir politika, tek bir olay. Tek nedenli açıklamalar anlaşılır, kısa ve akılda kalıcıdır; ama çoğu zaman karmaşık bir gerçekliği fazla basitleştirir.
Tarihçinin neden-sonuç düşüncesi, bu tür açıklamaları sorgulamak için bir araç sunar. Bir olayın yakın nedeni ne, uzak nedenleri neler? Hangi koşullar gerekliydi, hangisi tek başına yeterli olamazdı? Hangi seçimler farklı yapılabilirdi? Bu sorular, bugünün olaylarını da daha derinlikli anlamamıza yardımcı olabilir.
Birincil kaynak
Atinalı tarihçi Thukydides, Peloponnesos Savaşı'nın nedenlerini tartışırken şöyle yazar:
To the question why they broke the treaty, I answer by placing first an account of their grounds of complaint and points of difference, that no one may ever have to ask the immediate cause which plunged the Hellenes into a war of such magnitude. The real cause I consider to be the one which was formally most kept out of sight. The growth of the power of Athens, and the alarm which this inspired in Lacedaemon, made war inevitable. Still it is well to give the grounds alleged by either side which led to the dissolution of the treaty and the breaking out of the war.
Türkçesi: Neden antlaşmayı bozdukları sorusuna, önce onların şikâyet gerekçelerini ve anlaşmazlık noktalarını anlatarak cevap veriyorum; öyle ki kimse Helenleri böylesine büyük bir savaşa sürükleyen yakın nedeni sormak zorunda kalmasın. Asıl nedenin ise, resmî olarak en çok gözden uzak tutulan neden olduğunu düşünüyorum: Atina'nın gücünün büyümesi ve bunun Lakedaimon'da uyandırdığı korku, savaşı kaçınılmaz kıldı. Yine de her iki tarafın antlaşmanın bozulmasına ve savaşın çıkmasına yol açtığını ileri sürdüğü gerekçeleri anlatmak yerinde olur.
Kaynak: Thukydides, Peloponnesos Savaşı Tarihi, I. kitap, 23. bölüm; Richard Crawley'nin İngilizce çevirisi (Londra, 1874), Project Gutenberg. Türkçesi bizim; «Lakedaimon» Sparta'nın resmî adıdır.
Thukydides savaşı hem yaşamış hem de bir Atinalı komutan olarak içinde yer almıştı; «kaçınılmaz» kelimesi, olaylara sonradan bakan birinin yorumunu da taşır.
- Thukydides, tarafların öne sürdüğü gerekçeler ile «asıl neden» arasında neden bir fark görüyor?
- «Gücün büyümesi ve korku» gibi bir neden, belgelerle nasıl kanıtlanabilir; bu, bir yorum mu yoksa bir olgu mu?
- «Kaçınılmaz» kelimesi, olumsallık kavramıyla nasıl bir gerilim içindedir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Carl Hempel (1942) — «The Function of General Laws in History» makalesinde tarihsel açıklamanın da genel yasalara dayanması gerektiğini, bir olayı açıklamanın onu bir yasanın örneği olarak göstermek olduğunu savundu; bu yaklaşım, tarih ile doğa bilimleri arasındaki ilişki üzerine uzun bir tartışma başlattı.
- Fernand Braudel (1958) — «Histoire et sciences sociales: la longue durée» makalesinde tarihsel zamanı farklı hızlarda akan katmanlar olarak düşünmeyi önerdi; olayların asıl nedenlerini yavaş değişen coğrafi ve toplumsal yapılarda aradı ve olay tarihini yüzeydeki bir dalgalanma olarak gördü; bu yaklaşım, Annales okulunun tarih yazımını derinden etkiledi.
- Paul Veyne (1971) — Comment on écrit l'histoire'da tarihsel açıklamanın bir yasa uygulaması değil, bir olay örgüsünün, yani bir anlatının kurulması olduğunu savundu; nedenlerin, tarihçinin anlattığı hikâyenin içinde anlam kazandığını vurguladı.
- William Sewell (2005) — Logics of History'de olayların yalnızca yapıların ürünü olmadığını, bazen yapıları dönüştürdüğünü savundu; «olaylı zamansallık» kavramıyla, bir olayın kendisinden sonraki koşulları değiştirebileceğini ve nedenselliğin tek yönlü olmadığını gösterdi.
Dört yaklaşım, aynı soruya farklı düzeylerde cevap arıyor. Hempel genel yasaları, Braudel uzun süreli yapıları, Veyne tarihçinin kurduğu anlatıyı, Sewell ise olayların yapıları dönüştürme gücünü öne çıkarıyor. Bu dört yaklaşım, «neden» sorusunun tarihçiler arasında da tek bir cevabı olmadığını, ama her birinin tarihsel açıklamanın farklı bir yönünü aydınlattığını gösteriyor.
Derine İn
Tarihsel nedensellik üzerine en eski tartışmalardan biri, Thukydides'in kendisinin kullandığı kelimelerle ilgilidir. Yunancada Thukydides, tarafların öne sürdüğü şikâyetler için bir kelime, asıl neden için başka bir kelime kullanır. Filologlar ve tarihçiler, bu iki Yunanca kelimenin arasındaki farkın ne olduğu üzerine uzun süredir tartışıyor: biri «resmî gerekçe», öbürü «gerçek neden» mi, yoksa ikisi de farklı türden nedenleri mi anlatıyor? Bu tartışma, iki buçuk bin yıl önceki bir metnin bile, tarihçinin kavramlarını ne kadar derinden etkileyebildiğini gösteriyor. Aynı zamanda çevirinin de bir yorum olduğunu hatırlatıyor: Türkçeye «neden», «gerekçe», «bahane» ya da «vesile» diye aktarılabilecek kelimeler, okura farklı anlamlar geçirir. Bir çevirmenin seçtiği kelime, okurun Thukydides'i nasıl bir nedensellik düşünürü olarak göreceğini de belirler.
Nedenleri sıralamanın zorluğu, tarihçilerin değerleriyle de ilişkili. Carr'ın kaza örneğinde, tarihçinin «önlenebilir» ve «genellenebilir» nedenleri öne çıkarması, bir tercihtir: sigara almaya giden yayanın isteği de kazanın bir gerekli koşuludur, ama Carr onu tarihsel açıdan önemsiz sayar. Bir başka tarihçi, farklı bir soruyla, farklı nedenleri öne çıkarabilir. Bu yüzden nedensellik tartışmaları, çoğu zaman olguların kendisi kadar, hangi soruların sorulduğuyla da ilgilidir. İki tarihçi aynı belgelere bakıp farklı nedenleri öne çıkardığında, anlaşmazlıkları çoğu zaman belgelerde değil, sordukları sorularda ve önemli buldukları şeylerde yatar.
İrlanda kıtlığının tartışılması da bu açıdan öğretici ve hâlâ güncel. Uzun süre bazı anlatılar, kıtlığı yalnızca doğal bir felaket olarak sundu; bazı anlatılar ise sorumluluğu tamamen dönemin İngiliz hükümetine yükledi. Son kuşak tarihçiler, iki yaklaşımı da eksik buldu: bitki hastalığı olmadan kıtlık olmazdı, ama toplumsal yapı ve hükümet politikaları, kıtlığın ne kadar ölümcül olacağını belirledi. Bu tartışma, nedensellik sorusunun siyasi ve duygusal bir yük de taşıyabildiğini gösteriyor: kimin sorumlu tutulacağı, çoğu zaman hangi nedenin öne çıkarıldığına bağlı.
Son olarak, nedensellik ile karşı-olgusal düşünce arasındaki ilişkiye kısaca değinmek gerekiyor. Bir nedenin önemini tartışırken, tarihçiler çoğu zaman üstü kapalı bir soru sorar: bu neden olmasaydı ne olurdu? Bir koşulun gerekli olduğunu söylemek, onun olmadığı bir durumda olayın gerçekleşmeyeceğini ima eder. Bu tür sorular, tarihçinin nedenleri tartmasına ve aralarında bir sıra kurmasına yardımcı olur; ama aynı zamanda kanıtlanması zor senaryolara da kapı açar. Bu sorunun kendisi, bu kursun sonraki bölümlerinden birinin konusu olacak.
Nedensellik tartışmasının bir de ölçek boyutu var. Bir kişinin hayatındaki bir kararı açıklamak ile bir imparatorluğun çöküşünü açıklamak, farklı türden nedenler gerektirir. Küçük ölçekte bireylerin niyetleri ve seçimleri belirleyici görünürken, büyük ölçekte nüfus, ekonomi ve iklim gibi yapısal etkenler öne çıkar. İyi bir tarihsel açıklama, bu ölçekler arasında gidip gelebilen ve birinin öbürünü nasıl etkilediğini gösterebilen bir açıklamadır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Thukydides, History of the Peloponnesian War, çev. Richard Crawley (Londra: Longmans, Green, 1874).
- E. H. Carr, What Is History? (Londra: Macmillan, 1961), IV. bölüm: «Causation in History».
- Carl G. Hempel, «The Function of General Laws in History», The Journal of Philosophy 39 (1942).
- Fernand Braudel, «Histoire et sciences sociales: la longue durée», Annales. Économies, Sociétés, Civilisations 13 (1958).
- Paul Veyne, Comment on écrit l'histoire (Paris: Seuil, 1971).
- William H. Sewell, Logics of History: Social Theory and Social Transformation (Chicago: University of Chicago Press, 2005).
- Cormac Ó Gráda, Black '47 and Beyond: The Great Irish Famine in History, Economy, and Memory (Princeton: Princeton University Press, 1999).
Arşiv ve kaynak
Thukydides'in Crawley çevirisi Project Gutenberg'de açık erişimlidir; Yunanca metin ve farklı çeviriler Perseus Digital Library'de karşılaştırmalı olarak okunabilir. İrlanda kıtlığı üzerine dönemin resmî raporları ve parlamento tartışmaları, İngiliz Parlamento belgeleri arasında yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Thukydides'in «kaçınılmaz» dediği savaş, gerçekten kaçınılmaz mıydı, yoksa bu, sonradan geriye bakan bir tarihçinin yorumu mu?
- Tarihçi, birçok neden arasından hangisinin «en önemli» olduğuna nasıl ve hangi ölçütle karar vermelidir?
- Yapısal nedenleri vurgulayan açıklamalar ile bireylerin seçimlerini vurgulayan açıklamalar nasıl bir araya getirilebilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Thukydides'e göre Peloponnesos Savaşı'nın asıl nedeni neydi? A) Bir kolonide çıkan anlaşmazlık B) Atina'nın gücünün büyümesi ve bunun Sparta'da uyandırdığı korku C) Bir ticaret yasağı D) Bir depremin yarattığı panik
- (Hedef 1) Aşağıdakilerden hangisi bir yakın nedene örnektir? A) Yüzyıllar boyunca biriken toplumsal eşitsizlik B) Coğrafi koşullar C) Bir olayı doğrudan tetikleyen bir karar ya da kaza D) Yavaş değişen iklim
- (Hedef 2) 1845 İrlanda kıtlığında patates hastalığı için hangi ifade en doğrudur? A) Tek başına yeterli bir nedendi B) Gerekli bir koşuldu, ama kıtlığın büyüklüğü toplumsal ve siyasi yapılarla birlikte belirlendi C) Kıtlıkla hiçbir ilgisi yoktu D) Yalnızca İrlanda'da görüldü
- (Hedef 2) E. H. Carr'ın kaza örneğinde, tarihçinin neden sigara alma isteğini değil de sürücünün alkolünü öne çıkarması gerektiğini savunur? A) Çünkü alkol daha eski bir nedendir B) Çünkü tarihçi genellenebilir ve önlenebilir nedenleri arar C) Çünkü sigara yasaktır D) Çünkü yaya suçludur
- (Hedef 3) Fernand Braudel'in tarihsel nedensellik anlayışında olayların yeri nedir? A) Tek belirleyici etkendir B) Yavaş değişen yapıların yüzeyindeki dalgalanmalardır C) Hiç önemi yoktur ve tamamen rastlantısaldır D) Genel yasaların doğrudan örnekleridir
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Güncel ya da tarihsel bir olayı seç ve onun için «tek bir neden» öne süren bir açıklama bul. Bu açıklamayı, yakın ve uzak nedenleri, gerekli ve yeterli koşulları ve olası seçimleri ayırarak nasıl genişletirdin?
Cevaplar
- B — Thukydides, asıl nedenin Atina'nın büyüyen gücü ve bunun Sparta'da yarattığı korku olduğunu yazar.
- C — Yakın neden, olayı doğrudan tetikleyen ve ona zaman bakımından yakın olan gelişmedir.
- B — Hastalık gerekli bir koşuldu; kıtlığın yıkıcılığını toplumsal yapı ve politikalar belirledi.
- B — Carr, tarihçinin genellenebilir ve önlenebilir nedenleri önemli saydığını savunur.
- B — Braudel olayları, derin ve yavaş değişen yapıların yüzeyindeki dalgalanmalar olarak görür.
Güçlü bir cevap, seçtiği olayın yakın nedenini açıkça adlandırır, onu mümkün kılan uzun süreli koşulları gösterir, hangi koşulların gerekli olduğunu ve hiçbirinin tek başına yeterli olmadığını tartışır ve farklı yapılabilecek seçimlere de yer verir.
Sonraki bölüme köprü
Neden-sonuç düşüncesi, olayların nasıl değiştiğini açıklamaya çalışır. Ama tarihçi, neyin değişmediğini de sormak zorundadır. Kursun ikinci bölümü bu sorunun peşine düşüyor: bir dönemden ötekine ne değişti, ne aynı kaldı ve tarihçi süreklilik ile değişimi nasıl birlikte görebilir?