Öğrenme hedefleri
- Avrasya'yı birbirine bağlayan kara ve deniz yollarını, yani İpek Yolu'nu ve Hint Okyanusu'nun muson ticaretini ana özellikleriyle anlatabileceksin.
- 1492'den sonra Amerika ile Eski Dünya arasında başlayan canlı, bitki, hastalık ve gümüş alışverişinin dünyayı nasıl değiştirdiğini açıklayabileceksin.
- «Küreselleşme ne zaman başladı?» sorusuna verilen farklı cevapları, ölçüt olarak neyin seçildiğine dikkat ederek değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir rüzgârın adı
Birinci yüzyılda Kızıldeniz kıyısındaki Mısır limanlarından yola çıkan Yunanca konuşan bir tüccar, Hindistan'a giden deniz yolunu ayrıntılı biçimde anlatan bir kılavuz yazdı. Bu kılavuzda limanlar, satılan ve alınan mallar, yolculuk mevsimleri tek tek sıralanıyordu. Kılavuzun bir yerinde yazar, eskiden gemilerin Arabistan'dan Hindistan'a kıyıları izleyerek küçük teknelerle gittiğini, ama Hippalos adlı bir kaptanın, okyanusun açığında düz bir rota izlemenin yolunu bulduğunu anlatıyordu. Hindistan kıyılarında belirli mevsimlerde denizden esen güneybatı rüzgârı, onun adıyla anılıyordu.
Bu rüzgâr, musondu. Yazın güneybatıdan, kışın kuzeydoğudan esen muson rüzgârları, Hint Okyanusu'nu binlerce yıl boyunca dünyanın en büyük ticaret alanlarından biri yaptı. Bir gemi, doğru mevsimde yola çıkarsa, rüzgârı arkasına alarak okyanusu haftalar içinde geçebiliyordu. Bu bölüm, dünyanın birbirinden uzak bölgelerinin böyle yollarla ne zaman ve nasıl birbirine bağlandığını soruyor.
Bağlam — İpek Yolu
MÖ ikinci yüzyılda Çin'in Han hanedanı, batıdaki bölgeleri tanımak ve bozkırdaki rakiplerine karşı müttefik bulmak için elçi Zhang Qian'ı Orta Asya'ya gönderdi. Onun yolculukları, Çin ile Orta Asya arasındaki düzenli ilişkilerin başlangıcı sayılır. Sonraki yüzyıllarda ipek, porselen ve kâğıt batıya; atlar, cam, yün ve gümüş doğuya taşındı. Han ve sonra Tang hanedanlarının başkenti Çang'an, bu yolların doğu ucundaki en büyük kentti; yedinci ve sekizinci yüzyıllarda sokaklarında Soğdlu tüccarlar, Pers müzisyenler, Budist rahipler ve Türk askerler dolaşıyordu. Semerkant gibi vaha kentleri, bu ticaretin önemli durakları oldu.
Ama İpek Yolu, bugün sıkça hayal edildiği gibi, Çin'den Roma'ya uzanan tek bir büyük otoyol değildi. Malların çoğu, uzun yolu baştan sona tek bir kervanla değil, bir vahadan öbürüne, bir tüccardan öbürüne el değiştirerek aşıyordu. Bir Çinli tüccar ile bir Romalı alıcı, birbirlerini neredeyse hiç görmedi; aralarında Soğdlu, Pers, Arap ve Türk aracılar vardı. Yolların güvenliği ve canlılığı, bozkırdaki ve vaha kentlerindeki siyasi duruma göre dönemden döneme değişti. Bir savaş, bir kuraklık ya da bir hanedanın çöküşü, bir güzergâhı yıllarca kapatabiliyor, tüccarları başka yollar aramaya zorluyordu.
Gelişme — okyanusun yolları
Kara yollarının yanında, deniz yolları da en az onlar kadar, belki de onlardan daha önemliydi. Hint Okyanusu, Doğu Afrika kıyılarını, Arabistan'ı, Basra Körfezi'ni, Hindistan'ı, Güneydoğu Asya'yı ve Güney Çin'i birbirine bağlayan bir ticaret alanıydı. Muson rüzgârlarının düzenliliği, bu okyanusu, yelkenli gemiler için öngörülebilir bir yol hâline getiriyordu.
Hint Okyanusu ticareti, tek bir devletin denetiminde değildi. Arap, Farsça konuşan, Gujarati, Tamil, Malay ve Çinli tüccarlar, liman kentlerinde birbirleriyle iş yapıyor, çoğu zaman aynı limanda farklı dinlere ve dillere mensup tüccar toplulukları yan yana yaşıyordu. İslam'ın Doğu Afrika'dan Endonezya'ya kadar yayılmasında, fetihlerden çok bu tüccar ağları rol oynadı. On beşinci yüzyılın başında Çinli amiral Zheng He'nin büyük filoları da, Doğu Afrika kıyılarına kadar bu ağı izleyerek yol aldı.
Doğu Afrika'nın Kilwa, Mombasa ve Zanzibar gibi liman kentleri, bu dünyanın önemli duraklarıydı. Burada Afrika'nın içlerinden gelen altın, fildişi ve başka mallar, Arabistan'dan, Hindistan'dan ve Çin'den gelen kumaş, boncuk ve porselenle değiş tokuş ediliyordu. Bu kentlerde Afrika dilleri ile Arapçanın karışımından Svahili dili ve kültürü doğdu. Kilwa'daki kazılarda bulunan Çin porseleni parçaları, Hint Okyanusu'nun bir ucundan öbürüne uzanan bu ağın somut izleridir.
On üçüncü yüzyılda Moğol İmparatorluğu'nun Avrasya'nın büyük kısmını birleştirmesi, kara ve deniz yollarını daha önce hiç olmadığı kadar birbirine bağladı. Amerikalı sosyolog Janet Abu-Lughod, 1250 ile 1350 arasında Avrupa'dan Çin'e uzanan, birbirine bağlı sekiz ticaret bölgesinden oluşan bir «dünya sistemi» bulunduğunu savundu. Bu sistemde Avrupa, merkez değil, çevrede kalan bölgelerden biriydi.
Dönüş noktası — iki dünyanın buluşması
Ama bütün bu bağlantılar, dünyanın yalnızca bir yarısını kapsıyordu. Amerika kıtaları, on binlerce yıl boyunca Avrasya ve Afrika'dan büyük ölçüde ayrı bir tarih yaşamıştı. 1492'de Kristof Kolomb'un Karayipler'e ulaşması, bu ayrılığı sona erdirdi. 1498'de Vasco da Gama'nın Afrika'nın güneyini dolaşarak Hindistan'ın Kalikut limanına ulaşması ise Avrupa'yı Hint Okyanusu ticaretine doğrudan bağladı. Da Gama, bu yolculukta Doğu Afrika kıyısındaki Malindi'den bir kılavuz aldı; yani Portekizliler, Hint Okyanusu'nu kendi başlarına değil, yüzyıllardır o sularda yol alan denizcilerin bilgisiyle geçtiler.
Bu buluşmanın, uzun vadede en büyük ve en kalıcı sonucu, Amerikalı tarihçi Alfred Crosby'nin 1972'de «Kolomb değiş tokuşu» adını verdiği süreçti. Amerika'dan Eski Dünya'ya mısır, patates, domates, kakao ve tütün gibi bitkiler; Eski Dünya'dan Amerika'ya buğday, şeker kamışı, at, sığır, koyun ve domuz taşındı. Ama bu değiş tokuşun en ağır yönü, hastalıklardı: çiçek, kızamık ve grip gibi hastalıklar, bunlara karşı bağışıklığı olmayan Amerika yerlilerinin büyük bir kısmının ölümüne yol açtı.
Yaygın yanlış«İpek Yolu, Çin'den Roma'ya uzanan ve kervanların baştan sona yürüdüğü tek bir yoldu» diye sık düşünülür.
İpek Yolu, sürekli değişen güzergâhlardan oluşan bir ağdı; mallar çoğu zaman bir vahadan öbürüne, bir tüccardan öbürüne el değiştirerek ilerliyordu. Terimin kendisi de on dokuzuncu yüzyılda bir Alman coğrafyacı tarafından kullanılmaya başlandı.
Cevap — ölçüte bağlı bir tarih
Öyleyse dünya ne zaman birbirine bağlandı? Cevap, «bağlanmak» sözcüğüne ne anlam yüklediğimize bağlıdır. Eğer uzak bölgeler arasında düzenli mal alışverişini kastediyorsak, Avrasya'nın farklı uçları iki bin yıldan uzun süredir kara ve deniz yollarıyla birbirine bağlıydı. Eğer bütün kıtaları kapsayan bir ağı kastediyorsak, bu ancak 1492'den sonra, Amerika'nın bu ağa katılmasıyla mümkün oldu.
Bazı tarihçiler daha kesin bir tarih önerir. Dennis Flynn ve Arturo Giráldez, 1571'de İspanyolların Filipinler'de Manila kentini kurmasının, küresel ticaretin doğuşu sayılması gerektiğini savundu. Bu tarihten sonra Amerika'daki Potosí gibi madenlerden çıkarılan gümüş, Meksika'nın Pasifik kıyısındaki Acapulco limanından yola çıkan gemilerle doğrudan Asya'ya taşınıyor; böylece dünyanın bütün büyük kıtaları ilk kez sürekli ve doğrudan bir ticaret ağıyla birbirine bağlanıyordu.
Bu yeni ağın merkezinde, pek çok tarihçiye göre, Avrupa değil Çin duruyordu. On altıncı yüzyılda Ming hanedanı, vergilerin gümüşle ödenmesini yaygınlaştırdı; bu da Çin'de gümüşe büyük bir talep yarattı. Amerika'dan çıkarılan gümüşün önemli bir kısmı, sonunda Çin'e akıyordu. Avrupalı tüccarlar, Asya mallarını satın almak için ellerinde Amerika gümüşünden başka pek az şey bulunduran aracılar konumundaydı.
Bugünle bağ — tabağımızdaki dünya
Bugün bir Türk mutfağında kullanılan domates, biber, mısır, patates ve fasulye, Amerika kökenlidir; beş yüz yıl önce Anadolu'da bilinmiyorlardı. Kahve Etiyopya'dan ve Yemen'den, çay Çin'den, şeker kamışı Yeni Gine'den dünyaya yayıldı; bu ürünlerin her biri, bir ticaret yolunun ve bir tarihin izini taşıyor. Tabağımız, dünyanın birbirine bağlanmasının uzun tarihini taşıyor.
Bugünkü küreselleşme, konteyner gemileri, uçaklar ve internetle, Hippalos'un ya da Manila kalyonlarının hayal bile edemeyeceği bir hızla işliyor; ama sorular benzer: bağlantılar kimin işine yarıyor, kimi zarara uğratıyor, hangi malları, fikirleri ve hastalıkları taşıyor? Hippalos'un rüzgârından Manila kalyonlarına kadar uzanan tarih, bu soruların eski olduğunu gösteriyor.
Birincil kaynak
Birinci yüzyılda Mısır'da yaşayan Yunanca konuşan bir tüccarın yazdığı düşünülen Eritre Denizi'nin Periplus'u, Arabistan'dan Hindistan'a giden deniz yolunu şöyle anlatır:
This whole voyage as above described, from Cana and Eudaemon Arabia, they used to make in small vessels, sailing close around the shores of the gulfs; and Hippalus was the pilot who by observing the location of the ports and the conditions of the sea, first discovered how to lay his course straight across the ocean. For at the same time when with us the Etesian winds are blowing, on the shores of India the wind sets in from the ocean, and this southwest wind is called Hippalus, from the name of him who first discovered the passage across.
Türkçesi: Yukarıda anlatılan bütün bu yolculuğu, Kane'den ve Mutlu Arabistan'dan, eskiden küçük teknelerle, körfezlerin kıyılarına yakın yol alarak yaparlardı. Limanların konumunu ve denizin koşullarını gözlemleyerek rotasını okyanusun açığından düz bir çizgide izlemenin yolunu ilk bulan kaptan Hippalos oldu. Çünkü bizde Etesya rüzgârlarının estiği aynı zamanda, Hindistan kıyılarında rüzgâr okyanustan eser; bu güneybatı rüzgârına, geçişi ilk keşfedenin adından ötürü Hippalos denir.
Kaynak: Eritre Denizi'nin Periplus'u, §57; Wilfred H. Schoff'un İngilizce çevirisi, The Periplus of the Erythraean Sea (New York: Longmans, Green, 1912), s. 45–46, archive.org. Türkçesi bizim.
- Periplus'un yazarına göre Hippalos'tan önce ve sonra Hindistan'a nasıl gidiliyordu?
- Muson rüzgârlarının yönünü ve zamanını bilmek, bir tüccara ne kazandırıyordu?
- Arap ve Hint denizcilerinin musonu çok daha önceden bildiği düşünülürse, bir rüzgârın bir Yunan kaptanın adıyla anılması ne anlama gelir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alfred Crosby (1972) — The Columbian Exchange'de 1492'den sonra Amerika ile Eski Dünya arasındaki bitki, hayvan ve hastalık aktarımının, dünyanın biyolojik ve demografik tarihini kökten değiştirdiğini gösterdi; tarih yazımına ekolojik bir bakış kazandırdı.
- Janet Abu-Lughod (1989) — Before European Hegemony'de 1250–1350 arasında Avrupa'dan Çin'e uzanan, birbirine bağlı ticaret bölgelerinden oluşan bir dünya sistemi bulunduğunu, bu sistemde Avrupa'nın merkez değil çevre olduğunu savundu.
- Dennis Flynn ve Arturo Giráldez (1995) — «Born with a 'Silver Spoon'» makalesinde küresel ticaretin 1571'de Manila'nın kurulmasıyla doğduğunu, çünkü bu tarihten sonra bütün kıtaların sürekli ve doğrudan bir ticaret ağıyla bağlandığını, Amerika gümüşünün bu ağın itici gücü olduğunu savundu.
- Valerie Hansen (2012) — The Silk Road: A New History'de kazılarda bulunan belgelere dayanarak İpek Yolu ticaretinin çoğu zaman sanıldığından daha yerel ve daha sınırlı olduğunu, yolların asıl öneminin mallardan çok insanların, fikirlerin ve dinlerin taşınmasında yattığını savundu.
Dört yaklaşımın hepsi, «bağlantı» sözcüğünü farklı bir biçimde tanımlıyor: Crosby canlılar ve mikroplar üzerinden, Abu-Lughod bölgesel ticaret ağları üzerinden, Flynn ve Giráldez kıtalar arası sürekli ticaret üzerinden, Hansen ise arkeolojik belgeler üzerinden. Crosby biyolojik değiş tokuşu, Abu-Lughod Avrasya'nın ortaçağ ağını, Flynn ve Giráldez küresel ticaretin kesin başlangıcını, Hansen ise İpek Yolu'nun gerçek ölçeğini öne çıkarıyor. Tartışma, «küreselleşme ne zaman başladı?» sorusunun cevabının, hangi ölçütün seçildiğine göre değiştiğini gösteriyor.
Derine İn
Uzak bölgeler arasındaki ticareti incelemenin ilk ve belki en temel güçlüğü, ölçeğini belirlemektir. Kaynaklar çoğu zaman lüks malları, yani ipeği, baharatı, mücevheri, ayrıntılı biçimde anlatır; çünkü bunlar değerliydi ve dikkat çekiyordu. Ama ticaretin toplam hacmi, bu mallar ne kadar dikkat çekici olursa olsun, çoğu zaman küçüktü. Valerie Hansen, Çin'in batısındaki kazılarda bulunan belgelerin, İpek Yolu ticaretinin büyük kısmının yerel alışverişlerden oluştuğunu gösterdiğini savundu. Bu, bağlantıların önemsiz olduğu anlamına gelmez; ama onların ekonomik etkisini abartmamak gerektiğini hatırlatır. Aynı şey Hint Okyanusu için de geçerlidir: liman kayıtları ve gemi batıkları, pek çok geminin baharat ve lüks mallar kadar pirinç, tahıl, kumaş ve kereste gibi sıradan yükler de taşıdığını gösteriyor. Uzun mesafe ticaretinin tarihini yazarken, göz alıcı mallar kadar gündelik malları da hesaba katmak gerekir.
İkinci bir tartışma, bağlantıların taşıdığı şeylerin türüyle ilgilidir. Bazı tarihçilere göre uzak bağlantıların asıl önemi, mallardan çok fikirler, dinler, teknolojiler ve hastalıklardı. Budizm Hindistan'dan Çin'e, kâğıt Çin'den İslam dünyasına ve oradan Avrupa'ya, İslam Arabistan'dan Endonezya'ya, veba ise bozkırın içlerinden Karadeniz limanlarına ve oradan Akdeniz'e bu yollar üzerinden ulaştı. Bu aktarımların etkisi, taşınan malların toplam değerinden çok daha büyük oldu. Bir tüccarın yanında taşıdığı bir dinî metin, bir hekimin bildiği bir tedavi yöntemi ya da bir askerin taşıdığı bir mikrop, kervanlarca ipekten daha kalıcı bir iz bırakabiliyordu. Tarihçiler bu yüzden, ticaret yollarını yalnızca bir ekonomi tarihi konusu olarak değil, bir kültür, din ve çevre tarihi konusu olarak da inceliyor.
Üçüncü olarak, bugün her gün kullandığımız «küreselleşme» kavramının kendisi, tarihçiler arasında tartışmalıdır. Bazı iktisat tarihçileri, gerçek anlamda bir küreselleşmeden ancak farklı kıtalardaki fiyatların birbirine yaklaşmaya başladığı on dokuzuncu yüzyılda söz edilebileceğini savunur; çünkü ancak o zaman ulaşım maliyetleri, tahıl gibi sıradan malların bile kıtalar arasında taşınabileceği kadar düştü. Flynn ve Giráldez ise, ölçütün fiyatların eşitlenmesi değil, bütün kıtaların sürekli bir ticaret ağıyla bağlanması olması gerektiğini savunarak 1571'i önerir. İki görüş, farklı ölçütlerle aynı soruya farklı cevaplar veriyor; hangisinin seçileceği, tarihçinin neyi ölçmek istediğine bağlıdır. Fiyatlara bakan bir iktisatçı ile gemi seferlerine bakan bir tarihçi, aynı yüzyılı farklı gözlerle görür.
Son olarak, bağlantıların bedeli; bu konu, tarih kitaplarında çoğu zaman keşif ve ticaretin parlak anlatısının gölgesinde kalır. Kolomb değiş tokuşu, Eski Dünya'ya yeni besinler ve bol gümüş getirdi; ama Amerika'nın yerli halkları için salgınlar, fetih ve zorla çalıştırma anlamına geldi. Potosí'nin gümüş madenlerinde, yerli halkın zorunlu emeğiyle çıkarılan gümüş, dünya ticaretinin çarklarını döndürdü. Afrika'dan Amerika'ya zorla taşınan milyonlarca köleleştirilmiş insan da bu küresel ağın bir parçasıydı. Dünyanın birbirine bağlanması, herkes için aynı anlamı taşımadı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Alfred W. Crosby, The Columbian Exchange: Biological and Cultural Consequences of 1492 (Westport: Greenwood, 1972).
- Janet L. Abu-Lughod, Before European Hegemony: The World System A.D. 1250–1350 (New York: Oxford University Press, 1989).
- Dennis O. Flynn ve Arturo Giráldez, «Born with a 'Silver Spoon': The Origin of World Trade in 1571», Journal of World History 6 (1995), s. 201–221.
- Valerie Hansen, The Silk Road: A New History (Oxford: Oxford University Press, 2012).
- K. N. Chaudhuri, Trade and Civilisation in the Indian Ocean: An Economic History from the Rise of Islam to 1750 (Cambridge: Cambridge University Press, 1985).
- Wilfred H. Schoff (çev.), The Periplus of the Erythraean Sea (New York: Longmans, Green, 1912).
Arşiv ve kaynak
Schoff'un 1912 tarihli Periplus çevirisi, geniş açıklama notlarıyla birlikte archive.org'dan okunabilir. Çin'in batısındaki kazılardan çıkan İpek Yolu belgeleri, Uluslararası Dunhuang Projesi'nin çevrim içi arşivinde incelenebilir. Manila kalyonlarının kayıtları, İspanya'nın Sevilla'daki Hint Arşivi'nde (Archivo General de Indias) korunuyor.
Açık sorular
- İpek Yolu ticaretinin ekonomik ölçeği gerçekte ne kadardı?
- Küreselleşmenin başlangıcı için hangi ölçüt daha anlamlıdır: bütün kıtaların bağlanması mı, fiyatların birbirine yaklaşması mı?
- Uzak bağlantıların taşıdığı hastalıkların ve fikirlerin etkisi, taşınan malların etkisiyle nasıl karşılaştırılabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) «İpek Yolu» terimini 1877'de kullanan kimdir? A) Marco Polo B) Zhang Qian C) Ferdinand von Richthofen D) Vasco da Gama
- (Hedef 1) Hint Okyanusu ticaretini öngörülebilir kılan doğal etken hangisidir? A) Okyanusun her yerde sığ olması B) Mevsime göre yön değiştiren düzenli muson rüzgârları C) Buzulların erimesi D) Gel-git olayının olmaması
- (Hedef 2) Alfred Crosby'nin «Kolomb değiş tokuşu» kavramı neyi anlatır? A) 1492'den sonra Amerika ile Eski Dünya arasında bitki, hayvan, insan ve hastalık aktarımını B) Yalnızca Kolomb'un yaptığı ticareti C) Avrupa içindeki ticareti D) İpek Yolu'ndaki mal değişimini
- (Hedef 3) Flynn ve Giráldez küresel ticaretin başlangıcı olarak neden 1571'i önerdi? A) O yıl İpek Yolu kapandığı için B) O yıl Kolomb Amerika'ya ulaştığı için C) O yıl buhar makinesi icat edildiği için D) Manila'nın kurulmasıyla bütün kıtaların sürekli ve doğrudan bir ticaret ağıyla bağlandığı için
- (Hedef 3) Valerie Hansen'e göre İpek Yolu ticaretinin gerçek özelliği neydi? A) Çok büyük hacimli bir uzun mesafe ticareti olması B) Çoğu zaman sanıldığından daha yerel ve sınırlı olması, asıl öneminin insanların, fikirlerin ve dinlerin taşınmasında yatması C) Yalnızca ipek taşınması D) Yalnızca deniz yoluyla yapılması
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Dünya ne zaman birbirine bağlandı?» sorusuna İpek Yolu, Hint Okyanusu ticareti, 1492 ve 1571 örneklerini kullanarak cevap ver. Seçtiğin ölçütü açıkça belirt ve bu bağlantıların kimin için fırsat, kimin için bedel anlamına geldiğini değerlendir.
Cevaplar
- C — Terimi Alman coğrafyacı Ferdinand von Richthofen 1877'de kullandı.
- B — Mevsime göre yön değiştiren muson rüzgârları, okyanus yolculuklarını öngörülebilir kıldı.
- A — Kolomb değiş tokuşu, 1492'den sonraki bitki, hayvan, insan ve hastalık aktarımını anlatır.
- D — Manila'nın kurulmasıyla bütün kıtalar sürekli ve doğrudan bir ticaret ağıyla bağlandı.
- B — Hansen, İpek Yolu ticaretinin daha yerel ve sınırlı olduğunu, asıl öneminin insanların, fikirlerin ve dinlerin taşınmasında yattığını savundu.
Güçlü bir cevap, bağlantının tanımına göre farklı başlangıç tarihlerinin savunulabileceğini gösterir: Avrasya'nın kara ve deniz ağları için binlerce yıl öncesi, bütün kıtalar için 1492 ya da 1571. Bu bağlantıların Avrasya'ya yeni besinler ve gümüş getirdiğini, Amerika yerlileri ve köleleştirilmiş Afrikalılar için ise salgın, fetih ve zorla çalıştırma anlamına geldiğini belirtir.
Sonraki bölüme köprü
1500'den sonra okyanus yollarının denetimi, giderek Avrupalı devletlerin ve şirketlerin eline geçti. Portekiz, İspanya, Hollanda ve İngiltere, Hint Okyanusu'nda ve Atlantik'te kaleler, ticaret kolonileri ve sonra imparatorluklar kurdu. Sıradaki bölüm bu değişime bakıyor: Avrupa neden 1500'den sonra öne geçti?