Öğrenme hedefleri
- «Milattan önce» ve «Milattan sonra» sayımının kim tarafından, ne zaman ve hangi amaçla ortaya konduğunu anlatabileceksin.
- Sıfır yılının neden olmadığını, MÖ yıllarının neden geriye sayıldığını ve bunun tarih hesaplarında yol açtığı yanlışları örneklerle açıklayabileceksin.
- Tarihçilerin ve arkeologların göreli ve mutlak tarihleme yöntemlerini, yazılı kronolojiden radyokarbona kadar karşılaştırarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir keşişin tablosu
525 yılında Roma'da yaşayan, İskit kökenli olduğu söylenen bir keşiş, Dionysius Exiguus, önemli bir iş üstlendi: Paskalya bayramının hangi günlere düşeceğini gösteren yeni bir tablo hazırlamak. O dönemde Hristiyanlar, bu tür tablolarda yılları çoğunlukla imparator Diocletianus'un tahta çıkışından sayıyordu. Oysa Diocletianus, Hristiyanlara karşı en sert zulmü başlatan imparatordu. Dionysius, bir zalimin adını yaşatmak istemediğini yazdı ve yılları başka bir olaydan, «Rabbimiz İsa Mesih'in bedenlenmesinden» saymayı önerdi.
Bu küçük bir takvim tercihiydi; ama bugün dünyanın büyük kısmının kullandığı yıl sayımının kökenidir. Bir keşişin Paskalya tablosunda başlayan bu sayım, yüzyıllar içinde yayıldı ve sonunda tarihin kendisini iki parçaya böldü: Milattan önce ve Milattan sonra. Bu bölüm, bu bölünmenin neden bu kadar garip bir biçimde işlediğini, yani neden bir tarafın geriye, öbür tarafın ileriye sayıldığını ve tarihçilerin zamanı nasıl sıraya koyduğunu soruyor.
Bağlam — yılları saymanın birçok yolu
Dionysius'tan önce de insanlar yılları sayıyordu, ama tek bir ortak yolla değil. Romalılar yılları çoğunlukla o yıl görevde olan iki konsülün adıyla anıyor, bazen de kentin kuruluşundan sayıyorlardı. Yunanlılar, özellikle tarih yazarları, dört yılda bir yapılan Olimpiyat oyunlarını esas alıyordu. Orta Doğu'da yaygın bir sayım, Büyük İskender'in ardıllarından Seleukos'un yönetimi ele geçirdiği yıldan başlıyordu. Konstantinopolis'te, yani Bizans'ta ise yıllar dünyanın yaratılışından sayılırdı; bu hesaba göre yaratılış, bizim takvimimizle MÖ 5509 yılına denk geliyordu. Rusya, bu yaratılış sayımını 1700'e kadar kullandı; o yıl Büyük Petro, Avrupa ile uyum için yılları İsa'nın doğumundan saymaya geçti.
Dionysius'un sayımı, ilk yüzyıllarda çok az kullanıldı. Onu yaygınlaştıran, sekizinci yüzyılın başında Kuzey İngiltere'deki Northumbria krallığında yaşayan keşiş ve tarihçi Beda oldu. Beda, 731'de tamamladığı İngiliz Halkının Kilise Tarihi'nde olayları düzenli olarak «Rabbimizin bedenlenmesinden sonraki» yıllarla tarihledi. Kitabın geniş biçimde kopyalanması, bu sayımı Batı Avrupa'nın manastırlarına ve saraylarına yaydı. Yine de Hristiyan çağı, Avrupa'nın bütün devlet belgelerinde yerleşmek için birkaç yüzyıl daha bekledi; pek çok kraliyet belgesi uzun süre hükümdarın saltanat yılıyla tarihlenmeye devam etti.
Gelişme — geriye saymak
Beda'nın yaptığı önemli bir yenilik daha vardı: İsa'nın doğumundan önceki olayları da aynı sisteme bağladı. Julius Caesar'ın Britanya'ya çıkışını anlatırken, bu olayın Roma'nın kuruluşundan sonra 693. yılda, ama «Rabbimizin bedenlenmesinden önceki altmışıncı yılda» olduğunu yazdı. Yani başlangıç noktasından geriye doğru saydı.
Bu yöntem, bugün kullandığımız «Milattan önce» sayımının doğrudan temelidir. Ama geriye doğru saymak, bazı tuhaflıklar doğurur. Milattan önceki yıllar büyüdükçe daha eskiye gider: MÖ 500, MÖ 400'den daha eskidir. Bir olayın ne kadar sürdüğünü hesaplamak için, MÖ yıllarda büyük sayıdan küçük sayı çıkarılır; MÖ ile MS arasında bir süre hesaplarken ise iki sayı toplanır.
En önemli tuhaflık, sıfır yılının olmamasıdır. Dionysius ve Beda'nın zamanında Avrupa'da sıfır kavramı yaygın olarak kullanılmıyordu; Hint-Arap rakamları ve sıfır, Avrupa'ya ancak birkaç yüzyıl sonra yayılacaktı. Bu yüzden MÖ 1 yılını doğrudan MS 1 yılı izler. Bu, MÖ 10'dan MS 10'a kadar geçen sürenin yirmi değil, on dokuz yıl olduğu anlamına gelir. Astronomlar bu hesap sorununu çözmek için on sekizinci yüzyılda farklı bir sayım benimsedi: Fransız astronom Jacques Cassini'nin tablolarından itibaren astronomik hesaplarda MÖ 1 yılı «0», MÖ 2 yılı «−1» olarak yazılır.
Bir başka tuhaflık, sayımın başlangıç noktasının kendisidir. Bugün tarihçilerin çoğu, İsa'nın Dionysius'un hesapladığı yılda değil, birkaç yıl önce doğduğunu düşünüyor; çünkü İncil'e göre İsa, Kral Herodes'in hükümdarlığında doğmuştu ve Herodes'in ölümü genellikle MÖ 4 civarına tarihleniyor. Yani sistemin sıfır noktası, kendi dayandığı olaya göre bile kaymış olabilir. Bu durum sistemi kullanışsız kılmaz; çünkü bir yıl sayımının değeri, başlangıç noktasının doğruluğundan çok, herkesin aynı noktayı kullanmasından gelir.
Dönüş noktası — belgesiz zamanı tarihlemek
Yazılı kronolojinin bir sınırı vardır: ancak yazı olan ve yazılanın korunduğu yerlerde işler. Yazıdan önceki on binlerce yılın ya da yazılı kaydı kalmamış toplumların kronolojisini kurmak için tarihçiler ve arkeologlar uzun süre yalnızca göreli tarihlemeye dayandı: bir katmanın öbüründen daha eski olduğunu, bir çanak çömlek türünün bir başkasından önce geldiğini biliyorlardı, ama kaç yıl önce olduğunu bilemiyorlardı.
Yirminci yüzyılın ortasında bir devrim yaşandı. Amerikalı kimyager Willard Libby, 1940'ların sonunda, canlıların öldükten sonra içlerindeki radyoaktif karbonun düzenli bir hızla azaldığını kullanarak organik kalıntıları tarihlemenin bir yolunu geliştirdi. Bu buluş, ona 1960'ta Nobel Kimya Ödülü'nü kazandırdı. Radyokarbon tarihleri, «Günümüzden önce» olarak, yani 1950 yılından geriye doğru sayılarak verilir. 1950'nin seçilmesinin bir nedeni, o yıllardan sonra atmosferde yapılan nükleer denemelerin havadaki radyoaktif karbon oranını değiştirmesidir; bu yüzden sabit bir başlangıç noktası gerekiyordu.
Radyokarbon, yazının olmadığı çağlara ve toplumlara ilk kez bir takvim verdi. Bir mağaradaki ocağın kömürü, bir mezardaki kemik ya da bir tahıl ambarındaki buğday taneleri, artık yalnızca «daha eski» ya da «daha yeni» değil, yaklaşık olarak «kaç yıl önce» sorusuna cevap verebiliyordu. Bu yöntemin yanına ağaç halkaları, göl tortuları ve buz katmanları gibi yıllık katmanlar oluşturan doğal arşivler eklendi; her biri, zamanı ölçmek için farklı bir saat işlevi gördü.
Yaygın yanlış«MÖ 1'den MS 1'e iki yıl geçer» ya da «19. yüzyıl 1900'lü yıllardır» diye düşünülür.
Sıfır yılı olmadığı için MÖ 1'den MS 1'e yalnızca bir yıl geçer. Yüzyıllar da birden başlayarak sayıldığı için 19. yüzyıl 1801–1900 yıllarını, 20. yüzyıl ise 1901–2000 yıllarını kapsar.
Cevap — bir sıfır noktası ve iki yön
Öyleyse MÖ ve MS neden ters sayılır? Çünkü sistem, bir başlangıç noktası seçip ondan hem ileriye hem geriye doğru sayan bir sistemdir; bu başlangıç noktası da bir keşişin Paskalya hesabında dinî bir tercih olarak seçilmiştir. Sıfır yılının olmaması, sistemin sıfır kavramının Avrupa'da yaygınlaşmasından önce kurulmasının sonucudur. Bu tuhaflıklar, sistemin «doğal» değil, tarihsel olduğunu gösterir. Yine de sistem, bütün kusurlarına rağmen, dünyanın dört bir yanındaki olayları tek bir ortak çizgiye yerleştirmeye yaradığı için korunuyor; onu değiştirmenin bedeli, onunla yaşamanın bedelinden çok daha büyük olurdu.
Bugün birçok tarihçi ve bilim insanı, sistemin dinî kökenini vurgulamamak için «Milattan önce» ve «Milattan sonra» yerine İngilizcede «Ortak Çağ'dan önce» ve «Ortak Çağ» anlamına gelen kısaltmaları kullanıyor. Yılların sayısı aynı kalıyor; yalnızca adları değişiyor. Türkçede de eski metinlerde «İsa'dan önce» ve «İsa'dan sonra» ifadeleri görülür.
Bugünle bağ — takvimin içindeki tarih
Bir tarih ders kitabında «MÖ 3200» ya da «MS 1453» gördüğümüzde, farkında olmadan bir altıncı yüzyıl keşişinin ve bir sekizinci yüzyıl tarihçisinin kararlarını kullanıyoruz. Bir müzede «5000 yıl önce» ya da bir bilimsel makalede «Günümüzden önce 5000» yazdığında ise yirminci yüzyıl kimyasının kurduğu bir kronolojiye bakıyoruz.
Kronoloji, tarihin iskeletidir; üzerine kurulan her anlatı, bu iskeletin sağlamlığına bağlıdır. Hangi olayın önce geldiğini bilmeden, hangisinin hangisine yol açtığını söyleyemeyiz. Ama bu iskelet de tarihin bir ürünüdür; onu kuran insanların inançlarını, bilgi sınırlarını ve hatalarını taşır.
Birincil kaynak
Northumbrialı keşiş Beda, 731'de tamamladığı İngiliz Halkının Kilise Tarihi'nde Julius Caesar'ın Britanya'ya gelişini şöyle tarihlendirir:
Now Britain had never been visited by the Romans, and was entirely unknown to them before the time of Caius Julius Caesar, who, in the year 693 after the foundation of Rome, but the sixtieth year before the Incarnation of our Lord, was consul with Lucius Bibulus. While he was making war upon the Germans and the Gauls, who were divided only by the river Rhine, he came into the province of the Morini, whence is the nearest and shortest passage into Britain.
Türkçesi: Britanya, Caius Julius Caesar'ın zamanından önce Romalılarca hiç ziyaret edilmemişti ve onlarca tamamen bilinmiyordu. Caesar, Roma'nın kuruluşundan sonraki 693. yılda, ama Rabbimizin bedenlenmesinden önceki altmışıncı yılda, Lucius Bibulus ile birlikte konsüldü. Yalnızca Ren nehriyle birbirinden ayrılan Germenlerle ve Galyalılarla savaşırken, Britanya'ya en yakın ve en kısa geçişin bulunduğu Morinler eyaletine geldi.
Kaynak: Bede, Historia ecclesiastica gentis Anglorum, I. kitap, 2. bölüm; A. M. Sellar'ın İngilizce çevirisi, Bede's Ecclesiastical History of England (Londra: George Bell and Sons, 1907), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Beda, aynı olayı hangi iki farklı sayım sistemiyle tarihlendiriyor?
- Beda, Caesar'ın konsüllük yılı ile Britanya seferini aynı cümlede birleştiriyor. Bu, tarihlemede nasıl bir hataya yol açmış olabilir?
- Bir tarihçi, eski bir yazarın verdiği tarihi nasıl sınayabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Colin Renfrew (1973) — Before Civilization'da ağaç halkalarıyla düzeltilmiş radyokarbon tarihlerinin, Avrupa'daki megalit anıtların Mısır piramitlerinden daha eski olduğunu gösterdiğini savundu; uygarlığın Doğu'dan Batı'ya yayıldığı düşüncesine dayanan eski kronolojiyi yıktı.
- Donald J. Wilcox (1987) — The Measure of Times Past'te Newton öncesi kronolojilerin, zamanı tek ve mutlak bir çizgi olarak değil, olaylar arasındaki göreli ilişkiler olarak düşündüğünü; bugünkü «mutlak tarih şeridi» fikrinin görece yeni olduğunu savundu.
- Georges Declercq (2000) — Anno Domini'de Hristiyan çağının Dionysius'tan Beda'ya ve sonrasına nasıl yayıldığını ayrıntılı biçimde izledi; sistemin bir anda değil, yüzyıllar içinde, kilise ve saray belgeleri aracılığıyla yerleştiğini gösterdi; Dionysius'un hesaplarının nasıl yanlış anlaşıldığını ve düzeltildiğini de izledi.
- Daniel Rosenberg ve Anthony Grafton (2010) — Cartographies of Time'da tarih şeritlerinin ve zaman çizelgelerinin tarihini inceleyerek zamanı görselleştirme biçimlerinin, tarih hakkında nasıl düşündüğümüzü biçimlendirdiğini gösterdiler.
Renfrew bir arkeolog, Wilcox ve Grafton düşünce tarihçisi, Declercq bir ortaçağ tarihçisi, Rosenberg ise bir bilim tarihçisi. Renfrew kronolojinin tarih anlatısını nasıl değiştirebileceğini, Wilcox ve Rosenberg ile Grafton zamanı düşünme biçimlerinin tarihini, Declercq ise yıl sayımının yayılışını öne çıkarıyor. Dört çalışmanın dördü de kronolojiyi, tarihçinin kullandığı sessiz bir araç olmaktan çıkarıp başlı başına bir inceleme konusu yapıyor. Tartışma, kronolojinin tarafsız bir ölçü mü, yoksa kendisi de tarihsel bir yapı mı olduğu sorusunu, ikisinin de doğru olduğunu göstererek cevaplıyor.
Derine İn
Radyokarbon tarihlemesinin tarihçilere ve arkeologlara sunduğu en büyük ders, ölçüm ile yorum arasındaki farktır. Libby'nin ilk tarihleri, atmosferdeki radyoaktif karbon oranının geçmişte hep aynı olduğu varsayımına dayanıyordu. Sonradan bu oranın zaman içinde, Güneş'in etkinliğine ve başka etkenlere bağlı olarak değiştiği anlaşıldı. Bu yüzden radyokarbon tarihleri, ağaç halkalarından elde edilen yıllık dizilerle karşılaştırılarak «kalibre edildi», yani düzeltildi. Düzeltme, bazı tarihleri yüzlerce yıl geriye itti ve arkeologları eski yorumlarının bir kısmını gözden geçirmeye zorladı.
Bu düzeltmenin sonuçları büyüktü. Yirminci yüzyılın ortasına kadar pek çok arkeolog, Avrupa'daki büyük taş anıtların, Stonehenge gibi yapıların, Doğu Akdeniz'den yayılan fikirlerle yapıldığını düşünüyordu; çünkü onları Mısır ve Mezopotamya kronolojisine göre tarihlemişlerdi. Kalibre edilmiş tarihler, bu anıtların bir kısmının, esinlendikleri düşünülen yapılardan daha eski olduğunu gösterdi. Colin Renfrew'un deyişiyle, bu bir «radyokarbon devrimi»ydi: kronoloji değişince, tarih anlatısı da değişmek zorunda kaldı. Avrupa'nın tarih öncesi toplulukları, artık yalnızca Doğu'dan gelen fikirleri taklit eden topluluklar olarak değil, kendi anıtlarını kendi yaratıcılıklarıyla inşa eden topluluklar olarak görülmeye başlandı. Bir tarih hesabındaki düzeltme, bir halkın geçmişine dair bütün bir yargıyı değiştirmişti.
Radyokarbon tarihleri de tek bir yıl değil, bir olasılık aralığı verir: «MÖ 2500 ile 2300 arası» gibi. Bu aralık, ölçümün ve kalibrasyonun belirsizliğini yansıtır. Arkeologlar bu yüzden birden çok örneği tarihler ve sonuçları istatistiksel yöntemlerle birleştirerek aralığı daraltmaya çalışır; ama aralığın tamamen yok olması mümkün değildir.
Yazılı kronolojinin de kendine özgü sorunları vardır. Antik ve ortaçağ yazarları çoğu zaman olayları hükümdarların saltanat yıllarıyla tarihlendirir: «kralın beşinci yılında» gibi. Bu tarihleri bugünkü takvime çevirmek için, hükümdarın tahta çıkış yılını bilmek gerekir; bu da çoğu zaman başka kaynaklardan, kral listelerinden ya da gök olaylarından çıkarılır. Örneğin bir kaynakta kaydedilmiş bir güneş tutulması, astronomik hesaplarla kesin olarak tarihlenebildiği için, bütün bir kronolojiyi sabitleyen bir çapa işlevi görebilir; Mezopotamya ve Çin kronolojilerinin bazı bölümleri, bu tür gök olaylarına dayanarak yıllara bağlanmıştır.
Son olarak, farklı sayım sistemlerinin bir arada kullanılması, hata kaynağıdır. Bir yazar bir sistemden öbürüne çevirirken bir yıl kaydırabilir, bir kopyacı bir rakamı yanlış okuyabilir; yüzyıllar içinde bu küçük hatalar birikir. Beda'nın Caesar örneğinde olduğu gibi, bir yazar bir olayı yanlış yıla bağlayabilir ya da iki farklı olayı birleştirebilir. Tarihçi, eski bir yazarın verdiği tarihi, başka bağımsız kaynaklarla, örneğin Caesar'ın kendi anlatısıyla ve Roma konsül listeleriyle karşılaştırarak sınar. Bu karşılaştırmalar, kronolojinin tek bir kaynağa değil, birbirini doğrulayan kanıtların ağına dayandığını gösterir. Bir tarihin güvenilirliği, onu destekleyen bağımsız kaynakların sayısıyla ve birbirleriyle ne kadar uyumlu olduklarıyla artar; tek bir kaynağa dayanan bir tarih, her zaman bir soru işaretiyle birlikte kullanılmalıdır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Bede, Ecclesiastical History of England, çev. A. M. Sellar (Londra: George Bell and Sons, 1907).
- Colin Renfrew, Before Civilization: The Radiocarbon Revolution and Prehistoric Europe (Londra: Jonathan Cape, 1973).
- Donald J. Wilcox, The Measure of Times Past: Pre-Newtonian Chronologies and the Rhetoric of Relative Time (Chicago: University of Chicago Press, 1987).
- Georges Declercq, Anno Domini: The Origins of the Christian Era (Turnhout: Brepols, 2000).
- Daniel Rosenberg ve Anthony Grafton, Cartographies of Time: A History of the Timeline (New York: Princeton Architectural Press, 2010).
- Willard F. Libby, Radiocarbon Dating (Chicago: University of Chicago Press, 1952).
Arşiv ve kaynak
Sellar'ın 1907 tarihli Beda çevirisi, dipnotlarıyla birlikte Gutenberg arşivinden okunabilir. Radyokarbon tarihlerinin kalibrasyon eğrileri ve veri tabanları, uluslararası araştırma gruplarının yayımladığı açık erişimli kaynaklarda güncellenmektedir.
Açık sorular
- Hristiyan çağı sayımı, Avrupa dışındaki toplumlarda ne zaman ve hangi yollarla benimsendi?
- Radyokarbon kalibrasyonundaki yeni düzeltmeler, hangi dönemlerin kronolojisini yeniden değiştirebilir?
- «Ortak Çağ» gibi dinî olmayan adlar, sistemin kökenini gizler mi, yoksa onu daha kapsayıcı mı yapar?
Mini sınav
- (Hedef 1) Yılları İsa'nın bedenlenmesinden saymayı ilk öneren kimdir? A) Beda B) Dionysius Exiguus C) Julius Caesar D) Büyük Petro
- (Hedef 1) Dionysius, yılları neden Diocletianus'un tahta çıkışından saymak istemedi? A) Diocletianus'un Hristiyanlara karşı sert bir zulüm başlatmış olması B) Diocletianus'un tarihinin bilinmemesi C) Diocletianus'un Roma'da yaşamaması D) Diocletianus'un kısa süre hüküm sürmesi
- (Hedef 2) MÖ 10'dan MS 10'a kadar kaç yıl geçer? A) 20 B) 21 C) 10 D) 19
- (Hedef 2) 19. yüzyıl hangi yılları kapsar? A) 1900–1999 B) 1800–1899 C) 1801–1900 D) 1901–2000
- (Hedef 3) Radyokarbon tarihlerinin ağaç halkalarıyla kalibre edilmesi hangi sonucu doğurdu? A) Hiçbir tarih değişmedi B) Avrupa'daki bazı megalit anıtların sanıldığından daha eski olduğu anlaşıldı C) Radyokarbon yönteminin tamamen yanlış olduğu anlaşıldı D) Piramitlerin daha yeni olduğu anlaşıldı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Beda'nın Caesar'ın Britanya seferine verdiği tarih ile Sellar'ın dipnotundaki düzeltmeyi karşılaştır. Bir tarihçinin eski bir kaynaktaki tarihi sınamak için hangi yöntemleri kullanabileceğini açıkla ve kronolojinin neden birden fazla kaynağa dayanması gerektiğini değerlendir.
Cevaplar
- B — Dionysius Exiguus, 525'te hazırladığı Paskalya tablosunda yılları İsa'nın bedenlenmesinden saymayı önerdi.
- A — Dionysius, Hristiyanlara zulmeden bir imparatorun adını yaşatmak istemedi.
- D — Sıfır yılı olmadığı için MÖ 10'dan MS 10'a on dokuz yıl geçer.
- C — Yüzyıllar birden başlayarak sayıldığı için 19. yüzyıl 1801–1900 yıllarını kapsar.
- B — Kalibrasyon, bazı megalit anıtların sanıldığından eski olduğunu gösterdi.
Güçlü bir cevap, Beda'nın konsüllük yılı ile seferi birleştirmiş olabileceğini, Sellar'ın ise Caesar'ın kendi anlatısı ve Roma konsül listeleri gibi bağımsız kaynaklarla bu tarihi düzelttiğini belirtir. Kronolojinin tek bir yazara değil, birbirini doğrulayan kaynakların ağına dayanması gerektiğini açıkça söyler.
Sonraki bölüme köprü
Beda'nın bir tarihi, bin iki yüz yıl sonra bir çevirmenin dipnotunda düzeltildi. Tarih yazımında bu tür düzeltmeler hiç bitmez: yeni kaynaklar bulunur, eski kaynaklar yeniden okunur, yeni sorular sorulur. Sıradaki bölüm bu sürekli yeniden yazmaya bakıyor: tarih neden her kuşakta yeniden yazılır?