İçeriğe geç

Bölüm GT-001.06 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Haritalar neden yalan söyler? Tarihi harita okumak

GT-001 Tarih Nedir?

2.519 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1154–1994
Bölge
Dünya
Tema
Haritalar · Tarih yöntemi
Kişiler
Gerardus Mercator · Arno Peters · Jonathan Swift · el-İdrisi · Kaşgarlı Mahmud · J. B. Harley · Mark Monmonier · Benedict Anderson · Thongchai Winichakul
Yerler
Grönland · Afrika · Sicilya · Balasagun · Kudüs · Siyam
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Her haritanın izdüşüm, ölçek, yönelim ve seçim gibi kaçınılmaz tercihler içerdiğini örneklerle anlatabileceksin.
  • Tarih boyunca haritaların merkezine neyi koyduğunu, boşlukları nasıl doldurduğunu ve sınırları nasıl çizdiğini karşılaştırarak açıklayabileceksin.
  • Bir tarih atlasındaki haritayı okurken sorulması gereken soruları bilip haritayı bir kanıt ve bir yorum olarak değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — Grönland'ın büyüklüğü

Duvardaki ya da atlasındaki dünya haritasına bak. Pek çok duvar haritasında Grönland, Afrika kıtasıyla aşağı yukarı aynı büyüklükte görünür. Oysa gerçekte Afrika, Grönland'dan on dört kat kadar büyüktür. Bu fark, haritayı çizenin bir dikkatsizliğinden değil, haritanın kendisinin doğasından kaynaklanır: yuvarlak bir Dünya'yı düz bir kâğıda aktarmanın, hiçbir şeyi bozmadan yapılabilecek bir yolu yoktur.

Bu yüzden her harita, neyin doğru, neyin bozuk gösterileceğine dair bir seçim yapar. Amerikalı coğrafyacı Mark Monmonier, 1991'de yayımladığı bir kitaba Haritalarla Nasıl Yalan Söylenir adını verdi ve şunu savundu: bir harita, kullanışlı olabilmek için gerçeği bir ölçüde çarpıtmak zorundadır. Bu bölüm, haritaların neden ve nasıl «yalan söylediğini» ve bir tarihçinin bir haritayı nasıl okuması gerektiğini soruyor.

Bağlam — düz bir kâğıtta yuvarlak bir dünya

1569'da Flaman haritacı Gerardus Mercator, denizciler için yeni bir dünya haritası yayımladı. Bu haritanın büyük üstünlüğü, sabit bir pusula yönünde çizilen rotaların düz bir çizgi olarak görünmesiydi; bir kaptan, iki liman arasına cetvelle bir çizgi çekip o yönde yol alabilirdi. Ama bu üstünlüğün bir bedeli vardı: kutuplara yaklaştıkça karalar gittikçe büyüyordu. Grönland'ın Afrika kadar görünmesi, bu bedelin sonucudur.

Mercator haritası, denizcilik için tasarlanmıştı; ama sonraki yüzyıllarda okul duvarlarına, atlaslara ve ders kitaplarına girdi. Böylece bir denizcilik aracı, milyonlarca insanın dünyanın nasıl göründüğüne dair zihinsel resmine dönüştü. 1973'te Alman tarihçi Arno Peters, alanları doğru gösteren bir haritayı kamuoyuna tanıttı ve Mercator haritasının Avrupa'yı ve Kuzey Amerika'yı olduğundan büyük, ekvator çevresindeki ülkeleri olduğundan küçük gösterdiğini savundu. Peters'ın haritası da tartışmalıydı; kıtaların biçimini bozuyordu ve benzer bir izdüşüm, bir yüzyıldan uzun süre önce İskoç din adamı James Gall tarafından önerilmişti. Ama tartışma, haritaların tarafsız olmadığı fikrini geniş kitlelere taşıdı.

Haritalar yalnızca Avrupa'da değil, her yerde bir bilgi birikiminin ve bir bakışın ürünüydü. Osmanlı dünyasında on altıncı yüzyılda Piri Reis, Akdeniz denizcilerinin kıyı haritalarını ve farklı dillerdeki kaynakları birleştiren haritalar ve deniz kitapları hazırladı. On yedinci yüzyılda Kâtip Çelebi, Avrupa atlaslarından yararlanarak Cihannüma adlı büyük bir coğrafya eseri yazdı; bu eser, 1732'de İbrahim Müteferrika'nın matbaasında haritalarıyla birlikte basıldı. Her iki örnekte de haritacı, farklı kaynaklardan gelen bilgiyi kendi dünyasının ihtiyaçlarına göre seçip düzenliyordu.

Gelişme — merkez, yön ve boşluk

Haritaların yaptığı seçim yalnızca izdüşümle sınırlı değildir. Bir harita, neyi merkeze koyacağına, hangi yönü yukarıya yerleştireceğine ve bilinmeyen yerleri nasıl göstereceğine de karar verir.

Orta Çağ Avrupası'nın dünya haritalarında Kudüs genellikle haritanın tam merkezinde, doğu ise yukarıdaydı. Bu haritalar, bir kaptana yol göstermek için değil, dünyanın Hristiyan inancına göre düzenini göstermek için çizilmişti. 1154'te Sicilya'da, Norman kralı II. Roger için çalışan Arap coğrafyacı el-İdrisi, büyük bir dünya haritası ve ona eşlik eden bir kitap hazırladı; onun haritasında güney yukarıdaydı. On birinci yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, Türkçe sözlüğü Divanü Lügati't-Türk'e eklediği yuvarlak dünya haritasında Türk ülkelerini, özellikle Karahanlıların merkezlerinden Balasagun çevresini, haritanın ortasına yakın bir yere yerleştirdi; bu haritada da doğu yukarıdaydı. Bugün alıştığımız «kuzey yukarıda» düzeni, bu seçeneklerden yalnızca biridir. Pusulanın yaygınlaşması ve Avrupa haritacılığının dünyaya yayılmasıyla bu düzen bir alışkanlık hâline geldi; ama «yukarı»nın kuzey olması, doğanın değil, bir geleneğin sonucudur. Aynı dünyayı güney yukarıda gösteren bir harita, bugün çoğu okura tuhaf ve hatta «ters» görünür; bu tuhaflık duygusu, alışkanlığın ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

Her harita, bir de ölçek seçer. Bir kıtayı gösteren bir haritada bir köy görünmez; bir kentin haritasında ise bir kıta sığmaz. Ölçek büyüdükçe ayrıntı azalır ve haritacı, neyin gösterilmeye değer olduğuna karar vermek zorunda kalır: hangi yollar, hangi kentler, hangi nehirler? Bu kararlar, çoğu zaman haritayı yaptıranın neyi önemli saydığını gösterir. Bir askerî harita kaleleri ve geçitleri, bir ticaret haritası limanları ve pazarları, bir misyoner haritası kiliseleri öne çıkarır.

Bilinmeyen yerler de bir seçim gerektirir. On sekizinci yüzyılın başında İrlandalı yazar Jonathan Swift, bir şiirinde coğrafyacıların Afrika haritalarındaki boşlukları vahşi resimlerle doldurduğunu ve kasaba bulunmayan yerlere fil çizdiğini alaya aldı. Haritadaki bir boşluk, orada hiçbir şey olmadığı anlamına gelmiyordu; yalnızca haritayı çizenin orayı bilmediği anlamına geliyordu. Ama boşlukların resimlerle ya da «bilinmeyen topraklar» yazısıyla doldurulması, o toprakları okura boş, vahşi ya da sahipsiz bir yer olarak sunuyordu. Bu izlenim masum değildi: sahipsiz görünen bir toprak, sahiplenilmeye açık bir toprak gibi görünür. Haritalardaki boşluklar, sonraki yüzyıllarda sömürgeci yayılmanın zihinsel zeminini hazırlamaya katkıda bulundu.

Dönüş noktası — sınırı harita mı çizer?

Haritalar, yalnızca var olan dünyayı göstermez; onu biçimlendirmeye de yardım eder. 1494'te Tordesillas Antlaşması'yla İspanya ve Portekiz, Atlas Okyanusu'nda bir haritanın üzerine bir çizgi çekerek dünyanın henüz tanımadıkları kısmını aralarında paylaştı. 1880'lerde ve 1890'larda Avrupa'nın sömürgeci devletleri, Afrika'nın haritası üzerinde, o toprakların halklarına danışmadan, cetvelle çizilmiş sınırlar belirledi.

Tay tarihçi Thongchai Winichakul, 1994'te yayımlanan bir kitabında, Siyam'ın, yani bugünkü Tayland'ın, on dokuzuncu yüzyılda nasıl bir «harita-beden» kazandığını inceledi. Geleneksel Siyam yönetimi, birbirine geçen, belirsiz ve çoğu zaman birden fazla hükümdara bağlı bölgelerden oluşuyordu. Avrupa'dan gelen modern haritacılık, bu belirsiz bölgelerin yerine keskin çizgiler koydu. Winichakul'a göre bu çizgiler, var olan bir ulusu göstermedi; ulusu, haritayla birlikte yarattı. Siyam'ın sınırları, Fransız ve İngiliz sömürge yönetimleriyle yapılan pazarlıklarla çizildi; bu pazarlıklarda haritalar, hem müzakerenin aracı hem de sonucun belgesi oldu. Okul kitaplarındaki ülke haritası, zamanla milli kimliğin en tanıdık simgelerinden biri hâline geldi.

Yaygın yanlış«Tarih atlasındaki bir imparatorluk haritası, o imparatorluğun sınırlarını ve denetimini olduğu gibi gösterir» diye düşünülür.
Doğrusu

Çoğu tarih haritası, bir imparatorluğun en geniş olduğu anı tek bir renkle boyar. Oysa sanayi öncesi dünyada sınırlar çoğu zaman keskin çizgiler değil, geniş geçiş bölgeleriydi; bir devletin gücü, başkentinden uzaklaştıkça zayıflıyordu. Tek renkli bir alan, aslında çok farklı derecelerde bir denetimi gizler.

Cevap — bir harita bir iddiadır

Öyleyse haritalar neden yalan söyler? Çünkü her harita, sınırsız bir gerçekliği sınırlı bir kâğıda sığdırmak için seçim yapmak zorundadır: neyi gösterip neyi dışarıda bırakacağına, neyi büyütüp neyi küçülteceğine, neyi merkeze koyacağına karar verir. Bu seçimler, çoğu zaman haritayı yaptıran kişinin ya da kurumun amaçlarını yansıtır: bir denizcinin, bir kralın, bir misyonerin, bir sömürge yöneticisinin.

Ama bu, haritaların işe yaramaz olduğu anlamına gelmez. Bir harita, bir tarihçi için iki kez kanıttır: bir kez gösterdiği yer hakkında, bir kez de onu çizenlerin dünyayı nasıl gördüğü hakkında. Tarihi bir haritayı okurken, «bu harita neyi gösteriyor?» sorusunun yanına «bu haritayı kim, ne için ve kime göstermek için çizdi?» sorusunu da eklemek gerekir.

Bugünle bağ — cebimizdeki harita

Bugün çoğumuz haritaları telefonlarımızdaki uygulamalardan okuyoruz. Bu haritalar da seçim yapıyor: hangi dükkânın görüneceğine, hangi yolun önerileceğine, tartışmalı bir sınırın nasıl gösterileceğine karar veriyor. Bazı uygulamalar, aynı sınırı kullanıcının bulunduğu ülkeye göre farklı biçimde çiziyor.

Bir haritaya bakarken şu soruları sormak, tarihsel düşünmenin bir parçasıdır: Bu harita hangi izdüşümü kullanıyor? Merkezinde ne var? Neyi göstermiyor? Kim çizdi ve ne zaman? Bu sorular, bir tarih atlasındaki imparatorluk haritası için de, bir haber sitesindeki savaş haritası için de geçerlidir. Bir haritayı sorgulamak, ona güvenmemek değil, onu daha iyi kullanmak demektir: neyi gösterdiğini bilen bir okur, neyi göstermediğini de fark eder ve eksik kalanı başka kaynaklarla tamamlayabilir.

Birincil kaynak

İrlandalı yazar Jonathan Swift, 1733'te yayımlanan Şiir Üzerine: Bir Rapsodi adlı hiciv şiirinde, kötü şairlerin boşlukları anlamsız sözcüklerle doldurmasını, dönemin haritacılarının alışkanlığına benzetir:

So geographers, in Afric maps,
With savage pictures fill their gaps,
And o'er unhabitable downs
Place elephants for want of towns.

Türkçesi: Tıpkı coğrafyacıların, Afrika haritalarında, boşluklarını vahşi resimlerle doldurması ve yerleşilmez tepelerin üzerine kasaba bulamadıklarından filler koyması gibi.

Kaynak: Jonathan Swift, On Poetry: A Rhapsody (Londra, 1733); W. E. Browning'in yayımı, The Poems of Jonathan Swift, D.D., cilt I (Londra: G. Bell and Sons, 1910), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

Swift bu dizeleri haritalar hakkında değil, şiir hakkında yazıyordu; haritacıların boşluk doldurma alışkanlığı, onun okurları için alay edilecek kadar tanıdık bir örnekti. Bu tanıdıklık, dönemin haritalarının bilinmeyeni nasıl gösterdiğine dair bir tanıklıktır.

  1. Swift, haritacıların boşlukları doldurma alışkanlığını neden bir alay konusu olarak seçmiş olabilir?
  2. «Kasaba bulamadıklarından filler koymak», Avrupalı okurlara Afrika hakkında nasıl bir izlenim veriyordu?
  3. Bir hiciv şiiri, harita tarihi için nasıl bir kaynak olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • J. B. Harley (1989) — «Deconstructing the Map» makalesinde haritaların tarafsız bilimsel belgeler değil, onları yaptıranların iktidarını ve değerlerini taşıyan metinler olduğunu savundu; haritaları, sessizlikleri ve boşluklarıyla birlikte okumayı önerdi.
  • Benedict Anderson (1991) — Imagined Communities'in genişletilmiş baskısına eklediği «Nüfus sayımı, harita, müze» bölümünde sömürge devletlerinin haritalarının, sonradan ulusal kimliklerin simgesi hâline gelen sınırları nasıl ürettiğini inceledi.
  • Mark Monmonier (1991) — How to Lie with Maps'te her haritanın zorunlu olarak seçim ve çarpıtma içerdiğini, bu çarpıtmaların bir kısmının kaçınılmaz, bir kısmının ise kasıtlı olduğunu gösterdi; okurlara haritaları eleştirel okumayı öğretmeye çalıştı.
  • Thongchai Winichakul (1994) — Siam Mapped'de modern haritacılığın, belirsiz egemenlik bölgelerinin yerine keskin sınırlar koyarak ulusu yarattığını savundu; haritanın gerçekliği yansıtmaktan çok onu biçimlendirdiğini gösterdi.

Harley'in makalesi, harita tarihini teknik bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp tarih yazımının genel tartışmalarına bağladı. Harley ve Monmonier haritaların nasıl okunması gerektiğini, Anderson ve Winichakul ise haritaların siyasi gerçekliği nasıl ürettiğini öne çıkarıyor. Harley bir harita tarihçisi, Monmonier bir coğrafyacı, Anderson bir siyaset bilimci, Winichakul ise bir Güneydoğu Asya tarihçisi; haritaya farklı disiplinlerden bakmaları, tartışmayı zenginleştiriyor. Ortada duran soru şu: harita dünyayı yansıtan bir ayna mıdır, yoksa onu biçimlendiren bir alet mi? Dört yazarın ortak cevabı, onun her ikisi birden olduğudur ve okurun bu iki yönü birlikte görmesi gerektiğidir.

Derine İn

Tarihi bir haritayı okurken ilk dikkat edilmesi gereken şey, haritanın ne zaman yapıldığıdır. Bu soru basit görünür, ama çoğu zaman gözden kaçar; çünkü haritalar, bir metinden çok daha «nesnel» bir görünüm taşır ve okur onun da bir yazarı ve bir tarihi olduğunu unutabilir. Bir on altıncı yüzyıl haritası, on altıncı yüzyılın bilgisini ve bakışını taşır; bugün yapılmış bir «on altıncı yüzyıl haritası» ise bugünün bilgisini ve bakışını. Tarih atlaslarındaki haritaların çoğu ikinci türdendir; yani geçmişte değil, bugün çizilmişlerdir: geçmişi bugünün kavramlarıyla, bugünün sınır anlayışıyla ve bugünün izdüşümleriyle gösterir. Bu, onları yararsız kılmaz; ama bir yeniden kurgu olduklarını unutmamak gerekir. Bir tarih haritasının altında, hangi kaynaklara dayandığını ve hangi yılı gösterdiğini belirten bir not yoksa, okur haritaya ne ölçüde yaslanabileceğini tartamaz.

İkinci olarak, tarih haritaları çoğu zaman zamanı dondurur. Bir imparatorluğun haritası, onun belirli bir yıldaki ya da en geniş olduğu andaki durumunu gösterir; ama o imparatorluk, yüzyıllar boyunca büyüdü, küçüldü, sınırları değişti. Bir harita dizisi, farklı yılları sırayla gösteren küçük haritalar, ya da oklarla hareketi gösteren bir harita, bu değişimi bir ölçüde yansıtabilir; ama tek bir renkli alan, çoğu zaman bir sürecin tek bir anını, sanki kalıcıymış gibi sunar.

Üçüncü bir güçlük, haritada kullanılan adlardır ve bu güçlük, haritanın dilinden bağımsız değildir. Aynı kent, aynı nehir, aynı dağ ya da aynı bölge, farklı dönemlerde ve farklı dillerde farklı adlarla anılmıştır. Bir haritanın hangi adı kullandığı, çoğu zaman bir siyasi tercihtir. Bir tarih atlası, Bizans dönemini anlatırken «Konstantinopolis» mi, «İstanbul» mu diyecek? Bu soruya verilen cevap, haritanın kimin bakış açısından çizildiğini gösterir. Bazı atlaslar bu sorunu, dönemin adını yanında bugünkü adla birlikte vererek çözer; bu, hem tarihsel doğruluğu hem de okurun yönünü bulmasını sağlar. Tarihçi, adların da tarihsel olduğunu ve değiştiğini hesaba katmak zorundadır.

Son olarak, sınır bölgesi kavramı tarih haritalarının sınırlarını gösterir ve tarihçiye önemli bir uyarı yapar. Modern devletler, sınırlarını milimetrik biçimde belirler; ama sanayi öncesi imparatorlukların çoğu, kesin bir hattan çok, geniş ve geçirgen sınır bölgeleriyle çevriliydi. Bu bölgelerde yaşayanlar, bazen iki ayrı hükümdara vergi öder, bazen hiçbirine ödemezdi; kimi zaman da her iki taraf için asker yetiştirip her ikisiyle ticaret yaparak kendi özerkliklerini korurlardı. Bir tarih haritasının bu bölgeleri tek bir çizgiyle göstermesi, geçmişe bugünün devlet anlayışını yansıtmak demektir. Bu yüzden bazı yeni tarih atlasları, sınır bölgelerini renk geçişleriyle ya da taralı alanlarla gösteriyor; böylece okur, bir devletin gücünün nerede yoğun, nerede zayıf olduğunu görebiliyor. Bu tür haritalar, daha karmaşık görünse de geçmişin gerçek yapısına daha yakındır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • J. B. Harley, «Deconstructing the Map», Cartographica 26, no. 2 (1989), s. 1–20.
  • Mark Monmonier, How to Lie with Maps (Chicago: University of Chicago Press, 1991).
  • Benedict Anderson, Imagined Communities, genişletilmiş baskı (Londra: Verso, 1991).
  • Thongchai Winichakul, Siam Mapped: A History of the Geo-Body of a Nation (Honolulu: University of Hawaii Press, 1994).
  • Mark Monmonier, Rhumb Lines and Map Wars: A Social History of the Mercator Projection (Chicago: University of Chicago Press, 2004).
  • J. B. Harley ve David Woodward (ed.), The History of Cartography, c. 1 (Chicago: University of Chicago Press, 1987).

Arşiv ve kaynak

Tarihi haritaların büyük koleksiyonları, pek çok kütüphanenin çevrim içi harita arşivlerinde yüksek çözünürlüklü olarak incelenebilir. Swift'in şiirleri Project Gutenberg'de bulunur. Osmanlı haritaları için Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri başlıca kaynaklardır.

Açık sorular

  • Bir tarih atlası, sanayi öncesi dönemin geçirgen sınır bölgelerini nasıl gösterebilir?
  • Haritacılığın, ulus devletlerin sınırlarını ve kimliklerini oluşturmadaki payı ne kadardı?
  • Dijital harita uygulamalarının tartışmalı sınırları farklı ülkelerde farklı göstermesi, haritanın tarafsızlığı sorusunu nasıl değiştiriyor?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Mercator haritasında Grönland'ın Afrika kadar büyük görünmesinin nedeni nedir? A) Haritacının hatası B) İzdüşümün kutuplara yaklaştıkça alanları büyütmesi C) Grönland'ın gerçekten Afrika kadar büyük olması D) Haritanın yanlış basılması
  2. (Hedef 1) Mercator haritası ilk olarak hangi amaçla tasarlanmıştı? A) Denizcilerin sabit pusula yönündeki rotaları düz çizgi olarak çizebilmesi için B) Okul duvarlarında kullanılmak için C) Kıtaların alanlarını doğru göstermek için D) Dinî bir düzeni göstermek için
  3. (Hedef 2) Orta Çağ Avrupası'nın dünya haritalarında merkezde genellikle ne yer alıyordu? A) Roma B) Londra C) Kudüs D) Kahire
  4. (Hedef 2) Thongchai Winichakul'a göre modern haritacılık Siyam'da ne yaptı? A) Belirsiz egemenlik bölgelerinin yerine keskin sınırlar koyarak ulusun oluşumuna katkıda bulundu B) Hiçbir değişikliğe yol açmadı C) Yalnızca denizcilere yaradı D) Eski haritaları yok etti
  5. (Hedef 3) Tarih atlasındaki tek renkli bir imparatorluk haritasının sınırı nedir? A) Renklerin soluk olması B) İmparatorluğun farklı bölgelerindeki farklı derecelerde denetimi ve sınırların zamanla değişmesini gizlemesi C) Haritanın çok küçük olması D) İmparatorluğun hiç var olmaması

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Bir tarih atlasında «Osmanlı Devleti'nin en geniş sınırları» başlıklı bir harita görüyorsun. Bu haritayı eleştirel biçimde okumak için hangi soruları sorarsın? İzdüşüm, zaman, sınır bölgeleri ve adlar açısından bu haritanın neyi gösterip neyi gizleyebileceğini değerlendir.

Cevaplar

  1. B — Mercator izdüşümü, kutuplara yaklaştıkça alanları büyütür.
  2. A — Harita, denizcilerin sabit pusula yönündeki rotaları düz çizgi olarak çizebilmesi için tasarlanmıştı.
  3. C — Orta Çağ Avrupası'nın dünya haritalarında Kudüs genellikle merkezdeydi.
  4. A — Winichakul, modern haritacılığın keskin sınırlar koyarak ulusun oluşumuna katkıda bulunduğunu gösterdi.
  5. B — Tek renkli bir alan, farklı derecelerde denetimi ve sınırların zamanla değişmesini gizler.

Güçlü bir cevap, haritanın hangi yılı ya da dönemi gösterdiğini, sınırların keskin bir çizgi mi yoksa bir geçiş bölgesi mi olduğunu, bölgelerdeki denetimin derecesini ve kullanılan adların kimin bakış açısını yansıttığını sorar. Haritanın bir yeniden kurgu olduğunu ve belirli bir anı dondurduğunu belirtir.

Sonraki bölüme köprü

Harita bize nerede olduğumuzu, kronoloji ise ne zaman olduğumuzu söyler. Ama tarih şeridinin ortasında garip bir kural vardır: bir noktadan öncesi geriye, sonrası ileriye doğru sayılır ve arada bir sıfır yılı yoktur. Sıradaki bölüm bu kurala bakıyor: MÖ ve MS neden ters sayılır ve tarihçiler kronolojiyi nasıl kurar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: Mercator haritası üzerinde Grönland ve Afrika vurgulanır; ardından iki kara parçası gerçek boyutlarıyla yan yana getirilir.
  • 1:10–3:00 Bağlam: bir portakal kabuğunun düzleştirilmesi; kabuk yırtılır ve uzar. Mercator ve Peters izdüşümleri yan yana.
  • 3:00–5:30 Gelişme: üç eski harita yan yana: Kudüs merkezli bir Orta Çağ haritası, güneyi yukarıda el-İdrisi haritası, Kaşgarlı Mahmud'un yuvarlak haritası. Swift'in fil çizimli bir Afrika haritası.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: Tordesillas çizgisi Atlas Okyanusu'nun üzerinde; Siyam'ın belirsiz bölgelerinin keskin sınırlara dönüşmesi.
  • 7:40–9:40 Kapanış: tek renkli bir imparatorluk haritasının, farklı denetim derecelerini gösteren bir renk geçişine dönüşmesi; bir telefon ekranında harita uygulaması.

Tarihi harita görselleri kamu malı kaynaklardan ve kaynaklarıyla birlikte gösterilir.