İçeriğe geç

Bölüm GT-001.05 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

"Orta Çağ" diye bir şey gerçekten var mı? Dönemlendirmenin sorunları

GT-001 Tarih Nedir?

2.633 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1688–2014
Bölge
Dünya
Tema
Tarih yöntemi · Tarihyazımı
Kişiler
Christoph Cellarius · G. W. F. Hegel · James Mill · Jacques Le Goff · Jack Goody · Kathleen Davis · Halil İnalcık
Yerler
Avrupa · Asya · Hindistan · Çin · Osmanlı Devleti
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Dönemlendirmenin ne olduğunu, tarihçilerin geçmişi neden çağlara böldüğünü ve «İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ» şemasının nereden geldiğini anlatabileceksin.
  • Aynı çağ sınırlarının farklı ülkelerde ve farklı ders kitaplarında neden farklı tarihlerle çizildiğini örneklerle açıklayabileceksin.
  • Avrupa tarihinden doğan bir şemanın dünyanın başka bölgelerine uygulanmasının yarattığı sorunları ve tarihçilerin önerdiği alternatifleri değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — 375 mi, 476 mı?

Türkiye'de ortaokul ya da lise tarih kitabı açan bir öğrenci, genellikle Orta Çağ'ın 375'te, Kavimler Göçü ile başladığını ve 1453'te, İstanbul'un fethiyle sona erdiğini öğrenir. Aynı öğrenci bir İngiliz ya da Fransız ders kitabına baksa, Orta Çağ'ın çoğu zaman 476'da, Romulus Augustulus'un görevden alınmasıyla açıldığını, 1492'de Amerika'ya varılmasıyla ya da 1517'de Reform ile bittiğini görebilir. Aynı çağ, iki ülkenin kitaplarında farklı yıllarla başlayıp farklı olaylarla bitiyor.

Bu fark bir hata ya da bir tutarsızlık değil. Bir çağın başlangıcı ve sonu, doğada yazılı değildir; tarihçilerin ve eğitimcilerin, hangi olayı önemli saydıklarına göre verdikleri bir karardır. Türkiye'nin kitapları, İstanbul'un fethini bir dönüm noktası olarak öne çıkarır; Batı Avrupa'nın kitapları, Roma'nın ya da Katolik Kilisesi'nin tarihini. Bu bölüm, bu kararların nasıl alındığını ve «Orta Çağ» diye bir şeyin gerçekten var olup olmadığını soruyor.

Bağlam — bir ortanın icadı

Geçmişi çağlara bölmek eski bir alışkanlıktır. Antik Yunan şairi Hesiodos insanlığın tarihini altın, gümüş, tunç ve demir soylarına; Orta Çağ'daki Hristiyan yazarlar dünyanın tarihini, İncil'deki olaylara göre altı ya da dört büyük döneme ayırmıştı. Ama bugün kullandığımız üçlü şema, yani eski, orta ve yeni çağ ayrımı, çok daha yenidir.

Bu şemanın temelini, on dördüncü yüzyıldan itibaren İtalyan hümanistleri attı: kendilerini antik Roma ve Yunan'ın mirasçıları sayıyor, aradaki yüzyılları bir ara dönem olarak görüyorlardı. On yedinci yüzyılın sonunda, Alman öğretmen Christoph Cellarius, okullar için yazdığı tarih kitaplarında bu fikri sistemli bir biçim verdi. Tarihi «eski», «orta» ve «yeni» olarak üç ciltte anlattı; orta dönemi ele alan cildi 1688'de yayımlandı. Bu okul kitapları, üçlü şemanın Avrupa'nın eğitim sistemlerine yerleşmesinde önemli bir rol oynadı.

Türkiye'deki okul tarihinde kullanılan dörtlü şema, yani İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ, bu Avrupa şemasının bir uyarlamasıdır. İlk Çağ yazının icadıyla başlatılır; Yakın Çağ ise genellikle 1789 Fransız Devrimi'yle. Aradaki sınırlar, 375 ve 1453, Türk tarihini ve Osmanlı Devleti'nin tarihini Avrupa şemasına bağlayan olaylardan seçilmiştir: Hunların batıya ilerleyişiyle başlayan Kavimler Göçü ve İstanbul'un fethi. Bu seçim, Türk tarihini dünya tarihinin kırılma noktalarının merkezine yerleştirme çabasını da yansıtır: bir çağ Türklerin batıya hareketiyle başlar, bir başkası Osmanlıların bir imparatorluk başkentini almasıyla biter. Yani ulusal bir tarih anlatısı, ödünç aldığı şemanın sınırlarını kendi olaylarıyla yeniden çizmiştir.

Gelişme — bir çağın içindekiler

Bir çağ sınırı, aslında bir soruya verilen cevaptır: hangi değişim, bir dönemi öbüründen ayıracak kadar önemlidir? Farklı tarihçiler bu soruya farklı cevaplar verir. Örneğin siyasi tarihçi bir imparatorluğun çöküşünü, iktisat tarihçisi bir ticaret yolunun değişmesini, din tarihçisi bir inancın yayılmasını, bilim tarihçisi ise bir buluşu kırılma noktası olarak seçebilir.

Bu farklı seçimler, aynı dönemin farklı yerlerde başlayıp bitmesine yol açar. «Orta Çağ» kavramının sorunu, bin yıldan fazla bir süreyi ve çok farklı toplumları tek bir etiket altında toplamasıdır. Altıncı yüzyılda Galya'da bir köyde yaşayan bir çiftçi ile on dördüncü yüzyılda Floransa'da yaşayan bir tüccar, aynı çağın insanları sayılır; ama hayatları birbirinden çok farklıydı.

Asıl güçlük, bu şemanın Avrupa dışındaki dünyaya uygulanmasında ortaya çıkar. Çin tarihçileri geleneksel olarak tarihi hanedanlara göre böler: Han, Tang, Song, Ming, Qing. İslam tarihi çoğu zaman Hz. Muhammed dönemi, Dört Halife, Emeviler ve Abbasiler gibi siyasi dönemlerle anlatılır. Hindistan'ın tarihi ise uzun süre, bir İngiliz yazarın on dokuzuncu yüzyılın başında önerdiği ve sonradan çok eleştirilen bir şemayla, «Hindu», «Müslüman» ve «İngiliz» dönemleri olarak anlatıldı.

Bu örnek, bir dönemlendirmenin yalnızca zamanı değil, toplumları da nasıl böldüğünü gösteriyor. Bir çağ adı, o çağda neyin belirleyici olduğuna dair bir iddia taşır: Mill'in şeması, Hindistan tarihinde belirleyici olanın din olduğunu varsayıyordu. Hindistan'da tarihçiler, bu şemanın yerine uzun süre «antik», «ortaçağ» ve «modern» adlarını kullandı; ama bu kez de Avrupa şemasını ödünç almış oldular. Bir dönemlendirmeden kurtulmak, çoğu zaman bir başkasını benimsemek anlamına geliyor.

İlginç bir örnek Japonya'dır. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Avrupa tarih yazımıyla tanışan Japon tarihçiler, kendi tarihlerinde samurayların yükseldiği, merkezî gücün zayıfladığı ve toprak beylerinin güçlendiği bir dönemi, kabaca on ikinci yüzyılın sonundan on altıncı yüzyılın sonuna kadarki yüzyılları, «orta çağ» olarak adlandırdı. Bu dönemde gördükleri savaşçı soylular ve toprak ilişkileri, onlara Avrupa'nın feodal dünyasını hatırlatıyordu. Böylece Avrupa'dan ödünç alınan bir kavram, Japon tarihinin kendi olaylarına göre yeniden tanımlandı; ama bu benzetme de sonradan, iki toplumun farklılıklarını gizlediği gerekçesiyle tartışıldı.

Dönüş noktası — tarihin «güneşi»

On dokuzuncu yüzyılın başında Alman filozof Hegel, dünya tarihini bir güneşin yolculuğuna benzetti: tarih Doğu'da doğar, Batı'da tamamlanır; Asya başlangıç, Avrupa ise tarihin mutlak sonudur. Hegel'in şemasında her büyük dönem, özgürlük bilincinin bir aşamasıydı ve bu aşamaların sonuncusu Avrupa'da gerçekleşiyordu.

Bu tür şemalar, dönemlendirmenin masum bir sınıflandırma olmadığını gösteriyor. Tarihçilerin «Avrupa merkezcilik» adını verdiği bakış açısı, tam da buradan doğar: Avrupa'nın tarihsel deneyimini bütün insanlığın ölçüsü saymak. Dünyanın tarihi, Avrupa'nın tarihinin aşamalarına göre bölündüğünde, öbür toplumlar ya bu aşamalara «henüz ulaşmamış» ya da «bir aşamada takılı kalmış» toplumlar olarak görünür. Bu bakışın izleri, Hegel'den sonra da sürdü. On dokuzuncu yüzyılın pek çok tarihçisi, Asya'yı «değişmeyen Doğu» olarak anlattı; tarihin, yalnızca Avrupa'da ilerlediğini varsaydı. İngiliz antropolog Jack Goody, 2006'da yayımlanan Tarihin Çalınması'nda, Avrupa'nın kendi dönemlendirmesini dünyaya dayatarak başka uygarlıkların başarılarını görünmez kıldığını savundu.

Yaygın yanlış«Orta Çağ, 1453'te herkes için aynı anda sona erdi» diye düşünülebilir.
Doğrusu

Çağ sınırları, sonradan tarihçilerin koyduğu işaretlerdir. 1453'te yaşayan bir Çinli, bir İnka ya da bir İngiliz köylüsü için hiçbir çağ bitmemişti; o yılın dönüm noktası olarak seçilmesi, belirli bir tarih anlatısının tercihidir.

Cevap — bir harita, bir ülke değil

Öyleyse «Orta Çağ» diye bir şey gerçekten var mı? Bir anlamda hayır: Orta Çağ, doğada bulunan ya da o dönemde yaşayanların kendilerini içinde gördüğü bir gerçeklik değil, sonraki kuşakların geçmişi düzenlemek için çizdiği bir sınırdır. Ama bir başka anlamda evet: bu kavram, belirli bir bölgenin, Batı ve Orta Avrupa'nın, belirli bir döneminde gerçekten var olan ortak özellikleri, yani Latin Kilisesi'nin gücünü, belirli bir toprak düzenini, belirli kurumları anlatmak için yararlı olabilir.

Dönemlendirme, bir haritaya benzer: araziyi anlamamıza yardım eder, ama arazinin kendisi değildir. İyi bir tarihçi, kullandığı çağ adlarının nerede doğduğunu, neyi öne çıkarmak için konduğunu ve hangi coğrafyayı anlatmak üzere tasarlandığını bilir; onları, anlattığı topluma uyduğu sürece kullanır, uymadığında değiştirir.

Bugünle bağ — kendi çağımıza ad vermek

Bugün kendi dönemimize de adlar veriyoruz: «dijital çağ», «küreselleşme çağı», «bilgi çağı», hatta «Antroposen», yani insanın gezegeni biçimlendirdiği jeolojik çağ. Bu adların hangisinin kalıcı olacağına, yüz yıl sonraki tarihçiler karar verecek. Belki onlar, bizim hiç önemsemediğimiz bir olayı çağımızın başlangıcı sayacak; belki de bizim dönüm noktası dediğimiz bir yılı, uzun bir sürecin sıradan bir anı olarak görecekler. Tıpkı 375 ya da 1453 gibi, bizim çağımızın sınırları da geriye dönüp bakanların sorularına göre çizilecek.

Bir tarih kitabında bir çağ adıyla karşılaştığında, o adın neyi öne çıkardığını ve neyi gizlediğini sormak, dönemlendirmeye eleştirel bakmanın ilk adımıdır. «Orta Çağ» dendiğinde kimin ortası, neyin ortası?

Birincil kaynak

Alman filozof G. W. F. Hegel, 1820'lerde Berlin'de verdiği ve ölümünden sonra yayımlanan tarih felsefesi derslerinde dünya tarihinin yönünü şöyle anlatır:

The History of the World travels from East to West, for Europe is absolutely the end of History, Asia the beginning. […] Here rises the outward physical Sun, and in the West it sinks down: here consentaneously rises the Sun of self-consciousness, which diffuses a nobler brilliance. […] The East knew and to the present day knows only that One is Free; the Greek and Roman world, that some are free; the German World knows that All are free.

Türkçesi: Dünyanın tarihi Doğu'dan Batı'ya doğru yol alır; çünkü Avrupa tarihin mutlak sonudur, Asya ise başlangıcı. […] Dışarıdaki fiziksel Güneş burada doğar ve Batı'da batar; aynı yerde, daha soylu bir parlaklık saçan öz bilinç güneşi de doğar. […] Doğu yalnızca Bir kişinin özgür olduğunu bildi ve bugün de böyle bilir; Yunan ve Roma dünyası bazılarının özgür olduğunu; Germen dünyası ise herkesin özgür olduğunu bilir.

Kaynak: G. W. F. Hegel, Vorlesungen über die Philosophie der Geschichte (Berlin, 1837), Giriş; J. Sibree'nin İngilizce çevirisi, Lectures on the Philosophy of History (Londra: Henry G. Bohn, 1857), s. 109–110, archive.org. Türkçesi bizim.

  1. Hegel dünya tarihini hangi üç aşamaya ayırıyor ve bu aşamaları neye göre belirliyor?
  2. Güneş benzetmesi, Asya ile Avrupa arasındaki ilişkiyi nasıl sunuyor?
  3. Böyle bir dönemlendirme, Asya toplumlarının tarihini anlatırken hangi sorunlara yol açar?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Halil İnalcık (1973) — The Ottoman Empire: The Classical Age 1300–1600'de Osmanlı tarihini Avrupa'nın çağ adlarıyla değil, Osmanlı kurumlarının kendi gelişimine göre «klasik çağ» olarak dönemlendirdi; Osmanlı'yı kendi ölçütleriyle anlatan dönemlendirmenin etkili bir örneğini verdi.
  • Jack Goody (2006) — The Theft of History'de Avrupa'nın antik çağ, feodalizm ve kapitalizm gibi kendi kategorilerini dünyaya dayattığını ve bu yolla Asya'nın ve Afrika'nın tarihsel başarılarını görünmez kıldığını savundu.
  • Kathleen Davis (2008) — Periodization and Sovereignty'de «Orta Çağ» kavramının, Avrupa'nın kendini modern ve egemen, başka toplumları ise «ortaçağda kalmış» olarak tanımlamasında siyasi bir araç olarak kullanıldığını gösterdi.
  • Jacques Le Goff (2014) — Faut-il vraiment découper l'histoire en tranches?'de Rönesans'ın ayrı bir çağ olmadığını, Avrupa'da ekonomik ve toplumsal yapıların on sekizinci yüzyılın ortasına kadar büyük ölçüde sürdüğünü savunarak bir «uzun Orta Çağ» önerdi.

İnalcık yerel ölçütlere dayanan bir dönemlendirmeyi, Goody ve Davis ise Avrupa şemasının dünyaya uygulanmasının siyasi sonuçlarını öne çıkarıyor. Le Goff ise şemanın Avrupa'nın içinde bile sorgulanabileceğini gösteriyor; onun önerisi, Rönesans'ı bir çağ değil, uzun bir Orta Çağ'ın içindeki bir canlanma olarak görmektir. Bu dört yaklaşım, birbirinden farklı yerlerden konuşuyor: İnalcık bir Osmanlı tarihçisi, Goody bir Afrika ve Asya araştırmacısı, Davis bir edebiyat tarihçisi, Le Goff ise bir Orta Çağ tarihçisi. Tartışma, dönemlendirmeden vazgeçmeyi değil, onu bilinçli ve bölgeye duyarlı biçimde kullanmayı öneriyor.

Derine İn

Dönemlendirmenin en temel sorunu, süreklilik ile kopuş arasındaki gerilimdir. Her çağ sınırı, bir şeyin bittiğini ve başka bir şeyin başladığını söyler; oysa tarihçinin elindeki kanıtlar çoğu zaman yavaş, dağınık ve bölgeden bölgeye farklı hızda ilerleyen değişimler gösterir. Tarihte hiçbir şey bir anda başlamaz ya da bitmez; ama bir çağ sınırı, bir kopuşu vurgular. 476'da bir imparator tahttan indirildiğinde, İtalya'daki hayatın büyük kısmı aynen devam etti. 1453'te İstanbul'un fethi, Osmanlı için büyük bir dönüm noktasıydı; ama Batı Avrupa'nın günlük hayatında o yıl neredeyse hiçbir şey değişmedi. Bir sınır ne kadar keskin çizilirse, sürekliliği o kadar gizler. Bu yüzden bazı tarihçiler, kesin yıllar yerine «geçiş dönemleri» konuşmayı tercih eder: «erken modern» ya da «geç antik» gibi adlar, iki çağ arasındaki uzun ve bulanık bir geçişi anlatmak için kullanılır.

İkinci bir sorun, çağ adlarının değer yargısı taşımasıdır; bu sorun, sınırların nereye çizildiğinden bağımsız olarak, adın kendisinden kaynaklanır. «Orta» sözcüğü bile, iki parlak dönemin arasına sıkışmış, kendi başına bir anlamı olmayan bir bekleme odasını çağrıştırır. «Klasik çağ», bir doruğu ve ardından bir düşüşü; «karanlık çağ», bir eksikliği; «altın çağ», bir üstünlüğü. Bu adlar, tarihçinin o dönem hakkındaki yargısını daha baştan okura aktarır; okur, dönem hakkında tek bir belge okumadan önce onun «iyi» ya da «kötü» bir çağ olduğunu öğrenmiş olur. Osmanlı tarihinde «klasik çağ» sonrası için uzun süre kullanılan «duraklama» ve «gerileme» adları, bu yüzden son onyıllarda yoğun biçimde eleştirildi.

Üçüncü olarak, küresel tarih yazımı yeni dönemlendirme önerileri geliştiriyor. Bazı tarihçiler, dünyayı birbirine bağlayan süreçlere, yani ticaret ağlarının genişlemesine, salgınlara, iklim değişikliklerine ya da büyük göçlere göre dönemler öneriyor. Örneğin «Moğol çağı», on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda Çin'den Doğu Avrupa'ya uzanan bir bağlantılar dönemini anlatır; bu ad, Avrupa'nın «Geç Orta Çağ»ından farklı bir coğrafyayı merkeze koyar. Bu yaklaşım, çağ sınırlarını yerel olaylardan değil, bölgeler arası bağlantıların yoğunlaşıp gevşemesinden çıkarmayı dener. Başka tarihçiler «küresel Orta Çağ» kavramıyla, aynı yüzyılların Afrika, Asya ve Amerika'daki tarihini Avrupa ile eşit ağırlıkta anlatmaya çalışıyor.

Son olarak, dönemlendirme öğretimin ve ezberin bir aracıdır. Okul kitaplarındaki çağ sınırları, ilk bakışta yalnızca birer yıl gibi görünse de, öğrencinin kronolojiyi düzenlemesine yardım eder; ama bu sınırlar, bir sınavda ezberlenecek kesin gerçekler gibi sunulduğunda, tarihin bir yorum olduğu unutulabilir. «Orta Çağ 375'te başlar» cümlesi, «Türk ders kitaplarında Orta Çağ, geleneksel olarak 375'te başlatılır» cümlesinden çok daha az şey söyler; ikincisi hem bilgiyi hem de onun kaynağını verir. Tarih öğretiminde bu ikinci tür cümleye alışmak, öğrencinin çağ sınırlarını ezberlenecek olgular olarak değil, tartışılabilecek kararlar olarak görmesini sağlar.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Christoph Cellarius, Historia medii aevi (Jena, 1688).
  • G. W. F. Hegel, Lectures on the Philosophy of History, çev. J. Sibree (Londra: Henry G. Bohn, 1857).
  • Romila Thapar, «Interpretations of Ancient Indian History», History and Theory 7 (1968), s. 318–335.
  • Halil İnalcık, The Ottoman Empire: The Classical Age 1300–1600 (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1973).
  • Jack Goody, The Theft of History (Cambridge: Cambridge University Press, 2006).
  • Kathleen Davis, Periodization and Sovereignty: How Ideas of Feudalism and Secularization Govern the Politics of Time (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2008).
  • Jacques Le Goff, Faut-il vraiment découper l'histoire en tranches? (Paris: Seuil, 2014).

Arşiv ve kaynak

Hegel'in tarih felsefesi derslerinin Sibree çevirisi ve Cellarius'un Latince tarih kitapları archive.org'da taranmış nüshalar olarak bulunur. Türkiye'deki tarih ders kitaplarının farklı dönemlerdeki baskıları, çağ sınırlarının nasıl öğretildiğini karşılaştırmak için değerli bir kaynaktır.

Açık sorular

  • Avrupa dışındaki toplumlar için, kendi tarihlerine uygun ama başka bölgelerle de karşılaştırılabilen dönemlendirmeler nasıl kurulabilir?
  • «Orta Çağ» kavramı, Avrupa dışı tarih yazımında büsbütün terk edilmeli mi?
  • Küresel süreçlere dayanan dönemlendirmeler, yerel tarihlerin özgüllüğünü gizleme riski taşır mı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Tarihi «eski», «orta» ve «yeni» olarak üçe ayıran okul kitaplarıyla bu şemanın yayılmasına katkıda bulunan kimdir? A) Hegel B) Christoph Cellarius C) Jack Goody D) Halil İnalcık
  2. (Hedef 2) Türkiye'deki ders kitaplarında Orta Çağ'ın başlangıcı olarak genellikle hangi olay kabul edilir? A) Batı Roma'nın yıkılması (476) B) Kavimler Göçü (375) C) Fransız Devrimi (1789) D) Yazının icadı
  3. (Hedef 2) James Mill'in Hindistan tarihini «Hindu», «Müslüman» ve «İngiliz» dönemlerine ayırması neden eleştirildi? A) Tarihleri yanlış yazdığı için B) Hindistan toplumunu dinî topluluklara bölen ve sömürge yönetimini meşrulaştıran bir çerçeve olduğu için C) Çok kısa olduğu için D) Hindistan'da hiç kullanılmadığı için
  4. (Hedef 3) Hegel'in dünya tarihi şemasının dönemlendirme açısından sorunu nedir? A) Asya'yı tarihin başlangıcı, Avrupa'yı mutlak sonu olarak sunarak öbür toplumları «geride kalmış» gösterir B) Hiçbir dönem ayrımı yapmaz C) Yalnızca Asya tarihini anlatır D) Yalnızca ekonomiye bakar
  5. (Hedef 3) Jacques Le Goff'un «uzun Orta Çağ» önerisi neyi savunur? A) Orta Çağ'ın 375'te bittiğini B) Orta Çağ diye bir dönemin hiç olmadığını C) Avrupa'daki ekonomik ve toplumsal yapıların on sekizinci yüzyılın ortasına kadar büyük ölçüde sürdüğünü D) Rönesans'ın Orta Çağ'dan daha uzun sürdüğünü

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Türkiye'deki ve Batı Avrupa'daki ders kitaplarının Orta Çağ için farklı başlangıç ve bitiş tarihleri seçmesini açıkla. Bu seçimlerin arkasındaki bakış açılarını değerlendir ve Orta Çağ'ı anlatırken kullanacağın kendi dönemlendirmeni gerekçesiyle öner.

Cevaplar

  1. B — Cellarius, eski, orta ve yeni tarih olarak ayrılan okul kitaplarıyla üçlü şemanın yayılmasına katkıda bulundu.
  2. B — Türkiye'deki ders kitapları Orta Çağ'ı genellikle 375'teki Kavimler Göçü ile başlatır.
  3. B — Mill'in şeması, Hindistan'ı dinî topluluklara bölen ve sömürge yönetimini meşrulaştıran bir çerçeve olarak eleştirildi.
  4. A — Hegel'in şeması, Avrupa'yı tarihin sonu sayarak öbür toplumları geride kalmış gösterir.
  5. C — Le Goff, Avrupa'daki yapıların on sekizinci yüzyılın ortasına kadar sürdüğünü savunarak uzun bir Orta Çağ önerdi.

Güçlü bir cevap, her iki şemanın da kendi ülkesinin tarihini merkeze alan olayları seçtiğini belirtir. Kendi önerisinde, hangi bölgeyi ve hangi süreçleri anlattığını açıkça söyler ve seçtiği sınırların bir yorum olduğunu kabul eder.

Sonraki bölüme köprü

Zamanı çağlara bölerken bir bakış açısı seçtiğimiz gibi, mekânı haritalara dökerken de bir seçim yaparız: hangi ülke ortada, hangi sınır kalın, hangi ad hangi dilde yazılı? Sıradaki bölüm bu seçimlere bakıyor: haritalar neden yalan söyler ve tarihi bir harita nasıl okunur?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: iki ders kitabı yan yana; birinde «375–1453», öbüründe «476–1492» çizgisi.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Hesiodos'un dört soyu, Hristiyan yazarların dönemleri ve Cellarius'un üç cildi sırayla bir zaman şeridinde; Türk okul şemasının dört çağı.
  • 3:00–5:30 Gelişme: aynı yüzyıllar dört ayrı şeritte: Avrupa çağları, Çin hanedanları, İslam siyasi dönemleri, Mill'in Hindistan şeması.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: Doğu'da doğup Batı'da batan bir güneş; Hegel'in üç aşaması güneşin yolunda.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir harita ile arazi yan yana; «Orta Çağ» etiketi haritanın üstünde, arazinin üstünde değil.

Kişiler yüzsüz silüet; ders kitabı görselleri temsili, belirli bir yayınevine ait değil.