İçeriğe geç

Bölüm GT-001.03 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Bir tarihçi geçmişi nereden bilir? Kaynak türleri

GT-001 Tarih Nedir?

2.719 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1440–1985
Bölge
Dünya
Tema
Tarih yöntemi · Tarihyazımı
Kişiler
Charles-Victor Langlois · Charles Seignobos · Lorenzo Valla · Ernst Bernheim · Marc Bloch · Jan Vansina · Carlo Ginzburg
Yerler
Roma · Paris · Friuli
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Birincil ve ikincil kaynak ayrımını ve yazılı, maddi, görsel ve sözlü kaynak türlerini örneklerle açıklayabileceksin.
  • Bir kaynağın gerçek olup olmadığını ve anlattığına ne kadar güvenilebileceğini sınayan dış ve iç eleştiri yöntemlerini tanımlayabileceksin.
  • «Belge yoksa tarih de yok» ilkesinin gücünü ve sınırlarını, yazısız toplumlar ve sesi kayıtlara geçmemiş insanlar açısından değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir bağışın sahte olduğunu kanıtlamak

1440 yılında İtalyan bilgin Lorenzo Valla, yüzyıllardır Avrupa'nın en önemli belgelerinden biri sayılan bir metni ele aldı. Bu belge, Roma İmparatoru Büyük Konstantin'in, dördüncü yüzyılda, Batı Roma topraklarının yönetimini Papa'ya bağışladığını söylüyordu. «Konstantin Bağışı» diye anılan bu metin, papaların dünyevi gücünün en güçlü dayanaklarından biriydi.

Valla, belgenin dilini inceledi. Metinde, dördüncü yüzyılın Latincesinde kullanılmayan, çok daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkmış kelimeler ve ifadeler vardı. Metnin anlattığı bazı kurumlar, Konstantin'in zamanında henüz yoktu. Valla, belgenin bir sahtecilik olduğunu ve Konstantin'den yüzyıllar sonra yazıldığını gösterdi. Bugün tarihçilerin çoğu, belgenin sekizinci yüzyılda, papalığın siyasi konumunu güçlendirmek için üretildiğini düşünüyor.

Bağlam — izler ve tanıklar

On dokuzuncu yüzyılın sonunda iki Fransız tarihçi, Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos, tarih yönteminin kuralları üzerine bir kitap yazdı. Kitabın ilk cümleleri, tarihin nasıl mümkün olduğuna dair yalın bir cevap veriyordu: tarihçi belgelerle çalışır; belgeler, geçmişteki insanların düşüncelerinin ve eylemlerinin bıraktığı izlerdir. İz bırakmayan bir düşünce ya da eylem, tarih için yok hükmündedir. Belge yoksa, tarih de yoktur.

Bu izler, farklı türlerde karşımıza çıkar. En tanıdık olanları yazılı kaynaklardır: kronikler, yıllıklar, resmî kayıtlar, kanunlar, mektuplar, günlükler, gazeteler. Ama izler yalnızca yazıyla sınırlı değil. Bir mezar, bir çanak çömlek parçası, bir sikke, bir yapı kalıntısı, arkeolojinin incelediği maddi kaynaklardır. Resimler, fotoğraflar ve haritalar görsel kaynaklardır. İnsanların hatırladıklarını anlattığı tanıklıklar ise sözlü kaynaklardır. Her türün kendine özgü güçlü ve zayıf yanları vardır.

Kaynakları sınıflandırmanın bir başka yolu, onların hangi amaçla ortaya çıktığına bakmaktır. Alman tarihçi Ernst Bernheim, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, geçmişi sonraki kuşaklara aktarmak amacıyla bilinçli olarak üretilmiş kaynaklarla, böyle bir amaç taşımadan geride kalmış izleri birbirinden ayırdı. Bir kralın zaferlerini anlatan bir kitabe birinci türdendir; o kralın döneminden kalma bir alışveriş kaydı ya da bir mutfak artığı ise ikinci türden.

Gelişme — bir kaynağı sınamak

Bir kaynağı kullanmadan önce, tarihçi iki temel soru sorar. Birincisi, bu kaynak gerçekten iddia ettiği şey mi? Yani, iddia edilen zamanda, iddia edilen yerde ve iddia edilen kişi tarafından mı üretildi? Bu soruya cevap arayan yönteme dış eleştiri denir; sahte belgeler tarih boyunca sanıldığından çok daha yaygın olmuştur. Valla'nın Konstantin Bağışı'nı incelerken yaptığı buydu: metnin dilini, kullandığı terimleri ve andığı kurumları, iddia edilen dönemle karşılaştırdı.

İkinci soru, kaynağın anlattıklarına ne kadar güvenilebileceğidir. Gerçek bir belge de yanlış bilgi verebilir. Yazarı olaya tanık olmamış, duyduklarını aktarmış olabilir; bir tarafı savunmak, bir kişiyi övmek ya da kötülemek amacıyla yazmış olabilir. İç eleştiri, bu soruların cevabını arar: Yazar kimdi? Olayı nereden biliyordu? Kime yazıyordu? Neyi söylemekte çıkarı vardı, neyi gizlemekte? Bir savaşı anlatan iki taraf, aynı olayı çoğu zaman birbirine zıt biçimlerde anlatır; tarihçi, ikisini de dinler ve ikisini de sorgular. Birbirinden bağımsız iki kaynağın aynı ayrıntıyı doğrulaması, o ayrıntının güvenilirliğini artırır; ama iki kaynağın birbirinden kopyalanıp kopyalanmadığını da ayrıca sormak gerekir.

Bilinçsiz izler, bu açıdan özellikle değerlidir. Bir vergi kaydı, bir hanedanın büyüklüğünü övmek için değil, kimin ne kadar vergi ödeyeceğini belirlemek için tutulmuştur; bu yüzden, yazıldığı dönemin ekonomisi hakkında, övgü dolu bir kronikten daha dürüst bir tablo sunabilir. Fransız tarihçi Marc Bloch, bu tür kaynakları, geçmişin «farkında olmadan tanıklık eden» izleri olarak tanımladı ve tarihçilerin bu tanıklıklara giderek daha çok yaslandığını vurguladı.

Yaygın yanlış«Eski bir belgede yazıyorsa doğrudur» diye düşünülür.
Doğrusu

Bir belgenin eski olması, onun doğru bilgi verdiğini göstermez; tersine, pek çok eski belge, yazarının çıkarlarını ve önyargılarını taşır. Konstantin Bağışı gibi bazı belgeler ise baştan sona sahtedir. Tarihçi için bir belge, bir cevap değil, sorgulanması gereken bir tanıktır.

Dönüş noktası — belgesiz insanlar

Langlois ve Seignobos'un «belge yoksa tarih de yok» ilkesi, tarihçiliğin temel kurallarından biri oldu. Ama bu ilkenin bir bedeli de vardı. Yazılı belgeler çoğunlukla devletlerin, kiliselerin, soyluların ve okumuş kesimlerin elinden çıkmıştı. Köylülerin, kadınların, kölelerin ve yazısı olmayan toplumların sesi, bu belgelerde ya hiç duyulmuyor ya da başkalarının ağzından, çoğu zaman çarpıtılarak duyuluyordu. Belgeye dayalı bir tarih, farkında olmadan güçlülerin tarihine dönüşebilirdi.

Yirminci yüzyılda tarihçiler bu sınırı aşmanın yollarını aradı. Bir yol, yazılı belgeleri «tersinden» okumaktı. İtalyan tarihçi Carlo Ginzburg, on altıncı yüzyılda Kuzey İtalya'nın Friuli bölgesinde yaşayan ve Engizisyon mahkemesinde yargılanan, Menocchio lakaplı değirmenci Domenico Scandella'nın sorgu tutanaklarını inceledi. Menocchio okumuş yazmış bir köylüydü; dünyanın yaratılışına dair, bir peynirin içinde kurtların oluşmasına benzettiği kendine özgü bir açıklama geliştirmişti. Tutanaklar, sorguyu yürüten yargıçların sorularıyla ve onların amaçlarıyla şekillenmişti; ama satır aralarında, sıradan bir köylünün kendi dünya görüşü de duyulabiliyordu.

Bir başka yol, sözlü kaynakların değerini yeniden keşfetmekti. Belçikalı tarihçi Jan Vansina, yazının olmadığı ya da sınırlı kaldığı Afrika toplumlarında kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü geleneklerin, dikkatli bir yöntemle tarihsel kaynak olarak kullanılabileceğini gösterdi. Arkeoloji, dilbilim, genetik ve iklim verileri gibi alanlar da tarihçinin elindeki izleri genişletti. Buzul çekirdeklerindeki kurşun oranları antik madenciliğin yoğunluğunu, ağaç halkaları kuraklık yıllarını, eski DNA ise göç yollarını gösterebiliyor. Bu kaynaklar yazılı belge değil, ama Langlois ve Seignobos'un tanımıyla, geçmişin bıraktığı izler arasındalar.

Cevap — kaynaklar, sorular ve yöntem

Öyleyse bir tarihçi geçmişi nereden bilir? Geçmişin bıraktığı izlerden: yazılı belgelerden, maddi kalıntılardan, görüntülerden ve sözlü tanıklıklardan. Ama bu izler kendiliğinden konuşmaz. Tarihçi, önce bir izin gerçek olup olmadığını sınar, sonra onun ne kadar güvenilir olduğunu sorgular, sonra da onu başka izlerle karşılaştırarak bir tablo kurar.

Bu süreçte kaynaklar, bir cevap listesi değil, bir tanıklar topluluğu gibidir. Her tanığın kendi konumu, kendi bilgisi ve kendi amacı vardır. İyi bir tarihçi, tanıklara güvenmek ile onlardan şüphe etmek arasında bir denge kurar ve hangi tanıkların susturulduğunu da sormayı unutmaz.

Bugünle bağ — dijital izler

Bugün geçmişte hiç olmadığı kadar çok iz üretiyoruz: e-postalar, fotoğraflar, sosyal medya paylaşımları, veri tabanları. Gelecekteki tarihçiler, belki belge azlığından değil, belge bolluğundan şikâyet edecek. Ama bu izlerin de sorgulanması gerekecek: bir fotoğraf değiştirilmiş olabilir, bir hesap sahte olabilir, bir haber bilinçli olarak çarpıtılmış olabilir.

Valla'nın beş yüz yıldan fazla önce Konstantin Bağışı'nı incelerken kullandığı yöntem, bugün bir sosyal medya paylaşımının gerçekliğini sınamak için kullandığımız sorulara şaşırtıcı biçimde benziyor: Bu kaynak nereden geliyor? Kim, ne zaman ve neden üretti? İçindeki bilgiler, başka kaynaklarla uyuşuyor mu? Tarih yöntemi, yalnızca geçmişi değil, bugünü anlamak için de kullanılabilecek bir düşünme biçimi.

Birincil kaynak

Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos, 1898'de yayımlanan tarih yöntemi kitaplarına şu cümlelerle başlar:

The historian works with documents. Documents are the traces which have been left by the thoughts and actions of men of former times. Of these thoughts and actions, however, very few leave any visible traces, and these traces, when there are any, are seldom durable; an accident is enough to efface them. Now every thought and every action that has left no visible traces, or none but what have since disappeared, is lost for history; is as though it had never been. For want of documents the history of immense periods in the past of humanity is destined to remain for ever unknown. For there is no substitute for documents: no documents, no history.

Türkçesi: Tarihçi belgelerle çalışır. Belgeler, geçmiş zamanlardaki insanların düşüncelerinin ve eylemlerinin bıraktığı izlerdir. Ne var ki bu düşünce ve eylemlerin çok azı görünür bir iz bırakır ve bu izler, varsa bile, nadiren kalıcıdır; bir kaza onları silmeye yeter. Görünür bir iz bırakmamış ya da bıraktığı izler sonradan kaybolmuş her düşünce ve her eylem, tarih için kayıptır; hiç olmamış gibidir. Belge eksikliği yüzünden insanlığın geçmişindeki uçsuz bucaksız dönemlerin tarihi sonsuza dek bilinmez kalmaya mahkûmdur. Çünkü belgelerin yerini tutacak hiçbir şey yoktur: belge yoksa, tarih de yok.

Kaynak: Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos, Introduction to the Study of History, çev. G. G. Berry (Londra: Duckworth, 1898), I. kitap, I. bölüm, s. 17; Fransızca aslı Introduction aux études historiques (Paris: Hachette, 1898). Türkçesi bizim.

  1. Yazarların «belge» kelimesini «iz» olarak tanımlaması, yazılı olmayan kaynakları da kapsıyor mu, yoksa dışarıda mı bırakıyor?
  2. «İz bırakmayan her şey hiç olmamış gibidir» cümlesi, yazısı olmayan toplumların tarihi için ne anlama gelir?
  3. Bu cümlelerin 1898'de, tarihin bir bilim disiplini olarak kurulmaya çalışıldığı bir dönemde yazılması, ilkenin keskinliğini nasıl açıklayabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos (1898) — Introduction aux études historiques'te tarihi belgelere dayanan, dış ve iç eleştiri kurallarına bağlı bir yöntem olarak tanımladılar; «belge yoksa tarih de yok» ilkesiyle, belgeye dayanmayan her iddiayı tarih alanının dışına çıkardılar.
  • Marc Bloch (1949) — Ölümünden sonra yayımlanan Apologie pour l'histoire ou Métier d'historien'de tarihçinin kaynaklarını yazılı belgelerin ötesine genişletmesini savundu; farkında olmadan tanıklık eden izlerin, bilinçli tanıklıklardan daha güvenilir olabileceğini ve tarihçinin kaynağa doğru soruyu sormasının asıl mesele olduğunu vurguladı.
  • Jan Vansina (1985) — Oral Tradition as History'de sözlü geleneklerin, yazılı belgeler gibi eleştirel bir yöntemle ele alındığında güvenilir tarihsel kaynaklar olabileceğini gösterdi; yazısız toplumların tarihsiz olmadığını savundu; geleneklerin nasıl aktarıldığını, hangi koşullarda değiştiğini ve hangi ayrıntıların daha kalıcı olduğunu sistemli biçimde inceledi.
  • Carlo Ginzburg (1976) — Il formaggio e i vermi'de Engizisyon tutanaklarını tersinden okuyarak, sıradan bir değirmencinin dünya görüşünü yeniden kurdu; güçlülerin ürettiği belgelerin, dikkatli okunduğunda güçsüzlerin sesini de taşıyabileceğini gösterdi.

Dört yaklaşım birbirini dışlamıyor; her biri bir öncekinin açık bıraktığı bir soruya cevap arıyor. Langlois ve Seignobos yöntemin kurallarını, Bloch kaynak kavramının genişlemesini, Vansina sözlü geleneğin değerini, Ginzburg ise belgelerin satır aralarını ve sıradan insanların sesini öne çıkarıyor. Bu dört yaklaşım, tarihçinin «nereden biliyoruz?» sorusuna verdiği cevabın zamanla nasıl zenginleştiğini gösteriyor.

Derine İn

Kaynakların sınıflandırılması, tarihçinin işini kolaylaştıran bir araç, ama katı bir kural değil. Birincil ve ikincil kaynak ayrımı, sorulan soruya göre değişir. Örneğin on dokuzuncu yüzyılda yazılmış bir Osmanlı tarihi, Osmanlı'nın on altıncı yüzyılı hakkında ikincil bir kaynaktır; ama on dokuzuncu yüzyıl tarihçilerinin geçmişe nasıl baktığını inceleyen biri için birincil kaynak hâline gelir. Bir kaynağın türü, onun kendisinden çok, tarihçinin ona hangi soruyu sorduğuna bağlıdır. Aynı belge, bir soruya cevap veren bir tanık, bir başka soruya ise yalnızca kendi döneminin zihniyetini gösteren bir iz olabilir. Bu esneklik, kaynak sınıflandırmalarını ezberlemekten çok, her kaynağa uygun soruyu sormayı öğrenmeyi gerektiriyor.

Dış eleştirinin yöntemleri, zamanla çok gelişti. Valla'nın dönemindeki dil karşılaştırmasına, sonraki yüzyıllarda yazı biliminin, yani eski el yazılarının tarihlendirilmesinin, mühür ve belge biçimlerinin incelenmesinin, kâğıt ve mürekkep analizinin yöntemleri eklendi. Bugün radyokarbon tarihlendirmesi, dendrokronoloji, yani ağaç halkalarıyla tarihlendirme, ve kimyasal analizler, maddi kaynakların yaşını ve kökenini belirlemede kullanılıyor. Ama bu teknikler ne kadar gelişirse gelişsin ve ne kadar kesin sonuçlar verirse versin, bir kaynağın ne anlattığını yorumlamak, yine tarihçinin iç eleştiri becerisine kalıyor.

Sözlü tarih, kendine özgü sorunlar taşır ve kendine özgü yöntemler gerektirir. İnsanların hatırladıkları, zaman içinde değişebilir; kişisel deneyimler, sonradan öğrenilen bilgilerle ve toplumun genel anlatılarıyla karışabilir. Ama bu sorunlar, sözlü tanıklıkları değersiz kılmaz; tersine, onların hem geçmişte ne olduğunu hem de o geçmişin nasıl hatırlandığını gösteren çift katmanlı kaynaklar olduğunu hatırlatır. Yazılı belgeler de, sonuçta, belirli insanların belirli bir anda hatırladıklarını ya da bilmek istediklerini kaydeder; sözlü tanıklıkla yazılı belge arasındaki fark, sanıldığı kadar mutlak değildir.

Son olarak, kaynakların korunması ve kaybolması üzerine bir not. Langlois ve Seignobos'un vurguladığı gibi, izlerin çoğu kaybolur. Ama hangi izlerin korunacağı da çoğu zaman bir tesadüf değildir. Arşivler, belirli belgeleri saklamaya değer bulan kurumların tercihlerini yansıtır; savaşlar, yangınlar ve siyasi kararlar, bazı belgelerin yok olmasına yol açar. Tarihçi, elindeki kaynakların neden elinde olduğunu ve hangi kaynakların neden eksik olduğunu da sormak zorundadır. Bazen bir arşivin sessizliği, içindeki belgeler kadar çok şey anlatır.

Kaynak eleştirisinin bir de sık unutulan etik boyutu var. Bir tarihçi, bir mahkeme tutanağında adı geçen bir köylüyü, bir hastane kaydındaki bir hastayı ya da bir sürgün listesindeki bir aileyi incelerken, bu insanların kendi rızalarıyla kayda geçmediklerini hatırlamak zorunda. Kayıtları üreten güç ile kayda geçen insan arasındaki eşitsizlik, tarihçiye hem bir sorumluluk hem de bir soru yükler: bu insanları, onları kayda geçirenlerin gözünden değil, kendi bakış açılarından nasıl anlayabiliriz? Ginzburg'un Menocchio'su, bu sorunun ne kadar zor ama ne kadar verimli olabileceğinin bir örneği.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Charles-Victor Langlois ve Charles Seignobos, Introduction aux études historiques (Paris: Hachette, 1898); İngilizcesi Introduction to the Study of History, çev. G. G. Berry (Londra: Duckworth, 1898).
  • Ernst Bernheim, Lehrbuch der historischen Methode (Leipzig: Duncker und Humblot, 1889).
  • Marc Bloch, Apologie pour l'histoire ou Métier d'historien (Paris: Armand Colin, 1949); Türkçesi Tarihçinin Zanaatı.
  • Jan Vansina, Oral Tradition as History (Madison: University of Wisconsin Press, 1985).
  • Carlo Ginzburg, Il formaggio e i vermi (Torino: Einaudi, 1976); Türkçesi Peynir ve Kurtlar.
  • Lorenzo Valla, De falso credita et ementita Constantini donatione (1440); İngilizcesi On the Donation of Constantine, çev. G. W. Bowersock (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2007).

Arşiv ve kaynak

Langlois ve Seignobos'un kitabının 1898 İngilizce baskısı, Toronto Üniversitesi kütüphanesinin dijitalleştirdiği kopyadan tam metin olarak erişilebilir. Valla'nın metninin Latince aslı ve İngilizce çevirisi, Harvard'ın I Tatti Renaissance Library dizisinde birlikte yayımlandı. Sözlü tarih yöntemleri için Paul Thompson'ın The Voice of the Past adlı kitabı sık başvurulan bir giriştir.

Açık sorular

  • Yazılı belgelerin bolluğu ile tarihsel bilginin güvenilirliği arasında nasıl bir ilişki vardır; belge bolluğu her zaman daha iyi bir tarih mi demektir?
  • Sözlü tanıklıklar, yazılı belgelerle çeliştiğinde tarihçi hangi ölçütlerle karar vermelidir?
  • Dijital çağda üretilen izlerin hangileri korunacak, hangileri kaybolacak ve bu seçimi kim yapacak?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Aşağıdakilerden hangisi on altıncı yüzyıl Osmanlı ekonomisi için birincil kaynak sayılabilir? A) Yirminci yüzyılda yazılmış bir Osmanlı tarihi ders kitabı B) On altıncı yüzyılda tutulmuş bir vergi kaydı C) Bir belgesel film D) Bir ansiklopedi maddesi
  2. (Hedef 1) Ernst Bernheim'ın kaynaklar arasında yaptığı ayrım neye dayanır? A) Kaynağın dilinin eski ya da yeni olmasına B) Kaynağın geçmişi aktarmak amacıyla bilinçli olarak üretilip üretilmediğine C) Kaynağın uzunluğuna D) Kaynağın hangi arşivde bulunduğuna
  3. (Hedef 2) Lorenzo Valla'nın Konstantin Bağışı'nın sahte olduğunu kanıtlarken kullandığı yöntem hangisidir? A) Sözlü tarih B) Dış eleştiri: metnin dilini ve andığı kurumları iddia edilen dönemle karşılaştırmak C) Radyokarbon tarihlendirmesi D) İstatistik
  4. (Hedef 2) İç eleştirinin sorduğu sorulardan biri hangisidir? A) Kâğıt hangi yüzyılda üretildi? B) Mürekkep hangi maddeden yapıldı? C) Yazar olayı nereden biliyordu ve neyi söylemekte çıkarı vardı? D) Belge hangi arşivde saklanıyor?
  5. (Hedef 3) Jan Vansina'nın tarih yöntemine katkısı nedir? A) Sözlü geleneklerin eleştirel bir yöntemle ele alındığında tarihsel kaynak olabileceğini göstermesi B) Yalnızca yazılı belgelerin geçerli olduğunu kanıtlaması C) Radyokarbon yöntemini bulması D) Konstantin Bağışı'nın gerçek olduğunu göstermesi

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Yazısı olmayan bir köy topluluğunun yüz yıl önceki yaşamını araştırdığını düşün. Hangi tür kaynaklara başvururdun, her birini nasıl sınardın ve «belge yoksa tarih de yok» ilkesine karşı nasıl bir tutum takınırdın?

Cevaplar

  1. B — Döneminde tutulmuş bir vergi kaydı birincil kaynaktır; sonradan yazılmış kitaplar ise ikincil kaynaklardır.
  2. B — Bernheim, geçmişi aktarmak için bilinçli olarak üretilmiş kaynaklarla, böyle bir amaç taşımadan geride kalmış izleri ayırır.
  3. B — Valla, metnin dilini ve andığı kurumları dördüncü yüzyılla karşılaştırarak sahteciliği gösterdi.
  4. C — İç eleştiri, yazarın bilgisinin kaynağını, konumunu ve çıkarlarını sorgular.
  5. A — Vansina, sözlü geleneklerin dikkatli bir yöntemle tarihsel kaynak olarak kullanılabileceğini gösterdi.

Güçlü bir cevap, köylülerin sözlü tanıklıklarını, köyün maddi kalıntılarını, devletin tuttuğu nüfus ve vergi kayıtlarını, fotoğrafları ve varsa dışarıdan gelen gözlemcilerin notlarını birlikte kullanır. Her kaynağı kendi yöntemiyle sınar ve ilkenin keskinliğini yumuşatarak, «iz» kavramını yazının ötesine genişletir.

Sonraki bölüme köprü

Bir kaynağı sınarken tarihçinin ilk sorduğu sorulardan biri, onun ne zaman yazıldığıdır. Ama tarih bilgisi her zaman kolayca okunmaz: aynı gün, bir belgede Hicri, bir başkasında Rumi, bir üçüncüsünde Miladi takvimle yazılmış olabilir. Sıradaki bölüm bu soruya bakıyor: neden herkes aynı takvimi kullanmıyor ve farklı takvimler tarihçinin işini nasıl etkiliyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir ortaçağ belgesinin üzerine eğilmiş bir bilgin silueti; metindeki bazı kelimelerin kırmızıyla işaretlenmesi. «1440» tarih kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: dört kutu hâlinde kaynak türleri: yazılı, maddi, görsel, sözlü; her birinde bir simge. Birincil ve ikincil kaynak ayrımı iki sütunda.
  • 3:00–5:30 Gelişme: iki büyüteç: «dış eleştiri» (dil, kâğıt, mühür) ve «iç eleştiri» (yazar, amaç, çıkar). Bir vergi kaydı ile bir övgü kitabesinin yan yana karşılaştırılması.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: bir arşiv rafının sessiz boşlukları; bir mahkeme tutanağının satır aralarından yükselen bir ses çizimi; bir köy meydanında anlatılan bir hikâye.
  • 7:40–9:40 Kapanış: Valla'nın sorularının bir sosyal medya paylaşımına uygulanması; «nereden geliyor, kim üretti, neden?» kartları.

Kişiler yüzsüz siluetle; belgeler çizimle.