Öğrenme hedefleri
- Eylül 1939'dan Haziran 1940'a uzanan süreci; «sahte savaş» aylarını, Ardennes'den geçen Alman saldırısını, Dunkerque tahliyesini ve Fransa'nın mütareke istemesini açıklayabileceksin.
- Fransa cumhurbaşkanının hatıralarını, Compiègne'de imzalanan mütareke metnini ve Pétain'in 17 Haziran 1940 radyo konuşmasını karşılaştırarak yenilginin Fransız devletinin içinden nasıl yaşandığını değerlendirebileceksin.
- Fransa'nın yenilgisini askerî bir kumar, bir komuta hatası ya da toplumsal bir çöküş olarak açıklayan tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — aynı vagon
22 Haziran 1940 akşamüstü, Paris'e seksen kilometre kadar uzaklıktaki bir ormanın, Compiègne'in, bir açıklığında eski bir demiryolu vagonunun önünde Alman ve Fransız subaylar toplanmıştı. Vagon tesadüfen seçilmemişti. Yirmi iki yıl önce, Kasım 1918'de, Almanya'nın yenilgisini belgeleyen mütareke aynı ormanda, aynı vagonda imzalanmıştı; vagon o günden beri bir müzede zafer anıtı olarak saklanıyordu. Hitler, onu müzeden çıkarttırıp eski yerine koydurdu. Bu kez imza atanlar Fransızlardı. Avrupa'nın en güçlü ordularından birine sahip sayılan Fransa, Alman saldırısının başlamasından yalnızca altı hafta sonra yenilgiyi kabul ediyordu. Dünyanın dört bir yanında gazeteler bu sonucu anlamakta zorlandı. Bu ders, böyle bir çöküşün nasıl mümkün olduğunu soruyor.
Bağlam — sahte savaş
Eylül 1939'da İngiltere ve Fransa Almanya'ya savaş ilan etti, ama Polonya'ya fiilen yardım edemedi. Fransız ordusu Saar bölgesinde kısa ve sınırlı bir ilerleme yaptıktan sonra geri çekildi. Sonraki sekiz ay boyunca Batı cephesinde büyük bir muharebe yaşanmadı. Fransızlar bu döneme «tuhaf savaş», İngilizler «sahte savaş» dedi. Askerler sınır boyunca, beton tahkimatların ve sığınakların arkasında bekledi; cephede can sıkıntısı, geride ise savaşın belki hiç gelmeyeceği umudu vardı.
Fransa'nın stratejisi savunmaya dayanıyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın kanlı saldırılarından ders çıkardığını düşünen Fransız komutanlar, Almanya sınırı boyunca Maginot Hattı denen güçlü bir tahkimat zinciri kurmuştu. Plan, Almanya'yı uzun bir savaşa zorlamak, bu sırada İngiltere ile birlikte ekonomik üstünlüğü kullanıp ablukayla Almanya'yı yıpratmaktı. Almanların Birinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi Belçika üzerinden geleceği düşünülüyordu; bu yüzden en iyi Fransız ve İngiliz birlikleri, saldırı başlayınca Belçika'ya ilerleyecekti.
Gelişme — Ardennes'den Manş'a
10 Mayıs 1940'ta Almanya; Hollanda'ya, Belçika'ya ve Lüksemburg'a saldırdı. Aynı gün Londra'da Chamberlain istifa etti, yerine Winston Churchill geçti. Fransız ve İngiliz birlikleri planlandığı gibi Belçika'ya ilerledi. Ama Alman saldırısının asıl ağırlığı orada değildi. General Erich von Manstein'ın önerdiği ve Hitler'in benimsediği plana göre, zırhlı tümenlerin büyük bölümü, Fransızların tanklar için geçilmez saydığı ormanlık ve tepelik Ardennes bölgesinden ilerleyecekti. Yüzlerce kilometre uzunluğunda araç kolları, dar orman yollarından geçerek birkaç gün içinde Meuse ırmağına ulaştı. 13 Mayıs'ta, Sedan yakınlarında, yoğun hava desteğiyle ırmak geçildi. Heinz Guderian'ın zırhlı birlikleri, ardından gelen piyadeyi beklemeden batıya, denize doğru ilerledi. 20 Mayıs'ta Alman tankları Manş kıyısına ulaştı. Belçika'daki en iyi Müttefik birlikleri, kuzeyde bir kıskacın içinde kalmıştı.
Fransız komutası olayların hızına yetişemedi. Başkomutan Maurice Gamelin görevden alındı; yerine 73 yaşındaki General Maxime Weygand getirildi. Weygand, Ortadoğu'daki Fransız kuvvetlerinin komutanı olarak Beyrut'taydı ve Paris'e çağrıldı. Ama Alman koridorunu kesmek için tasarlanan karşı saldırılar başarılı olmadı. Hollanda 15 Mayıs'ta, Belçika 28 Mayıs'ta teslim oldu. Kuzeyde sıkışan İngiliz ve Fransız birlikleri, Dunkerque limanına çekildi. 26 Mayıs ile 4 Haziran arasında, savaş gemileri ve yüzlerce sivil tekneyle, 300 bini aşkın asker İngiltere'ye taşındı; ama ağır silahların neredeyse tamamı geride kaldı.
Dönüş noktası — Bordeaux'daki karar
Haziran başında Almanlar güneye döndü. 10 Haziran'da İtalya, Fransa'ya ve İngiltere'ye savaş ilan etti. Hükümet Paris'ten ayrıldı; Paris açık şehir ilan edildi ve 14 Haziran'da Alman birlikleri kente girdi. Kuzeyden milyonlarca insan, eşyalarını arabalara, el arabalarına yükleyerek güneye kaçtı; yollar tıkandı. Hükümet önce Loire bölgesindeki şatolara, ardından Bordeaux'ya yerleşti. Burada asıl soru askerî değil siyasiydi: Fransa savaşı sürdürecek miydi, yoksa mütareke mi isteyecekti?
16 Haziran akşamı Reynaud istifa etti. Cumhurbaşkanı, Birinci Dünya Savaşı'nın Verdun kahramanı olarak saygı gören 84 yaşındaki Mareşal Philippe Pétain'i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Pétain ertesi gün radyodan, çarpışmaların durdurulması gerektiğini açıkladı. 18 Haziran'da, Londra'ya geçmiş olan General Charles de Gaulle, BBC'den Fransızları savaşı sürdürmeye çağırdı; ama bu çağrıyı o gün duyanlar pek azdı.
Yaygın yanlış«Fransa, Almanya'dan çok daha az tanka ve askere sahip olduğu için yenildi.»
Bugünkü araştırmalar, 1940'ta Fransa'nın ve müttefiklerinin tank sayısında Almanya'ya eşit, hatta ondan üstün olduğunu, Fransız tanklarının bazılarının da Alman tanklarından daha ağır zırhlı olduğunu gösterir. Fark, araçların sayısında değil, nasıl kullanıldıklarındaydı: Almanlar tanklarını birkaç noktada toplayıp telsizle yönetilen hızlı birlikler olarak kullandı; Fransız tanklarının önemli bir bölümü piyadeye destek için cepheye dağıtılmıştı. Hava kuvvetlerinde ise Almanya'nın açık bir üstünlüğü vardı.
Cevap — bir haftalık hata, bir rejimin sonu
Fransa altı haftada yenildi, çünkü Alman ordusu, Müttefiklerin en güçlü birliklerini Belçika'ya çekerken asıl darbeyi en zayıf noktadan, Ardennes'den indirdi; Sedan'da açılan gediği hızla genişletti ve Fransız komutasına toparlanma fırsatı vermedi. Fransız ordusu savaşmayı bilmeyen bir ordu değildi; ama yavaş işleyen bir komuta düzenine, Birinci Dünya Savaşı'nın deneyimine göre kurulmuş bir stratejiye ve hızla değişen bir duruma yanıt veremeyen bir haberleşme sistemine sahipti. Askerî yenilgi, ardından Bordeaux'da siyasi bir karara dönüştü: savaşı imparatorluktan sürdürmek yerine mütareke istendi. 10 Temmuz 1940'ta Vichy kentinde toplanan meclis, büyük çoğunlukla Pétain'e geniş yetkiler verdi. Üçüncü Cumhuriyet sona erdi.
Bugünle bağ — Beyrut'tan çağrılan general
Fransa'nın düşüşü, Ankara'nın güneyden aldığı güvenlik hesabını da altüst etti. Ekim 1939'da imzalanan Türk-İngiliz-Fransız antlaşmasında Fransa'nın Doğu Akdeniz'deki askerî gücü önemli bir yer tutuyordu. Bu gücün merkezi, Fransız mandası altındaki Suriye ve Lübnan'daydı; komutanı da, Mayıs 1940'ta Paris'e çağrılan Weygand'dı. Mütarekeden sonra Suriye ve Lübnan'daki Fransız yönetimi Vichy'ye bağlı kaldı. Türkiye'nin güneyindeki komşusu, artık Almanya ile işbirliği yapan bir hükümete bağlı bir toprak olmuştu; 1941'de bu bölge, İngiliz ve Özgür Fransız birlikleriyle Vichy birlikleri arasında çarpışmalara sahne olacaktı.
Birincil kaynak
Mareşal Pétain'in 17 Haziran 1940 radyo konuşmasından:
Français. À l'appel de Monsieur le Président de la République, j'assume à partir d'aujourd'hui la direction du gouvernement de la France. […] En ces heures douloureuses, je pense aux malheureux réfugiés, qui dans un dénuement extrême sillonnent nos routes. […] C'est le cœur serré que je vous dis aujourd'hui qu'il faut cesser le combat. Je me suis adressé cette nuit à l'adversaire pour lui demander s'il est prêt à rechercher avec nous, entre soldats, après la lutte et dans l'honneur, les moyens de mettre un terme aux hostilités.
Türkçesi: Fransızlar. Cumhurbaşkanı'nın çağrısıyla, bugünden itibaren Fransa hükümetinin yönetimini üstleniyorum. […] Bu acılı saatlerde, büyük bir yoksulluk içinde yollarımızı dolduran zavallı mültecileri düşünüyorum. […] Bugün size, yüreğim burkularak, çarpışmayı durdurmak gerektiğini söylüyorum. Bu gece düşmana başvurarak, bizimle birlikte, askerler arasında, mücadeleden sonra ve onur içinde, çarpışmalara son vermenin yollarını aramaya hazır olup olmadığını sordum.
Kaynak: Philippe Pétain, radyo konuşması, 17 Haziran 1940; metin, Informations générales (24 Haziran 1941) bülteninde yayımlandığı biçimiyle; Vikikaynak (Fransızca). Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- Pétain, mütareke henüz imzalanmamışken «çarpışmayı durdurmak gerektiğini» açıklıyor. Bu açıklama cephedeki askerleri nasıl etkilemiş olabilir?
- Konuşmada «askerler arasında» ve «onur içinde» ifadeleri neden seçilmiş olabilir?
- Konuşma, mültecilerden söz ediyor ama İngiltere'den söz etmiyor. Bu sessizlik ne anlama gelir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Marc Bloch (1946) — Ortaçağ tarihçisi Bloch, 1940'ta yedek subay olarak savaşa katıldı ve yenilgiden hemen sonra Garip Yenilgi adlı tanıklığını yazdı; kitap, onun 1944'te Direniş üyesi olarak öldürülmesinden sonra yayımlandı. Bloch, yenilginin başlıca nedenini komutanların eski bir savaşın kafasıyla düşünmesinde, yavaşlığında ve bunun ardındaki daha geniş bir toplumsal ve entelektüel tutuculukta gördü.
- Alistair Horne (1969) — To Lose a Battle adlı kitabında, Sedan'daki çarpışmaları ayrıntılı biçimde anlattı; yenilgiyi askerî hatalarla birlikte, iki savaş arası Fransa'nın siyasi bölünmüşlüğüne ve moral çöküşüne bağladı.
- Karl-Heinz Frieser (1995) — Alman askerî arşivlerine dayanan çalışmasında, «yıldırım savaşı»nın önceden tasarlanmış bir öğreti olmadığını; Ardennes saldırısının büyük bir kumar olduğunu, Guderian gibi komutanların emirleri aşan hızlı ilerleyişiyle başarıya ulaştığını savundu.
- Ernest May (2000) — Strange Victory adlı kitabında, Müttefiklerin askerî güç bakımından Almanya'dan zayıf olmadığını, yenilginin istihbarat değerlendirmesindeki ve düşmanın ne yapacağını hayal etmedeki başarısızlıktan doğduğunu ileri sürdü.
Bu tarihçiler yenilgiyi farklı düzeylerde açıklar. Bloch ve Horne, ordunun arkasındaki toplumu ve siyaseti sorgular; Frieser ve May ise yenilgiyi kaçınılmaz bir çöküş olarak değil, birkaç gün içinde verilmiş kararların ve şansın ürünü olarak görür. Son yıllarda araştırmacılar, Fransa'nın 1940'tan önce «çökmüş» bir ülke olduğu fikrinin büyük ölçüde yenilgiden sonra, Vichy rejiminin kendi propagandasıyla da beslenerek geriye doğru kurulduğunu vurgular. Ayrılık, yenilginin bir toplumun mu yoksa bir harekâtın mı hikâyesi olduğu üzerinedir.
Derine İn
Ardennes saldırısı, Alman komutanlarının bir bölümüne bile tehlikeli görünüyordu. Dar orman yollarında günlerce sıkışan araç kolları, havadan saldırıya son derece açıktı; Müttefik hava kuvvetleri bu kolları zamanında saptayıp vurabilseydi, saldırı daha başlamadan durabilirdi. Fransız keşif uçaklarının ve bazı subayların bu kollara dair uyarıları ise komutanın yerleşik beklentisine uymadığı için yeterince ciddiye alınmadı. Sedan'daki kesimi, büyük bölümü yedek askerlerden oluşan ve modern silahları eksik birlikler savunuyordu. Alman hava kuvvetlerinin bu birliklere yönelik yoğun saldırıları, verdikleri kayıplardan çok yarattıkları dehşet ve dağınıklıkla etkili oldu.
Fransız komuta düzeninin yavaşlığı da sık sık vurgulanır. Gamelin'in karargâhında telsiz yoktu; emirler kuryelerle ve telefonla iletiliyordu ve cepheye ulaşmaları bazen bir günü buluyordu. Alman birlikleri ise telsizle bağlıydı ve komutanlar ön safların yakınında bulunuyordu. Bu fark, savaşın hızını belirledi: Fransızlar bir karşı saldırı planlayıp uygulayana kadar, Almanlar başka bir yere ilerlemiş oluyordu. Alman başarısının da bir sınırı vardı: zırhlı birliklerin piyadeden fazla uzaklaşması, Alman komutasında bile kaygı yarattı; 17 Mayıs'ta Guderian bir süreliğine durdurulmak istendi ve 24 Mayıs'ta zırhlı birliklere Dunkerque önünde durma emri verildi. Bu duraksamanın nedenleri hâlâ tartışılır; ama Müttefik askerlerinin büyük bölümünün kaçmasına zaman tanıdığı açıktır.
Fransa'nın yenilgisinin insani boyutu da büyüktü. Kuzeyden kaçan milyonlarca insan, Fransız tarihinde «göç» anlamına gelen bir sözcükle anılan bir kaçışa katıldı; aileler yollarda birbirini kaybetti. Yaklaşık bir milyon sekiz yüz bin Fransız askeri esir düştü; bunların çoğu yıllarca Almanya'daki kamplarda kaldı. Mütarekenin teslim maddesi, Almanya'dan kaçıp Fransa'ya sığınmış siyasi mültecileri doğrudan tehdit ediyordu.
Yenilginin uluslararası sonuçları da geniş oldu. İngiltere artık yalnızdı. Fransız filosunun Almanların eline geçmesinden korkan İngiltere, Temmuz 1940'ta Cezayir'deki Mers-el-Kébir limanında Fransız gemilerine saldırdı; bu olay, iki eski müttefik arasında derin bir kırgınlık yarattı. Fransa'nın Asya'daki sömürgeleri Japonya'nın baskısına açık kaldı. Mussolini'nin savaşa girmesi, Akdeniz'i de bir cepheye dönüştürdü. Fransa'nın düşüşü, Avrupa'daki savaşı bir dünya savaşına dönüştüren süreçte bir kırılma noktası oldu.
Yenilginin sorumluluğu sorusu, savaş sürerken bile siyasetin merkezindeydi. Vichy rejimi, 1942'de Riom kentinde Üçüncü Cumhuriyet'in bazı önde gelen siyasetçilerini ve Gamelin'i, ülkeyi savaşa hazırlıksız soktukları gerekçesiyle yargılamaya başladı. Amaç, yenilgiyi cumhuriyetin ve onun «çöküşünün» suçu olarak göstermekti. Ama sanıkların savunmaları, rejimin silahlanma kararlarındaki kendi payını, ordu komutasının, yani Pétain'in de içinde bulunduğu eski komutanların sorumluluğunu tartışmaya açtı; Almanya'nın da hoşnutsuzluğu üzerine yargılama yarıda kesildi. Savaştan sonra bu kez Pétain yargılandı ve mahkûm edildi. Böylece 1940 yenilgisinin hikâyesi, uzun süre iki karşıt suçlamanın arasında anlatıldı: bir yanda «çürümüş cumhuriyet», öbür yanda «teslimiyetçi komutanlar». De Gaulle'ün Londra'da kurduğu Özgür Fransa ise mütarekeyi hiçbir zaman tanımadı; yenilginin bir savaşın değil yalnızca bir muharebenin kaybı olduğunu savunarak Fransa'nın savaşı imparatorluktan ve müttefiklerin yanında sürdürdüğünü ileri sürdü. Bu iki anlatı, savaştan sonraki Fransa'da ulusal belleğin nasıl kurulacağı tartışmasını onyıllarca belirledi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Marc Bloch, L'Étrange Défaite (Paris: Société des Éditions Franc-Tireur, 1946).
- Alistair Horne, To Lose a Battle: France 1940 (Londra: Macmillan, 1969).
- Robert A. Doughty, The Breaking Point: Sedan and the Fall of France, 1940 (Hamden: Archon Books, 1990).
- Karl-Heinz Frieser, Blitzkrieg-Legende: Der Westfeldzug 1940 (Münih: Oldenbourg, 1995).
- Ernest R. May, Strange Victory: Hitler's Conquest of France (New York: Hill and Wang, 2000).
- Julian Jackson, The Fall of France: The Nazi Invasion of 1940 (Oxford: Oxford University Press, 2003).
Arşiv ve kaynak
1940 harekâtının kaynakları arasında Fransız ve Alman askerî arşivleri, birlik günlükleri, bakanlar kurulu tutanakları, savaştan sonra Riom'da ve Pétain davasında verilen ifadeler, siyasetçilerin ve komutanların hatıraları, askerlerin mektupları ve göç yollarındaki sivillerin tanıklıkları vardır. Lebrun'un hatıraları, mütareke metni ve Pétain'in konuşması Fransızca Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Fransız hükümeti 1940'ta Kuzey Afrika'ya geçip savaşı sürdürseydi ne olurdu?
- Fransa'nın yenilgisi kaçınılmaz mıydı, yoksa birkaç günün kararlarına mı bağlıydı?
- Yenilgiden sonra Fransa'nın «çökmüş bir toplum» olarak anlatılması, Vichy rejiminin işine nasıl yaradı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Alman saldırısının asıl ağırlığı hangi bölgeden geçti? A) Maginot Hattı B) Ardennes C) Alpler D) Normandiya kıyıları
- (Hedef 1) 1940'ta Dunkerque'den İngiltere'ye taşınan asker sayısı yaklaşık olarak nedir? A) 30 bin B) 3 milyon C) 300 bini aşkın D) 1 milyon
- (Hedef 2) Lebrun'un hatıralarına göre 12 Haziran 1940 bakanlar kurulunda mütareke isteğine karşı çıkan kimdir? A) Paul Reynaud B) Maxime Weygand C) Philippe Pétain D) Maurice Gamelin
- (Hedef 2) Compiègne Mütarekesi'ne göre Alman işgal birliklerinin bakım giderlerini kim karşılayacaktı? A) Almanya B) İtalya C) Milletler Cemiyeti D) Fransız hükümeti
- (Hedef 3) «Yıldırım savaşı»nın önceden tasarlanmış bir öğreti olmadığını, Ardennes saldırısının bir kumar olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Marc Bloch B) Alistair Horne C) Karl-Heinz Frieser D) Ernest May
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Fransa'nın 1940 yenilgisi askerî bir hatanın mı, yoksa toplumsal ve siyasi bir çöküşün mü sonucuydu? Cevabında Lebrun'un hatıralarını, mütareke metnini ve Pétain'in konuşmasını kullan; Bloch ile May'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Ardennes.
- C — 300 bini aşkın.
- A — Paul Reynaud.
- D — Fransız hükümeti.
- C — Karl-Heinz Frieser.
Kapsamlı bir cevap, Fransa'nın askerî yenilgisinin Ardennes'den gelen Alman saldırısının hızından, Müttefik birliklerinin Belçika'ya çekilmesinden, Fransız komuta düzeninin yavaşlığından ve hava kuvvetlerindeki Alman üstünlüğünden doğduğunu; ama mütareke kararının ayrı, siyasi bir seçim olduğunu açıklar. Lebrun'un hatıralarını, Bordeaux'daki bakanlar kurulunda savaşı sürdürmek ile mütareke istemek arasındaki tartışmanın tanıklığı olarak; mütareke metnini, Fransız devletini işgalin yönetimine ortak eden koşulların belgesi olarak; Pétain'in konuşmasını ise yenilginin «onurlu» bir çıkış olarak sunuluşunun örneği olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Bloch'un yenilgiyi komutanların ve toplumun zihniyetine bağlayan yaklaşımını, May'in yenilgiyi istihbarat ve hayal gücündeki başarısızlığa bağlayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Haziran 1940'ta İngiltere, Avrupa'da Almanya'ya karşı savaşan tek büyük güç olarak kaldı. Hitler, İngiltere'nin barış isteyeceğini umdu; Londra bu yolu seçmedi. Bir çıkarma yapabilmek için Almanya'nın önce Manş'ın üzerindeki göğe egemen olması gerekiyordu. 1940 yazında İngiliz ve Alman hava kuvvetleri arasında başlayan mücadelede radar istasyonları, uçak fabrikaları ve sonra şehirler hedef oldu. Sıradaki bölümün sorusu şu: Fransa'yı altı haftada yenen bir güç, Manş'ı neden geçemedi?