İçeriğe geç

Bölüm GT-001.02 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Tarihi kim yazar, kim yazamaz?

GT-001 Tarih Nedir?

2.641 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1739–2013
Bölge
Dünya
Tema
Tarih yöntemi · Tarihyazımı
Kişiler
Olaudah Equiano · Vincent Carretta · E. P. Thompson · Ranajit Guha · Gayatri Chakravorty Spivak · Joan W. Scott · David Anderson · Naima
Yerler
Londra · Kenya · Hanslope Park · Pekin · İstanbul
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Tarih yazımının tarih boyunca kimlerin elinde toplandığını ve bunun hangi koşullara, yani okuryazarlığa, kurumlara ve iktidara bağlı olduğunu örneklerle anlatabileceksin.
  • İz bırakma, arşivin korunması ve soru sorabilme olanaklarının eşit dağılmadığını ve bunun tarihçinin elindeki kanıtı nasıl biçimlendirdiğini açıklayabileceksin.
  • «Aşağıdan tarih», madun çalışmaları ve toplumsal cinsiyet tarihi gibi yaklaşımların bu eşitsizliğe nasıl cevap verdiğini ve sınırlarını değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — «kendisi tarafından yazılmıştır»

1789'da Londra'da iki ciltlik bir kitap yayımlandı. Başlığı uzundu: Afrikalı Olaudah Equiano'nun ya da Gustavus Vassa'nın İlginç Yaşam Öyküsü. Başlığın altında, küçük harflerle ama dikkat çekici biçimde, bir not vardı: «kendisi tarafından yazılmıştır». Kitabın yazarı, çocukken köleleştirilmiş, Atlantik'i köle gemisinde geçmiş, yıllarca bir gemide hizmet etmiş, sonunda özgürlüğünü parayla satın almış bir adamdı.

Bu küçük not, bir iddiaydı. O dönemde köleleştirilmiş insanların yazdığı anlatılar, genellikle beyaz tanıkların yazdığı önsözlerle ve onay mektuplarıyla birlikte yayımlanıyordu; yazarın gerçekten var olduğunu ve metni kendisinin yazdığını başkalarının doğrulaması gerekiyordu. On sekizinci yüzyılın okurlarının çoğu, köleleştirilmiş bir Afrikalının kendi hayatını yazabileceğine inanmıyordu. Equiano, kitabının ilk sayfalarında bu kuşkuyu açıkça anıyor: sıradan olmayan bir şeyin nadiren inanıldığını, bir yabancının ve adı sanı bilinmeyen birinin kamuoyunun ilgisini istemesinin riskli olduğunu yazıyordu. Bu bölüm, onun karşılaştığı engelin arkasındaki soruyu soruyor: tarihi kim yazar ve kim, neden yazamaz?

Bağlam — kalemin sahipleri

Yazının icadından bu yana tarihin büyük bölümü, küçük bir kesim tarafından yazıldı. Tarih yazmak için önce okuma yazma bilmek gerekiyordu; bu da tarihin büyük bölümünde nüfusun küçük bir azınlığına ait bir beceriydi. Ama okuryazarlık tek başına yetmiyordu: yazılanın saklanması, kopyalanması ve okunması için kurumlar gerekiyordu. Bu kurumlar, yani saraylar, tapınaklar, kiliseler, manastırlar ve devlet daireleri, genellikle güçlülerin elindeydi.

Pek çok devlet, kendi tarihini yazdıracak resmî görevliler atadı. Çin'de her yeni hanedan, kendinden önceki hanedanın resmî tarihini derletti; Ming hanedanının resmî tarihi, Pekin'de, onu deviren Qing hanedanının sarayında derlendi ve 1739'da tamamlandı. Bir hanedanın tarihini, onun yerini alan ve meşruiyetini onun düşüşüne dayandıran bir başka hanedanın yazması, tarih yazımının kiminle ve kimin için yapıldığını çarpıcı biçimde gösterir. Osmanlı Devleti'nde on sekizinci yüzyılın başında, olayları kaydetmekle görevli resmî tarihçilik, yani vakanüvislik kurumsallaştı; Naima, bu görevin ilk temsilcilerinden sayılır; onun eseri, on altıncı yüzyılın sonundan on yedinci yüzyılın ortasına kadar olan olayları anlatır ve kendinden önceki tarihçilerin yazdıklarını da derleyerek sarayın bakışıyla bir bütüne dönüştürür. Bu tarihler, çoğu zaman değerli ve ayrıntılı kaynaklardır; ama onları yazdıranların bakış açısını da taşırlar.

Sık tekrarlanan bir söz, «tarihi kazananlar yazar» der. Bu sözün kime ait olduğu bilinmiyor; pek çok ünlü kişiye atfediliyor, ama hiçbirinin söylediğine dair sağlam bir kaynak yok. Söz, yarı doğrudur: kazananlar gerçekten daha fazla yazma imkânına sahiptir. Ama kaybedenler de bazen yazar, yazdıkları bazen korunur; tarihçinin işi de çoğu zaman bu kayıp sesleri bulmaktır.

Gelişme — üç eşitsizlik

Tarihi kimin yazdığı sorusu, birbirine bağlı üç eşitsizliğe ayrılabilir. Birincisi, iz bırakma eşitsizliğidir. Bir köylü kadın, günlük hayatında sayısız iş yaptı; ama bunların çok azı bir belgeye girdi. Onun adı belki bir vergi defterinde, bir mahkeme kaydında ya da bir nüfus listesinde, başkasının kaleminden geçer. Oysa bir hükümdarın mektupları, fermanları ve kitabeleri binlerce iz bırakır.

İkincisi, arşivin korunması eşitsizliğidir. Bırakılan izlerin hangisinin saklanacağına, çoğu zaman o izlerin sahipleri değil, arşivleri denetleyenler karar verir. Bu, uzak geçmişe özgü bir sorun değil. 2011'de, Kenya'daki Mau Mau ayaklanması sırasında işkence gördüklerini söyleyen Kenyalıların İngiliz hükümetine açtığı dava sırasında, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın kendi arşivinde, sömürgelerden bağımsızlık öncesinde getirilmiş ve on yıllarca gizli tutulmuş binlerce dosya ortaya çıktı. Aynı süreçte, sömürge yönetimlerinin bazı belgeleri bağımsızlık öncesinde bilinçli olarak imha ettiği de belgelendi.

Üçüncüsü, soru sorma eşitsizliğidir. Bir arşiv açık olsa bile, onu kimin okuyacağı ve hangi soruyla okuyacağı da önemlidir. Uzun süre üniversitelerde tarih yazanların büyük çoğunluğu, belirli ülkelerden, belirli sınıflardan gelen erkeklerdi. Onların sorduğu sorular, çoğu zaman devletlere, savaşlara, diplomasiye ve büyük adamlara yönelikti. Başka sorular sorulmadıkça, aynı arşivdeki başka hikâyeler görünmez kaldı. Örneğin bir mahkeme defteri, bir savaş tarihçisi için yalnızca bir asker kaçağının kaydıdır; bir aile tarihçisi için ise geride bırakılmış bir kadının ve çocuklarının nasıl geçindiğini anlatan bir belgedir.

Dönüş noktası — «aşağıdan» ve «kenardan» bakmak

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında bu üç eşitsizliğe karşı yeni yaklaşımlar gelişti. İngiliz tarihçi E. P. Thompson, 1963'te yayımlanan İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu'nda, sanayileşme döneminin dokumacılarını, zanaatkârlarını ve işçilerini, sonraki kuşakların «muazzam küçümsemesinden» kurtarmak istediğini yazdı. Bu, «aşağıdan tarih» denen bir yaklaşımın simgesi oldu: tarihi, onu yöneten değil, yaşayan sıradan insanların gözünden yazmak.

Thompson'ın kaynakları, resmî arşivlerin yanı sıra işçi derneklerinin tutanakları, broşürler, mahkeme kayıtları, dilekçeler ve polis muhbirlerinin raporlarıydı. Yani o da, çoğu zaman güçlülerin tuttuğu kayıtları kullandı; ama onlara farklı bir soruyla, işçilerin kendi deneyimini ve düşüncesini bulmak için baktı.

Hindistan'da tarihçi Ranajit Guha ve arkadaşları, 1980'lerin başında «Madun Çalışmaları» adlı bir dizi başlattı. Onlara göre Hindistan'ın tarihi, uzun süre hem İngiliz sömürge yöneticilerinin hem de Hint ulusal hareketinin seçkinlerinin gözünden yazılmıştı; köylülerin ve alt sınıfların kendi siyasi eylemleri görünmez kalmıştı. Guha, sömürge yönetiminin köylü ayaklanmalarını bastırmak için tuttuğu raporları, onların amacının tersine okuyarak, isyancı köylülerin kendi mantığını yeniden kurmaya çalıştı.

Aynı dönemde kadın tarihçileri, tarihin yarısının neredeyse hiç yazılmadığını hatırlattı. Amerikalı tarihçi Joan W. Scott, 1986'da, toplumsal cinsiyetin, yani kadınlık ve erkekliğe yüklenen toplumsal anlamların, tarih yazımında yalnızca kadınları eklemek için değil, bütün tarihi yeniden okumak için bir araç olabileceğini savundu.

Yaygın yanlış«Arşivde yoksa olmamıştır» diye sık düşünülür.
Doğrusu

Bir olayın ya da bir grubun arşivde izi bulunmaması, onun var olmadığını değil, çoğu zaman iz bırakma ya da izini koruma imkânının olmadığını gösterir. Tarihçi, eksik kayıtları da bir kanıt olarak okumak zorundadır.

Cevap — kalem el değiştirebilir

Öyleyse tarihi kim yazar? Tarihin büyük bölümünde, okuma yazma bilen, kurumlara erişimi olan ve arşivleri denetleyen küçük bir kesim. Kim yazamaz? Okuryazarlığa, zamana, kuruma ve dinleyiciye erişimi olmayanlar. Ama bu bölünme mutlak değildir. Equiano gibi bazı insanlar, bütün engellere rağmen kendi tarihlerini yazdı. Başkaları, mahkeme tutanaklarında, dilekçelerde, mektuplarda, hatta kendilerini bastıranların raporlarında iz bıraktı.

Tarihçinin görevi, yalnızca yazılanı okumak değil, kimin yazdığını, kimin yazamadığını ve neyin yazılmadığını da sormaktır. Bu soru, tarihi daha eksiksiz yapmaz; ama nerede eksik olduğunu gösterir. Bu, tarihçinin tarafsız olmadığı anlamına gelmez; tarafsızlığın, hangi seslerin eksik olduğunu bilmekle başladığı anlamına gelir. Bir tarih kitabını okurken, «bu hikâyeyi kim anlatıyor ve kimin sesi eksik?» diye sormak, tarihsel düşünmenin temel alışkanlıklarından biridir.

Bugünle bağ — herkes yazıyor mu?

Bugün akıllı telefonları olan milyarlarca insan, her gün fotoğraf, mesaj ve video biçiminde iz bırakıyor. Bu, tarih yazımını demokratikleştirecek gibi görünüyor. Ama aynı soru yeni biçimlerde karşımıza çıkıyor: bu izlerin hangisi korunacak, kim onlara erişebilecek ve kim onları sorgulayacak? Bir sosyal medya şirketinin sunucusundaki veriler, bir devletin arşivinden daha kolay silinebilir.

Kendi ailenin tarihini düşün. Hangi büyükannenin ya da büyükbabanın mektupları, fotoğrafları ya da belgeleri korunmuş? Hangilerinin hiç izi yok? Bu soruya verdiğin cevap, büyük tarihin küçük bir modelidir.

Birincil kaynak

Köleleştirilmiş bir Afrikalı olarak Atlantik'i geçmiş ve özgürlüğünü satın almış olan Olaudah Equiano, 1789'da yayımlanan anlatısının ilk sayfasında şöyle yazar:

I believe it is difficult for those who publish their own memoirs to escape the imputation of vanity; nor is this the only disadvantage under which they labour: it is also their misfortune, that what is uncommon is rarely, if ever, believed […] It is therefore, I confess, not a little hazardous in a private and obscure individual, and a stranger too, thus to solicit the indulgent attention of the public; especially when I own I offer here the history of neither a saint, a hero, nor a tyrant.

Türkçesi: Sanırım kendi anılarını yayımlayanların kendini beğenmişlik suçlamasından kaçması zordur; üstelik uğraştıkları tek dezavantaj bu değildir: sıradan olmayan bir şeyin nadiren, hatta hiçbir zaman inanılmaması da onların talihsizliğidir […] Bu yüzden, itiraf ediyorum, özel ve adı sanı bilinmeyen birinin, üstelik bir yabancının, kamuoyunun hoşgörülü ilgisini böyle istemesi hiç de az riskli değildir; hele ki burada ne bir azizin, ne bir kahramanın, ne de bir zorbanın tarihini sunduğumu kabul ettiğimde.

Kaynak: Olaudah Equiano, The Interesting Narrative of the Life of Olaudah Equiano, or Gustavus Vassa, the African. Written by Himself (Londra, 1789), I. bölüm; Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Equiano, okurlarının kendisine neden inanmayabileceğini düşünüyor?
  2. «Ne bir azizin, ne bir kahramanın, ne de bir zorbanın tarihi» ifadesi, dönemin tarih yazımının kimleri anlattığına dair ne söylüyor?
  3. Başlıktaki «kendisi tarafından yazılmıştır» notu neden gerekliydi?

Tarihçiler Tartışıyor

  • E. P. Thompson (1963) — The Making of the English Working Class'ta sanayileşme döneminin işçilerini ve zanaatkârlarını, onları başarısız ya da önemsiz sayan tarih yazımına karşı savundu; «aşağıdan tarih» yaklaşımının simgesi oldu; işçi sınıfını ekonomik koşulların kendiliğinden ürettiği bir kategori olarak değil, kendi deneyimleriyle kendini «oluşturan» bir topluluk olarak anlattı.
  • Ranajit Guha (1982) — Madun Çalışmaları dizisinin ilk cildinde Hindistan tarihinin sömürgeciler ve ulusal seçkinler tarafından yazıldığını, köylülerin kendi siyasetinin görünmez kaldığını savundu; sömürge belgelerini tersinden okuma yöntemini geliştirdi; isyanları «kendiliğinden patlamalar» olarak değil, kendi mantığı olan siyasi eylemler olarak yorumladı.
  • Joan W. Scott (1986) — «Gender: A Useful Category of Historical Analysis» makalesinde toplumsal cinsiyetin yalnızca kadınları tarihe eklemek için değil, iktidar ilişkilerini anlamak için bir analiz aracı olduğunu savundu.
  • Gayatri Chakravorty Spivak (1988) — «Can the Subaltern Speak?» makalesinde madunların sesini «bulmaya» çalışan araştırmacıların bile onların yerine konuşma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı; iyi niyetli bir tarih yazımının da kendi sınırlarını sorgulaması gerektiğini gösterdi.

Bu dört yaklaşım, farklı ülkelerde ve farklı konularda gelişti, ama aynı soruyu paylaşıyor: tarihin kimin gözünden yazıldığı, neyin görüleceğini belirler. Thompson ve Guha, sesi duyulmayanları tarihe katmak için yeni kaynaklar ve okuma yöntemleri önerdi; Scott, kategorilerin kendisini sorguladı; Spivak ise bu çabaların bile, araştırmacının kendi konumundan kaçamayacağını hatırlattı.

Derine İn

Equiano'nun kendisi, «kim yazar?» sorusunun ne kadar karmaşık olduğunu gösteren bir örnektir. Equiano, anlatısında bugünkü Nijerya'nın güneydoğusundaki İgbo topraklarında doğduğunu ve çocukken kaçırıldığını anlatır. Ama edebiyat tarihçisi Vincent Carretta, 2005'te yayımladığı biyografide, Equiano'nun vaftiz kaydında ve bir donanma kaydında doğum yerinin Güney Carolina olarak geçtiğini ortaya koydu. Carretta'ya göre Equiano, Afrika'daki çocukluğunu başka tanıklıklardan ve kitaplardan yararlanarak kurmuş olabilirdi. Bu iddia, Equiano'nun tanıklığının en güçlü sayılan bölümünü, yani Afrika'dan Atlantik'e yolculuğun ilk ağızdan anlatımını sorgulamaya açtığı için, yoğun biçimde tartışıldı: bazı araştırmacılar, kayıtların Equiano'nun kendisi tarafından değil, başkaları tarafından tutulduğunu ve onun kökenini yanlış yansıtabileceğini savundu.

Bu tartışma, tarihin kenarında kalanların tanıklığının ne kadar ağır bir sınamaya tabi tutulduğunu da gösteriyor. Equiano'nun anlatısı, köleliğin kaldırılması kampanyasının önemli bir metniydi; onun güvenilirliği, siyasi bir mesele hâline geldi. Carretta'nın bulguları doğru olsa bile, Equiano'nun köle gemisini, Karayipleri ve özgürlük mücadelesini anlatan bölümleri başka kaynaklarla büyük ölçüde doğrulanıyor. Tarihçiler, güçlülerin yazdığı belgeleri de aynı titizlikle sınamayı unutmamalıdır: bir vergi memurunun raporu ya da bir valinin mektubu da bir bakış açısını ve bir çıkarı taşır.

Bir başka sorun, «sesi olmayanlara ses vermek» ifadesinin kendisidir. Spivak'ın uyarısı burada önemlidir: tarihçi, madunların sesini «bulduğunu» sandığında, aslında kendi sorularını ve kavramlarını onların ağzına yerleştiriyor olabilir. Sömürge raporlarını tersinden okuyan bir tarihçi, isyancı köylülerin ne düşündüğünü değil, raporu yazan memurun onlara ne atfettiğini okuyor olabilir. Aynı rapordan, farklı tarihçiler farklı köylüler çıkarabilir. Bu, çabayı boşa çıkarmaz; ama tarihçinin kendi konumunun farkında olmasını gerektirir. Bu farkındalık, dipnotlarda kaynağın kimin elinden çıktığını açıkça belirtmekle başlar.

Kenarda kalanların hepsi sessiz de değildi. On ikinci yüzyılda Bizans prensesi Anna Komnene, babası imparator I. Aleksios'un saltanatını anlatan Aleksiad'ı yazdı; bu, Orta Çağ'da bir kadın tarafından yazılmış en kapsamlı tarih eserlerinden biridir. Ama Anna'nın kalemi, onun bir imparator kızı olmasından geliyordu: kadın olduğu hâlde yazabilmesi, sınıfının ona sağladığı eğitim ve zaman sayesindeydi. Bu örnek, «kim yazar?» sorusunda cinsiyet, sınıf ve iktidarın iç içe geçtiğini gösteriyor.

Son olarak, Osmanlı tarihi de bu tartışmaya zengin örnekler sunar. Osmanlı kadı sicilleri, yani şer'iye mahkemelerinin kayıtları, kadınların miras, boşanma ve borç davalarını, köylülerin şikâyetlerini ve gayrimüslimlerin sözleşmelerini kaydeder. Bu kayıtlar, resmî vakanüvislerin kroniklerinde görünmeyen insanların hayatlarına açılan bir penceredir; ama onlar da mahkemenin dili ve kalıplarıyla, çoğu zaman bir kâtibin kaleminden süzülerek yazılmıştır. Bir kadının mahkemede ne söylediğini değil, kâtibin onun sözlerini hangi hukuki kalıba soktuğunu okuruz. Yine de bu kayıtlar, sıradan insanların hukuku nasıl kullandığını, haklarını nasıl aradığını ve kendi çıkarlarını nasıl savunduğunu gösteren, başka hiçbir yerde bulunamayacak izlerdir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • E. P. Thompson, The Making of the English Working Class (Londra: Victor Gollancz, 1963).
  • Ranajit Guha (ed.), Subaltern Studies I: Writings on South Asian History and Society (Delhi: Oxford University Press, 1982).
  • Joan W. Scott, «Gender: A Useful Category of Historical Analysis», American Historical Review 91 (1986), s. 1053–1075.
  • Gayatri Chakravorty Spivak, «Can the Subaltern Speak?», C. Nelson ve L. Grossberg (ed.), Marxism and the Interpretation of Culture içinde (Urbana: University of Illinois Press, 1988).
  • Vincent Carretta, Equiano, the African: Biography of a Self-Made Man (Athens: University of Georgia Press, 2005).
  • Ranajit Guha, Elementary Aspects of Peasant Insurgency in Colonial India (Delhi: Oxford University Press, 1983).
  • David M. Anderson, «Mau Mau in the High Court and the 'Lost' British Empire Archives», Journal of Imperial and Commonwealth History 39 (2011), s. 699–716.

Arşiv ve kaynak

Equiano'nun 1789 baskısının metni Gutenberg arşivinden ücretsiz indirilebilir. «Göç ettirilmiş arşivler», İngiltere Ulusal Arşivleri'nde FCO 141 seri numarasıyla araştırmacılara açıldı. Osmanlı kadı sicillerinin önemli bir kısmı İstanbul'daki İslam Araştırmaları Merkezi'nin ve çeşitli üniversitelerin yayın projeleriyle transkripsiyonlu olarak yayımlanmıştır.

Açık sorular

  • Resmî tarih ile sıradan insanların tanıklıkları çatıştığında, tarihçi hangisine hangi ölçütle güvenmeli?
  • Madunların sesini «bulmaya» çalışan bir tarihçi, onların yerine konuşmaktan nasıl kaçınabilir?
  • Dijital çağda kimin izi korunacak ve kimin arşivi kaybolacak?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Ming hanedanının resmî tarihi hangi hanedan döneminde tamamlandı? A) Song B) Qing C) Tang D) Yuan
  2. (Hedef 1) Olaudah Equiano'nun 1789'da yayımlanan kitabının başlığındaki «kendisi tarafından yazılmıştır» notu neden önemliydi? A) Kitabın bir roman olduğunu göstermek için B) Okurların köleleştirilmiş bir Afrikalının yazabileceğine inanmamasına karşı bir iddia olduğu için C) Kitabın başka bir dilden çevrildiğini göstermek için D) Kitabın resmî bir tarih olduğunu göstermek için
  3. (Hedef 2) 2011'de Mau Mau davası sırasında ortaya çıkan «göç ettirilmiş arşivler» hangi eşitsizliği gösterir? A) İz bırakma eşitsizliğini B) Soru sorma eşitsizliğini C) Arşivin korunması ve erişim eşitsizliğini D) Hiçbirini
  4. (Hedef 3) E. P. Thompson'ın «aşağıdan tarih» yaklaşımının amacı neydi? A) Yalnızca kralların tarihini yazmak B) Sıradan işçileri ve zanaatkârları tarih yazımının küçümsemesinden kurtarmak C) Yalnızca savaşları incelemek D) Yalnızca diplomatik belgeleri kullanmak
  5. (Hedef 3) Spivak'ın «Madun konuşabilir mi?» sorusu hangi tehlikeye dikkat çeker? A) Madunların sesini bulmaya çalışan araştırmacıların onların yerine konuşma tehlikesi B) Arşivlerin yanması C) Kitapların pahalı olması D) Tarihçilerin yabancı dil bilmemesi

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Equiano'nun anlatısı, Mau Mau davasındaki arşivler ve Osmanlı kadı sicilleri örneklerini kullanarak, «tarihi kim yazar, kim yazamaz?» sorusuna cevap ver. Tarihçinin, sesi eksik olanların tarihini yazarken hangi fırsatlarla ve hangi sınırlarla karşılaştığını değerlendir.

Cevaplar

  1. B — Ming tarihi, onu deviren Qing hanedanı döneminde 1739'da tamamlandı.
  2. B — Not, köleleştirilmiş bir Afrikalının kendi hayatını yazabileceğine dair kuşkuya karşı bir iddiaydı.
  3. C — Dosyaların on yıllarca gizli tutulması ve bir kısmının imha edilmesi, arşivin korunması ve erişim eşitsizliğini gösterir.
  4. B — Thompson, sıradan işçileri sonraki kuşakların küçümsemesinden kurtarmak istedi.
  5. A — Spivak, iyi niyetli araştırmacıların bile madunların yerine konuşabileceği tehlikesine dikkat çekti.

Güçlü bir cevap, iz bırakma, arşivin korunması ve soru sorma eşitsizliklerini örneklerle birbirinden ayırır. Tarihçinin tersinden okuma, yeni kaynaklar ve farklı sorularla bu eşitsizlikleri kısmen aşabileceğini, ama kendi konumunun sınırlarından tümüyle kaçamayacağını belirtir.

Sonraki bölüme köprü

Kimin yazdığını sormak, elimizdeki her izin nereden geldiğini de sormayı gerektirir: bir belge mi, bir tanıklık mı, bir kalıntı mı, ve ona ne kadar güvenebiliriz? Sıradaki bölüm bu izlerin türlerine ve tarihçinin onları nasıl sınadığına bakıyor: bir tarihçi geçmişi nereden bilir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: 1789 Londra'sında bir kitapçı vitrini; kitabın kapağı ve «Written by Himself» notu yakın planda.
  • 1:10–3:00 Bağlam: bir saray kütüphanesi, bir manastır, bir devlet dairesi; ellerinde kalem tutan küçük bir grup ve çevresinde kalemsiz büyük bir kalabalık.
  • 3:00–5:30 Gelişme: üç kapı: «iz bırakma», «arşivin korunması», «soru sorma»; her kapının önünde farklı insanlar. Hanslope Park deposunda kutular.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: bir işçi, bir köylü ve bir kadın silüeti; üç tarihçinin adı ve yılı sırayla belirir.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir aile fotoğraf albümü; bazı fotoğrafların yeri boş.

Kişiler yüzsüz silüet; Equiano'nun kitabının 1789 tarihli portresi kamu malı olduğundan kaynağıyla gösterilebilir.