Öğrenme hedefleri
- 1500–1867 arasında Atlantik köle ticaretinin işleyişini, Afrika'daki tedarik ağlarından Amerika'daki pazarlara kadar, aşamalarıyla açıklayabileceksin.
- Ottobah Cugoano'nun tanıklığını, Alexander Falconbridge'in ve Willem Bosman'ın anlatımlarıyla karşılaştırarak, aynı ticaretin kurbanın, gemi hekiminin ve şirket temsilcisinin gözünden nasıl göründüğünü değerlendirebileceksin.
- «Avrupalılar Afrika'ya gidip insanları yakaladı» ve «Afrikalılar kendi insanlarını sattı» gibi basitleştirici anlatıları, tarihçilerin farklı yaklaşımlarıyla tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir tüfek, bir kumaş, biraz kurşun
Büyük olasılıkla 1770 dolaylarında, Afrika'nın Altın Kıyısı'nda, Agimaque adlı kasabadan akrabalarını ziyarete gitmiş bir çocuk, oyun arkadaşlarıyla birlikte ormanda ve tarlalarda dolaşıyordu. Yıllar sonra Ottobah Cugoano adıyla Londra'da bir kitap yayımlayacak olan bu çocuk, ailesini tanıdığını söyleyen bir adam tarafından, onu evine götüreceği vaadiyle kıyıya götürüldü. Kıyıdaki bir kalede, rehberinin onun karşılığında bir tüfek, bir parça kumaş ve biraz kurşun aldığını gördü. Sonra adam onu orada bırakıp gitti. Cugoano, önce bir hücreye, sonra bir gemiye, oradan da Karayipler'deki Grenada adasına götürüldü. Bir çocuğun özgürlüğü, bir tüfeğe, bir parça kumaşa ve biraz kurşuna değiştirilmişti. Bu değiş tokuş, dört yüzyıla yayılan, on milyonlarca insanı etkileyen ve üç kıtayı birbirine bağlayan bir ticaretin en küçük birimiydi. Bu ders, bu ticaretin nasıl işlediğini, kimlerin elinden geçtiğini ve dört yüzyıl boyunca hangi çıkarların onu ayakta tuttuğunu soruyor.
Bağlam — emek arayan bir Amerika
Bir önceki derste, Potosí'nin madenlerinde And köylerinden getirilen yerli emeğini gördük. Ama Amerika'nın pek çok bölgesinde, özellikle Karayipler'de ve Brezilya'nın kıyılarında, yerli nüfus salgınlarla ve zorla çalıştırmayla çok büyük ölçüde azalmıştı. Aynı bölgelerde, Avrupa'da talebi hızla artan şeker, sonra tütün, pamuk ve kahve için büyük plantasyonlar kuruluyordu. Bu plantasyonlar, ağır, sürekli ve tehlikeli bir emek gerektiriyordu. Avrupalı sömürgeciler bu emeği, Afrika'dan zorla getirilen insanlarla karşılamaya yöneldi.
Afrika'da kölelik, Atlantik ticaretinden önce de vardı; savaş esirleri, borçlular ya da cezalandırılanlar köleleştirilebiliyor, Sahra'yı aşan ve Hint Okyanusu'na uzanan yollarla da insanlar satılıyordu. Ama Atlantik ticareti, bu var olan düzenleri çok daha büyük bir ölçeğe ve bambaşka bir mantığa taşıdı. 1440'larda Portekizlilerin küçük ölçekte başlattığı ticaret, 1600'lerden 1800'lerin başına uzanan dönemde Hollandalıların, İngilizlerin ve Fransızların katılımıyla doruğuna ulaştı. Bugün tarihçilerin gemi kayıtlarına dayanan hesaplarına göre, 1500 ile 1867 arasında on iki milyonu aşkın insan Afrika kıyılarından gemilere bindirildi; bunların on bir milyona yakını okyanusun öbür yakasına canlı ulaştı. Brezilya bu insanların en büyük bölümünü aldı; onu Karayipler izledi.
Gelişme — kıyıdaki pazar
Atlantik köle ticareti, Avrupalıların Afrika'nın içlerine girip insanları kendilerinin yakaladığı bir düzen değildi. Avrupalılar, tropik hastalıklar ve Afrika devletlerinin askerî gücü karşısında, çoğu zaman kıyıdaki kalelerde ve ticaret istasyonlarında kaldı. İnsanlar, Afrikalı tüccarların, devletlerin ve aracıların kurduğu ağlarla, bazen yüzlerce kilometre içeriden kıyıya getirildi. Avrupalılar ise karşılığında kumaş, metal eşya, silah, barut, alkol ve deniz kabuklarından yapılan para getiriyordu. İç bölgelerde kurulan bir köle pazarından kıyıdaki gemiye uzanan bu düzeni gözlemleyen iki Avrupalının anlatımları, ticaretin işleyişini ayrıntılı biçimde gösterir.
Falconbridge'ten yaklaşık seksen yıl önce, bir Hollandalı şirket temsilcisi de benzer bir düzeni, ama çok farklı bir amaçla anlatmıştı.
Dönüş noktası — kimin elinden geçti?
Bu anlatımlar, Atlantik köle ticaretinin Afrika'da, Avrupa'da ve Amerika'da pek çok kişinin elinden geçen karmaşık bir düzen olduğunu gösterir. Afrika'da insanlar savaşlarda esir alındı, akınlarla kaçırıldı, borç ya da ceza yüzünden köleleştirildi, Cugoano gibi kandırılarak satıldı. Bazı Afrika devletleri, bu ticaretten gelir, silah ve güç elde etti; satılan her insan için alınan kraliyet vergisi, bazı kıyı krallıklarının hazinesinin önemli bir kalemi oldu. Ama pek çok Afrikalı yönetici ve topluluk da bu ticarete karşı çıktı. On altıncı yüzyılın başında Kongo kralı I. Afonso, Portekiz kralına yazdığı mektuplarda, tüccarların uyruklarını ve hatta soylu ailelerin çocuklarını kaçırıp sattığından yakındı ve ticaretin denetim altına alınmasını istedi. Kıyıya uzak pek çok topluluk ise, köle akınlarından korunmak için köylerini dağlara ve bataklıklara taşıdı.
Avrupa'da ise bu ticaret, limanlara, bankalara, sigortacılara ve üreticilere büyük kazançlar sağladı. Liverpool, Nantes ve Amsterdam gibi limanlar köle gemilerinin donatıldığı merkezler oldu. Gemiler Avrupa'dan kumaş, metal ve silahla çıkıyor, Afrika'da insanlarla yükleniyor, Amerika'da onları satıp şeker, tütün ve pamukla dönüyordu. Ama bu «üçgen» her zaman bu kadar düzgün değildi: Brezilya ile Afrika arasındaki ticaret, çoğu zaman Avrupa'ya uğramadan, tütün ve rom karşılığında doğrudan yapıldı.
Yaygın yanlış«Atlantik köle ticaretinde Avrupalılar insanları Afrika'nın içlerinde kendileri avladı.»
Avrupalıların büyük çoğunluğu kıyıdaki kalelerde ve gemilerde kaldı; insanları kıyıya getiren, çoğu zaman Afrikalı tüccarların ve devletlerin kurduğu ağlardı. Ama bu, sorumluluğun Afrikalılara ait olduğu anlamına gelmez. Ticareti başlatan, finanse eden, büyük ölçeğe taşıyan ve karşılığında silah vererek bölgedeki savaşları körükleyen talep, Avrupa'nın ve Amerika'nın plantasyon ekonomisinden geliyordu. Tarihçilerin bugünkü sorusu, suçu kimin taşıdığı değil, bu düzenin farklı halkaları arasındaki ilişkinin nasıl işlediğidir.
Cevap — bir talep zinciri
Atlantik köle ticareti, Amerika'daki plantasyonların emek talebinin, Avrupa'nın sermayesi ve gemileri aracılığıyla, Afrika'daki tedarik ağlarına bağlandığı bir zincir olarak işledi. Her halkada farklı insanlar kazanç sağladı; ama zincirin bütün yükünü, kıyıya getirilen, gemilere bindirilen ve Amerika'da ömür boyu çalıştırılan milyonlarca insan taşıdı. Bu insanların çoğu, adı hiçbir belgeye geçmeden öldü. Cugoano gibi özgürlüğünü kazanıp tanıklığını yazabilenler, istisnaydı.
Bugünle bağ — bir veri tabanındaki gemiler
Bugün tarihçiler, Atlantik köle ticaretinin ölçeğini, on binlerce köle gemisi yolculuğunun kayıtlarını bir araya getiren büyük bir çevrim içi veri tabanı sayesinde hesaplayabiliyor. Bu veri tabanında, kalkış limanları, gemilere bindirilen ve karaya çıkan insan sayıları, yolculuğun süresi yer alır. Bazı kayıtlarda, gemilerdeki insanların Afrika'daki adları da bulunur. Rakamlar, milyonlarca insanın deneyimini ölçmeye yardım eder; ama tek bir adın, bir yaşamın bütün hikâyesini anlatamayacağını da hatırlatır.
Birincil kaynak
Cugoano'nun 1787'de yayımlanan kitabında kıyıdaki kaleye getirilişini anlatışı:
[...] my guide and kid-napper told me that he had to go to the castle with some company that were going there, as he had told me before, to get some goods. [...] when we arrived at the castle, I asked my guide what I was brought there for, he told me to learn the ways of the browfow, that is the white faced people. I saw him take a gun, a piece of cloth, and some lead for me, and then he told me that he must now leave me there, and went off. This made me cry bitterly, but I was soon conducted to a prison, for three days [...].
Türkçesi: [...] rehberim ve beni kaçıran kişi, daha önce de söylediği gibi, bazı mallar almak için oraya giden birkaç kişiyle kaleye gitmesi gerektiğini söyledi. [...] Kaleye vardığımızda rehberime beni oraya ne için getirdiğini sordum; bana «browfow»ların, yani beyaz yüzlü insanların yollarını öğrenmem için getirdiğini söyledi. Benim için bir tüfek, bir parça kumaş ve biraz kurşun aldığını gördüm; sonra beni orada bırakması gerektiğini söyleyip gitti. Buna acı acı ağladım; ama çok geçmeden üç gün kalacağım bir hücreye götürüldüm [...].
Kaynak: Ottobah Cugoano, Thoughts and Sentiments on the Evil and Wicked Traffic of the Slavery and Commerce of the Human Species (Londra, 1787), s. 8–9; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Cugoano'yu satan kişi, onu nasıl kandırdı? Bu yöntem, Falconbridge'in anlattığı pazar düzeninden nasıl ayrılıyor?
- Cugoano'nun karşılığında verilen üç mal hangileridir? Bu malların türü, ticaretin Afrika'daki siyasal sonuçları hakkında ne düşündürür?
- Cugoano bu anlatıyı yıllar sonra, Londra'da, kölelik karşıtı bir kitabın içinde yazdı. Bu durum, tanıklığı okurken neleri göz önünde tutmamızı gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Philip Curtin (1969) — The Atlantic Slave Trade: A Census adlı kitabında, dağınık kayıtları bir araya getirerek, ticaretin ölçeğini sistemli biçimde hesaplayan ilk büyük çalışmayı yaptı. Onun tahmini, sonraki araştırmalar için bir başlangıç noktası oldu ve ticaretin ölçeğine ilişkin uzun bir tartışmayı başlattı.
- Walter Rodney (1972) — How Europe Underdeveloped Africa adlı kitabında, köle ticaretinin Afrika'nın nüfusunu, üretimini ve siyasal düzenini yıkarak kıtanın uzun vadeli geri kalmışlığının temellerinden birini attığını savundu; ticareti Avrupa'nın Afrika'yı sömürmesinin bir parçası olarak ele aldı.
- John Thornton (1992) — Africa and Africans in the Making of the Atlantic World adlı kitabında, Afrikalı devletlerin ve tüccarların, Atlantik ticaretine kendi koşullarıyla ve kendi çıkarları doğrultusunda katıldığını, Avrupalıların Afrika'ya kendi iradelerini dayatamadığını vurguladı; Afrikalıları Atlantik dünyasının etkin kurucuları olarak gördü.
- Stephanie Smallwood (2007) — Saltwater Slavery adlı kitabında, Altın Kıyısı'ndan İngiliz Amerika'sına uzanan yolculuğu, köleleştirilmiş insanların deneyimi üzerinden inceledi; ticaretin insanları nasıl mala dönüştürmeye çalıştığını ve bu insanların bu sürece nasıl direndiğini gösterdi.
Bu tartışmada araştırmacılar, ticareti farklı sorularla inceler. Curtin, ticaretin ölçeğini ölçer. Rodney, Afrika üzerindeki yıkıcı etkisini ve Avrupa'nın sorumluluğunu vurgular. Thornton, Afrikalı aktörlerin etkinliğini öne çıkarır. Smallwood ise, bu düzenin içinde yaşayan insanların deneyimini merkeze alır. Tartışma, Atlantik köle ticaretinin Avrupa'nın Afrika'ya dayattığı bir sömürü mü, yoksa Afrikalı aktörlerin de etkin biçimde biçimlendirdiği, ama sonuçları son derece eşitsiz dağılan bir düzen mi olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Atlantik köle ticaretinin tarihini yazmak, kaynakların doğası yüzünden özellikle zordur. Kayıtların büyük bölümü, ticareti yapanlar tarafından tutuldu: gemi kaptanlarının seyir defterleri, şirketlerin hesap defterleri, liman kayıtları, sigorta belgeleri. Bu belgelerde insanlar çoğu zaman yalnızca sayı, yaş, cinsiyet ve fiyat olarak görünür. Bosman'ın anlatımı bu bakışın tipik bir örneğidir: o, insanları ticaret malı olarak, bir krallığın gelir düzeninin bir kalemi olarak anlatır. Köleleştirilmiş insanların kendi sesleri, ancak Cugoano ve Olaudah Equiano gibi özgürlüğünü kazanıp yazabilen birkaç kişinin tanıklıklarında, mahkeme kayıtlarında ve sözlü geleneklerde duyulabilir.
Kölelik karşıtı hareket, on sekizinci yüzyılın sonunda Britanya'da, bu sessizliği kırmaya çalıştı. Thomas Clarkson gibi eylemciler, köle ticaretine katılmış denizcilerden ve gemi hekimlerinden tanıklık topladı; Falconbridge'in anlatımı bu çabanın ürünüydü. Cugoano'nun ve Equiano'nun kitapları da, Britanyalı okurları köleliğin kaldırılması için ikna etmeyi amaçlıyordu. Bu kampanya, dilekçeler, şeker boykotları ve parlamento tartışmalarıyla sürdü. Britanya, 1807'de kendi uyruklarının köle ticareti yapmasını yasakladı; köleliğin kendisini ise imparatorluğunun büyük bölümünde 1833'te kaldırdı. Ama Atlantik ticareti, özellikle Brezilya'ya ve Küba'ya, on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar yasa dışı biçimde sürdü.
Cugoano'nun gemiye bindirildiği Cape Coast, bu düzenin taştan tanığıdır. On yedinci yüzyılda İsveçlilerin kurduğu, sonra el değiştirip İngilizlerin Altın Kıyısı'ndaki merkezi olan bu kale, üst katlarında subayların ve tüccarların odalarını, altında ise gemiyi bekleyen insanların tutulduğu karanlık zindanları barındırıyordu. Yakınındaki Elmina kalesiyle birlikte, bugün Gana'daki kıyı kaleleri UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Her yıl pek çok ziyaretçi, özellikle Amerika'dan ve Karayipler'den gelen Afrika kökenli insanlar, bu kalelerin denize açılan dar kapısından geçer; bu kapı, oradan geçenlerin çoğunun bir daha geri dönmediğini hatırlatacak biçimde «dönüşü olmayan kapı» diye anılır. Kölelik karşıtlığının on sekizinci yüzyılda ürettiği tanıklıklar ile bugün bu kalelerde yaşatılan bellek, aynı soruya iki farklı çağdan verilmiş cevaplar gibidir: bu ticaret nasıl unutulmayacak?
Ticaretin Afrika üzerindeki etkisi, tarihçiler arasında en çok tartışılan konulardan biridir. Bazı araştırmacılar, milyonlarca genç insanın kaybının, kıyıya yakın bazı bölgelerde, özellikle Altın Kıyısı'ndan Angola'ya uzanan kuşakta, nüfusun uzun süre durgun kalmasına yol açtığını hesaplar. Silah ticareti, bazı devletleri güçlendirirken, köle akınlarını ve bölgesel savaşları da artırdı. Ouidah krallığı, Bosman'dan yaklaşık yirmi yıl sonra, 1727'de, iç bölgelerden gelen Dahomey krallığı tarafından ele geçirildi; Dahomey de sonraki yüzyılda ticaretin önemli bir aktörü oldu. Ama Afrika toplumları, bu ticaretin yalnızca kurbanları değildi; tarımlarını, ticaretlerini ve siyasal düzenlerini, bu baskı altında da yeniden kurmayı sürdürdüler.
Ticaretin Amerika'daki sonuçları ise, bugünkü Amerika toplumlarının biçimlenmesinde belirleyici oldu. Brezilya'dan Karayipler'e, Kuzey Amerika'nın güneyinden Kolombiya'ya kadar, Afrika kökenli insanlar, dillerini, inançlarını, müziklerini ve yemek geleneklerini yeni koşullarda yaşattı ve dönüştürdü. Kölelik, kaldırıldıktan sonra da, ırkçılık ve eşitsizlik biçiminde uzun süren izler bıraktı. Bu nedenle Atlantik köle ticaretinin tarihi, yalnızca geçmişin değil, bugünün toplumlarını anlamanın da bir parçasıdır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ottobah Cugoano, Thoughts and Sentiments on the Evil and Wicked Traffic of the Slavery and Commerce of the Human Species (Londra, 1787).
- Philip D. Curtin, The Atlantic Slave Trade: A Census (Madison: University of Wisconsin Press, 1969).
- Walter Rodney, How Europe Underdeveloped Africa (Londra: Bogle-L'Ouverture, 1972).
- John Thornton, Africa and Africans in the Making of the Atlantic World, 1400–1680 (Cambridge: Cambridge University Press, 1992).
- Stephanie E. Smallwood, Saltwater Slavery: A Middle Passage from Africa to American Diaspora (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2007).
- David Eltis ve David Richardson, Atlas of the Transatlantic Slave Trade (New Haven: Yale University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Atlantik köle ticaretinin kaynakları arasında gemi seyir defterleri, şirket hesap defterleri, liman ve gümrük kayıtları, sigorta belgeleri, kalelerdeki ticaret istasyonlarının yazışmaları, Afrikalı yöneticilerin mektupları, köleleştirilmiş insanların ve kurtulanların tanıklıkları ve parlamento soruşturmalarının tutanakları vardır. David Eltis'in yürüttüğü çevrim içi veri tabanı, on binlerce yolculuğun kayıtlarını bir araya getirir.
Açık sorular
- Atlantik köle ticaretinin Afrika'nın uzun vadeli ekonomik ve siyasal gelişimi üzerindeki etkisi ne kadar büyüktü?
- Afrikalı devletlerin ticarete katılımı, bir seçim miydi, yoksa silah ve güç dengesinin dayattığı bir zorunluluk mu?
- Tüccarların ve şirketlerin kayıtlarından, köleleştirilmiş insanların deneyimine ne ölçüde ulaşılabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Köleleştirilmiş Afrikalıların Afrika'dan Amerika'ya taşındığı okyanus yolculuğuna ne ad verilir? A) Orta Geçit B) Büyük Yol C) Kraliyet Yolu D) Batı Rotası
- (Hedef 1) Atlantik köle ticaretinde en çok insanı alan Amerika bölgesi hangisidir? A) Kuzey Amerika B) Meksika C) Brezilya D) Peru
- (Hedef 2) Cugoano'ya göre onu satan rehberi, karşılığında hangi malları aldı? A) Altın, tuz ve at B) Şarap, ipek ve cam C) Pamuk, şeker ve rom D) Bir tüfek, bir parça kumaş ve biraz kurşun
- (Hedef 2) Bosman'a göre Ouidah kralının köle ticaretinden alması gereken gelir, çoğu zaman neden ona ulaşmıyordu? A) Avrupalılar ödemeyi reddediyordu B) Vergi toplayıcılar satıcılarla gizlice anlaşıyordu C) Ticaret yasaklanmıştı D) Kral vergiden vazgeçmişti
- (Hedef 3) Afrikalı devletlerin ve tüccarların Atlantik dünyasının etkin kurucuları olduğunu vurgulayan tarihçi kimdir? A) John Thornton B) Walter Rodney C) Philip Curtin D) Stephanie Smallwood
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Atlantik köle ticareti hangi halkalardan oluşan bir zincir olarak işledi ve bu zincirin sorumluluğu nasıl değerlendirilmeli? Cevabında Cugoano'nun tanıklığını, Falconbridge'in Bonny anlatımını ve Bosman'ın Ouidah anlatımını kullan; Rodney ile Thornton'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Bu yolculuğa Orta Geçit denir.
- C — En çok insanı Brezilya aldı.
- D — Rehberi bir tüfek, bir parça kumaş ve biraz kurşun aldı.
- B — Vergi toplayıcılar satıcılarla gizlice anlaşıyordu.
- A — Bu tarihçi John Thornton'dır.
Kapsamlı bir cevap, Atlantik köle ticaretini, Amerika'daki plantasyonların emek talebinin, Avrupa'nın sermayesi ve gemileri aracılığıyla Afrika'daki tedarik ağlarına bağlandığı bir zincir olarak açıklar. Cugoano'nun tanıklığını, kandırılarak satılan bir çocuğun deneyiminin ve silah gibi malların ticaretteki yerinin kanıtı olarak okur. Falconbridge'in anlatımını, Afrikalı kralların ve tüccarların denetlediği pazar düzeninin, ama aynı zamanda kölelik karşıtı bir kampanyanın ürünü olan bir tanıklık olarak değerlendirir. Bosman'ın anlatımını, ticaretin bir Afrika devletinin gelir düzenine nasıl bağlandığını gösteren, ama insanları yalnızca mal olarak gören bir şirket temsilcisinin bakışı olarak ele alır. Güçlü bir yanıt, Rodney'nin Avrupa'nın sorumluluğunu ve Afrika üzerindeki yıkımı vurgulayan yaklaşımını, Thornton'ın Afrikalı aktörlerin etkinliğini öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır ve zincirin bütün yükünü köleleştirilmiş insanların taşıdığını vurgular.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste Atlantik köle ticaretinin, Afrikalı tüccarlardan Avrupalı gemi sahiplerine ve Amerika'daki plantasyonlara uzanan bir zincir olarak nasıl işlediğini gördük. Bosman, bu zincirin halkalarından birini yöneten bir Hollanda şirketinin adamıydı. Aynı yüzyılda Hollandalılar, Asya'da çok daha büyük bir şirket kurmuştu: hissedarlardan sermaye toplayan, kendi ordusu ve donanması olan, kaleler inşa eden, antlaşmalar imzalayan ve savaş ilan edebilen bir ticaret şirketi. Sonraki bölüm bunu soruyor: Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, nasıl ilk şirket imparatorluğu oldu?