Öğrenme hedefleri
- 1740–1796 arasında Prusya kralı II. Friedrich'in ve Rusya imparatoriçesi II. Katerina'nın reformlarını, savaşlarını ve iç politikalarını birlikte açıklayabileceksin.
- Friedrich'in Anti-Machiavel'ini ve Katerina'nın Nakaz'ını karşılaştırarak, iki hükümdarın Aydınlanma fikirlerini kendi iktidarlarını anlatmak için nasıl kullandığını değerlendirebileceksin.
- «Aydınlanmış despotlar, filozofların fikirlerini uygulayan reformcu hükümdarlardı» yargısını, reformların sınırları ve savaşlar, serflik ve isyanlar ışığında tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Machiavelli'ye karşı yazan bir veliaht
1739'da, Prusya'nın veliaht prensi, yirmi yedi yaşındaki Friedrich, Machiavelli'nin Prens'ine bölüm bölüm cevap veren bir kitap yazdı. Friedrich'e göre Machiavelli, hükümdarlara zulmü, yalanı ve fethi öğütlüyordu; oysa iyi bir hükümdar, halkının mutluluğu için çalışmalı, adil ve barışçı olmalıydı. Kitap, bir Fransız filozofun düzenlemesiyle, Anti-Machiavel adıyla 1740'ın sonbaharında Lahey'de yayımlandı. O sırada Friedrich, babasının ölümüyle birkaç ay önce kral olmuştu. Kitabın basılmasından yalnızca birkaç hafta sonra, Aralık 1740'ta, yeni kral, hiçbir savaş ilanı olmadan ordusunu komşu Habsburg topraklarına, zengin Silezya eyaletine soktu. Machiavelli'ye karşı yazan veliaht, tahta çıkar çıkmaz Machiavelli'nin öğütlediği gibi davranmıştı. Bu ders, filozoflarla yazışan, onları sarayında ağırlayan ve Aydınlanma'nın dilini konuşan mutlak hükümdarların, gerçekte ne kadar «aydınlanmış» olduğunu soruyor.
Bağlam — bir kavramın doğuşu
On sekizinci yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa'nın bazı hükümdarları, Aydınlanma düşünürlerinin fikirlerini benimsediklerini açıkça ilan etti. Prusya'da II. Friedrich, Rusya'da II. Katerina ve Avusturya'da II. Joseph, filozoflarla yazıştı, yasaları yeniden düzenlemeye çalıştı, işkenceyi sınırladı, dinsel hoşgörüyü genişletti, okullar ve akademiler kurdu. Bu hükümdarlara, sonradan, «aydınlanmış despotlar» adı verildi. Ama bu hükümdarlar, gücü halkla ya da bir meclisle paylaşmayı reddetti; reformlarını, tepeden, kendi mutlak otoriteleriyle yapmayı amaçladılar.
Bu hükümdarları yakından izleyen filozoflar, onlara hem umutla hem de kuşkuyla baktı. Bir önceki derste gördüğümüz Ansiklopedi'nin editörü Denis Diderot, 1773'te Petersburg'a gidip Katerina'yla aylarca görüştü; ama sonradan, onun reformlarının kâğıt üzerinde kaldığını ima eden notlar yazdı. Aydınlanmış bir hükümdar fikri, filozofların umutlarını gerçekleştirmenin en kısa yolu gibi görünüyordu: bir kral ikna edilirse, bütün bir ülke değiştirilebilirdi. Ama bu yol, her şeyi tek bir kişinin iyi niyetine bağlıyordu.
Gelişme — Prusya'nın «birinci hizmetkârı»
Friedrich, kırk altı yıl süren saltanatında, kendini halkının hizmetinde çalışan bir hükümdar olarak sundu. Potsdam'daki Sanssouci sarayında, sabahın erken saatlerinden itibaren raporları okuyor, bakanlarına mektuplarla emirler veriyordu. Fransızca yazıyor, şiirler besteliyor, flüt çalıyor, filozofları sarayına davet ediyordu. Tahta çıkar çıkmaz, işkenceyi, en ağır birkaç suç dışında kaldırdı; işkencenin kaldırılması, Avrupa'da bu alanda atılan ilk büyük adımlardan biri sayıldı. Dinsel hoşgörüyü genişletti; ülkesinde herkesin kendi yoluyla kurtuluşa ulaşabileceğini yazdı. Köylü çocukları için temel eğitimi zorunlu kılan bir yönetmelik çıkardı. Yasaları tek bir yasa kitabında toplamak için bir çalışma başlattı; bu çalışma, onun ölümünden sonra, 1794'te tamamlandı.
Ama Friedrich'in Prusya'sı, aynı zamanda Avrupa'nın en militarist devletlerinden biriydi. Ülkenin gelirinin büyük bölümü orduya harcanıyor, subayların neredeyse tamamı soylulardan seçiliyordu. Köylüler, soyluların topraklarında serf olarak çalışmayı sürdürdü; Friedrich, serfliği kaldırmayı düşündüğünü yazsa da, soyluların desteğini yitirmemek için bu düzene dokunmadı. Yedi Yıl Savaşları'nda Prusya, Avusturya, Fransa ve Rusya'ya karşı savaştı ve büyük kayıplar verdi; 1772'de ise Friedrich, Rusya ve Avusturya'yla birlikte, Polonya'nın topraklarının bir bölümünü paylaştı.
Dönüş noktası — Rusya için bir yasa rehberi
Katerina, Anhalt-Zerbst adlı küçük bir Alman prensliğinde doğdu ve genç yaşta Rus tahtının varisiyle evlendirildi. 1762'de, kocası III. Pyotr'u, muhafız alaylarının desteğiyle yapılan bir darbeyle tahttan indirdi; Pyotr birkaç gün sonra gözetim altındayken öldü. Katerina, otuz dört yıl süren saltanatında, Voltaire ve Diderot'yla yazıştı, Diderot'nun kitap koleksiyonunu edinip onun kullanımına bıraktı ve Ansiklopedi'nin basımını Rusya'da tamamlamayı önerdi. 1767'de, Rusya'nın yasalarını yeniden yazmak üzere, Moskova'da, farklı toplumsal gruplardan seçilen beş yüzü aşkın temsilciden oluşan bir yasa komisyonu topladı ve bu komisyona yol göstermek için, Nakaz adıyla bilinen uzun bir talimat yazdı.
Nakaz'ın maddelerinin büyük bölümü, Montesquieu'nün Kanunların Ruhu'ndan ve İtalyan hukukçu Cesare Beccaria'nın ceza hukuku üzerine kitabından alınmış ya da uyarlanmıştı. Katerina, bir mektubunda, Montesquieu'yü «soyduğunu» şakayla kabul etti. Metin, yüz yirmi üçüncü maddesinde, işkencenin doğanın ve aklın bütün buyruklarına aykırı olduğunu, insanlığın onun tamamen kaldırılmasını yüksek sesle istediğini ilan ediyordu. Başka maddeleri, yasaların önünde eşitliği, cezaların suçla orantılı olmasını ve ölüm cezasının sınırlanmasını savunuyordu. Ama aynı metin, Rusya'da mutlak bir hükümdarın gerekliliğini de açıkça savunuyordu; bu savunmanın satırları, aşağıdaki birincil kaynak bölümündedir.
Yasa komisyonu, bir buçuk yıl boyunca toplandı; ama yeni bir yasa kitabı üretemeden, 1768'de Osmanlı İmparatorluğu'yla başlayan savaş gerekçesiyle dağıtıldı. 1773'te, Kazak Yemelyan Pugaçov'un önderliğinde, Volga ve Ural bölgelerinde serflerin, Kazakların ve yerli halkların katıldığı büyük bir ayaklanma başladı. Ayaklanma iki yıl sonra bastırıldı. Bu olaydan sonra Katerina, soylulara daha da dayandı; 1785'te yayımladığı bir fermanla onların ayrıcalıklarını güvenceye aldı. Saltanatı boyunca, devlete ait yüz binlerce köylüyü soylulara armağan etti; serfliğin kapsamı onun döneminde daraldı değil, genişledi.
Yaygın yanlış«Aydınlanmış despotlar, filozofların fikirlerini uygulamak için mutlak güçlerinden vazgeçmeye hazır reformculardı.»
Bu hükümdarlar, filozoflarla yazışmayı ve onların dilini kullanmayı severdi; ama güçlerini hiçbir meclisle ya da yasayla paylaşmadılar. Reformları, genellikle devleti daha verimli, ordusunu daha güçlü ve hazinesini daha zengin kılmayı amaçlıyordu. Serflik gibi toplumsal düzenin temelini oluşturan kurumlara, soyluların desteğini yitirmemek için pek dokunmadılar. Aydınlanma'nın dili, bu hükümdarların elinde çoğu zaman bir meşrulaştırma aracına dönüştü.
Cevap — aydınlanmış bir iktidar, mutlak bir iktidar
II. Friedrich ve II. Katerina, Aydınlanma'nın fikirlerini gerçekten okudu ve bazı reformlarda uyguladı: işkenceyi sınırladılar, dinsel hoşgörüyü genişlettiler, yasaları düzenlemeye çalıştılar, eğitimi desteklediler. Ama bu reformlar, onların mutlak iktidarlarını güçlendiren, devleti verimli kılan ve soylularla ittifaklarını koruyan bir çerçevenin içinde kaldı. İki hükümdar da, fetih savaşları yaptı, Polonya'yı paylaştı ve milyonlarca serfin durumunu değiştirmedi. «Aydınlanmış despotizm», Aydınlanma'nın fikirlerinin mutlak bir iktidarla birleşebileceğini, ama bu birleşmenin sınırlarının da hükümdarın çıkarlarıyla çizildiğini gösterdi.
Bugünle bağ — Kırım ve Küçük Kaynarca
Katerina'nın dönemi, Türkiye'nin tarihiyle de doğrudan bağlantılıdır. 1768–1774 Osmanlı–Rus savaşı, 1774'te Küçük Kaynarca Antlaşması'yla sona erdi; bu antlaşmayla Kırım Hanlığı Osmanlı'dan ayrıldı ve 1783'te Rusya tarafından ilhak edildi. Aydınlanma filozoflarıyla yazışan imparatoriçe, aynı zamanda Karadeniz'e ulaşmak için Osmanlı'yla savaşan bir fatihti. Bugün Kırım'ın statüsü üzerine süren tartışmalar, kökleri bu döneme uzanan uzun bir tarihin parçasıdır.
Birincil kaynak
Katerina'nın Nakaz'ının Rusya'nın yönetimine ilişkin ilk maddeleri, 1768 İngilizce çevirisinden:
6. Russia is an European State. [...] 9. The Sovereign is absolute; for there is no other Authority but that which centers in his single Person, that can act with a Vigour proportionate to the Extent of such a vast Dominion. 10. The Extent of the Dominion requires an absolute Power to be vested in that Person who rules over it. [...] 13. What is the true End of Monarchy? Not to deprive People of their natural Liberty; but to correct their Actions, in order to attain the supreme Good.
Türkçesi: 6. Rusya bir Avrupa devletidir. [...] 9. Hükümdar mutlaktır; çünkü böylesine geniş bir ülkenin büyüklüğüyle orantılı bir güçle hareket edebilecek, onun tek kişiliğinde toplanandan başka hiçbir otorite yoktur. 10. Ülkenin genişliği, onu yöneten kişiye mutlak bir güç verilmesini gerektirir. [...] 13. Monarşinin gerçek amacı nedir? İnsanları doğal özgürlüklerinden yoksun bırakmak değil; en yüce iyiye ulaşmak için davranışlarını düzeltmektir.
Kaynak: II. Katerina, Nakaz (1767), madde 6–13; Michael Tatischeff (çev.), The Grand Instructions to the Commissioners Appointed to Frame a New Code of Laws for the Russian Empire (Londra: T. Jefferys, 1768); Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Katerina, Rusya'da mutlak bir hükümdarın gerekliliğini hangi gerekçeye dayandırıyor?
- «Rusya bir Avrupa devletidir» maddesi, metnin başında neden yer alıyor olabilir? Bu madde, Montesquieu'nün «Doğu despotizmi» kavramıyla nasıl ilişkilidir?
- On üçüncü madde, monarşinin amacını «davranışları düzeltmek» olarak tanımlıyor. Bu tanım, Locke'un yönetimin amacını mülkiyetin korunması olarak tanımlamasından nasıl ayrılır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Leonard Krieger (1970) — Kings and Philosophers, 1689–1789 adlı kitabında, on sekizinci yüzyıl hükümdarlarının Aydınlanma fikirleriyle ilişkisini, siyasal kuram ile siyasal pratik arasındaki gerilim üzerinden inceledi; «aydınlanmış mutlakıyetin», mutlak hükümdarların Aydınlanma'nın akılcılığını kendi otoritelerini düzenlemek için kullandığı bir model olduğunu savundu.
- Isabel de Madariaga (1981) — Russia in the Age of Catherine the Great adlı kitabında, Katerina'nın dönemini Rus arşivlerine dayanarak ayrıntılı biçimde inceledi; onun reformlarını ciddi bir yönetim çabası olarak değerlendirdi, ama Rusya'nın toplumsal yapısının ve özellikle serfliğin bu reformlara getirdiği sınırları da vurguladı.
- H. M. Scott (1990) — Derlediği Enlightened Absolutism adlı kitapta, farklı ülkelerdeki reformları karşılaştırarak, bu reformların çoğunun Aydınlanma'dan çok, savaşların yarattığı mali ve askerî baskılara verilen pratik cevaplar olduğunu savundu; kavramın, çok farklı durumları tek bir etiket altında topladığı için dikkatle kullanılması gerektiğini vurguladı.
- Tim Blanning (2015) — Frederick the Great: King of Prussia adlı biyografisinde, Friedrich'i, kültürel ilgileri ve kişisel yaşamıyla birlikte ele aldı; onun Aydınlanma'ya bağlılığını ciddiye alırken, savaşçı ve güç politikacısı yönünün bu bağlılıkla nasıl bir arada var olduğunu gösterdi.
Bu tartışmada araştırmacılar, aydınlanmış mutlakıyeti farklı biçimlerde değerlendirir. Krieger, onu kuram ile pratik arasındaki bir gerilim olarak görür. Madariaga, Katerina'nın reformlarını ciddiye alır ama sınırlarını gösterir. Scott, reformların kökenini savaşların baskısında arar. Blanning ise, Friedrich'in kişiliğinde Aydınlanma ile güç politikasının iç içe geçtiğini gösterir. Tartışma, aydınlanmış mutlakıyetin Aydınlanma fikirlerinin gerçek bir uygulaması mı, yoksa güç politikasını ve devlet inşasını meşrulaştıran bir dil mi olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Üçüncü büyük «aydınlanmış» hükümdar, Avusturya'da 1780'den 1790'a kadar tek başına hüküm süren II. Joseph'ti. Joseph, Friedrich'ten ve Katerina'dan çok daha radikal reformlara girişti: Protestanlara ve Yahudilere geniş dinsel haklar tanıyan hoşgörü fermanları çıkardı, yüzlerce manastırı kapattı, sansürü gevşetti ve 1781'de Avusturya topraklarının bir kısmında serfliğin kişisel bağımlılık yanını kaldırdı. Ama reformlarını büyük bir hızla ve yerel gelenekleri hiç dikkate almadan uyguladı. Macaristan'da ve Avusturya Hollandası'nda, soylular ve yerel meclisler ona karşı ayaklandı. Joseph, ölüm döşeğinde, reformlarının büyük bölümünü geri almak zorunda kaldı. Onun deneyimi, yukarıdan yapılan radikal reformların, toplumun güçlü gruplarının direnişi karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi.
Prusya'da Aydınlanma'nın sınırlarını belirleyen asıl güç, soyluluktu. Doğu Prusya'nın ve Brandenburg'un büyük toprak sahibi soyluları, hem köylerinde yargıç ve efendi, hem de ordunun subay kadrosunun çekirdeğiydi. Friedrich, soyluların topraklarını burjuvalara satmasını yasakladı; subaylığı büyük ölçüde onlara ayırdı; Yedi Yıl Savaşları'ndan sonra borca batan soylu aileler için özel kredi kurumları kurdu. Ona göre soylular, devlete canlarıyla hizmet eden bir sınıftı ve ayrıcalıkları bu hizmetin karşılığıydı. Bu yüzden, köylülerin durumunu iyileştirmek için çıkardığı fermanlar, çoğu zaman yalnızca kraliyet topraklarında uygulandı; soyluların malikânelerinde eski düzen sürdü. Friedrich'in aydınlanmış yönetimi, bir soylular devletinin içinde işliyordu.
Aydınlanmış hükümdarların filozoflarla ilişkisi de, karşılıklı bir çıkar ilişkisiydi. Filozoflar, hükümdarların himayesinden ve övgüsünden yararlandı; hükümdarlar ise, filozofların yazıları sayesinde Avrupa kamuoyunda aydınlanmış ve hoşgörülü yöneticiler olarak tanındı. Katerina, Diderot'nun kütüphanesini satın alırken, bu cömertliğin Avrupa'da yayılacağını biliyordu. Friedrich'in sarayına davet ettiği filozoflarla ilişkileri bazen sert kavgalarla bitti. Hükümdarlar, filozofları severken, onların kendi iktidarlarını sorgulamasına izin vermedi.
Rusya'da Pugaçov ayaklanması, Katerina'nın reform programı için bir dönüm noktası oldu. Ayaklanmacılar, kendilerini ölmüş imparator III. Pyotr'un taraftarları olarak sundu; Pugaçov, kendisinin darbeden kurtulmuş Pyotr olduğunu ilan etti. Ayaklanma, serflerin, Kazakların, Başkurtların ve Ural madenlerindeki işçilerin öfkesini bir araya getirdi. Bu deneyim, Katerina'yı, geniş bir toplumsal değişimin kontrolden çıkabileceği korkusuyla, soylularla ittifakını güçlendirmeye itti. Aydınlanmış hükümdarın reform hevesi, alttan gelen bir isyanla karşılaşınca hızla söndü.
Son olarak, Friedrich'in hayatının sonuna doğru, Prusya'da Aydınlanma'nın ne olduğu üzerine ünlü bir tartışma yapıldı. 1784'te Königsberg'de yaşayan filozof Immanuel Kant, «Aydınlanma nedir?» sorusuna verdiği cevapta, yaşadığı çağı «aydınlanma çağı» ya da «Friedrich'in yüzyılı» olarak adlandırdı. Kant, Friedrich'in uyruklarına «istediğiniz kadar, istediğiniz konuda tartışın; ama itaat edin» dediğini aktardı. Bu söz, aydınlanmış mutlakıyetin özünü özetler: düşünce özgürdür, ama itaat tartışılmaz. Kant, aynı yazıda, aydınlanmış bir çağda değil, bir aydınlanma çağında yaşadıklarını da söyledi: insanların çoğu, kendi akıllarını başkalarının yönlendirmesi olmadan kullanmaktan hâlâ uzaktı. Ona göre aydınlanma, bir hükümdarın bağışladığı bir durum değil, her insanın kendi aklını kullanma cesaretiyle başlayan, yavaş ve bitmemiş bir süreçti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Michael Tatischeff (çev.), Catherine II, The Grand Instructions to the Commissioners Appointed to Frame a New Code of Laws for the Russian Empire (Londra: T. Jefferys, 1768).
- Leonard Krieger, Kings and Philosophers, 1689–1789 (New York: W. W. Norton, 1970).
- Isabel de Madariaga, Russia in the Age of Catherine the Great (New Haven: Yale University Press, 1981).
- H. M. Scott (ed.), Enlightened Absolutism: Reform and Reformers in Later Eighteenth-Century Europe (Londra: Macmillan, 1990).
- Derek Beales, Enlightenment and Reform in Eighteenth-Century Europe (Londra: I. B. Tauris, 2005).
- Tim Blanning, Frederick the Great: King of Prussia (Londra: Allen Lane, 2015).
Arşiv ve kaynak
Aydınlanmış hükümdarlara ilişkin kaynaklar arasında Friedrich'in kendi yazıları ve siyasal vasiyetleri, Katerina'nın Nakaz'ı ve anıları, iki hükümdarın filozoflarla yazışmaları, yasa komisyonunun tutanakları ve temsilcilerin getirdiği şikâyet belgeleri, Pugaçov soruşturmasının kayıtları ve Avusturya'daki Joseph reformlarının fermanları vardır. Nakaz'ın 1768 İngilizce çevirisine ve Anti-Machiavel'in 1740 ve 1834 baskılarına Internet Archive'daki taramalardan ulaşılabilir.
Açık sorular
- Aydınlanmış hükümdarların reformları, Aydınlanma fikirlerinin mi, yoksa savaşların yarattığı mali ve askerî baskıların mı ürünüydü?
- Katerina'nın Nakaz'ı, gerçek bir reform programı mıydı, yoksa Avrupa kamuoyuna yönelik bir propaganda metni mi?
- Yukarıdan yapılan reformlar, toplumun güçlü gruplarının direnişi karşısında neden bu kadar kırılgan oldu?
Mini sınav
- (Hedef 1) II. Friedrich, tahta çıkışından birkaç ay sonra, 1740'ta hangi eyalete ordusunu soktu? A) Saksonya B) Bohemya C) Silezya D) Pomeranya
- (Hedef 1) II. Katerina'nın döneminde, 1773'te başlayan büyük köylü ve Kazak ayaklanmasının önderi kimdir? A) Yemelyan Pugaçov B) Stenka Razin C) III. Pyotr D) Grigori Potemkin
- (Hedef 2) Friedrich'e göre hükümdar, halkının neyidir? A) Mutlak efendisi B) İlk hizmetkârı C) Babası D) Yargıcı
- (Hedef 2) Nakaz'a göre Rusya'da neden mutlak bir hükümdar gereklidir? A) Tanrı öyle istediği için B) Soylular öyle istediği için C) Halk seçtiği için D) Ülkenin genişliği yüzünden
- (Hedef 3) Aydınlanmış mutlakıyet reformlarının çoğunun savaşların yarattığı baskılara verilen cevaplar olduğunu savunan Enlightened Absolutism derlemesinin editörü kimdir? A) Isabel de Madariaga B) Leonard Krieger C) H. M. Scott D) Tim Blanning
Açık uçlu soru
(Hedef 3) II. Friedrich ve II. Katerina ne kadar «aydınlanmış» hükümdarlardı? Cevabında Friedrich'in Anti-Machiavel'ini, Katerina'nın Nakaz'ının mutlak hükümdarlık ve serflik üzerine maddelerini kullan; Madariaga ile Scott'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Friedrich ordusunu Silezya'ya soktu.
- A — Bu ayaklanmanın önderi Yemelyan Pugaçov'dur.
- B — Friedrich'e göre hükümdar, halkının ilk hizmetkârıdır.
- D — Nakaz'a göre ülkenin genişliği mutlak bir hükümdarı gerektirir.
- C — Bu derlemenin editörü H. M. Scott'tır.
Kapsamlı bir cevap, iki hükümdarın Aydınlanma fikirlerini okuyup bazı reformlarda uyguladığını, ama bu reformların mutlak iktidarlarını güçlendiren ve soylularla ittifaklarını koruyan bir çerçevede kaldığını açıklar. Friedrich'in Anti-Machiavel'deki «ilk hizmetkâr» anlayışını, aynı yıl başlattığı Silezya savaşıyla karşılaştırarak, Aydınlanma dilinin güç politikasını sınırlamadığını gösterir. Nakaz'ın mutlak hükümdarlığı savunan maddelerini ve serflik konusundaki temkinli dilini, Katerina'nın Aydınlanma fikirlerini Rusya'nın temel toplumsal düzenine dokunmadan kullandığının kanıtı olarak okur. Güçlü bir yanıt, Madariaga'nın Katerina'nın reformlarını ciddiye alan ama sınırlarını gösteren yaklaşımını, Scott'ın reformların kökenini savaş baskılarında arayan yaklaşımının yanına koyar.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste Aydınlanma'nın dilini konuşan mutlak hükümdarların, bu dili kendi iktidarlarını güçlendirmek için nasıl kullandığını gördük. Friedrich'in «istediğiniz kadar tartışın, ama itaat edin» sözü, Aydınlanma'nın bir sınırını gösteriyordu: akıl özgürce kullanılabilirdi, ama iktidarın kendisi sorgulanamazdı. Ama Aydınlanma'nın asıl eleştirmenleri, hükümdarların sarayında değil, başka yerlerdeydi. Bazı düşünürler, aklın her şeyi açıklayabileceği ve toplumu düzeltebileceği inancının kendisinden kuşku duydu; bazıları geleneğin, dinin ve duyguların savunusuna geçti; bazıları da Aydınlanma'nın evrensel insan haklarının, gerçekte kimleri kapsayıp kimleri dışarıda bıraktığını sordu. Sonraki bölüm bunu soruyor: Aydınlanma'nın karşıtı ve sınırları.