İçeriğe geç

Bölüm GT-001.01 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Geçmiş ile tarih aynı şey mi?

GT-001 Tarih Nedir?

2.691 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 430–1995
Bölge
Dünya
Tema
Tarih yöntemi · Tarihyazımı
Kişiler
Herodot · E. H. Carr · Ömer Lütfi Barkan · George Kitson Clark · George Sanger · Sezar · Leopold von Ranke · Geoffrey Elton · Keith Jenkins · Michel-Rolph Trouillot · Marc Bloch
Yerler
Stalybridge · Rubicon · Halikarnassos
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Geçmiş ile tarih arasındaki farkı, «olan» ile «olan hakkında kanıta dayanarak söylenen» ayrımıyla açıklayabileceksin.
  • Bir olayın nasıl «tarihsel olgu» hâline geldiğini Carr'ın Stalybridge örneği üzerinden anlatabileceksin.
  • Tarihin keyfî bir anlatı olmadığını, tarihçiyi kanıtın ve soruların nasıl bağladığını gösterebileceksin.

Okuma metni

Kanca — 1850, bir panayır

1850 yazında, İngiltere'nin kuzeyindeki Stalybridge kasabasında bir panayır kuruldu. Tezgâhlar arasında zencefilli kurabiye satan bir adam vardı. Önemsiz bir tartışma büyüdü, kalabalık adamın üstüne yürüdü ve onu tekmeleyerek öldürdü. Bu olay gerçekten yaşandı; o gün orada bulunan biri yıllar sonra anılarına yazdı.

Şimdi soruyu sorma zamanı: Stalybridge'deki cinayet tarihin bir parçası mı? Olduğu kesin, yani geçmişin bir parçası. Ama yüz yıl boyunca neredeyse hiçbir tarih kitabında yer almadı. Eğer geçmiş ile tarih aynı şey olsaydı, bu soru anlamsız olurdu. Soru anlamlıysa, ikisinin arasında bir boşluk var demektir ve bu bölüm o boşluğun ne olduğunu soruyor.

Bağlam — iki kelime, iki köken

Günlük dilde iki kelimeyi birbirinin yerine kullanırız. «Tarihte ilk kez» dediğimizde olup biteni kastederiz; «tarih dersinden kaldım» dediğimizde o olup biten hakkında yazılmış bilgiyi. Kelimenin kökenleri bu karışıklığın iki ayrı yüzünü taşıyor.

Batı dillerindeki history, histoire ve historia Yunanca historia'dan geliyor ve bu kelimenin ilk anlamı «araştırma, soruşturma». Halikarnassoslu Herodot, MÖ 5. yüzyılın ikinci yarısında yazdığı eserine bu kelimeyle başladı: yaptığı şey bir araştırmanın sergilenmesiydi. Yani kelime daha doğarken bir olayı değil, olay hakkında soru sorma işini adlandırıyordu.

Türkçedeki tarih ise Arapçadan geliyor ve ilk anlamı «tarihleme», bir şeye gününü ve ayını yazmak. Bugün de bir dilekçenin köşesine «tarih» atarız. Ortaçağ Arap dilcileri bile kelimenin Arapçanın kendi kökünden gelmediğini fark etmişti; bugünkü sözlükçüler onu «ay» ve «ay takvimi» anlamına gelen eski bir Sami köküne bağlıyor.

İki köken iki soruyu hatırlatıyor: bir şeyin ne zaman olduğunu sabitlemek ve onun nasıl olduğunu araştırmak. İkisi de olup bitenin kendisi değil, olup biten üzerine yapılan bir iş.

Tarihçiler bu karışıklıktan kurtulmak için bir üçüncü kelimeye başvurur: tarihyazımı. Geçmiş olup bitendir, tarih onun hakkında kurulan bilgidir, tarihyazımı ise o bilginin nasıl, kim tarafından ve hangi sorularla kurulduğunun incelenmesidir. Bir savaşı anlatmak tarih yazmaktır; o savaşın yüz elli yıl boyunca nasıl farklı anlatıldığını incelemek tarihyazımıdır. Bu bölüm boyunca üç kelimeyi ayrı tutacağız, çünkü sorunun cevabı tam da aralarındaki farkta duruyor.

Gelişme — geçmişin tamamı, tarihin seçkisi

Geçmiş, olmuş olan her şeydir. Dün sabah bir Anadolu köyünde ekmeğin kaç dakika fırında kaldığı da, Stalybridge'deki panayır kavgası da, bir imparatorluğun çöküşü de ona dahildir. Geçmiş sonsuz büyüklükte ve bir özelliği daha var: artık yok. Onu ziyaret edemeyiz, yeniden çalıştırıp izleyemeyiz.

Elimizde kalan şey geçmişin bıraktığı izlerdir: bir mektup, bir mezar taşı, bir vergi defteri, bir sikke, bir anı kitabı. Stalybridge olayı da ancak böyle bir iz sayesinde biliniyor. Olayı anlatan, gezici bir gösteri şirketinin sahibi olan George Sanger'ın 1910'da yayımlanan anılarıdır. İz olmasaydı, olay geçmişte yaşanmış olmaya devam ederdi ama hakkında tek bir cümle kurulamazdı.

İzlerin çoğu tarihçiler için bırakılmadı. Osmanlı Devleti 15. ve 16. yüzyılda ele geçirdiği bölgelerde tahrir defterleri tuttu: köy köy vergi mükelleflerinin, tarlaların ve ürünlerin kaydı. Amaç vergiyi hesaplamak ve askerî dirlikleri dağıtmaktı. Yirminci yüzyılda Ömer Lütfi Barkan gibi tarihçiler aynı defterleri bambaşka bir soruyla açtı: Anadolu'nun ve Balkanların nüfusu nasıl değişti? Defter aynı defterdi; onu vergi belgesinden nüfus tarihinin kaynağına çeviren şey yeni sorunun kendisiydi.

İzlerin kendisi de henüz tarih değildir. Bir arşivde milyonlarca belge bulunabilir; tarihçi onlardan hangisini okuyacağını, hangisini bir argümanın parçası yapacağını seçer. İngiliz tarihçi E. H. Carr bu seçimi 1961'de Cambridge'de verdiği konferanslarda çarpıcı bir örnekle anlattı. Sezar'ın küçük Rubicon ırmağını geçmesi bir tarihsel olgudur; ondan önce ve sonra aynı ırmağı geçen milyonlarca insanın geçişi ise kimseyi ilgilendirmez. Fark ırmakta değil, tarihçinin sorusundadır: Sezar'ın geçişi Roma Cumhuriyeti'nin sonunu açıklamaya yarıyor, ötekiler yaramıyor.

Carr'ın bir benzetmesi de burada işe yarıyor. Olgular balıkçı tezgâhına dizilmiş balıklara benzemez; geniş ve yer yer ulaşılmaz bir okyanusta yüzen balıklara benzer. Tarihçinin ne yakalayacağı biraz şansa, ama çoğunlukla okyanusun hangi kısmında avlanmayı ve hangi takımı kullanmayı seçtiğine bağlıdır.

Dönüş noktası — bir dipnotun gücü

Stalybridge örneğini tarihe sokan da Carr'ın kendisiydi, bu yüzden hikâyenin asıl ilginç kısmı burada başlıyor. Olay 1910'dan beri bir anı kitabında duruyordu ve kimse ona dönüp bakmıyordu. 1960'ta Cambridge'li tarihçi George Kitson Clark, Oxford'da verdiği bir konferans dizisinde Viktorya dönemi İngiltere'sinin sanıldığı kadar düzenli ve yasaya saygılı olmadığını göstermek için onu andı. Bir yıl sonra Carr bu atfı fark etti ve olayın o an «tarihsel olgular kulübüne üyelik için aday gösterildiğini» söyledi. Üyeliğin kabul edilip edilmeyeceği, Kitson Clark'ın savunduğu yorumun öbür tarihçilerce geçerli ve önemli bulunmasına bağlıydı.

Zincirin ilk halkası da ayrıca dikkat istiyor. Sanger bir tarihçi değil, bir sirk ve gösteri işletmecisiydi; olayı bir anı kitabında, panayırların sert dünyasını anlatan renkli bir sahne olarak yazdı. Aynı cümle onun elinde bir anıydı, Kitson Clark'ın elinde bir argümanın kanıtı oldu. Tarihçinin işlerinden biri de tam burada başlıyor: bir tanığın ne gördüğünü, ne kadar sonra yazdığını ve anlatısını neden süslemiş olabileceğini sormak.

Sonuç Carr'ın öngördüğünden bile ilginç oldu. What Is History? tarih yöntemi üzerine en çok okunan kitaplardan biri hâline geldi ve Stalybridge'deki kurabiyeci, kitabın her baskısında, onu okuyan her öğrencinin önünde yeniden öldü. Olayın «tarihsel olgu» olmasını sağlayan şey, olayın kendisinde değişen bir şey değildi; 1850'de olan 1850'de oldu ve bitti. Değişen, olayın bir soruya cevap olarak kullanılmasıydı.

Yaygın yanlış«Bir olay yaşandıysa tarihtir» diye düşünülür.
Doğrusu

Yaşanmış olmak bir olayı geçmişin parçası yapar. Tarihin parçası olması için bir izinin kalması, o izin bulunması ve bir tarihçinin onu bir soruyu cevaplamak için kullanması gerekir.

Cevap — aynı şey değil, ama keyfî de değil

Öyleyse cevap açık: geçmiş ile tarih aynı şey değildir. Geçmiş olup biten her şeydir; tarih, o olup biten hakkında izlere dayanarak sorulan sorular ve verilen cevaplardır. Tarih geçmişin bir fotoğrafı değil, geçmiş hakkında kurulmuş, gerekçelendirilmiş bir bilgidir.

Bu cevap bir yanlış anlamaya kapı açabilir: tarih tarihçinin seçimiyse, herkes istediği tarihi yazabilir mi? Hayır, ve bunun sebebi kanıt. Tarihçi hangi soruyu soracağını seçer ama cevabı seçemez. Stalybridge olayını anan bir tarihçi, olayın 1850'de değil 1870'te olduğunu yazamaz; kaynak buna izin vermez. Bir yorumun kabul görmesi için başka tarihçilerin aynı izlere dönüp onu sınayabilmesi gerekir. Tarih, geçmişi değiştiremez; ama geçmiş hakkında hangi cümlelerin savunulabilir olduğunu belirler.

Yaygın yanlış«Tarih yoruma dayanıyorsa her yorum eşit derecede geçerlidir» sanılır.
Doğrusu

Yorumlar kanıtla sınanır. Kaynakla çelişen, kaynağı yanlış okuyan ya da kaynağı olmayan bir yorum, iyi desteklenmiş bir yorumla eşit değildir.

Bugünle bağ — iz bolluğu çağında

Bugün insanlık tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok iz bırakıyor: telefonlarda milyarlarca fotoğraf, mesaj, konum kaydı. Buna bakıp gelecekteki tarihçilerin işinin kolaylaşacağını düşünebiliriz. Oysa Stalybridge örneği tersini düşündürüyor. İz ne kadar çoksa seçim o kadar zorlaşır ve seçimi yine bir soru yapar: bir aile albümü, onu kimin hangi soruyla açtığına göre bir göç hikâyesinin, bir moda tarihinin ya da bir şehrin değişiminin kanıtı olur.

Arşivler de aynı sorunla karşı karşıya. Bir kurum her e-postayı, her taslağı saklayamaz; neyin saklanacağına bugün karar veren arşivci, yüz yıl sonra hangi soruların cevaplanabileceğine de karar veriyor. Geçmişin hangi kısmının tarihe açık kalacağı, çoğu zaman olaylar daha soğumadan belirleniyor.

Aynı şey kendi hayatın için de geçerli. Bir ailenin geçmişi, o ailenin başından geçen her şeydir; «aile tarihi» ise birinin oturup bir soru sorduğunda başlar: dedem bu şehre neden geldi, bu tapu nasıl el değiştirdi? Tarih çalışmak, bu soruyu sorabilmeyi ve cevabını izlere dayandırabilmeyi öğrenmektir. Sıradaki bölüm bu işi kimin yapabildiğini soruyor, çünkü soruyu sormak herkese eşit açık olmadı.

Birincil kaynak

Tarih kelimesinin Batı dillerindeki atası, bilinen en eski kullanımlarından birinde bir kitabın ilk cümlesinde duruyor. Herodot eserine şöyle başlar:

Bu, Halikarnassoslu Herodot'un araştırmasının sergilenişidir; amacı, insanların yaptıklarının zamanla silinip gitmemesi, Helenlerin ve barbarların ortaya koyduğu büyük ve hayranlık uyandıran işlerin ünsüz kalmaması ve özellikle de birbirleriyle hangi sebeple savaştıklarının unutulmamasıdır.

Kaynak: Herodot, Tarih, I. kitap, giriş cümlesi (MÖ 5. yüzyıl). Çeviri bizim; Yunanca metinden ve G. C. Macaulay'nin 1890 İngilizce çevirisinden. Yunancada «araştırma» karşılığı historiē, «sergileniş» karşılığı apodexis.

Cümle üç amaç sayıyor ama yalnız biri olayın kendisiyle ilgili; öbür ikisi hatırlamak ve açıklamakla ilgili. Herodot anlattığı savaşa katılmadı. Anlattıklarını gezip sorduğu insanlardan ve gördüğü yerlerden derledi.

  1. Herodot yaptığı işe «olanlar» değil «araştırma» diyor. Bu seçim geçmiş ile tarih ayrımı açısından ne anlatıyor?
  2. «Ünsüz kalmaması» ifadesi yazarın hangi olayları seçeceği hakkında sana ne düşündürüyor? Kimin işleri anlatılmaya değer bulunuyor?
  3. Herodot'un amacı savaşın «sebebini» bulmak. Bir sebep bir izde yazılı bulunabilir mi, yoksa tarihçinin çıkarımı mıdır?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Leopold von Ranke (1824) — İlk kitabının önsözünde tarihçinin işinin geçmişi yargılamak ya da ondan ders çıkarmak değil, «gerçekte nasıl olduysa» göstermek olduğunu yazdı. Arşiv belgesine dayanan eleştirel yöntemle geçmiş ile tarih arasındaki mesafenin olabildiğince kapatılabileceğine inanıyordu. Onun seminerleri modern üniversite tarihçiliğinin kalıbını kurdu.
  • E. H. Carr (1961) — Olguların kendiliğinden konuşmadığını, tarihçinin sorularıyla seçildiğini savundu. Tarihi, tarihçi ile olguları arasında süren bir etkileşim olarak tanımladı; tarihçinin konumu yazdığı tarihe girer.
  • Geoffrey Elton (1967) — The Practice of History'de Carr'ı göreceliğe kapı açmakla eleştirdi. Geçmiş tarihçiden bağımsız olarak vardır ve kanıt tarihçiyi bağlar; iyi eğitimli bir tarihçi kaynaklara teslim olarak kendi önyargısını büyük ölçüde aşabilir.
  • Keith Jenkins (1991) — Re-thinking History'de bir adım öteye gitti: tarih, geçmiş hakkında bir söylemdir ve geçmişten kategorik olarak farklıdır. Hangi anlatının «tarih» sayılacağını yöntem kadar güç ilişkileri de belirler. Jenkins'e göre tarihçinin tarafsızlık iddiası da bir konumdur ve okur bu konumu sorgulamalıdır.

Dört görüş aynı ayrımı kabul ediyor ve hiçbiri geçmiş ile tarihin aynı şey olduğunu söylemiyor; ayrıldıkları yer, tarihçinin o aralığı ne kadar kapatabileceği. Ranke ile Elton kanıtın gücüne, Carr ile Jenkins tarihçinin konumuna vurgu yapıyor. Bugün tarihçilerin çoğu arada bir yerde duruyor: seçim ve yorum kaçınılmazdır, ama kanıt yorumlara sınır çizer. Tartışmanın kendisi de değerli bir şey gösteriyor: «geçmiş ile tarih aynı mı» sorusu, tarihçilerin kendi meslekleri hakkında hâlâ sorduğu bir soru.

Derine İn

Carr ile Elton'ın tartışması bazen «olgu mu, yorum mu» diye özetlenir. Haitili antropolog Michel-Rolph Trouillot 1995'te yayımlanan Silencing the Past'te bu ikiliği daha verimli bir yerden ele aldı. Trouillot'ya göre günlük dilde «tarih» kelimesi iki şeyi birden anlatır: olup biteni ve olup bitenin anlatısını, yani «olan»ı ve «olduğu söylenen»i. Bu çift anlam bir dil kazası değil, tarihin doğasının kendisidir; insanlar hem tarihin aktörleri hem de onun anlatıcılarıdır ve iki rol birbirini etkiler.

Türkçe bu çift anlamı gündelik deyimlerinde saklıyor. «Tarih boyunca» dediğimizde olup bitenin akışını kastederiz; «tarihe geçmek» dediğimizde ise bir olayın anlatıya, kayda, hatırlanana girmesini. Bir olay «tarihte» yaşanabilir ama «tarihe geçmeyebilir». Stalybridge'deki kurabiyeci altmış yıl boyunca birinci anlamda tarihin içindeydi, ikinci anlamda dışında kaldı.

Fransız tarihçi Marc Bloch, İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı ve ölümünden sonra 1949'da yayımlanan Apologie pour l'histoire'da tarihçinin bilgisinin doğası üzerinde durdu. Tarihçi geçmişi hiçbir zaman doğrudan gözlemleyemez; onu, bıraktığı izler üzerinden dolaylı olarak bilir. Bloch bunu bir zayıflık olarak değil, bir yöntem sorunu olarak gördü: izlerin nasıl okunacağı, nasıl sorgulanacağı ve birbirine nasıl bağlanacağı öğrenilebilir bir zanaattır. Kitabın alt başlığının «tarihçilik mesleği» olması bu yüzden.

Bu iki düşünce birleştirildiğinde geçmiş ile tarih arasındaki ilişki üç katmanlı bir zincir olarak görünür. Önce olup biten vardır. Sonra olup bitenin bir kısmı iz bırakır ve izlerin bir kısmı korunur. En sonunda korunan izlerin bir kısmı bir soruyla okunur ve bir anlatıya girer. Her geçişte bir şey kaybolur. Trouillot'nun asıl sorusu, bu kayıpların rastgele olup olmadığıdır; kimin izinin korunduğu, kimin arşivinin kurulduğu ve kimin sorusunun sorulduğu güç ilişkilerinden bağımsız değildir.

Bu yaklaşım Jenkins'in göreceliğinden farklı bir sonuca varır. Trouillot tarihin «istediği gibi yazılabileceğini» söylemez; tersine, bir anlatının neyi dışarıda bıraktığını bulmanın yolunun yine izlerin kendisine, arşive ve karşılaştırmaya dönmek olduğunu gösterir. Geçmiş ile tarih arasındaki aralık kapatılamaz, ama incelenebilir. Tarih yöntemi dediğimiz şey büyük ölçüde bu aralığın incelenmesidir: hangi iz var, hangisi yok, var olan neden var?

Stalybridge örneğinin kendisi de bir tarihyazımı vakasıdır. Olay bir gösteri işletmecisinin anısından bir tarihçinin konferansına, oradan bir yöntem kitabına ve oradan dünyanın dört bir yanındaki ders izlencelerine taşındı. Her durakta başka bir işe yaradı: önce bir hatıraydı, sonra Viktorya dönemi hakkında bir kanıttı, en sonunda tarihin ne olduğu hakkında bir örnek oldu. Bir izin hangi yollardan geçerek bize ulaştığını izlemek, onun ne söylediğini anlamanın parçasıdır.

Bu ayrım tarihin öteki bilimlerle ilişkisini de belirler. Bir kimyager deneyini tekrarlayabilir; bir tarihçi 1850'yi tekrarlayamaz. Tarihin sınaması bu yüzden deneyle değil, izlerin karşılaştırılmasıyla ve başka tarihçilerin aynı izlere dönebilmesiyle yapılır. Dipnot, bu sınamanın aracıdır: okura «bana inanma, git kendin bak» der.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Herodot, Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen (İstanbul: Remzi Kitabevi). Yunanca metin ve İngilizce çeviri için: The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay (Londra: Macmillan, 1890).
  • E. H. Carr, What Is History? (Londra: Macmillan, 1961); Türkçesi Tarih Nedir?, çev. Misket Gizem Gürtürk (İstanbul: İletişim).
  • G. R. Elton, The Practice of History (Sydney: Sydney University Press, 1967).
  • Marc Bloch, Apologie pour l'histoire ou Métier d'historien (Paris: Armand Colin, 1949); Türkçesi Tarihin Savunusu ya da Tarihçilik Mesleği, çev. Mehmet Ali Kılıçbay (İstanbul: Ötüken).
  • Keith Jenkins, Re-thinking History (Londra: Routledge, 1991); Türkçesi Tarihi Yeniden Düşünmek, çev. Bahadır Sina Şener (Ankara: Dost Kitabevi, 1997).
  • Michel-Rolph Trouillot, Silencing the Past: Power and the Production of History (Boston: Beacon Press, 1995); Türkçesi Geçmişi Susturmak: Tarihin Üretilmesi ve İktidar, çev. Ozan Zeybek (İstanbul: İthaki, 2015).
  • «Taʾrīkh», The Encyclopaedia of Islam, 2. baskı, c. X (Leiden: Brill, 2000), s. 257–302.

Arşiv ve kaynak

Stalybridge olayının ilk anlatımı: George Sanger, Seventy Years a Showman (Londra, 1910). Kitson Clark'ın atfı 1960 Ford konferanslarında geçer; konferanslar The Making of Victorian England (1962) adıyla yayımlandı.

Açık sorular

  • Dijital iz bolluğu, Carr'ın «seçim» kavramını nasıl değiştiriyor? Seçim, tarihçiden arama algoritmalarına mı kayıyor?
  • Carr'ın «tarihsel olgular kulübü» metaforu, tarihçi topluluğunun dışında kalan anlatıları (sözlü gelenek, yerel bellek) nasıl konumlandırmalı?
  • Türkçede «tarih»in «tarihleme» kökeni, Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarih yazımında kronolojiye verilen ağırlıkla ilişkilendirilebilir mi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Aşağıdakilerden hangisi «geçmiş» ile «tarih» arasındaki farkı en iyi anlatır? A) Geçmiş eski, tarih yeni olaylardır. B) Geçmiş olup biten her şeydir; tarih onun hakkında izlere dayanarak kurulan bilgidir. C) Geçmiş yazılı, tarih sözlü anlatıdır. D) İkisi aynı şeydir; fark yalnızca kelimededir.
  2. (Hedef 1) Batı dillerindeki history kelimesinin atası olan Yunanca historia'nın ilk anlamı nedir? A) Kral listesi B) Destan C) Araştırma, soruşturma D) Takvim
  3. (Hedef 2) Carr'a göre Stalybridge'deki cinayet neden 1961'de «tarihsel olgular kulübüne aday» durumundaydı? A) Olay o yıl yaşanmıştı. B) Bir tarihçi onu bir yorumu desteklemek için kullanmıştı ve yorumun kabulü bekleniyordu. C) Mahkeme kayıtları o yıl açılmıştı. D) Olay bir romana konu olmuştu.
  4. (Hedef 2) Carr'ın Rubicon örneği neyi göstermek için kullanılır? A) Irmakların sınır olarak önemini B) Sezar'ın askeri dehasını C) Hangi olayın tarihsel olgu sayılacağını tarihçinin sorusunun belirlediğini D) Roma'da ırmak geçişlerinin yasak olduğunu
  5. (Hedef 3) Tarihin «herkesin istediği gibi yazabileceği» bir anlatı olmadığını en iyi hangisi açıklar? A) Tarih kitaplarını devlet onaylar. B) Yorumlar izlerle sınanır ve başka tarihçiler aynı izlere dönüp onları denetleyebilir. C) Tarihçiler hep aynı fikirdedir. D) Geçmiş yeniden yaşanarak doğrulanabilir.

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Aileninden ya da yaşadığın yerden, yaşandığını bildiğin ama hiçbir yerde yazılı olmayan bir olay seç. Bu olayın «tarihe geçmesi» için hangi izlerin gerekli olacağını ve bir tarihçinin onu hangi soruyla kullanabileceğini birkaç cümleyle açıkla.

Cevaplar

  1. B — Geçmiş olup bitenin tamamıdır; tarih o olup biten hakkında kanıta dayalı olarak kurulan, sınanabilir bilgidir.
  2. C — Herodot eserine historiē diye başlar; kelime olayları değil, olaylar hakkında yapılan araştırmayı adlandırır.
  3. B — Kitson Clark olayı Viktorya İngiltere'si hakkındaki bir yorumu desteklemek için anmıştı; olgu statüsü o yorumun kabulüne bağlıydı.
  4. C — Milyonlarca geçişten yalnızca Sezar'ınki bir soruya, Cumhuriyet'in sonuna, cevap verdiği için tarihsel olgu sayılır.
  5. B — Tarihçi soruyu seçer, ama cevabı izler sınırlar; dipnot ve kaynak göstermek başkalarının denetimini mümkün kılar.

Açık uçlu soru için: İyi bir cevap olayın yaşandığını geçmişe, anlatılmasını tarihe bağlar; en az bir somut iz türü önerir (tapu, fotoğraf, mektup, tanık anlatısı) ve olayın hangi büyük soruya (göç, şehirleşme, ekonomi) cevap olabileceğini söyler. İz önermeyen ya da olayı yalnızca «ilginç olduğu için» tarihe sokan cevap eksiktir.

Sonraki bölüme köprü

Bu bölümde tarihin, geçmişin bir soruyla okunan izlerinden kurulduğunu gördük. Ama izleri kimin bırakabildiği, kimin arşivinin korunduğu ve kimin soru sorabildiği herkes için aynı olmadı. Sıradaki bölüm tam bunu soruyor: tarihi kim yazar, kim yazamaz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–0:50 Kanca: 1850 İngiltere haritasında Stalybridge'e yaklaşan tek palet harita; panayır tezgâhlarının stilize çizimi. Şiddet gösterilmez: kalabalık silüeti ve boşalan tezgâh. Ekran altında dönem çubuğu 1850'de.
  • 0:50–2:30 Bağlam: iki kelime kartı yan yana değil art arda: önce Yunanca historia ve Herodot'un stilize portre kartı («gerçek portre yok» notuyla, MÖ 5. yüzyıl), sonra Arapça tārīkh ve bir dilekçenin tarih atılan köşesi.
  • 2:30–5:00 Gelişme: sonsuz bir zaman şeridi (geçmiş) üzerinde küçük ışıklar yanar (izler); bir el onlardan birkaçını seçip bir deftere taşır. Rubicon haritası: Sezar'ın geçiş oku kırmızı, yüzlerce silik ok gri. Carr'ın portre kartı (1892–1982).
  • 5:00–7:00 Dönüş noktası: üç belge kağıt dokusuyla sırayla gelir: Sanger'ın anıları (1910), Kitson Clark'ın konferansı (1960), Carr'ın kitabı (1961). Her birinde ilgili cümle sarı fosforla vurgulanır.
  • 7:00–9:00 Cevap: terazi değil süzgeç: geçmiş → iz → soru → tarih; her katmanda bir kısım aşağı düşer. Dipnot simgesi «git kendin bak» oku.
  • 9:00–10:30 Bugünle bağ: telefon galerisi hızla kayar, sonra bir aile fotoğrafında durur; üç farklı soru etiketi aynı fotoğrafın üzerinde yer değiştirir.

Seslendirme sakin; Stalybridge sahnesinde ayrıntıya girilmez, ton düz tutulur.