Öğrenme hedefleri
- Orta Çağ Avrupası'nda efendi ile ona bağlanan kişi arasındaki ilişkilerin, bağlılık yemininin ve toprak bağışının nasıl işlediğini örneklerle anlatabileceksin.
- «Feodalizm» sözcüğünün Orta Çağ'dan değil, sonraki yüzyılların hukukçularından ve tarihçilerinden geldiğini, bu kavramın farklı anlamlarını kaynaklarla açıklayabileceksin.
- Feodalizmi bir toplum düzeni olarak gören tarihçiler ile bu kavramın yanıltıcı olduğunu savunan tarihçilerin yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Orta Çağ'ın hiç tanımadığı bir düzeni yıkmak
Ağustos 1789'da Paris'te, Fransız Devrimi'nin ilk haftalarında toplanan Ulusal Meclis, tarihî bir karar aldı. Kararın ilk maddesi şöyle başlıyordu: «Ulusal Meclis, feodal rejimi tümüyle yıkar.» Köylülerin soylulara ödediği ayni ve nakdî yükümlülükler, soyluların kendi topraklarında yargı yetkisi ve pek çok ayrıcalık, bu sözcüğün altında toplanarak kaldırıldı.
Ama bu kararın tuhaf bir yanı vardı. Meclisin yıktığını söylediği «feodal rejim», onu yaşadığı söylenen Orta Çağ insanlarının kullandığı bir ad değildi. On ikinci yüzyılda yaşayan bir şövalye ya da köylü, kendi toplumuna «feodal» demezdi; bu sözcük, ancak on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, hukukçuların ve düşünürlerin elinde bir sistemin adına dönüştü. Yirminci yüzyılın sonunda bazı tarihçiler, daha ileri giderek, bu kavramın Orta Çağ'ı anlamaktan çok onu yanlış anlamaya hizmet ettiğini ileri sürdü. Bu bölümün sorusu şu: Orta Çağ Avrupası'nda «feodalizm» diye bir düzen gerçekten var mıydı, yoksa bu, sonraki yüzyılların geçmişe yerleştirdiği bir çerçeve mi?
Bağlam — efendiler, bağlılar ve toprak
Sözcüğün kökü, Orta Çağ Latincesindeki feodum ya da feudum'dur. Bu sözcük, 900'lerin sonundan itibaren, bir efendinin, kendisine hizmet eden birine verdiği bir toprak ya da gelir anlamında kullanılmaya başladı. Fransızcada bu, fief biçimini aldı. Efendiye bağlanan kişiye ise, Kelt kökenli bir sözcükten gelen vassus, sonra vasal denirdi.
Bu tür ilişkilerin kökleri, Roma sonrası dönemin belirsizliğinde aranır. Güçlü bir devletin korumasından yoksun kalan insanlar, kendilerini daha güçlü birinin koruması altına veriyor, karşılığında ona hizmet sözü veriyordu. Frank dönemine ait yazı örnekleri, bu ilişkinin ilk biçimlerinden birini gösterir.
Gelişme — klasik tablo
Karolenj İmparatorluğu dokuzuncu yüzyılda parçalanıp Viking, Macar ve Arap baskınları kıyıları ve sınır bölgelerini sarsınca, kralların gücü birçok bölgede zayıfladı. Onuncu ve on birinci yüzyıllarda, özellikle Fransa'da, kontlar, dükler ve daha küçük efendiler, kendi şatolarından çevrelerindeki toprakları ve köyleri yönetmeye başladı. Bu efendiler, yargı yetkisini, vergi toplamayı ve köprü, değirmen ya da pazar gibi olanakların denetimini ellerinde topladı. Bu yerel yönetim biçimine senyörlük denir.
Bu dönemin belgeleri, efendi ile vasal arasındaki ilişkiyi bir tören olarak da anlatır. Vasal, efendisinin önünde diz çöker, ellerini birleştirip efendisinin ellerinin arasına koyar ve onun «adamı» olduğunu söyler; buna biat denir. Ardından, çoğu zaman kutsal emanetler ya da İncil üzerine, ona sadık kalacağına dair bir bağlılık yemini eder. Efendi de ona fiefini verir; bu, çoğu zaman bir toprak parçasını, bir sopayı ya da bir bayrağı vasalın eline tutuşturmak gibi simgesel bir hareketle yapılırdı. Bağ, iki tarafa da yükümlülük getirirdi.
Yirminci yüzyılın ortasında, iki büyük tarihçi bu ilişkileri iki farklı ölçekte tanımladı. Belçikalı tarihçi François-Louis Ganshof, feodalizmi dar ve hukukî bir anlamda, yani vasallık ile fief arasındaki bağlantıdan doğan kurumların bütünü olarak tanımladı. Fransız tarihçi Marc Bloch ise, «feodal toplum» kavramıyla, bu bağların çevresinde örgütlenen bütün bir toplumu, onun ekonomisini, zihniyetini ve akrabalık ilişkilerini anlatmaya çalıştı. Okul kitaplarında sık görülen, en tepede kralın, altında büyük soyluların, daha altta şövalyelerin ve en altta köylülerin bulunduğu piramit şeması, bu tartışmaların basitleştirilmiş bir özetidir.
Dönüş noktası — kavrama itiraz
1974'te Amerikalı tarihçi Elizabeth A. R. Brown, «Bir yapıntının zorbalığı» başlıklı bir makale yayımladı. Brown'a göre «feodalizm» kavramı, tarihçilerin Orta Çağ'ı anlamasına yardım etmek yerine, onu tek ve düzenli bir kalıba sokmaya zorluyordu. Bu kavram, farklı dönemlerde ve bölgelerde çok farklı biçimler alan ilişkileri, sanki hep aynı sistemin parçalarıymış gibi gösteriyordu. Brown, tarihçilerin bu kavramı bırakıp kaynakların kendi diline dönmesini önerdi.
1994'te İngiliz tarihçi Susan Reynolds, bu eleştiriyi daha da ileri götürdü. Fiefs and Vassals adlı kitabında, onuncu ve on birinci yüzyıllara ait belgeleri yeniden inceledi. Ona göre, vasallık ile fief arasındaki düzenli bağlantı, erken Orta Çağ'ın belgelerinde değil, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, üniversitelerde eğitim görmüş hukukçuların yazdığı hukuk kitaplarında ortaya çıkmıştı. Bu hukukçular, dağınık uygulamaları sistemli kurallara dönüştürdü; sonraki yüzyılların tarihçileri de, bu sistemi geriye doğru, bütün Orta Çağ'a yaydı.
Yaygın yanlış«Orta Çağ toplumu, en tepede kralın, en altta köylülerin bulunduğu düzenli bir piramitti.»
Bu şema, bazı ilişkileri anlamayı kolaylaştırır; ama gerçekte ilişkiler çok daha karışıktı. Bir vasal, aynı anda birden fazla efendiye bağlı olabiliyordu; bir efendi, bir başkasının vasalı da olabiliyordu. Krallar, bazı bölgelerde güçlü, bazılarında neredeyse etkisizdi. Köylülerin çoğu ise, efendileriyle biat ve fief ilişkisi içinde değil, çok farklı yükümlülükler içinde yaşıyordu. Düzenli piramit, sonraki dönemlerin ders kitaplarının ürünüdür.
Cevap — ilişkiler vardı, sistem tartışmalı
Orta Çağ Avrupası'nda, efendiler ile onlara bağlanan kişiler arasında, koruma, hizmet, sadakat ve toprak üzerine kurulu ilişkiler gerçekten vardı. Bu ilişkileri anlatan belgeler, yemin törenleri ve toprak bağışları, bugün de elimizde. Tartışmalı olan, bu ilişkilerin, bütün Avrupa'da ve bütün Orta Çağ boyunca aynı kurallarla işleyen tek bir «sistem» oluşturup oluşturmadığıdır. Bloch ve Ganshof, bu ilişkilerde ortak bir yapı gördü. Brown ve Reynolds ise, bu yapının büyük ölçüde sonraki hukukçuların ve tarihçilerin eseri olduğunu ileri sürdü. Bugün pek çok tarihçi, «feodalizm» sözcüğünü ya tümüyle bırakıyor ya da onu dikkatle, belirli bir bölge ve dönem için tanımlayarak kullanıyor.
Bugünle bağ — bir sözcüğün siyaseti
«Feodal» sözcüğü, bugün de gündelik dilde ve siyasette sık kullanılıyor. Karl Marx ve onu izleyen düşünürler, «feodalizmi», kapitalizmden önce gelen ve toprağa bağlı köylülerin emeğine dayanan bir üretim biçimi olarak tanımladı; bu anlam, Orta Çağ tarihçilerinin tartıştığı hukukî anlamdan oldukça farklıdır. Türkçede de «feodal» sözcüğü, büyük toprak sahipleri ile onlara bağımlı köylüler arasındaki ilişkileri anlatmak için kullanılır. Osmanlı tımar sistemi ise, sık sık Avrupa feodalizmiyle karşılaştırılır; ama tımar sahibi toprağın sahibi değildi ve devlete bağlıydı. Bir sözcüğü kullanmadan önce onun hangi anlamda kullanıldığını sormak, tarih düşüncesinin temel alışkanlıklarından biridir.
Birincil kaynak
On üçüncü yüzyılın başlarına ait bir belgede, Toul'lü John adlı bir şövalye, birden fazla efendiye olan bağlılıklarını şöyle düzenler. Du Cange'ın aktardığı belgeden, Thatcher ve McNeal'in 1905 tarihli İngilizce çevirisiyle:
I, John of Toul, make known that I am the liege man of the lady Beatrice, countess of Troyes, and of her son, Theobald, count of Champagne, against every creature, living or dead, saving my allegiance to lord Enjorand of Coucy, lord John of Arcis, and the count of Grandpre. If it should happen that the count of Grandpre should be at war with the countess and count of Champagne on his own quarrel, I will aid the count of Grandpre in my own person […].
Türkçesi: Ben, Toul'lü John, Troyes kontesi hanımefendi Beatrice'in ve oğlu Champagne kontu Theobald'ın, yaşayan ya da ölü her yaratığa karşı, sadık adamı olduğumu bildiririm; Coucy'li efendi Enjorand'a, Arcis'li efendi John'a ve Grandpré kontuna olan bağlılığım saklı kalmak koşuluyla. Eğer Grandpré kontu, kendi davası yüzünden Champagne kontesi ve kontuyla savaşırsa, Grandpré kontuna bizzat yardım edeceğim, […].
Kaynak: Du Cange, Glossarium, «Ligius» maddesinde aktarılan Champagne belgesi; Oliver J. Thatcher ve Edgar Holmes McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905), no. 213, s. 364–365; Internet Archive. Türkçesi, Thatcher ve McNeal'in İngilizcesinden bizim.
- Toul'lü John kaç ayrı efendiye bağlıdır? Bu durum, düzenli bir «piramit» şemasıyla nasıl bağdaşır?
- John, iki efendisi arasında bir savaş çıkarsa ne yapacağını ayrıntılı biçimde belirliyor. Bu ayrıntı, bu tür bağlılıkların uygulamada nasıl pazarlık konusu olabildiğini gösteriyor?
- Thatcher ve McNeal, bu belgeyi «feodal ilişkinin uygulamadaki karışıklığının iyi bir örneği» olarak sunar. Bu belge, Reynolds'ın feodalizm eleştirisini destekler mi, yoksa «sadık adam» kavramı gibi ortak kuralların varlığını mı gösterir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Marc Bloch (1939–1940) — Feodal Toplum'da, dokuzuncu yüzyıldan on üçüncü yüzyıla Batı Avrupa toplumunu, kişisel bağımlılık bağlarıyla örülü bütünlüklü bir toplum olarak anlattı. Feodalizmi, yalnızca bir hukuk kurumu değil, bir ekonomi, bir zihniyet ve bir yaşam biçimi olarak ele aldı.
- François-Louis Ganshof (1944) — Feodalizmi dar ve kesin bir hukukî anlamda, vasallık ile fief arasındaki bağlantıdan doğan kurumların bütünü olarak tanımladı; bu tanım, uzun yıllar ders kitaplarının temelini oluşturdu.
- Elizabeth A. R. Brown (1974) — «Feodalizm» kavramının, çok farklı ilişkileri tek bir kalıba sokan bir «yapıntının zorbalığı» olduğunu savundu ve tarihçilerin onu bırakmasını önerdi.
- Susan Reynolds (1994) — Erken ve yüksek Orta Çağ belgelerini yeniden inceleyerek, vasallık ile fief arasındaki sistemli bağlantının, on ikinci ve on üçüncü yüzyılların hukukçularının eseri olduğunu ileri sürdü.
Bu tartışmanın merkezinde, bir kavramın tarihçiye ne kazandırdığı ve neyi gizlediği sorusu var. Bloch ve Ganshof, dağınık görünen olgular arasında bir düzen aradı ve bu düzeni, kendi kuşaklarının kullandığı belgelerde buldu. Brown ve Reynolds ise, bu düzenin, kaynakların kendisinden çok, onları okuyanların beklentisinden kaynaklandığını gösterdi. Tartışma, tarihçileri kaynakların kendi sözcüklerine, örneğin «sadık adam», «biat» ya da «fief»e yeniden dikkatle bakmaya yöneltti. Sonuçta kavram tümüyle ortadan kalkmadı; ama onu kullanan her tarihçi, artık hangi anlamda kullandığını açıklamak zorunda.
Derine İn
«Feodalizm» sözcüğünün kendi tarihi, bu tartışmayı anlamak için önemlidir. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda, Fransız ve İngiliz hukukçuları, kendi zamanlarındaki toprak haklarının kökenini anlamak için, on ikinci yüzyılda İtalya'da derlenen Libri feudorum adlı bir hukuk kitabını incelemeye başladı. Bu kitap, Lombardiya'daki fief uygulamalarını sistemli kurallara dönüştürmüştü. On sekizinci yüzyılda Montesquieu, «feodal yasalar»ı ayrı bir inceleme konusu yaptı; İskoç düşünür Adam Smith de, «feodal sistem» ifadesini, ticaret toplumundan önceki bir düzenin adı olarak kullandı. Böylece, İtalyan hukukçularının derlediği kurallar, önce bir hukuk sistemine, sonra bir toplum düzenine, en sonunda da bir tarih döneminin adına dönüştü.
Tartışmanın bir başka boyutu, «feodal devrim» sorusudur. Fransız tarihçi Georges Duby, 1953'te Mâcon bölgesi üzerine yaptığı bir çalışmada, bin yılı dolaylarında Karolenj kamu düzeninin hızla çöktüğünü ve yerini şatolardan yönetilen yerel senyörlüklere bıraktığını ileri sürdü. Bu görüş, sonraki on yıllarda «feodal devrim» ya da «feodal dönüşüm» adıyla geniş bir tartışmaya yol açtı. 1994'te Amerikalı tarihçi Thomas Bisson, bu dönüşümü, yerel efendilerin köylülere karşı giderek sertleşen şiddetiyle birlikte ele aldı; başka tarihçiler ise, değişimin bu kadar ani olmadığını, kaynakların bin yılı dolaylarında değişen dilinin bir kırılma izlenimi verdiğini savundu. Bu itiraza göre, bin yılından sonraki belgelerde şiddet ve efendi hakları daha sık anılıyorsa, bunun bir nedeni de belgelerin kendisinin, onları yazan manastırların ve yazım alışkanlıklarının değişmesiydi.
Köylülerin durumu, bu tartışmanın çoğu zaman gölgede kalan yüzüdür. Biat ve fief, esas olarak savaşçı seçkinler arasındaki ilişkileri anlatıyordu. Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylüler ise, efendilerine emek, ürün ya da para olarak ödedikleri çeşitli yükümlülüklerle bağlıydı. Bunların bir kısmı özgür, bir kısmı toprağa bağlı serflerdi; ama serfliğin anlamı da bölgeden bölgeye ve yüzyıldan yüzyıla değişiyordu. Bu nedenle, bazı tarihçiler, soylular arasındaki ilişkiler için «vasallık», köylülerin durumu için ise «senyörlük» ya da «malikâne düzeni» gibi ayrı kavramlar kullanmayı önerir.
Bölgesel farklar da büyüktü. 1066'da Normandiya dükü tarafından fethedilen İngiltere'de, yeni kral, toprakların tamamını kendi elinde toplayıp soylularına dağıtarak, kıtadakinden daha düzenli ve merkezî bir yapı kurdu. İtalya'da kentler erken dönemde güçlendi ve kent soyluları, kırsal efendilerle farklı ilişkiler kurdu. Almanya'da ise, özgür olmayan kökenli bazı savaşçılar, krala ve piskoposlara hizmet ederek yüksek mevkilere yükseldi. Aynı adın altında toplanan bu çeşitlilik, Reynolds'ın uyarısının neden önemli olduğunu gösterir.
Son olarak, bu tartışma, tarihçilerin kavramlarla nasıl çalıştığını gösteren iyi bir örnektir. Kavramlar, karmaşık bir geçmişi düzenlemek, farklı toplumları karşılaştırmak ve öğrencilere bir dönemi tanıtmak için gereklidir; ama her kavram, bazı şeyleri öne çıkarırken başka şeyleri gölgede bırakır. Brown ve Reynolds'ın eleştirisi, bir kavramın ne kadar yaygın ve alışılmış olursa olsun, kaynaklarla yeniden sınanması gerektiğini hatırlattı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Oliver J. Thatcher ve Edgar Holmes McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905).
- Marc Bloch, La société féodale, 2 cilt (Paris: Albin Michel, 1939–1940).
- François-Louis Ganshof, Qu'est-ce que la féodalité? (Brüksel: Office de publicité, 1944).
- Elizabeth A. R. Brown, «The Tyranny of a Construct: Feudalism and Historians of Medieval Europe», American Historical Review 79, no. 4 (1974): 1063–1088.
- Susan Reynolds, Fiefs and Vassals: The Medieval Evidence Reinterpreted (Oxford: Clarendon Press, 1994).
- Thomas N. Bisson, «The "Feudal Revolution"», Past & Present 142 (1994): 6–42.
Arşiv ve kaynak
Thatcher ve McNeal'in kaynak kitabının 1905 baskısı, telif süresi dolduğu için çevrimiçi arşivlerde tam metin olarak okunabiliyor; feodal ilişkilere ayrılmış bölümü, Frank dönemi yazı örneklerinden geç Orta Çağ hukuk kitaplarına uzanan belgeleri bir arada sunar. Marc Bloch'un Feodal Toplum'u Türkçeye de çevrilmiştir. Du Cange'ın Orta Çağ Latincesi sözlüğü Glossarium, çevrimiçi olarak da incelenebilir.
Açık sorular
- «Feodalizm» kavramı, belirli bir bölge ve dönem için dikkatle tanımlanırsa hâlâ yararlı olabilir mi?
- Bin yılı dolaylarında Batı Avrupa'da ani bir «feodal devrim» mi yaşandı, yoksa yavaş bir dönüşüm mü?
- Avrupa dışındaki toplumlar, örneğin Japonya ya da Osmanlı, «feodal» diye nitelendirildiğinde ne kazanılır, ne kaybedilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Bir efendinin, kendisine sadakatle hizmet etmesi karşılığında vasalına verdiği toprak ya da gelir kaynağına ne ad verilir? A) Senyörlük B) Fief C) Biat D) Kapitüler
- (Hedef 2) Ağustos 1789'da «feodal rejimi tümüyle yıktığını» ilan eden kurum hangisidir? A) Fransız Ulusal Meclisi B) Papalık C) İngiliz Parlamentosu D) Karolenj sarayı
- (Hedef 1) Tours yazı örneğine göre, kendini bir efendiye emanet eden adam karşılığında ne almayı bekliyordu? A) Bir şato B) Bir kontluk C) Yiyecek ve giyecek D) Bir manastır
- (Hedef 2) Feodalizmi vasallık ile fief arasındaki bağlantıdan doğan kurumların bütünü olarak dar ve hukukî bir anlamda tanımlayan tarihçi kimdir? A) Marc Bloch B) Susan Reynolds C) Elizabeth A. R. Brown D) François-Louis Ganshof
- (Hedef 3) 1974'te «Bir yapıntının zorbalığı» başlıklı makalesiyle feodalizm kavramının bırakılmasını öneren tarihçi kimdir? A) Susan Reynolds B) Elizabeth A. R. Brown C) Georges Duby D) Thomas Bisson
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Orta Çağ Avrupası'nda feodalizm diye bir düzen gerçekten var mıydı?» sorusunu tartış. Cevabında Tours yazı örneğini, Boutillier'nin biat tarifini, Toul'lü John'un belgesini ve «feodalizm» sözcüğünün kökenini kullan; Bloch ile Reynolds'ın ya da Ganshof ile Brown'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Bu toprağa fief denir.
- A — Kararı Fransız Ulusal Meclisi aldı.
- C — Adam, yiyecek ve giyecek karşılığında hizmet sözü veriyordu.
- D — Bu tanım François-Louis Ganshof'a aittir.
- B — Bu makale Elizabeth A. R. Brown'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, efendi ile vasal arasındaki koruma, hizmet ve toprak ilişkilerinin Orta Çağ belgelerinde gerçekten bulunduğunu, ama «feodalizm» sözcüğünün sonraki yüzyılların ürünü olduğunu açıklar. Tours yazı örneğinin, erken bağlılık ilişkilerinin topraktan çok koruma ile hizmete dayandığını; Boutillier'nin tarifinin ise geç bir dönemin düzenlenmiş kurallarını gösterdiğini belirtir. Toul'lü John'un belgesini, birden fazla efendiye bağlılığın düzenli bir piramitle bağdaşmadığının kanıtı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Bloch'un bütünlüklü «feodal toplum» yaklaşımını Reynolds'ın belge temelli eleştirisiyle karşılaştırır ve kavramın ne zaman yararlı, ne zaman yanıltıcı olduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Batı Avrupa'da efendiler ile vasallar arasındaki ilişkiler biçimlenirken, kıtanın doğusunda başka bir dönüşüm yaşanıyordu. Dokuzuncu yüzyılda, Konstantinopolis'ten gönderilen iki kardeş misyoner, Kiril ve Metodios, Orta Avrupa'daki Slav halkları için yeni bir alfabe hazırladı ve kutsal metinleri onların diline çevirdi. Sıradaki derste bu karşılaşmaya bakacağız: Slav halkları Hıristiyanlığı nasıl benimsedi, Roma ile Konstantinopolis arasındaki rekabet bu süreci nasıl etkiledi, ve bugün Kiril adıyla anılan yazı nasıl doğdu?