Öğrenme hedefleri
- İran'da 1953'ten 1979'a kadar Şah'ın yönetiminin nasıl güçlendiğini, 1978–1979'da nasıl çöktüğünü ve yerine kurulan İslam Cumhuriyeti'nin temel özelliklerini açıklayabileceksin.
- 1979 İran anayasasını, Amerikan istihbaratının yeni rejimi tanımlayışını ve 1981 Cezayir Anlaşmaları'nı karşılaştırarak devrimin içeride ve dışarıda nasıl anlaşıldığını değerlendirebileceksin.
- Monarşinin çöküşünü sınıflara, devlete, inanca ya da bireysel kararlara bağlayan dört açıklamayı karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — havaalanında iki uçak
16 Ocak 1979'da Tahran havaalanında, İran'ın Şah'ı Muhammed Rıza Pehlevi ile eşi bir uçağa bindi ve ülkeden ayrıldı. Gazeteler, Şah'ın «tatile» çıktığını yazdı; ama Tahran sokaklarında insanlar, otomobil kornaları çalarak ve gazete manşetlerini havaya kaldırarak onun bir daha dönmeyeceğini kutladı. On altı gün sonra, 1 Şubat'ta, Paris'ten gelen bir başka uçak aynı havaalanına indi. Uçaktan, on beş yılını sürgünde geçirmiş yaşlı bir din âlimi, Ruhullah Humeyni indi; onu karşılamak için milyonlarca insanın sokaklara döküldüğü anlatılır. İki hafta içinde, Amerika'nın Orta Doğu'daki en güçlü müttefiklerinden biri olan monarşi çöktü. Bu ders, petrol zenginliği, büyük bir ordusu ve güçlü bir gizli polisi olan bir rejimin neden bu kadar hızlı yıkıldığını ve yerine nasıl bir düzen kurulduğunu soruyor.
Bağlam — bir darbe ve bir modernleşme
İran'da yirminci yüzyılın ortasında petrol, büyük bir siyasi mesele hâline gelmişti. İran petrolünü onlarca yıl bir İngiliz şirketi işletiyordu. 1951'de Başbakan Muhammed Musaddık, petrolü millîleştirdi. Ağustos 1953'te Amerikan ve İngiliz istihbarat örgütlerinin desteklediği bir darbeyle Musaddık devrildi ve Şah'ın yetkileri güçlendi. Bu darbe, İranlıların Amerika'ya bakışını onlarca yıl boyunca derinden etkiledi.
1963'te Şah, toprak reformunu, kadınlara oy hakkını ve okuma yazma seferberliğini kapsayan bir modernleşme programı başlattı. Programı eleştiren din adamlarının önde gelenlerinden Humeyni tutuklandı ve 1964'te sürgüne gönderildi; önce Türkiye'de, ardından Irak'ın Necef kentinde yaşadı.
1970'lerde petrol fiyatlarının artmasıyla İran'a büyük bir gelir aktı. Şah, bu gelirle orduyu büyüttü, iddialı sanayi projeleri başlattı ve Amerika'dan büyük miktarda silah satın aldı. Ama zenginlik eşit dağılmadı; enflasyon yükseldi, kentlere göç eden köylüler yoksul mahallelerde toplandı ve yolsuzluk yaygınlaştı. Siyasi muhalefete izin verilmedi; gizli polis muhalifleri izledi, tutukladı ve işkence etti. Şah, 1975'te bütün partileri kapatıp tek bir devlet partisi kurdu.
Gelişme — 1978
Muhalefet, birbirinden çok farklı kesimlerden geliyordu: din adamları ve onların camilerdeki ağları, çarşı esnafı, üniversite öğrencileri, solcu örgütler ve liberal milliyetçiler. Sosyolog Ali Şeriati'nin İslam'ı devrimci bir toplumsal adalet çağrısı olarak yorumlayan konferansları, 1970'lerde gençler arasında büyük ilgi görmüştü. Humeyni ise sürgünden gönderdiği ses kasetleriyle ülkenin içindeki taraftarlarına sesleniyordu.
Ocak 1978'de dinî eğitimin merkezi Kum kentinde, Humeyni'ye yönelik bir gazete makalesini protesto eden öğrencilerin gösterileri güvenlik güçlerince bastırıldı ve ölümler yaşandı. Şii geleneğinde ölülerin kırkıncı gününde düzenlenen anma törenleri, yeni gösterilere dönüştü; Tebriz'de ve öbür kentlerde her kırk günde bir yeni bir anma ve yeni bir protesto dalgası yükseldi. Eylül'de Tahran'da bir gösteri sırasında askerlerin açtığı ateş, Şah ile halk arasındaki uçurumu derinleştirdi. Sonbaharda petrol işçilerinin grevleri ekonomiyi durdurdu. Aralık'ta milyonlarca insan Tahran sokaklarında yürüdü.
Şah, sertlik ile ödün arasında kararsız kaldı. Washington'da Jimmy Carter'ın danışmanları da Şah'a ne ölçüde arka çıkılacağı konusunda ikiye ayrıldı. Ordunun sadakati sarsılınca Şah, Ocak 1979'da ülkeden ayrıldı.
Dönüş noktası — İslam Cumhuriyeti
Humeyni'nin dönüşünden on gün sonra, 11 Şubat 1979'da ordu tarafsızlığını ilan etti ve monarşinin son hükümeti çöktü. Humeyni, liberal bir dindar milliyetçi olan Mehdi Bazargan'ı geçici hükümetin başına getirdi. Mart 1979'da yapılan halk oylamasında İranlıların ezici bir çoğunluğu İslam Cumhuriyeti'ne «evet» dedi. Aynı yılın sonunda kabul edilen anayasa, yeni rejimin temelini, en yüksek siyasi yetkinin bir din âlimine ait olduğu ilkesine dayandırdı.
Kasım 1979'da bir grup öğrenci, Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğini işgal etti ve altmışı aşkın kişiyi rehin aldı; bunlardan elli ikisi krizin sonuna kadar tutuldu. Öğrenciler, Amerika'nın hastalık tedavisi için ülkesine kabul ettiği Şah'ın İran'a iade edilmesini istiyordu. Bazargan'ın hükümeti, bu krizi çözemeyince istifa etti. Rehine krizi, dört yüz kırk dört gün sürdü ve Carter'ın başkanlığını derinden sarstı.
Cevap — bir kopuş, birçok güç
Şah'ın yönetimi çöktü; çünkü hızlı ve eşitsiz modernleşme, kentlere göç eden yoksulları, çarşı esnafını, din adamlarını, öğrencileri ve aydınları aynı anda rejime karşı çevirmişti. Siyasi muhalefete hiçbir kanal bırakılmaması, bütün hoşnutsuzluğun rejimin kendisine yönelmesine yol açtı. Camilerin ve din adamlarının yaygın ağları, rejimin denetleyemediği bir örgütlenme alanı sağladı; Humeyni, bu farklı kesimleri ortak bir hedef etrafında birleştiren bir simge oldu. Petrol gelirine dayanan devlet, halkla bağlarını yitirmişti ve ordunun sadakati çözülünce ayakta kalamadı.
Eylül 1980'de Irak lideri Saddam Hüseyin, İran'daki karışıklıktan yararlanarak İran'a saldırdı. Sekiz yıl süren savaşın can kaybı iki ülkede de yüz binlerle ölçüldü; çatışma, yeni rejimin iktidarını sağlamlaştırmasına yardım etti.
Yaygın yanlış«İran Devrimi baştan sona yalnızca dinî bir hareketti ve devrimi yalnızca din adamları yaptı.»
Şah'a karşı hareket, başlangıçta çok farklı kesimlerin geniş bir koalisyonuydu: din adamları ve dindar kitlelerin yanı sıra, solcu örgütler, liberal milliyetçiler, öğrenciler, çarşı esnafı ve petrol işçileri devrime katıldı. Devrimin ilk aylarında bu kesimler arasında yeni düzenin biçimi üzerine sert bir mücadele yaşandı. Din adamlarının önderliğindeki kesim, bu mücadeleyi kazanarak öbür grupları zamanla tasfiye etti. Devrimin sonucu dinî bir rejim oldu; ama devrimin kendisi, çok sesli bir toplumsal hareketti.
Bugünle bağ — Bursa'da bir sürgün
İran Devrimi'nin önderinin sürgün yıllarının ilk durağı Türkiye'ydi. 1964'te İran'dan sürülen Humeyni, Kasım 1964'ten Ekim 1965'e kadar yaklaşık bir yıl Türkiye'de, büyük bölümünü Bursa'da geçirdi; ardından Irak'ın Necef kentine gönderildi. 1979'dan sonra Türkiye, devrimin ardından kurulan yeni rejimi tanıdı ve İran ile ilişkilerini sürdürdü. İran-Irak Savaşı boyunca tarafsız kalan Türkiye, iki ülkeyle ticaretini büyük ölçüde artırdı. Devrimin ve savaşın ardından yüz binlerce İranlı, Van gibi sınır illerinden Türkiye'ye geçti; bunların bir kısmı Türkiye'de kaldı, bir kısmı başka ülkelere gitti. Komşu ülkedeki devrim, Türkiye'nin dış politikasında ve iç siyasi tartışmalarında uzun süre önemli bir yer tuttu.
Birincil kaynak
1979 İran anayasasının beşinci ve altıncı maddelerinden:
اصل پنجم: در زمان غیبت حضرت ولی عصر، عجل الله تعالی فرجه، در جمهوری اسلامی ایران ولایت امر و امامت امت بر عهده فقیه عادل و باتقوی، آگاه به زمان، شجاع، مدیر و مدبر است، که اکثریت مردم او را به رهبری شناخته و پذیرفته باشند […] اصل ششم: در جمهوری اسلامی ایران امور کشور باید به اتکاء آراء عمومی اداره شود، از راه انتخابات.
Türkçesi: Beşinci madde: Şii inancına göre gaipte olan on ikinci imamın gaybeti döneminde, İran İslam Cumhuriyeti'nde toplumu yönetme ve önderlik görevi; adil, takva sahibi, zamanını bilen, cesur, yönetici ve tedbirli olan ve halkın çoğunluğunun önder olarak tanıyıp kabul ettiği din âlimine aittir […] Altıncı madde: İran İslam Cumhuriyeti'nde ülkenin işleri, seçimler yoluyla, halkın oylarına dayanarak yürütülmelidir.
Kaynak: İran İslam Cumhuriyeti Anayasası (1979 metni), madde 5 ve 6; Vikikaynak (Farsça). Türkçesi, Farsçasından bizim.
- Beşinci madde, en yüksek yönetim yetkisini kime veriyor ve bu yetkiyi hangi dinî inanca dayandırıyor?
- Altıncı madde, ülkenin işlerinin halkın oylarıyla yürütülmesini öngörüyor. Bu iki madde arasında nasıl bir gerilim ya da denge kurulmuş olabilir?
- Beşinci maddede önderin «halkın çoğunluğu tarafından tanınıp kabul edilmesi» şartı yer alıyor. Bu şart, din âliminin yetkisini nasıl meşrulaştırmaya çalışıyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Ervand Abrahamian (1982) — Iran Between Two Revolutions adlı kitabında, devrimi Şah'ın hızlı ama dengesiz modernleşmesinin sonucu olarak açıkladı; ekonominin büyürken siyasi sistemin kapalı kalmasının, yeni toplumsal sınıfları rejime karşı çevirdiğini savundu.
- Theda Skocpol (1982) — Devrimler üzerine yazdığı etkili bir makalede, İran'ın petrol gelirine dayanan bir rantiye devlet olduğunu ve bu yüzden toplumdan koptuğunu; Şii din adamlarının ağlarının ise devlet çöktüğünde kitleleri örgütleyecek bir yapı sunduğunu savundu.
- Said Amir Arjomand (1988) — The Turban for the Crown adlı kitabında, devrimi Şii din adamlarının tarihsel rolü ve siyasi düşüncesindeki değişim içinde inceledi; Humeyni'nin velayet-i fakih ilkesinin Şii geleneğinde yeni ve köklü bir dönüşüm olduğunu vurguladı.
- Charles Kurzman (2004) — The Unthinkable Revolution in Iran adlı kitabında, devrimin gözlemciler ve katılımcılar tarafından önceden öngörülemediğini; insanların, başkalarının da katılacağına inandıkları ölçüde sokaklara çıktığını ve devrimin bu yüzden «düşünülemez» olandan birdenbire kaçınılmaz olana dönüştüğünü gösterdi.
Bu tarihçiler, devrimi farklı düzeylerde ve farklı ölçeklerde açıklar. Abrahamian, toplumsal sınıflar ve ekonomik dönüşüme bakar. Skocpol, devletin yapısını ve din adamlarının örgütsel gücünü öne çıkarır. Arjomand, dinî düşüncenin dönüşümünü inceler. Kurzman ise bireylerin kararlarına ve devrimin öngörülemezliğine dikkat çeker. Bu tartışma, büyük devrimlerin neden çoğu zaman uzmanları, istihbarat örgütlerini ve hatta devrimcilerin kendilerini bile şaşırttığı sorusunu da gündeme getirir.
Derine İn
Amerika, İran'daki devrimi önceden görmekte büyük ölçüde başarısız oldu; bu başarısızlık, sonradan istihbarat hataları tartışılırken sıkça örnek gösterilen bir vaka oldu. Amerikan istihbaratının 1978 yazında hazırladığı bir değerlendirmenin, İran'ın devrimci bir durumda olmadığı sonucuna vardığı sonradan ortaya çıktı. Washington, Şah'ın gücüne ve ordunun sadakatine güveniyor, muhalefetin genişliğini ve din adamlarının ağlarının gücünü küçümsüyordu. Bu başarısızlık, Amerikan dış politikasında uzun süre tartışıldı.
Devrimin ilk yıllarında yeni rejim, muhaliflerine karşı sert bir tasfiye başlattı. Şah döneminin yöneticileri ve subayları devrim mahkemelerinde yargılandı. Devrime katılan solcu örgütler ve liberal milliyetçiler, kısa süre içinde siyasi alanın dışına itildi. Silahlı muhalif gruplarla rejim arasında kanlı çatışmalar yaşandı. Kadınlar için kamusal alanda örtünme zorunlu hâle getirildi; aile hukukunda kadın haklarını genişleten Şah dönemi düzenlemeleri büyük ölçüde geri alındı.
İran-Irak Savaşı, devrimin seyrini derinden etkiledi. Saddam Hüseyin, İran'ın devrimci karışıklık içinde zayıf olduğunu ve hızla zafer kazanacağını düşünmüştü. Oysa savaş, İran'da ulusal bir seferberliğe yol açtı ve yeni rejimin iktidarını sağlamlaştırdı. Savaş boyunca Irak, kimyasal silahlar kullandı; iki taraf da birbirinin kentlerini füzelerle vurdu. Büyük güçlerin çoğu, devrimci İran'ın bölgeye yayılmasından korktuğu için Irak'a destek verdi.
İran Devrimi, bölgede ve dünyada derin yankılar uyandırdı. Bazıları için bu devrim, Batı'nın desteklediği bir yönetime karşı halkın zaferiydi; bazıları içinse dinî bir otoriterliğin başlangıcıydı. Devrim, siyasal İslam'ın bir devlet modeli olarak ortaya çıkması bakımından bir dönüm noktası sayıldı. Körfez ülkeleri, devrimin kendi topraklarına yayılmasından kaygılandı ve 1981'de bir işbirliği konseyi kurdu. Lübnan'dan Irak'a kadar bölgedeki Şii toplulukların siyasetinde de devrimin etkisi uzun süre hissedildi.
Devrim, büyük bir göç dalgasına da yol açtı. Şah döneminin yöneticileri, iş insanları ve dinî azınlıkların bir bölümü, devrimin hemen ardından ülkeyi terk etti. Sonraki yıllarda savaştan, baskılardan ve ekonomik sıkıntılardan kaçan yüz binlerce İranlı, Avrupa'ya ve Kuzey Amerika'ya yerleşti. Bu göçmenlerin arasında çok sayıda doktor, mühendis, akademisyen ve sanatçı vardı. Yurt dışında oluşan geniş İranlı toplulukları, sonraki on yıllarda hem İran kültürünün dünyada tanınmasında hem de ülkedeki siyasi tartışmalarda önemli bir rol oynadı.
Devrim, Soğuk Savaş'ın dengelerini de değiştirdi. Amerika, Orta Doğu'daki en önemli müttefiklerinden birini kaybetti. Yeni rejim, «ne Doğu ne Batı» sloganıyla iki süper güce de mesafeli durdu. Aynı yılın son haftasında Sovyet birliklerinin komşu Afganistan'a girmesi, bölgedeki istikrarsızlığı artırdı ve Amerika'yı Basra Körfezi'ni korumaya yönelik yeni bir stratejiye yöneltti.
Devrimin kalıcı etkilerinden biri, İran toplumundaki dönüşümdü. Kırsal kesimde okuma yazma oranı ve kızların eğitime katılımı, sonraki on yıllarda büyük ölçüde arttı; üniversitelerdeki kadın öğrenci sayısı belirgin biçimde yükseldi. Ama siyasi özgürlükler sınırlı kaldı ve rejim ile toplumun bazı kesimleri arasındaki gerilim, sonraki on yıllarda defalarca protestolara dönüştü.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ervand Abrahamian, Iran Between Two Revolutions (Princeton: Princeton University Press, 1982).
- Gary Sick, All Fall Down: America's Tragic Encounter with Iran (New York: Random House, 1985).
- Said Amir Arjomand, The Turban for the Crown: The Islamic Revolution in Iran (New York: Oxford University Press, 1988).
- Nikki R. Keddie, Modern Iran: Roots and Results of Revolution (New Haven: Yale University Press, 2003).
- Charles Kurzman, The Unthinkable Revolution in Iran (Cambridge: Harvard University Press, 2004).
- Ervand Abrahamian, A History of Modern Iran (Cambridge: Cambridge University Press, 2008).
Arşiv ve kaynak
İran Devrimi'nin kaynakları arasında Şah döneminin hükümet belgeleri, devrim döneminin bildirileri, gazeteleri ve ses kasetleri, yeni anayasanın hazırlık tutanakları, Amerikan büyükelçiliğinden ele geçirilip yayımlanan belgeler, Amerikan ve İngiliz diplomatik ve istihbarat arşivleri, devrime katılanların ve muhaliflerin anıları ile sözlü tarih çalışmaları vardır. 1979 anayasası Farsça Vikikaynak'ta; Amerikan istihbaratının 1982 rehberi ve Cezayir Anlaşmaları İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Şah 1978'de daha erken siyasi reformlara gitseydi, monarşi ayakta kalabilir miydi?
- Devrimi asıl belirleyen, ekonomik ve toplumsal değişim mi, yoksa din adamlarının örgütlenme gücü müydü?
- İran Devrimi, iki blok arasındaki rekabetin bir ürünü müydü, yoksa onun dışında gelişen bambaşka bir dinamiğin ilk işareti mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) İran'da 1953'te bir darbeyle devrilen ve petrolü millîleştiren başbakan kimdir? A) Mehdi Bazargan B) Ali Şeriati C) Muhammed Musaddık D) Muhammed Rıza Pehlevi
- (Hedef 1) Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde rehin tutulan Amerikalıların sayısı kaçtı? A) 52 B) 444 C) 14 D) 100
- (Hedef 2) 1979 İran anayasasının beşinci maddesine göre toplumu yönetme görevi kime aittir? A) Cumhurbaşkanına B) Meclise C) Orduya D) Halkın çoğunluğunun tanıyıp kabul ettiği adil ve bilgili bir din âlimine
- (Hedef 2) Cezayir Anlaşmaları'nın birinci ilkesine göre Amerika neyi taahhüt etti? A) İran'a askerî yardımı B) İran'ın iç işlerine karışmamayı C) Şah'ı iade etmeyi D) Büyükelçiliğini yeniden açmayı
- (Hedef 3) Devrimin önceden öngörülemediğini ve insanların başkalarının da katılacağına inandıkları ölçüde sokaklara çıktığını gösteren tarihçi kimdir? A) Ervand Abrahamian B) Charles Kurzman C) Theda Skocpol D) Said Amir Arjomand
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Petrol zenginliği, büyük bir ordusu ve güçlü bir gizli polisi olan Şah rejimi neden 1979'da bu kadar hızlı çöktü ve yerine nasıl bir düzen kuruldu? Cevabında 1979 anayasasını, Amerikan istihbaratının 1982 tanımını ve Cezayir Anlaşmaları'nı kullan; Abrahamian ile Skocpol'ün yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Muhammed Musaddık.
- A — 52.
- D — Halkın çoğunluğunun tanıyıp kabul ettiği adil ve bilgili bir din âlimine.
- B — İran'ın iç işlerine karışmamayı.
- B — Charles Kurzman.
Kapsamlı bir cevap, hızlı ve eşitsiz modernleşmenin toplumun pek çok kesimini rejime karşı çevirdiğini, siyasi muhalefete kanal bırakılmamasının hoşnutsuzluğu doğrudan rejime yönelttiğini, din adamlarının yaygın ağlarının bir örgütlenme alanı sağladığını, Humeyni'nin farklı kesimleri birleştiren bir simge olduğunu ve ordunun sadakati çözülünce petrol gelirine dayanan devletin ayakta kalamadığını açıklar. 1979 anayasasını, yeni düzenin din âliminin rehberliği ile halk oyunu birleştiren yapısının belgesi olarak; Amerikan istihbaratının tanımını, yeni rejimin dışarıdan nasıl görüldüğünün ve bu bakışın sınırlarının örneği olarak; Cezayir Anlaşmaları'nı ise devrimin Amerika ile ilişkilerde yarattığı kopuşun ve bu kopuşun nasıl yönetildiğinin tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Abrahamian'ın toplumsal ve ekonomik dönüşüme odaklanan yaklaşımını Skocpol'ün devletin yapısını ve din adamlarının örgütsel gücünü öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
«Dekolonizasyon ve Üçüncü Dünya» kursunun son durağına geldik. Yolculuk, Avrupa'nın denizaşırı imparatorluklarının 1945'in ardından otuz yıl içinde neden dağıldığı sorusuyla başladı. Gandhi'nin şiddetsiz direnişini ve Hindistan'ın bağımsızlığını, ardından bölünmenin acısını izledik. Cezayir'in uzun ve kanlı savaşını, 1960'ta Afrika'nın on yedi bağımsızlığını, Kongo'daki krizi ve Güney Afrika'da apartheid'e karşı verilen mücadeleyi inceledik. Bandung'da ve Belgrad'da yeni bağımsız ülkelerin kendi seslerini arayışını, Latin Amerika'da reformların ve devrimlerin darbelerle karşılaşmasını, Arap-İsrail savaşlarını ve son olarak İran'daki devrimi gördük. Bu derslerin her birinde, sömürgeciliğin sonunun bir anda gelen bir özgürlük değil, Soğuk Savaş'ın rekabetiyle iç içe geçen, kazanımları kadar acıları da olan uzun bir süreç olduğunu gördük; Türkiye de bu sürecin pek çok anında, Birleşmiş Milletler'deki oylarından Bandung'daki tutumuna kadar, kendi yerini aramak zorunda kaldı. Bu kursta sık sık karşımıza çıkan bir soru, sonraki bölümün konusu: sömürge imparatorluklarını kuran ve dekolonizasyondan sonra bile ekonomik üstünlüğünü sürdüren Batı Avrupa, dünyanın geri kalanından ne zaman ve neden bu kadar ayrıştı? Okuma sırasında bundan sonra gelen bölüm, «Büyük Tarih Tartışmaları» dizisinden bu soruyu ele alıyor; tarihçilerin bu ayrışmanın tarihini ve nedenlerini nasıl farklı biçimlerde açıkladığını, hangi kanıtlara dayandıklarını ve Avrupa merkezci açıklamalara yöneltilen eleştirileri inceliyor. Sonraki bölüm bunu soruyor: Batı neden öne geçti?