Öğrenme hedefleri
- Filistin üzerindeki Britanya yönetiminin bitişinden Sina'nın iadesine uzanan otuz yılı; dört büyük savaşı ve Kahire ile Kudüs arasındaki ilk barışı açıklayabileceksin.
- Birleşmiş Milletler'in 1947 bölünme planını, Güvenlik Konseyi'nin 1967 kararını ve 1978 Camp David çerçevesini karşılaştırarak çatışmanın çözümü için önerilen yolları değerlendirebileceksin.
- 1948 savaşı ve sonraki savaşlar üzerine tarihçilerin görüşlerini ve iki tarafın farklı anlatılarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — aynı yıl, iki farklı ad
1948 yılı, aynı topraklarda yaşayan iki halk tarafından çok farklı biçimlerde hatırlanır. İsraillilerin çoğu için bu yıl, 14 Mayıs'ta ilan edilen bağımsızlığın ve ardından kazanılan bir varoluş savaşının yılıdır. Filistinlilerin çoğu için ise aynı yıl, yüz binlerce insanın evlerini ve köylerini kaybettiği, Arapçada «felaket» anlamına gelen Nekbe'nin yılıdır. Her yıl Mayıs ayında, bir halk bağımsızlığını kutlarken öbürü kayıplarını anar. Bu iki anlatı, sonraki on yıllarda bölgede yaşanan savaşların ve barış girişimlerinin de arka planını oluşturdu. Bu ders, 1948'den 1979'a kadar Arap ülkeleri ile İsrail arasında neden art arda savaşlar çıktığını ve bu çatışmanın nasıl bir Soğuk Savaş meselesine dönüştüğünü soruyor.
Bağlam — bir manda, iki ulusal hareket
1917–1918'de Osmanlı Devleti'nin elinden çıkan Filistin, Milletler Cemiyeti'nin verdiği bir mandayla Britanya yönetimine girdi. Britanya, savaş sırasında 1917'de yayımladığı bir bildiriyle Filistin'de Yahudi halkı için «ulusal bir yurt» kurulmasını desteklediğini açıklamıştı; aynı bildiri, bölgede yaşayan Yahudi olmayan toplulukların haklarının korunacağını da vaat ediyordu. Manda döneminde Avrupa'dan gelen Yahudi göçü arttı. Siyonizm olarak bilinen Yahudi ulusal hareketi, Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlarken, Filistinli Araplar bu göçe ve toprak satışlarına karşı çıktı ve bağımsız bir Arap devleti istedi. 1936–1939 arasında Filistinli Arapların ayaklanması yaşandı.
İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa Yahudilerinin uğradığı soykırım, bir Yahudi devleti talebine uluslararası alanda büyük bir destek kazandırdı. Savaştan sonra Britanya, iki toplum arasındaki çatışmayı çözemeyeceğini kabul ederek meseleyi Birleşmiş Milletler'e devretti.
Gelişme — 1948 ve 1956
14 Mayıs 1948'de, Britanya'nın çekildiği gün, David Ben-Gurion İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan etti. Ertesi gün Mısır, Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan orduları Filistin'e girdi. Savaş, 1949'da imzalanan ateşkes anlaşmalarıyla sona erdiğinde, İsrail bölünme planının öngördüğünden daha geniş bir toprağı denetliyordu. Batı Şeria Ürdün'ün, Gazze ise Mısır'ın yönetimine geçti; öngörülen Arap devleti kurulmadı.
Savaş sırasında ve hemen ardından yedi yüz bini aşkın Filistinli Arap, evlerini terk etti ya da evlerinden çıkarıldı ve komşu ülkelerdeki ve Batı Şeria ile Gazze'deki kamplara yerleşti. Geri dönmelerine izin verilmedi. Aynı yıllarda Arap ülkelerinde yaşayan yüz binlerce Yahudi de bu ülkelerden ayrılarak çoğunlukla İsrail'e göç etti.
1952'de Mısır'da bir grup subay monarşiyi devirdi; kısa süre sonra Cemal Abdünnasır yönetimin başına geçti ve Arap milliyetçiliğinin önderi oldu. Temmuz 1956'da Nasır, Süveyş Kanalı'nı millîleştirdi. Ekim'de İsrail, Britanya ve Fransa ile gizlice anlaşarak Sina Yarımadası'na girdi; ardından Britanya ve Fransa kanal bölgesine asker çıkardı. Washington ile Moskova'nın bu kez aynı yönde kurduğu sert baskı karşısında üç ülke de çekilmek zorunda kaldı.
Dönüş noktası — Haziran 1967
1967 baharında gerilim yeniden tırmandı. Nasır, Sina'ya asker yığdı, Birleşmiş Milletler gözlem kuvvetinin çekilmesini istedi ve İsrail'e giden gemilere Tiran Boğazı'nı kapattı. 5 Haziran'da İsrail, Mısır'ın hava kuvvetlerine bir önleyici saldırı düzenledi. Altı gün süren savaşta İsrail, Mısır'dan Gazze'yi ve Sina Yarımadası'nı, Ürdün'den Doğu Kudüs'ü ve Batı Şeria'yı, Suriye'den Golan Tepeleri'ni ele geçirdi. Savaş, yüz binlerce Filistinliyi yeniden yerinden etti ve Batı Şeria ile Gazze'deki Filistinlileri İsrail'in askerî yönetimi altına soktu.
Kasım 1967'de Güvenlik Konseyi, sonraki bütün barış girişimlerinin temeli olacak bir karar kabul etti. Karar, işgal edilen topraklardan çekilme ile bölgedeki bütün devletlerin güvenli ve tanınmış sınırlar içinde barış içinde yaşama hakkının tanınmasını birbirine bağlıyordu. Bu formül, sonradan «toprak karşılığı barış» olarak anıldı.
Ekim 1973'te, Yahudilerin en kutsal günlerinden birine ve Ramazan ayına denk gelen bir günde, Mısır ve Suriye, 1967'de kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail'e saldırdı. Başbakan Golda Meir'in hükümeti saldırıya hazırlıksız yakalandı; İsrail başlangıçta ağır kayıplar verdi, ama Amerika'nın hava yoluyla gönderdiği silahlarla karşı saldırıya geçti. Sovyetler Birliği'nin Mısır'a asker göndermekle tehdit etmesi üzerine Amerika nükleer alarm seviyesini yükseltti; iki süper güç, kısa bir süre doğrudan bir çatışmanın eşiğine geldi. Arap petrol üreticileri, İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere petrol ambargosu uyguladı; petrol fiyatları birkaç ay içinde katlandı.
Cevap — savaştan barışa ilk adım
Arap ülkeleri ile İsrail arasında art arda savaşlar çıktı; çünkü iki ulusal hareketin aynı topraklar üzerindeki talepleri uzlaştırılamadı, Arap devletleri İsrail'in varlığını uzun süre tanımadı, Filistinli mülteci sorunu çözülmedi ve her savaş yeni toprak ve güvenlik sorunları yarattı. Soğuk Savaş da çatışmayı derinleştirdi: Sovyetler Birliği Mısır'ı ve Suriye'yi silahlandırdı, Amerika ise İsrail'in en önemli destekçisi hâline geldi. 1973 savaşı, iki tarafa da askerî bir zaferin bedelini gösterdi. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, Kasım 1977'de Kudüs'e giderek İsrail parlamentosunda konuştu. Eylül 1978'de Amerikan Başkanı Jimmy Carter'ın Camp David'deki dinlenme evinde on iki gün süren görüşmeler, bir çerçeve anlaşmasıyla sonuçlandı.
Yaygın yanlış«Arap-İsrail çatışması, yüzyıllardır süren dinî bir düşmanlığın sonucudur.»
Bu çatışma, binlerce yıllık bir dinî savaş değil, 19. yüzyılın sonundan itibaren aynı toprak üzerinde gelişen iki modern ulusal hareketin çatışmasıdır. Osmanlı döneminde Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bölgede yüzyıllar boyunca bir arada yaşamıştı. Çatışmanın merkezinde toprak, egemenlik, güvenlik ve mülteciler gibi siyasi sorunlar vardır. Kudüs'teki kutsal yerler gibi dinî unsurlar çatışmaya derin duygusal bir boyut katar, ama çatışmanın kökeni ve sürmesi büyük ölçüde siyasi nedenlerle açıklanır.
Bugünle bağ — bir oy, bir tanıma, bir geri çekilme
Türkiye, Kasım 1947'de Birleşmiş Milletler'deki bölünme planı oylamasında plana karşı oy verdi. Ama İsrail kurulduktan sonra Mart 1949'da onu tanıdı; böylece İsrail'i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. 1950'lerin başında iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kuruldu. 1956 Süveyş Krizi'nin ardından Türkiye, İsrail ile ilişkilerini düşük bir düzeye indirdi; bu karar, Türkiye'nin aynı yıllarda Arap ülkeleriyle ilişkilerini dengelemeye çalıştığı bir döneme denk geldi. Türkiye'nin bölgedeki tutumu, sonraki on yıllarda da Batı ittifakı ile Arap ve İslam dünyasıyla ilişkileri arasında bir denge arayışını yansıttı.
Birincil kaynak
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 22 Kasım 1967'de oybirliğiyle kabul ettiği 242 sayılı karardan:
1. Affirms that the fulfilment of Charter principles requires the establishment of a just and lasting peace in the Middle East which should include the application of both the following principles: (i) Withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict; (ii) Termination of all claims or states of belligerency and respect for and acknowledgment of the sovereignty, territorial integrity and political independence of every State in the area and their right to live in peace within secure and recognized boundaries free from threats or acts of force.
Türkçesi: 1. Şart ilkelerinin yerine getirilmesinin, Orta Doğu'da aşağıdaki iki ilkenin birlikte uygulanmasını içermesi gereken adil ve kalıcı bir barışın kurulmasını gerektirdiğini teyit eder: (i) İsrail silahlı kuvvetlerinin son çatışmada işgal edilen topraklardan çekilmesi; (ii) Bütün taleplere ve savaş hâllerine son verilmesi ve bölgedeki her devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına ve tehditlerden ya da güç kullanımından uzak, güvenli ve tanınmış sınırlar içinde barış içinde yaşama hakkına saygı gösterilmesi ve bunların tanınması.
Kaynak: S/RES/242 (1967), 1382. oturum, 22 Kasım 1967, madde 1; Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Karar, iki ilkeyi «birlikte» uygulanması gereken ilkeler olarak sunuyor. Bu iki ilke, İsrail ve Arap devletleri için ne anlama geliyordu?
- İngilizce metinde «territories occupied» ifadesinin önünde belirli bir tanımlık yoktur. Bu ayrıntı, sonradan hangi tartışmaya yol açmış olabilir?
- Karar Filistinlilerden yalnızca «mülteci sorunu» bağlamında söz eder. Bu tercih, Filistinlilerin kendi kaderini belirleme talebi açısından nasıl değerlendirilebilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Benny Morris (1988) — The Birth of the Palestinian Refugee Problem adlı kitabında, İsrail arşivlerine dayanarak 1948'de Filistinlilerin göçünü inceledi; bu göçün önceden hazırlanmış tek bir plandan değil, savaşın kendisinden, korkudan ve yer yer İsrail güçlerinin sürgünlerinden doğduğunu gösterdi. Çalışma, 1948'in resmî İsrail anlatısını sorgulayan «yeni tarihçiler» akımının öncülerinden biri oldu.
- Avi Shlaim (2000) — The Iron Wall adlı kitabında, İsrail'in Arap dünyasıyla ilişkilerini inceledi; İsrail önderlerinin barış fırsatları karşısında çoğu zaman askerî gücü ve güvenliği öncelediğini savundu.
- Michael Oren (2002) — Six Days of War adlı kitabında, 1967 savaşını çok taraflı arşivlere dayanarak inceledi; savaşın iki tarafın da tam olarak istemediği, yanlış hesapların ve karşılıklı korkuların tırmandırdığı bir krizden doğduğunu savundu.
- Rashid Khalidi (2006) — The Iron Cage adlı kitabında, Filistinlilerin neden kendi devletlerini kuramadığını inceledi; bunda Britanya'nın manda politikasının ve büyük güçlerin tutumunun yanı sıra, Filistinli önderliğin bölünmüşlüğünün ve hatalarının da rol oynadığını gösterdi.
Bu tarihçiler, çatışmanın farklı yanlarına ve farklı dönemlerine bakar. Morris, 1948'deki mülteci sorununun nasıl doğduğunu belgelerle inceler. Shlaim, İsrail'in güvenlik politikasını eleştirel bir gözle değerlendirir. Oren, 1967 savaşını bir tırmanma krizi olarak okur. Khalidi ise Filistinlilerin devletleşememesini hem dış hem iç etkenlerle açıklar. Bu tartışma, aynı olayların farklı arşivler ve farklı ulusal bakış açıları üzerinden nasıl farklı biçimlerde yorumlanabileceğini gösterir.
Derine İn
Filistinli mülteci sorunu, çatışmanın en kalıcı yaralarından biri oldu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1948'de evlerine dönmek ve komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen mültecilerin buna izin verilmesi gerektiğini öngören bir karar kabul etti; ama bu karar uygulanmadı. 1949'da kurulan bir Birleşmiş Milletler kuruluşu, mültecilere eğitim, sağlık ve yardım hizmetleri sunmaya başladı ve bu hizmetler bugün de sürüyor. Mülteci kamplarında doğan kuşaklar, dönüş hakkını ulusal kimliklerinin merkezinde tuttu.
Arap ülkelerinden Yahudilerin göçü de bu dönemin önemli bir parçasıdır. Irak'ta, Yemen'de, Fas'ta, Mısır'da ve öbür Arap ülkelerinde yüzyıllardır yaşayan Yahudi toplulukları, 1948'den sonra artan baskılar, mülklere el konulması ve İsrail'in göç çağrıları sonucunda büyük ölçüde bu ülkelerden ayrıldı. Bu insanların çoğu İsrail'e yerleşti ve İsrail toplumunun önemli bir bölümünü oluşturdu.
1967 savaşı, Filistin ulusal hareketinin yükselişinde de belirleyici bir eşik oldu. 1964'te Arap devletlerinin desteğiyle kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü, 1967'den sonra Yaser Arafat'ın önderliğindeki örgütlerin denetimine geçti. Filistinliler, kurtuluşlarını Arap devletlerinden beklemek yerine kendi örgütleri aracılığıyla mücadele etmeye yöneldi. Örgüt, 1974'te Birleşmiş Milletler'de gözlemci statüsü kazandı ve Arap devletlerince Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak tanındı.
İşgal edilen topraklarda İsrail, 1967'den sonra yerleşim yerleri kurmaya başladı. Bu yerleşimler, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bir mesele hâline geldi ve sonraki barış girişimlerinin en büyük engellerinden biri oldu. Kudüs'ün statüsü de çözülemeyen sorunlar arasında kaldı; İsrail kentin tamamını başkenti ilan ederken, uluslararası toplumun büyük bölümü bunu tanımadı.
Mısır-İsrail barışı, bölgede derin tepkilere yol açtı. Sedat, Arap dünyasında pek çok kişi tarafından Arap davasına ihanet etmekle suçlandı ve Ekim 1981'de bir askerî geçit töreni sırasında suikaste kurban gitti. Ama barış ayakta kaldı; İsrail, Sina'nın tamamını 1982'ye kadar Mısır'a geri verdi. Ürdün de bu yolu 1994'te izledi. Mısır ile İsrail arasındaki barış, iki halk arasında sıcak bir dostluğa dönüşmese de, onlarca yıl boyunca bölgedeki en kalıcı anlaşmalardan biri olarak kaldı.
1973 savaşı, İsrail'in iç siyasetini de sarstı. Savaşın başındaki hazırlıksızlığı inceleyen bir soruşturma komisyonu, ordunun ve istihbaratın hatalarını ortaya koydu. Kamuoyunun tepkisi karşısında Golda Meir 1974'te istifa etti; 1967 savaşının simgesi hâline gelmiş olan Savunma Bakanı Moşe Dayan da hükümetten ayrıldı. Üç yıl sonra, kuruluşundan beri ülkeyi yöneten işçi partisi ilk kez seçim kaybetti ve Menahem Begin başbakan oldu; Mısır ile barışı imzalayan da bu yeni hükümet oldu.
1973 petrol ambargosu, Arap-İsrail çatışmasının bütün dünyayı nasıl etkileyebileceğini gösterdi. Petrol fiyatlarının birkaç ay içinde dört katına yakın artması, Batı ekonomilerini derin bir durgunluğa soktu; Avrupa'da otomobil kullanımına yasaklar getirildi, enerji tasarrufu bir devlet politikası hâline geldi. Petrol üreten Arap ülkeleri, bu dönemde büyük bir zenginlik ve siyasi ağırlık kazandı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Benny Morris, The Birth of the Palestinian Refugee Problem, 1947–1949 (Cambridge: Cambridge University Press, 1988).
- William B. Quandt, Peace Process: American Diplomacy and the Arab-Israeli Conflict since 1967 (Washington: Brookings Institution, 1993).
- Avi Shlaim, The Iron Wall: Israel and the Arab World (New York: W. W. Norton, 2000).
- Eugene L. Rogan, Avi Shlaim (eds.), The War for Palestine: Rewriting the History of 1948 (Cambridge: Cambridge University Press, 2001).
- Michael B. Oren, Six Days of War: June 1967 and the Making of the Modern Middle East (New York: Oxford University Press, 2002).
- Rashid Khalidi, The Iron Cage: The Story of the Palestinian Struggle for Statehood (Boston: Beacon Press, 2006).
Arşiv ve kaynak
Arap-İsrail çatışmasının kaynakları arasında Britanya'nın manda yönetimi belgeleri, Birleşmiş Milletler'in karar ve tutanakları, İsrail devlet ve ordu arşivleri, Arap devletlerinin kısmen erişilebilir arşivleri, Filistinli mültecilerin sözlü tanıklıkları, Amerikan ve Sovyet diplomatik belgeleri, barış görüşmelerinin tutanakları ve iki tarafın önderlerinin anıları vardır. 181 sayılı karar, 242 sayılı karar ve Camp David çerçevesi İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- 1947 bölünme planı her iki tarafça kabul edilseydi, 1948 savaşı önlenebilir miydi?
- 1967 savaşı, taraflardan birinin bilinçli bir tercihi miydi, yoksa kontrolden çıkan bir tırmanmanın sonucu mu?
- Mısır-İsrail barışı, Filistin sorununun çözümüne katkı sağladı mı, yoksa onu geri plana mı itti?
Mini sınav
- (Hedef 1) İsrail Devleti hangi tarihte ilan edildi? A) 29 Kasım 1947 B) 14 Mayıs 1948 C) 5 Haziran 1967 D) 6 Ekim 1973
- (Hedef 1) 1956'da Mısır'ın millîleştirdiği su yolu hangisidir? A) Tiran Boğazı B) Kızıldeniz C) Ürdün Nehri D) Süveyş Kanalı
- (Hedef 2) Kasım 1967'de oybirliğiyle çıkan karar hangi iki ilkeyi birbirine bağlar? A) İşgal edilen topraklardan çekilme ile bütün devletlerin güvenli ve tanınmış sınırlar içinde barış içinde yaşama hakkı B) Kudüs'ün bölünmesi ile mültecilerin dönüşü C) Petrol ambargosu ile silah ambargosu D) Bölünme planı ile ekonomik birlik
- (Hedef 2) Camp David çerçevesi Batı Şeria ve Gazze için ne öngörür? A) Bu bölgelerin Ürdün'e katılmasını B) Bu bölgelerin İsrail'e katılmasını C) Beş yılı aşmayan bir geçiş dönemi ve seçilmiş bir özyönetimi D) Birleşmiş Milletler yönetimini
- (Hedef 3) 1948'de Filistinlilerin göçünü İsrail arşivlerine dayanarak inceleyen ve «yeni tarihçiler» akımının öncülerinden olan tarihçi kimdir? A) Rashid Khalidi B) Benny Morris C) Michael Oren D) Avi Shlaim
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Arap ülkeleri ile İsrail arasında 1948'den 1973'e kadar neden art arda savaşlar çıktı ve Mısır-İsrail barışı neden mümkün oldu? Cevabında 1947 bölünme planını, 1967 kararını ve Camp David çerçevesini kullan; Morris ile Khalidi'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — 14 Mayıs 1948.
- D — Süveyş Kanalı.
- A — İşgal edilen topraklardan çekilme ile bütün devletlerin güvenli ve tanınmış sınırlar içinde barış içinde yaşama hakkı.
- C — Beş yılı aşmayan bir geçiş dönemi ve seçilmiş bir özyönetimi.
- B — Benny Morris.
Kapsamlı bir cevap, iki ulusal hareketin aynı topraklar üzerindeki taleplerinin uzlaştırılamadığını, Arap devletlerinin İsrail'i uzun süre tanımadığını, Filistinli mülteci sorununun çözülmediğini, her savaşın yeni toprak ve güvenlik sorunları yarattığını ve Soğuk Savaş'ın çatışmayı derinleştirdiğini; 1973 savaşının ise iki tarafa da askerî çözümün bedelini göstererek Mısır-İsrail barışını mümkün kıldığını açıklar. Bölünme planını, uluslararası toplumun çatışan talepleri toprağı bölerek çözme girişiminin ve iki tarafın farklı tepkilerinin belgesi olarak; 1967 kararını, «toprak karşılığı barış» formülünün temeli olarak; Camp David çerçevesini ise bu formülün ilk kez uygulanmasının ve Filistin sorununun çözümsüz kalmasının tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Morris'in mülteci sorununun doğuşunu belgeleyen yaklaşımını Khalidi'nin Filistinlilerin devletleşememesini iç ve dış etkenlerle açıklayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
1970'lerin sonunda bölgenin doğusunda, Basra Körfezi'nin öbür kıyısında, bambaşka bir sarsıntı hazırlanıyordu. Petrol zenginliğiyle hızla modernleşen ve Amerika'nın bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olan İran'da, Şah'ın yönetimine karşı kitlesel bir hareket yükseldi. Bir sonraki derste, 1978–1979'da İran'da monarşinin neden çöktüğünü, devrimi kimlerin yaptığını, yeni rejimin nasıl kurulduğunu ve bu devrimin Washington'un bölgedeki hesaplarını nasıl altüst ettiğini inceleyeceğiz.