Öğrenme hedefleri
- Güney Afrika'da 1948'den sonra kurulan apartheid sistemini, ona karşı yürütülen iç ve uluslararası mücadeleyi ve sistemin 1990–1994 arasında nasıl sona erdiğini açıklayabileceksin.
- 1950 Nüfus Kayıt Yasası'nı ve New York'taki on beş üyeli kurulun Sharpeville ile Soweto'nun ardından aldığı iki kararı karşılaştırarak bir ırk ayrımı sisteminin içeride nasıl kurulduğunu ve dışarıda nasıl yargılandığını değerlendirebileceksin.
- Apartheid'in nedenleri ve sonu üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir adada yirmi yedi yıl
11 Şubat 1990 öğleden sonra, Cape Town yakınlarındaki bir hapishanenin kapısından yetmiş bir yaşında, kır saçlı bir adam karısıyla el ele yürüyerek çıktı ve yumruğunu havaya kaldırdı. Nelson Mandela, yirmi yedi yıldır hapisteydi; bunların on sekizini, Cape Town açıklarındaki Robben Adası'nda geçirmişti. Hapsedildiğinde fotoğraflarının yayımlanması yasaklanmıştı; dünyanın çoğu onun bugünkü yüzünü ilk kez o gün gördü. Dört yıl sonra, Güney Afrika'nın bütün yetişkinlerinin ilk kez oy kullanabildiği seçimlerin ardından, ülkenin ilk siyahi cumhurbaşkanı olacaktı. Bu ders, Güney Afrika'da nüfusun çoğunluğunu siyasi haklardan dışlayan bir sistemin nasıl kurulduğunu ve nasıl yıkıldığını soruyor.
Bağlam — ayrı ve eşitsiz
Güney Afrika, 1910'da Britanya İmparatorluğu içinde kendi kendini yöneten bir birlik olarak kuruldu. Yönetim, nüfusun küçük bir azınlığını oluşturan beyazların elindeydi. 1913'te çıkarılan bir yasa, siyahların toprak edinmesini ülkenin küçük bir bölümüyle sınırladı. Siyahlar, beyaz bölgelerdeki madenlerde, çiftliklerde ve fabrikalarda çalışmak zorunda kalıyor, ama orada yaşama ve oy kullanma haklarından yoksun bırakılıyordu.
1948'de Afrikaner milliyetçiliğini temsil eden Ulusal Parti, Daniel François Malan önderliğinde seçimleri kazandı ve «apartheid» adını verdiği bir programı uygulamaya koydu. Sözcük Afrikaanca'da «ayrılık» anlamına geliyordu. Sonraki yıllarda çıkarılan bir dizi yasa, insanları resmî ırk kategorilerine ayırdı, karma evlilikleri yasakladı, kentlerde her gruba ayrı yerleşim alanları belirledi ve okulları, hastaneleri, otobüsleri ve plajları ayırdı.
Siyahların hareket özgürlüğü, geçiş belgesi yasalarıyla sıkı biçimde denetlendi. On altı yaşını geçmiş her siyahi Güney Afrikalı, nerede yaşayıp çalışabileceğini gösteren bir belge taşımak zorundaydı; belgesini gösteremeyen tutuklanabiliyordu. Her yıl yüz binlerce insan bu yasalar nedeniyle tutuklandı.
Gelişme — direniş ve baskı
1912'de kurulan Afrika Ulusal Kongresi, 1950'lerde Walter Sisulu, Oliver Tambo ve genç bir avukat olan Nelson Mandela gibi önderlerin etkisiyle kitlesel bir harekete dönüştü. 1952'de binlerce gönüllü, ayrımcı yasaları barışçı biçimde çiğneyerek tutuklanmayı göze aldı. 1955'te farklı ırklardan binlerce temsilcinin katıldığı bir halk kongresi, Güney Afrika'nın onda yaşayan herkese, siyahlara ve beyazlara ait olduğunu ilan eden bir şart kabul etti.
21 Mart 1960'ta Johannesburg'un güneyindeki Sharpeville kasabasında, geçiş belgesi yasalarını protesto etmek için toplanan silahsız bir kalabalığa polis ateş açtı; altmışı aşkın kişi hayatını kaybetti. Ölü sayısı ve göstericilerin silahsız olması, ülke dışında derin bir öfke uyandırdı.
Sharpeville'den sonra hükümet, Afrika Ulusal Kongresi'ni ve onunla rekabet eden bir başka siyahi örgütü yasakladı. Barışçı yolların kapandığı sonucuna varan Mandela ve arkadaşları, 1961'de sabotaj eylemleri düzenleyen silahlı bir kol kurdu. Mandela 1962'de tutuklandı; 1964'te bir mahkemede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Dönüş noktası — Soweto ve yalnızlaşma
1960'larda Başbakan Hendrik Verwoerd'in yönetiminde apartheid daha da sistemli hâle geldi. Hükümet, siyahları etnik gruplara göre ayırarak her birine ayrı, sözde bağımsız «yurtlar» kurdu ve milyonlarca insanı zorla bu bölgelere taşıdı. Siyahlar, kendi ülkelerinde yabancılara dönüştürülmek isteniyordu.
16 Haziran 1976'da Johannesburg'un siyahi yerleşim bölgesi Soweto'da, okullarda Afrikaanca öğretimin zorunlu tutulmasını protesto eden binlerce öğrenci yürüyüşe geçti. Polis ateş açtı; gösteriler ülke geneline yayıldı ve yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Ertesi yıl, siyahi bilinç hareketinin önderi Steve Biko polis gözaltında öldü.
1980'lerde siyahi yerleşim bölgelerinde direniş yeniden yükseldi; hükümet olağanüstü hâl ilan etti. Dünyada apartheid karşıtı hareket büyüdü: sporcular ve sanatçılar Güney Afrika'yı boykot etti, üniversiteler ve şirketler oradaki yatırımlarını çekti. Amerikan Kongresi 1986'da, Başkan Reagan'ın vetosuna rağmen, Güney Afrika'ya ekonomik yaptırımlar uygulayan bir yasa çıkardı. Ekonomi durgunluğa girdi; yabancı bankalar kredi vermeyi kesti.
Cevap — müzakere ile bir geçiş
Şubat 1990'da Cumhurbaşkanı F. W. de Klerk, yasaklı örgütleri serbest bıraktığını ve Mandela'nın serbest bırakılacağını açıkladı. Ardından dört yıl süren zorlu müzakereler, şiddet olayları ve krizlerle dolu bir dönem başladı. Nisan 1994'te bütün Güney Afrikalılar ilk kez eşit oy hakkıyla seçime katıldı; Afrika Ulusal Kongresi büyük bir çoğunlukla kazandı ve Mandela cumhurbaşkanı oldu. Mandela ile de Klerk, bir yıl önce Oslo'da barış ödülünü birlikte almışlardı.
Apartheid sona erdi; çünkü siyahların on yıllar süren direnişi sistemi yönetilemez hâle getirdi, uluslararası yaptırımlar ve yalnızlaşma ekonomiyi ve beyaz azınlığın moralini zayıflattı ve Doğu Bloku'nun çözülmesi, hükümetin «komünizm tehdidi» gerekçesini ortadan kaldırdı. Geçişin büyük ölçüde müzakereyle gerçekleşmesi, Mandela'nın uzlaşmacı önderliğine ve iki tarafın da iç savaştan kaçınma isteğine dayanıyordu.
Yaygın yanlış«Apartheid, Mandela'nın serbest bırakılmasıyla bir gecede sona erdi ve Güney Afrika'da eşitlik sağlandı.»
Apartheid'in sonu, 1990'dan 1994'e uzanan dört yıllık zorlu bir müzakere süreciyle geldi; bu süreçte siyasi şiddet binlerce kişinin hayatına mal oldu. 1994'te siyasi eşitlik sağlandı, ama apartheid'in yarattığı ekonomik eşitsizlik, toprak dağılımındaki adaletsizlik ve eğitimdeki uçurumlar bugün de Güney Afrika'nın en büyük sorunları arasında yer alıyor. Yasal ayrımın sona ermesi, onun bıraktığı mirasın ortadan kalkması anlamına gelmedi.
Bugünle bağ — Pretoria'da bir büyükelçilik
Türkiye, apartheid döneminde Güney Afrika ile sınırlı ilişkiler sürdürdü ve Birleşmiş Milletler'deki apartheid karşıtı kararlara katılan ülkeler arasında yer aldı. Tam diplomatik ilişkiler, apartheid'in çözülmeye başladığı 1990'ların başında kuruldu ve Türkiye Pretoria'da bir büyükelçilik açtı. Mandela'nın serbest bırakılmasının ardından Türkiye, 1992'de ona Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nü verdi; Mandela ise o dönemde Türkiye'deki insan hakları sorunlarını gerekçe göstererek ödülü kabul etmedi. Bu olay, apartheid karşıtı mücadelenin simgesi hâline gelen bir önderin, başka ülkelerin iç meselelerine de kendi deneyimi üzerinden baktığını gösteriyordu.
Birincil kaynak
Güney Afrika parlamentosunun 1950'de kabul ettiği Nüfus Kayıt Yasası'ndan, tanımlar ve beşinci bölüm:
"white person" means a person who in appearance obviously is, or who is generally accepted as a white person, but does not include a person who, although in appearance obviously a white person, is generally accepted as a coloured person. […] 5. (1) Every person whose name is included in the register shall be classified by the Director as a white person, a coloured person or a native, as the case may be.
Türkçesi: «Beyaz kişi», görünüşte açıkça beyaz olan ya da genel olarak beyaz kişi kabul edilen kişi demektir; ama görünüşte açıkça beyaz olmakla birlikte genel olarak «renkli» kabul edilen kişiyi kapsamaz. […] 5. (1) Adı kayda geçirilen her kişi, Müdür tarafından, duruma göre, beyaz kişi, «renkli» kişi ya da «yerli» olarak sınıflandırılacaktır.
Kaynak: Güney Afrika Birliği, Nüfus Kayıt Yasası, 1950 sayı 30, bölüm 1 ve 5 (ilk metin); Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim. Yasanın kullandığı «yerli» ve «renkli» terimleri, dönemin aşağılayıcı resmî dilini yansıtır.
- Yasa, bir kişinin «beyaz» olup olmadığını neye göre belirliyor? Bu tanım bilimsel bir ölçüte mi, yoksa toplumsal bir kabule mi dayanıyor?
- «Genel olarak kabul edilen» ifadesi, kişilerin sınıflandırılmasında devlet görevlilerine nasıl bir yetki veriyor olabilir?
- Bu sınıflandırma, apartheid'in öbür yasalarının, örneğin yerleşim, eğitim ve evlilik yasalarının işleyişi için neden temel bir önem taşıyordu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Harold Wolpe (1972) — Etkili bir makalesinde, apartheid'i yalnızca ırkçı bir ideolojinin ürünü olarak değil, Güney Afrika kapitalizminin, özellikle madenlerin ve çiftliklerin ucuz siyahi emek ihtiyacının bir aracı olarak açıkladı; ırk ayrımının ekonomik bir işlevi olduğunu savundu.
- Deborah Posel (1991) — The Making of Apartheid adlı kitabında, apartheid'in 1948'de hazır bir büyük plan olarak uygulanmadığını; hükümet içindeki farklı görüşlerin, işverenlerin taleplerinin ve direnişin baskısıyla adım adım, çoğu zaman çelişkili biçimde kurulduğunu gösterdi.
- Hermann Giliomee (2003) — The Afrikaners adlı kitabında, apartheid'i Afrikaner milliyetçiliğinin tarihi içinde inceledi; beyaz azınlığın, özellikle Afrikanerlerin kendi kimliklerini ve güçlerini koruma kaygısının sistemin temel itici güçlerinden biri olduğunu vurguladı.
- Saul Dubow (2014) — Apartheid, 1948–1994 adlı kitabında, apartheid'in bütün tarihini ele aldı; sistemin ideolojik, ekonomik ve siyasi yanlarını birlikte inceleyerek, kırk yılı aşkın sürede nasıl değiştiğini ve neden çöktüğünü açıkladı.
Bu tarihçiler, apartheid'in kökenini ve işleyişini farklı açılardan açıklar. Wolpe, ekonomik çıkarlara bakar. Posel, sistemin önceden çizilmiş bir plan değil, sürekli değişen bir yapı olduğunu gösterir. Giliomee, Afrikaner milliyetçiliğinin rolünü öne çıkarır. Dubow ise bu yaklaşımları birleştiren bütünlüklü bir tarih sunar ve sistemin kırk yıl içinde nasıl biçim değiştirdiğini izler. Birlikte okunduklarında, apartheid'in hem ekonomik, hem ideolojik, hem de siyasi bir sistem olduğu ve tek bir nedenle açıklanamayacağı görülür.
Derine İn
Apartheid'in en ağır sonuçlarından biri, zorunlu yerinden etmelerdi. 1960'lardan 1980'lere kadar milyonlarca siyahi Güney Afrikalı, «beyaz» ilan edilen bölgelerden bantustanlara ya da kentlerin uzağındaki yerleşim bölgelerine zorla taşındı. Johannesburg'daki Sophiatown ve Cape Town'daki Altıncı Bölge gibi canlı ve karışık mahalleler yıkıldı; yerlerine yalnızca beyazlara ayrılmış yeni yerleşimler kuruldu. Bu yerinden etmeler, aileleri parçaladı ve toplulukların kuşaklar boyu biriktirdiği bağları kopardı.
Eğitim, apartheid'in kendini yeniden ürettiği başlıca alanlardan biriydi. 1953'te çıkarılan bir yasa, siyahların eğitimini devletin doğrudan denetimine aldı. Verwoerd, siyahlara verilecek eğitimin onları yalnızca belirli işlere hazırlaması gerektiğini açıkça savundu. Siyahi okullara ayrılan kaynaklar, beyaz okullara ayrılanların küçük bir bölümüydü. Soweto'daki 1976 ayaklanmasının bir eğitim politikasına karşı başlaması bu yüzden şaşırtıcı değildi.
Apartheid, kadınların hayatını da ayrı biçimde biçimlendirdi. Erkekler madenlerde ve kentlerde çalışırken kadınların çoğu bantustanlarda çocuklarla ve yaşlılarla birlikte geride kaldı; kentlerde ev işçisi olarak çalışanlar ise ailelerinden ayrı yaşamak zorunda kaldı. 1956'da yaklaşık yirmi bin kadın, geçiş belgesi yasalarının kadınlara da uygulanmasını protesto etmek için Pretoria'daki hükümet binalarına yürüdü. Bu yürüyüşün yapıldığı gün, bugün Güney Afrika'da Kadınlar Günü olarak anılıyor.
Apartheid karşıtı mücadele, Güney Afrika'nın sınırlarını aştı. Afrika Ulusal Kongresi'nin sürgündeki önderi Oliver Tambo, onlarca yıl boyunca dünyanın dört bir yanında destek aradı. Londra'da, Amsterdam'da ve Stockholm'de güçlü apartheid karşıtı hareketler kuruldu. Uluslararası spor federasyonları Güney Afrika'yı yarışmalardan dışladı; ülke 1964'ten 1992'ye kadar Olimpiyat Oyunları'na katılamadı. Müzisyenler, Güney Afrika'da konser vermeyi reddetti.
Soğuk Savaş, apartheid'in uzun ömrünü de etkiledi. Güney Afrika hükümeti kendini Afrika'da komünizme karşı bir kale olarak sundu ve bu yüzden Batılı büyük güçlerden uzun süre örtülü bir hoşgörü gördü. Komşu Angola'da ve Mozambik'te, Sovyetler Birliği'nin ve Küba'nın desteklediği hükümetlere karşı savaşan gruplara destek verdi. Berlin Duvarı'nın yıkılması, bu gerekçeyi ortadan kaldırdı ve Batı'nın baskısını artırdı.
Güney Afrika, apartheid döneminde gizlice altı nükleer silah üretti. Hükümet, 1989–1991 arasında, beyaz azınlık yönetiminin sona ermesinden önce bu silahları gizlice söktü ve ardından Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'na katıldı. Güney Afrika, kendi ürettiği nükleer silahlardan tamamen vazgeçen ilk ülke oldu.
Mandela, cumhurbaşkanı olarak yalnızca bir dönem görev yaptı ve 1999'da kendi isteğiyle görevi bıraktı. Bu karar, bağımsızlık sonrası Afrika'da iktidarı uzun yıllar elde tutan pek çok önderle karşılaştırıldığında güçlü bir örnek olarak görüldü. Onun döneminde, 1996'da kabul edilen yeni anayasa, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim dahil pek çok temelde ayrımcılığı yasaklayan geniş bir haklar bildirgesi içeriyordu.
Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, dünyanın pek çok ülkesine bir model oldu. Komisyonun oturumlarında kurbanlar ve aileleri yaşadıklarını anlattı; bazı failler suçlarını itiraf etti. Ama komisyon eleştirilerden de kaçamadı: pek çok kurban, faillerin af almasını ve tazminatların yetersiz kalmasını adaletsiz buldu. Uzlaşma ile adalet arasındaki bu gerilim, apartheid sonrası Güney Afrika'nın temel sorularından biri olarak kaldı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Tom Lodge, Black Politics in South Africa since 1945 (Londra: Longman, 1983).
- Deborah Posel, The Making of Apartheid, 1948–1961: Conflict and Compromise (Oxford: Clarendon Press, 1991).
- Audie Klotz, Norms in International Relations: The Struggle against Apartheid (Ithaca: Cornell University Press, 1995).
- Hermann Giliomee, The Afrikaners: Biography of a People (Londra: Hurst, 2003).
- Nancy L. Clark, William H. Worger, South Africa: The Rise and Fall of Apartheid (Harlow: Longman, 2004).
- Saul Dubow, Apartheid, 1948–1994 (Oxford: Oxford University Press, 2014).
Arşiv ve kaynak
Apartheid'in kaynakları arasında Güney Afrika parlamentosunun çıkardığı yasalar, hükümetin ve güvenlik güçlerinin belgeleri, Afrika Ulusal Kongresi'nin ve öbür direniş örgütlerinin bildirileri, büyük siyasi davaların tutanakları, Birleşmiş Milletler'in apartheid karşıtı belgeleri, Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'nun tanıklıkları ve raporu, basın ve zorunlu yerinden etmeleri yaşayanların sözlü tanıklıkları vardır. Nüfus Kayıt Yasası ve Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Uluslararası yaptırımlar mı, yoksa Güney Afrika'nın içindeki direniş mi apartheid'in sona ermesinde daha belirleyiciydi?
- Soğuk Savaş daha uzun sürseydi, apartheid de daha uzun ayakta kalabilir miydi?
- Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'nun af tanıma yaklaşımı, geçiş döneminde adaleti mi yoksa barışı mı önceledi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Apartheid'i 1948'de uygulamaya koyan parti hangisidir? A) Afrika Ulusal Kongresi B) Ulusal Parti C) Birleşik Parti D) Komünist Parti
- (Hedef 1) 1976'da Afrikaanca öğretimin zorunlu tutulmasına karşı öğrenci ayaklanmasının başladığı yer neresidir? A) Sharpeville B) Pretoria C) Durban D) Soweto
- (Hedef 2) Nüfus Kayıt Yasası'na göre bir kişinin «beyaz» sayılması neye dayanıyordu? A) Görünüşe ve genel kabule B) Genetik teste C) Doğum yerine D) Anadile
- (Hedef 2) Kasım 1977'de Konsey'den çıkan karar Güney Afrika'ya ne uyguladı? A) Ekonomik abluka B) Zorunlu silah ambargosu C) Üyelikten çıkarma D) Askerî müdahale
- (Hedef 3) Apartheid'in 1948'de hazır bir büyük plan olarak değil, adım adım ve çelişkili biçimde kurulduğunu gösteren tarihçi kimdir? A) Harold Wolpe B) Hermann Giliomee C) Deborah Posel D) Saul Dubow
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Apartheid nasıl kuruldu ve neden sona erdi? Cevabında Nüfus Kayıt Yasası'nı, Sharpeville sonrası kınamayı ve 1977 ambargosunu kullan; Wolpe ile Giliomee'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Ulusal Parti.
- D — Soweto.
- A — Görünüşe ve genel kabule.
- B — Zorunlu silah ambargosu.
- C — Deborah Posel.
Kapsamlı bir cevap, apartheid'in 1948'den sonra insanları resmî ırk kategorilerine ayıran ve bu kategorilere göre haklarını, yerleşimlerini ve eğitimlerini belirleyen yasalarla kurulduğunu; siyahların on yıllar süren direnişinin, uluslararası yaptırımların, ekonomik krizin ve iki blok arasındaki rekabetin bitmesinin sistemi sürdürülemez hâle getirdiğini ve geçişin müzakereyle gerçekleştiğini açıklar. Nüfus Kayıt Yasası'nı, sistemin temelindeki keyfî sınıflandırmanın belgesi olarak; 1960 kararını, apartheid'in ilk kez uluslararası bir sorun olarak tanımlanmasının ama yaptırımsız kalmasının örneği olarak; 1977 kararını ise uluslararası baskının zorunlu bir ambargoya dönüşmesinin tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Wolpe'nin ekonomik açıklamasını Giliomee'nin Afrikaner milliyetçiliğini öne çıkaran açıklamasıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Güney Afrika'daki mücadele sürerken, Asya'nın ve Afrika'nın yeni bağımsız devletleri Soğuk Savaş'ın iki blokundan birine katılmak yerine kendi yollarını arıyordu. Nisan 1955'te Endonezya'nın Bandung kentinde, Asya ve Afrika'dan yirmi dokuz ülke ilk kez bir araya geldi. Bir sonraki derste, Bandung konferansında neyin tartışıldığını, Hindistan'ın, Mısır'ın, Endonezya'nın ve Yugoslavya'nın önderlerinin bağlantısızlık fikrini nasıl geliştirdiğini ve Türkiye'nin bu konferansta neden Batı ittifakını savunduğunu inceleyeceğiz.