Öğrenme hedefleri
- Hindistan'daki bağımsızlık hareketinin gelişimini, Gandhi'nin şiddetsiz direniş yöntemini, bu yöntemin kitlesel eylemlere dönüşmesini ve Londra'nın 1947'de alt kıtayı bırakma kararını açıklayabileceksin.
- Gandhi'nin 1909'da yazdığı «Hind Swaraj»ı, 1920'deki Hilafet yazısını ve 1947 Hindistan Bağımsızlık Yasası'nı karşılaştırarak bağımsızlığın nasıl düşünüldüğünü ve nasıl hukuka geçtiğini değerlendirebileceksin.
- Gandhi'yi bir önder, bir simge ve bir düşünür olarak okuyan tarih yazımı yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir avuç tuz
6 Nisan 1930 sabahı, Hindistan'ın batı kıyısındaki Dandi köyünde, altmış yaşında, zayıf, beyaz bir dokuma örtüye sarınmış bir adam deniz kıyısına eğildi ve bir avuç tuzlu çamuru yerden aldı. Mohandas Karamçand Gandhi, yirmi dört gün önce Ahmedabad yakınlarındaki kendi yerleşkesinden yola çıkmış, köylerden geçerek yaklaşık dört yüz kilometre yürümüştü. Yolda binlerce kişi ona katılmıştı. Britanya yönetimi, tuz üretimini ve satışını tekelinde tutuyor ve tuza vergi koyuyordu; Gandhi'nin kıyıdan topladığı tuz, bu yasanın açıkça çiğnenmesiydi. Sonraki haftalarda Hindistan'ın dört bir yanında on binlerce insan aynı şeyi yaptı ve tutuklandı. Bir avuç tuz, dünyanın en büyük imparatorluğuna karşı bir başkaldırının simgesi olmuştu. Bu ders, silahsız bir hareketin bu imparatorluğu Hindistan'dan çekilmeye nasıl zorladığını soruyor.
Bağlam — Güney Afrika'dan Hindistan'a
Gandhi, 1869'da batı Hindistan'da doğdu, Londra'da hukuk okudu ve 1893'te bir dava için Güney Afrika'ya gitti. Orada, Hintli göçmenlere yönelik ırk ayrımcılığına karşı yirmi yıl mücadele etti. Bu mücadelede, adaletsiz yasalara silahla değil, onlara uymayı reddedip cezasını kabul ederek direnme yöntemini geliştirdi ve buna «satyagraha», yani «hakikatte ısrar» adını verdi. 1909'da Londra'dan Güney Afrika'ya dönerken bir gemide yazdığı «Hind Swaraj» adlı kitapçıkta, bu düşüncelerini ve Batı uygarlığına yönelttiği eleştirileri bir araya getirdi.
1915'te Hindistan'a dönen Gandhi, kısa sürede 1885'te kurulan Hindistan Ulusal Kongresi'nin en etkili önderi oldu. Birinci Dünya Savaşı'na bir milyonu aşkın Hintli asker katılmıştı ve Hintliler savaştan sonra daha fazla özerklik bekliyordu. Oysa Britanya, 1919'da yargısız tutuklamaya izin veren baskıcı yasalar çıkardı. Aynı yılın Nisan ayında Amritsar kentinde bir bahçede toplanan silahsız kalabalığa Britanyalı bir subayın emriyle ateş açıldı; yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Bu olay, Hintlilerin Britanya yönetimine duyduğu güveni derinden sarstı.
Gelişme — kitlesel bir hareket
Gandhi, 1920'de Britanya yönetimiyle işbirliği yapmama çağrısında bulundu: Hintliler, Britanya'nın verdiği unvanları, okulları, mahkemeleri ve yabancı malları boykot edecekti. Gandhi, bu hareketi Hindistan Müslümanlarının başlattığı Hilafet hareketiyle birleştirdi. 1918 mütarekesinin ardından İtilaf devletlerinin Osmanlı Devleti'ni parçalaması ve halifeliği tehdit etmesi, Hindistan Müslümanlarını derinden kaygılandırmıştı. Muhammed Ali Cevher gibi Müslüman önderler ile Gandhi'nin ittifakı, Hindular ile Müslümanları ilk kez büyük bir ortak hareket içinde bir araya getirdi.
Hareket, milyonlarca insanı harekete geçirdi; ama Şubat 1922'de bir köyde öfkeli bir kalabalığın bir karakolu yakması ve polisleri öldürmesi üzerine Gandhi, hareketin şiddete dönüştüğünü söyleyerek onu durdurdu. Kısa süre sonra tutuklandı ve altı yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1930'daki Tuz Yürüyüşü, hareketin yeniden kitleselleşmesini sağladı. Tuz, herkesin, en yoksul köylünün bile ihtiyaç duyduğu bir maddeydi; bu yüzden tuz vergisine karşı çıkmak, bütün halkı aynı eyleme çağırmanın basit bir yoluydu. Yürüyüşün ardından yaklaşık altmış bin kişi tutuklandı. Ertesi yıl Hindistan Genel Valisi Lord Irwin, Gandhi ile bir anlaşma imzaladı ve Gandhi, Londra'daki bir konferansa Kongre'nin temsilcisi olarak katıldı.
Dönüş noktası — savaş ve «Hindistan'dan çekilin»
1939'da Britanya'nın Hindistan Genel Valisi, Hintli önderlere danışmadan Hindistan'ı savaşa soktu. Kongre'nin eyalet hükümetleri bunu protesto ederek istifa etti. Ağustos 1942'de Kongre, Britanya'nın Hindistan'dan hemen çekilmesini isteyen bir karar aldı; Gandhi halka «yap ya da öl» çağrısında bulundu. Britanya, Gandhi'yi ve Kongre önderlerinin neredeyse tamamını tutukladı; ülke genelinde çıkan ayaklanmalar sert biçimde bastırıldı. Kongre önderleri savaşın büyük bölümünü hapiste geçirirken, Muhammed Ali Cinnah'ın önderliğindeki Müslüman Birliği, Müslümanlar için ayrı bir devlet talebini güçlendirdi.
Savaşın sonunda Britanya, ekonomik olarak tükenmişti; Hindistan'ı ordu ve polis gücüyle elde tutmanın bedeli artık çok yüksekti. 1946'da Hint donanmasındaki denizciler isyan etti; ordu ve yönetimdeki Hintlilerin sadakati sorgulanır hâle geldi. Temmuz 1945'te iktidara gelen İşçi Partisi hükümetinin başbakanı Clement Attlee, Britanya'nın Hindistan'dan çekileceğini açıkladı ve son genel vali olarak Louis Mountbatten'ı gönderdi.
Cevap — silahsız bir hareketin zaferi mi?
Hindistan, 15 Ağustos 1947'de bağımsız oldu; ama tek bir devlet olarak değil, Hindistan ve Pakistan olarak ikiye bölünerek. Britanya'nın çekilmesinde birden fazla etken rol oynadı: Gandhi'nin önderliğindeki kitlesel ve şiddetsiz hareket, Britanya yönetiminin meşruiyetini Hindistan'da ve dünyada aşındırmıştı; İkinci Dünya Savaşı Britanya'yı ekonomik olarak tüketmişti; ordu ve yönetimdeki Hintlilerin sadakati sarsılmıştı ve Britanya'daki yeni hükümet imparatorluğu sürdürmeye istekli değildi. Şiddetsiz direniş tek başına imparatorluğu yıkmadı, ama Britanya'nın Hindistan'ı yönetebilmek için dayandığı halk rızasını ortadan kaldırdı.
Yaygın yanlış«Hindistan'ın bağımsızlığını yalnızca Gandhi kazandı.»
Gandhi, bağımsızlık mücadelesinin en etkili önderi ve simgesiydi; ama hareket, onun tek başına başardığı bir iş değildi. Jawaharlal Nehru gibi Kongre önderleri, köylü ve işçi hareketleri, sömürge yönetimine silahlı direnişi savunan devrimciler, Müslüman Birliği, dalit önderi B. R. Ambedkar'ın ayrımcılığa karşı mücadelesi ve İkinci Dünya Savaşı'nın Britanya'yı tüketmesi, sonucu birlikte belirledi. Gandhi'nin yöntemleri döneminde de tartışıldı; Ambedkar, onun kast sistemine yaklaşımını sert biçimde eleştirdi.
Bugünle bağ — Hindistan'dan Ankara'ya
Hilafet hareketi, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesini Türkiye'nin tarihine doğrudan bağladı. 1919–1922 arasında Hindistan Müslümanları, Anadolu'daki millî mücadeleye destek için yardım kampanyaları düzenledi ve toplanan paraların bir bölümü Ankara'ya ulaştı. Bu yardımların miktarı ve nasıl kullanıldığı üzerine farklı anlatımlar vardır ve tartışma bugün de sürer. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Mart 1924'te halifeliği kaldırması, Hindistan'daki Hilafet hareketinin dayanağını ortadan kaldırdı. Halifeliğin kaldırılmasından birkaç ay önce, Hindistan kökenli iki Müslüman önderin halifeliğin korunmasını isteyen bir mektubunun İstanbul basınında yayımlanması, Ankara'da yabancı bir müdahale olarak algılanmış ve kaldırma kararını hızlandıran etkenlerden biri olmuştu. Hindistan'daki hareket ile Türkiye'deki dönüşüm, aynı yıllarda farklı yönlere gitmişti.
Birincil kaynak
Gandhi'nin 1909'da yazdığı «Hind Swaraj» adlı kitapçıktan, okurla editör arasındaki bir diyalogda editörün sözleri:
Passive resistance is a method of securing rights by personal suffering; it is the reverse of resistance by arms. When I refuse to do a thing that is repugnant to my conscience, I use soul-force. For instance, the Government of the day has passed a law which is applicable to me. I do not like it. If by using violence I force the Government to repeal the law, I am employing what may be termed body-force. If I do not obey the law and accept the penalty for its breach, I use soul-force. It involves sacrifice of self.
Türkçesi: Pasif direniş, hakları kişisel acı çekerek elde etmenin bir yöntemidir; silahla direnişin tam tersidir. Vicdanıma aykırı bir şeyi yapmayı reddettiğimde ruh gücünü kullanırım. Örneğin, o günün hükümeti bana uygulanan bir yasa çıkarmıştır. Bu yasayı beğenmem. Şiddet kullanarak hükümeti yasayı kaldırmaya zorlarsam, beden gücü denebilecek şeyi kullanmış olurum. Yasaya uymaz ve onu çiğnemenin cezasını kabul edersem, ruh gücünü kullanırım. Bu, kendini feda etmeyi gerektirir.
Kaynak: Mohandas K. Gandhi, Hind Swaraj, 1909, Freedom's Battle (Madras: Ganesh & Co., 1922) içindeki metin; Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Gandhi, «ruh gücü» ile «beden gücü» arasındaki farkı nasıl tanımlıyor? Bu ayrımda cezayı kabul etmenin yeri nedir?
- Bu yöntem neden özellikle güçlü bir imparatorluğa karşı etkili olabilirdi? Hangi koşullarda etkisini yitirebilirdi?
- Bu metin 1909'da yazıldı; Tuz Yürüyüşü 1930'da gerçekleşti. Bu fikir, yirmi yıl içinde kitlesel bir eyleme nasıl dönüştü?
Tarihçiler Tartışıyor
- Sumit Sarkar (1983) — Modern India 1885–1947 adlı kitabında, Hindistan'daki ulusal hareketi yalnızca önderlerin değil, köylülerin, işçilerin ve farklı toplumsal grupların hareketleri üzerinden inceledi; Gandhi'nin kitleleri harekete geçirme yeteneğini teslim etmekle birlikte, Kongre'nin toplumsal radikalizmi sınırlayan yanını da vurguladı.
- Shahid Amin (1984) — Kuzey Hindistan'daki köylülerin Gandhi'yi nasıl algıladığını inceleyen çalışmasında, köylülerin Gandhi'yi kendi inanç ve beklentileri doğrultusunda mucizeler gösteren bir «mahatma» olarak yorumladığını ve hareketi Kongre önderlerinin öngörmediği yönlere taşıdığını gösterdi.
- Judith M. Brown (1989) — Gandhi: Prisoner of Hope adlı biyografisinde, Gandhi'yi hem büyük bir siyasi önder hem de sınırlı bir siyasetçi olarak ele aldı; onun yöntemlerinin Hindu-Müslüman birliğini ve kast ayrımcılığının ortadan kaldırılmasını sağlamakta başarısız kaldığını vurguladı.
- Faisal Devji (2012) — The Impossible Indian adlı kitabında, Gandhi'nin şiddetsizliğini yalnızca bir siyasi taktik olarak değil, kendini feda etmeyi ve rakibe güvenmeyi merkeze alan, devlet ve ulus fikrini de sorgulayan radikal bir düşünce olarak yorumladı.
Bu tarihçiler, Gandhi'yi farklı açılardan değerlendirir. Sarkar, bağımsızlık hareketini toplumsal güçlerin bütünü içinde görür. Amin, Gandhi'nin köylüler tarafından nasıl yeniden yorumlandığını gösterir. Brown, onun başarılarını olduğu kadar sınırlarını da tartışır. Devji ise Gandhi'nin düşüncesinin siyasi taktiklerin ötesindeki derinliğini öne çıkarır. Birlikte okunduklarında, Gandhi'nin hem bir önder, hem bir simge, hem de çok farklı biçimlerde yorumlanan bir düşünür olduğu görülür.
Derine İn
Gandhi'nin yöntemlerinin merkezinde, gündelik hayatı siyasetin bir parçası hâline getirmek vardı. Yabancı kumaşların boykotu, onun en etkili araçlarından biriydi. Gandhi, Hintlileri Britanya'dan gelen fabrika kumaşları yerine kendi evlerinde el çıkrığıyla eğirdikleri iplikten dokunan kumaşları giymeye çağırdı. Çıkrık, Kongre'nin bayrağına girdi ve bağımsızlık hareketinin simgelerinden biri oldu. Bu çağrı, hem Britanya'nın tekstil ihracatına ekonomik bir darbe vurmayı hem de köylülere bir gelir kaynağı sağlamayı amaçlıyordu.
Gandhi'nin kast sistemine yaklaşımı, hareketin içinde derin bir tartışmaya yol açtı. Gandhi, «dokunulmazlık» uygulamasını şiddetle eleştirdi ve dokunulmaz sayılan toplulukları «Tanrı'nın çocukları» anlamına gelen bir adla anmayı önerdi. Ama dalit önderi B. R. Ambedkar, bu yaklaşımın kast sisteminin kendisini sorgulamadığını savundu. 1932'de Britanya, dalitlere ayrı seçmen listeleri tanıyınca, Gandhi bunu Hindu toplumunu bölecek bir adım olarak görüp ölüm orucuna başladı. Ambedkar, Gandhi'nin hayatını kurtarmak için baskı altında bir uzlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı; bu olay, iki önder arasındaki derin anlaşmazlığın simgesi oldu.
Bağımsızlık mücadelesinde Gandhi'nin yolunu reddeden bir çizgi de vardı. Bir dönem Kongre'nin başkanlığını yapmış olan Subhas Chandra Bose, şiddetsiz direnişin yetersiz olduğunu düşünerek İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın ve Japonya'nın desteğini aradı ve Güneydoğu Asya'da Japonların esir aldığı Hintli askerlerden bir ordu kurdu. Bu ordu askerî açıdan başarılı olamadı; ama savaştan sonra subaylarının Delhi'de yargılanması, Hindistan'da büyük bir tepki yarattı ve Britanya'nın Hint ordusunun sadakatine güvenip güvenemeyeceği sorusunu keskinleştirdi.
Kadınlar, bağımsızlık hareketinde büyük bir rol oynadı. Tuz Yürüyüşü'nden sonra binlerce kadın tuz yasasını çiğnedi, yabancı kumaş ve içki satan dükkânların önünde gösteriler yaptı ve tutuklandı. Şair ve siyasetçi Sarojini Naidu gibi kadınlar, Kongre'nin önde gelen isimleri arasında yer aldı. Gandhi'nin şiddetsiz yöntemleri, geleneksel olarak kamusal hayatın dışında tutulan kadınların siyasete katılması için yeni imkânlar yarattı.
Gandhi'nin hayatı, bağımsızlığın hemen ardından trajik biçimde sona erdi. Bölünmenin ardından yaşanan topluluklar arası şiddet sırasında Gandhi, Kalküta'da ve Delhi'de şiddeti durdurmak için oruç tuttu. Ocak 1948'de Delhi'de bir dua toplantısına giderken, onun Müslümanlara karşı fazla uzlaşmacı olduğunu düşünen Hindu milliyetçisi bir militan tarafından öldürüldü. Ölümü, Hindistan'ı ve dünyayı derinden sarstı.
Gandhi'nin şiddetsiz direniş yöntemi, Hindistan'ın sınırlarını aştı. Amerika'da ırk ayrımına karşı kiliselerden yükselen hareketin sözcüsü Martin Luther King Jr., Gandhi'nin düşüncelerinden derinden etkilendi ve 1959'da Hindistan'ı ziyaret etti. Güney Afrika'da ırk ayrımına karşı mücadele edenler, Doğu Avrupa'daki muhalifler ve dünyanın pek çok yerindeki barışçı hareketler, Gandhi'nin yöntemlerinden ilham aldı. Ama eleştirmenler, şiddetsiz direnişin ancak belirli koşullarda, örneğin kamuoyunun ve basının bir ölçüde etkili olduğu yönetimlere karşı başarılı olabileceğini hatırlatır.
Bağımsızlıktan sonra Hindistan, Gandhi'nin köy merkezli ve sanayileşmeye kuşkuyla bakan ekonomik görüşlerinden çok, Nehru'nun planlı sanayileşme ve modernleşme anlayışını izledi. Gandhi, ulusun babası olarak anıldı; ama onun bazı düşünceleri, kurduğu devletin politikalarında sınırlı bir yer buldu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Gail Minault, The Khilafat Movement: Religious Symbolism and Political Mobilization in India (New York: Columbia University Press, 1982).
- Sumit Sarkar, Modern India 1885–1947 (Delhi: Macmillan, 1983).
- Shahid Amin, «Gandhi as Mahatma: Gorakhpur District, Eastern UP, 1921–2», Ranajit Guha (ed.), Subaltern Studies III (Delhi: Oxford University Press, 1984) içinde.
- Judith M. Brown, Gandhi: Prisoner of Hope (New Haven: Yale University Press, 1989).
- Faisal Devji, The Impossible Indian: Gandhi and the Temptation of Violence (Cambridge: Harvard University Press, 2012).
- Ramachandra Guha, Gandhi: The Years That Changed the World, 1914–1948 (New York: Alfred A. Knopf, 2018).
Arşiv ve kaynak
Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinin kaynakları arasında Gandhi'nin yüz cildi aşan toplu eserleri, Hindistan Ulusal Kongresi'nin ve Müslüman Birliği'nin belgeleri, Britanya'nın Hindistan Bürosu'nun arşivleri, genel valilerin ve eyalet yöneticilerinin yazışmaları, Hint gazeteleri, polis raporları ve bağımsızlık hareketine katılanların anıları vardır. «Hind Swaraj», Hilafet yazıları ve Hindistan Bağımsızlık Yasası İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- İkinci Dünya Savaşı Britanya'yı tüketmeseydi, şiddetsiz hareket bağımsızlığı aynı hızla kazanabilir miydi?
- Gandhi'nin Hilafet hareketini desteklemesi, Hindu-Müslüman birliğini güçlendirdi mi, yoksa sonraki ayrılığın zeminini mi hazırladı?
- Şiddetsiz direniş, her türlü yönetime karşı etkili olabilir mi, yoksa yalnızca belirli koşullarda mı başarılı olur?
Mini sınav
- (Hedef 1) Gandhi'nin geliştirdiği şiddetsiz direniş yönteminin adı nedir? A) Swaraj B) Satyagraha C) Swadeshi D) Ahimsa yasası
- (Hedef 1) Gandhi, 1930'da Britanya'nın hangi tekeline karşı Dandi'ye yürüdü? A) Pamuk B) Çay C) Afyon D) Tuz
- (Hedef 2) «Hind Swaraj»a göre bir yasaya uymayıp cezasını kabul eden kişi hangi gücü kullanır? A) Ruh gücünü B) Beden gücünü C) Silah gücünü D) Ekonomik gücü
- (Hedef 2) Hindistan Bağımsızlık Yasası'na göre 15 Ağustos 1947'de kaç bağımsız dominyon kuruldu? A) Bir B) Üç C) İki D) Dört
- (Hedef 3) Köylülerin Gandhi'yi kendi inanç ve beklentileri doğrultusunda yorumladığını gösteren tarihçi kimdir? A) Judith M. Brown B) Shahid Amin C) Sumit Sarkar D) Faisal Devji
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Britanya 1947'de Hindistan'dan neden çekildi ve Gandhi'nin şiddetsiz hareketinin bunda payı neydi? Cevabında «Hind Swaraj»ı, Hilafet yazısını ve Hindistan Bağımsızlık Yasası'nı kullan; Brown ile Amin'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Satyagraha.
- D — Tuz.
- A — Ruh gücünü.
- C — İki.
- B — Shahid Amin.
Kapsamlı bir cevap, Gandhi'nin önderliğindeki kitlesel ve şiddetsiz hareketin Britanya yönetiminin meşruiyetini ve dayandığı halk rızasını aşındırdığını; İkinci Dünya Savaşı'nın Britanya'yı ekonomik olarak tükettiğini, ordu ve yönetimdeki Hintlilerin sadakatinin sarsıldığını ve Britanya'daki yeni hükümetin imparatorluğu sürdürmeye istekli olmadığını açıklar. «Hind Swaraj»ı, şiddetsiz direnişin düşünsel temelinin belgesi olarak; Hilafet yazısını, Gandhi'nin bağımsızlık mücadelesini dinî topluluklar arası bir dayanışma üzerine kurma çabasının örneği olarak; Bağımsızlık Yasası'nı ise Britanya egemenliğinin bir yasama işlemiyle sona erdiğinin ve bölünmenin hukuken düzenlendiğinin tanıklığı olarak kullanır. İyi bir yanıt ayrıca, Brown'ın Gandhi'nin önderliğini ve sınırlarını tartışan yaklaşımını Amin'in köylülerin Gandhi'yi kendi yollarıyla yorumladığını gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Hindistan'ın bağımsızlığı, iki devletin doğuşuyla geldi ve bu doğuş büyük bir acıyla gerçekleşti. Müslüman Birliği'nin ayrı bir Müslüman devleti talebi nasıl doğdu ve neden kabul gördü? Pencap ile Bengal'i ikiye bölen sınır, birkaç hafta içinde nasıl çizildi? Bir sonraki derste, Hindistan ile Pakistan'ın neden ayrıldığını, bölünmenin milyonlarca insanı nasıl yerinden ettiğini, topluluklar arası şiddetin nasıl patlak verdiğini ve Keşmir sorununun nasıl doğduğunu inceleyeceğiz.