Öğrenme hedefleri
- Amerikan atom tekelinin 1949'da sona ermesini, hidrojen bombasının geliştirilmesini, taşıyıcı sistemlerin uçaklardan füzelere geçişini ve iki süper gücün cephaneliklerinin büyümesini açıklayabileceksin.
- Truman'ın veda konuşmasını, Eisenhower'ın Birleşmiş Milletler'deki «Barış İçin Atom» konuşmasını ve Dulles'ın kitlesel misilleme konuşmasını karşılaştırarak, nükleer silahın bir siyaset aracı olarak nasıl tanımlandığını değerlendirebileceksin.
- Nükleer silahların 1945'ten sonra neden savaşta kullanılmadığı üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir mercan adası kayboluyor
1 Kasım 1952 sabahı, Pasifik Okyanusu'ndaki Enewetak mercan adalarından birinde, bir binadan çok bir fabrikaya benzeyen dev bir düzenek patlatıldı. Gökyüzüne yükselen ateş topu kilometrelerce genişledi; patlamanın gücü, Hiroşima'yı yok eden bombanın yüzlerce katıydı. Patlama bittiğinde, deneyin yapıldığı küçük ada artık haritada yoktu; yerinde denizin doldurduğu derin bir çukur kalmıştı. Amerika, ilk hidrojen bombasını denemişti. Dokuz ay sonra Sovyetler Birliği de kendi termonükleer deneyini yapacaktı. Bu ders, iki süper gücün neden dünyayı defalarca yok edebilecek bir cephanelik biriktirdiğini ve bu silahların neden hiç kullanılmadığını soruyor.
Bağlam — tekelin sonu
1945'te atom bombasına sahip tek ülke Amerika'ydı. Washington'da pek çok kişi, Sovyetlerin kendi bombasını yapmasının on yıl, belki daha uzun süreceğini düşünüyordu. Oysa Josif Stalin, Hiroşima'dan hemen sonra Sovyet atom programını devletin en önemli işi hâline getirmişti. Fizikçi İgor Kurçatov'un bilimsel yönetimindeki program, gizli kentlerde, on binlerce işçiyle ve çoğu zaman çalışma kamplarındaki mahkûmların emeğiyle yürüdü. Los Alamos'ta çalışmış birkaç bilim insanının Sovyetlere aktardığı bilgiler, özellikle ilk bombanın tasarımında işi hızlandırdı.
29 Ağustos 1949'da Sovyetler Birliği, Kazakistan bozkırındaki Semipalatinsk deneme alanında ilk atom bombasını patlattı. Amerikan keşif uçaklarının topladığı hava örnekleri, patlamayı birkaç gün içinde ortaya çıkardı; Eylül'de Başkan Harry S. Truman bunu dünyaya duyurdu. Amerikan tekeli, beklenenden çok daha önce bitmişti.
Gelişme — «süper» bomba
Sovyet bombası, Washington'da sert bir tartışmayı başlattı: daha güçlü bir silaha, hidrojen bombasına geçilmeli miydi? Atom bombasının yapımını yönetmiş fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın da aralarında bulunduğu bir danışma kurulu, böyle bir silahın yalnızca kentleri yok etmeye yarayacağını, bir soykırım silahı olacağını söyleyerek karşı çıktı. Fizikçi Edward Teller ve hava kuvvetleri ise Sovyetlerin bu silahı önce yapmasından korkuyordu. Ocak 1950'de Truman, hidrojen bombası çalışmalarının sürdürülmesini emretti.
Amerika 1952'de ilk hidrojen düzeneğini denedi. Sovyetler Birliği'nde ise genç fizikçi Andrey Saharov'un da katkıda bulunduğu program, Ağustos 1953'te ilk termonükleer deneyini yaptı; 1955'te ise iki aşamalı, çok daha güçlü bir hidrojen bombasını uçaktan atarak denedi. Britanya 1952'de, Fransa 1960'ta, Çin 1964'te atom bombası sahibi oldu.
Dönüş noktası — misilleme ve caydırma
1953'te başkanlığa gelen Dwight D. Eisenhower, iki zor gerçekle karşılaştı: Kore'deki sınırlı savaşın pahalılığı ve büyük bir kara ordusunu sürekli ayakta tutmanın ekonomiyi zorlayacağı korkusu. Yönetimin vardığı sonuç, nükleer silahlara daha çok dayanmaktı; çünkü bu silahlar, büyük ordulardan çok daha ucuzdu.
Bomba gücü kadar onu hedefe ulaştıracak araçlar da önemliydi. 1950'lerin başında nükleer silahlar uzun menzilli bombardıman uçaklarıyla taşınıyordu. Ağustos 1957'de Sovyetler Birliği, okyanus aşırı hedeflere ulaşabilecek ilk füzeyi denedi; birkaç ay sonra aynı füze türü dünyanın ilk yapay uydusunu yörüngeye taşıdı. Amerika'da Sovyetlerin füzelerde öne geçtiği korkusu yayıldı; bu korku sonradan abartılı çıktı, ama yeni bir yarışı hızlandırdı. Füzeler, bir saldırıyı yarım saat içinde gerçekleştirmeyi mümkün kıldı.
Cevap — korkunun dengesi
İki süper güç, nükleer silah biriktirdi; çünkü ikisi de ötekinin üstünlüğünden korkuyordu ve bu silahlar, büyük ordulardan daha ucuz bir güvenlik vaat ediyordu. Amerikan tekeli 1949'da bitince her iki taraf da önce hidrojen bombasına, sonra füzelere yöneldi; cephanelikler birkaç yüz silahtan on binlerce silaha çıktı. Ama silahlar büyüdükçe kullanılmaları daha da düşünülemez hâle geldi. 1960'larda iki tarafın da, ilk saldırıdan sonra ayakta kalacak silahlarla ötekini yok edebileceği bir duruma gelindi. Bu «korku dengesi», büyük güçler arasında doğrudan bir savaşı önledi; ama dünyayı birkaç kez kıyamete çok yaklaştırdı.
Yaygın yanlış«Nükleer silahlar 1945'ten sonra hiç kullanılmadığı için tehlike hep teorikti.»
Nükleer silahlar savaşta kullanılmadı; ama 1945–1963 arasında iki süper güç ve Britanya, havada, yerde ve su altında yüzlerce deneme patlaması yaptı. Mart 1954'te Bikini'de yapılan bir Amerikan denemesi, beklenenden çok daha güçlü çıktı; radyoaktif serpinti, Marşal Adaları'ndaki köylere ve yakındaki bir Japon balıkçı teknesinin mürettebatına ulaştı, mürettebattan biri aylar sonra hayatını kaybetti. Semipalatinsk çevresindeki Kazak köylerinde onlarca yıl süren deneyler, kuşaklar boyu sağlık sorunlarına yol açtı. Ayrıca kazalar, yanlış alarmlar ve krizler, nükleer savaşın birkaç kez kıl payı önlendiğini gösterir.
Bugünle bağ — Çekmece'deki reaktör
Eisenhower, Aralık 1953'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda «Barış İçin Atom» adıyla anılan bir konuşma yaptı ve atom enerjisinin barışçı kullanımını yaymayı önerdi. Bu programla Amerika, birçok müttefikine araştırma reaktörleri ve eğitim desteği sundu. Türkiye de 1950'lerin ortasında Amerika ile sivil atom enerjisi alanında bir işbirliği antlaşması imzaladı ve bir Atom Enerjisi Komisyonu kurdu. İstanbul yakınlarındaki Küçükçekmece gölünün kıyısında kurulan Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin ilk araştırma reaktörü 1962'de çalışmaya başladı. Türkiye'nin nükleer bilimle tanışması, Soğuk Savaş'ın silahlanma yarışının barışçı yüzü olarak sunulan bu programla gerçekleşti.
Birincil kaynak
Eisenhower'ın 8 Aralık 1953'te New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadan:
If at one time the United States possessed what might have been called a monopoly of atomic power, that monopoly ceased to exist several years ago. […] To pause there would be to confirm the hopeless finality of a belief that two atomic colossi are doomed malevolently to eye each other indefinitely across a trembling world.
Türkçesi: Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri atom gücü tekeli denebilecek bir şeye sahipse de, bu tekel birkaç yıl önce sona erdi. […] Orada durmak, iki atom devinin titreyen bir dünyanın üzerinden birbirini düşmanca ve sonsuza dek gözetlemeye mahkûm olduğu inancının umutsuz kesinliğini onaylamak olur.
Kaynak: Dwight D. Eisenhower, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma, New York, 8 Aralık 1953; Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Eisenhower, Amerikan tekelinin bittiğini açıkça kabul ediyor. Bu kabul, konuşmanın geri kalanında önerdiği şeyi nasıl anlamlı kılıyor?
- «İki atom devi» benzetmesi, Soğuk Savaş'taki nükleer ilişkiyi nasıl tanımlıyor? Bu benzetmede iki taraf eşit mi gösteriliyor?
- Aynı yönetim birkaç hafta sonra kitlesel misilleme stratejisini ilan etti. «Barış İçin Atom» konuşması ile bu strateji birbiriyle çelişiyor mu, yoksa birbirini tamamlıyor mu?
Tarihçiler Tartışıyor
- John Lewis Gaddis (1987) — The Long Peace adlı kitabında, 1945'ten sonra büyük güçler arasında doğrudan bir savaş çıkmamasını «uzun barış» olarak adlandırdı ve nükleer silahların yarattığı karşılıklı korkunun bu istikrarın başlıca nedenlerinden biri olduğunu savundu.
- David Holloway (1994) — Stalin and the Bomb adlı kitabında, Moskova'daki belgelerden yola çıkarak Stalin'in bombayı bir savaş silahından çok bir güç ve pazarlık aracı olarak gördüğünü, Sovyet programının casusluk kadar Sovyet biliminin gücüne ve devletin seferberliğine dayandığını gösterdi.
- Richard Rhodes (1995) — Dark Sun adlı kitabında, hidrojen bombasının yapılışını anlatarak, casusluğun Sovyet bombasını hızlandırdığını, ama yarışın asıl itici gücünün iki tarafın birbirine karşı beslediği korku ve kurumların kendi çıkarları olduğunu öne sürdü.
- Nina Tannenwald (2007) — The Nuclear Taboo adlı kitabında, nükleer silahların kullanılmamasını yalnızca caydırıcılıkla açıklamanın yetersiz olduğunu; zamanla kamuoyunda ve liderler arasında bu silahları kullanmayı ahlaken kabul edilemez sayan bir «tabu» oluştuğunu savundu.
Bu tartışma, nükleer silahların Soğuk Savaş'taki rolüne farklı yerlerden bakar. Gaddis, bu silahların büyük bir savaşı önlediğini düşünür. Holloway, Sovyet tarafının bombayı nasıl gördüğünü gösterir. Rhodes, yarışın kendi kendini besleyen bir korku döngüsü olduğunu vurgular. Tannenwald ise silahların kullanılmamasını yalnızca korkuya değil, zamanla oluşan bir ahlaki yasağa da bağlar. Birlikte okunduklarında, «uzun barışın» nükleer silahlar sayesinde mi yoksa onlara rağmen mi korunduğu sorusunun açık kaldığı görülür.
Derine İn
Oppenheimer'ın hidrojen bombasına karşı çıkması, ona pahalıya mal oldu. 1954'te, Amerika'da komünist casus korkusunun en yoğun olduğu dönemde, bir güvenlik kurulu, geçmişteki solcu bağlantılarını ve hidrojen bombası konusundaki tutumunu gerekçe göstererek gizli bilgilere erişim iznini iptal etti. Teller'in bu soruşturmada aleyhte tanıklık etmesi, bilim insanları arasında derin bir bölünmeye yol açtı. Atom bombasının «babası» sayılan bilim insanının devlet tarafından dışlanması, nükleer silahlarla ilgili kararların bilim insanlarının elinden çıktığını gösterdi.
Sovyetler Birliği'nde de bilim insanları zamanla silahların tehlikesini dile getirmeye başladı. Sovyet hidrojen bombasının yapımına katkıda bulunan Andrey Saharov, 1950'lerin sonundan itibaren atmosferdeki deneylerin sağlık etkileri konusunda yöneticileri uyarmaya başladı. Sonraki yıllarda insan hakları savunucusu hâline geldi ve bu yüzden Sovyet rejiminin baskısına uğradı. Nükleer silahları yapan bilim insanlarının birçoğu, iki tarafta da, sonradan bu silahların sınırlanması için mücadele etti.
Cephaneliklerin büyüklüğü, insan aklının kavrayabileceği sınırları aştı. Amerikan stoku 1950'lerin başında birkaç yüz, en çok bin dolayında silahken, on yılın sonunda on binlerle ölçülür hâle geldi. Sovyetler Birliği başlangıçta çok geride kaldı, ama 1970'lerin sonunda sayıca onu geçti. 1961'de Sovyetlerin denediği en büyük hidrojen bombası, İkinci Dünya Savaşı'nda bütün taraflarca kullanılan bütün patlayıcıların toplamından çok daha güçlüydü.
Karşılıklı caydırıcılığın işlemesi için silahların bir ilk saldırıdan sağ çıkması gerekiyordu. Bu yüzden iki taraf da silahlarını üç ayrı yolla taşımaya yöneldi: uzun menzilli bombardıman uçakları, yerdeki beton sığınaklara yerleştirilen füzeler ve denizaltılardan atılan füzeler. Amerika, 1960'ta denizaltıdan fırlatılan ilk füzesini hizmete soktu. Okyanusların derinliklerinde saklanan bir denizaltıyı bulup yok etmek neredeyse imkânsız olduğu için, bu silahlar ilk saldırıyı yapan tarafın da karşılık almaktan kaçamayacağını garanti ediyordu. Stratejistler bu üçlü yapıya «nükleer üçlü» adını verdi.
Nükleer korku, gündelik hayata da girdi. Amerika'da okul çocukları, bir saldırı anında sıraların altına saklanmayı öğreten tatbikatlar yaptı; bazı aileler bahçelerine sığınaklar inşa etti. Avrupa'da ve Japonya'da, atmosferdeki deneylere karşı geniş barış hareketleri doğdu. Deneylerin yaydığı radyoaktif maddelerin çocukların dişlerinde ölçülmesi, kamuoyunu derinden etkiledi.
Bu baskı, ilk sınırlama adımlarını getirdi. 1958'de iki süper güç ve Britanya, deneyleri bir süre gönüllü olarak durdurdu; ama 1961'de Sovyetler Birliği deneylere yeniden başladı. Ağustos 1963'te Amerika, Sovyetler Birliği ve Britanya, atmosferde, uzayda ve su altında nükleer deneyleri yasaklayan Kısmi Deneme Yasağı Antlaşması'nı imzaladı. Yer altı deneyleri sürdü; ama bu, iki rakibin nükleer silahlar konusunda imzaladığı ilk önemli antlaşmaydı. Nükleer silahların yayılmasını sınırlayan antlaşma ise 1968'de imzalandı.
Nükleer yarışın bedeli yalnızca para değildi. Uranyum madenlerinde çalışan işçiler, deneme alanlarının çevresinde yaşayanlar ve deneylere katılan askerler, iki tarafta da yıllarca radyasyonun etkilerine maruz kaldı. Bu insanların çoğu, onlarca yıl sonra ancak tazminat ve tanınma için mücadele edebildi. Pasifik'teki bazı adalar hâlâ yaşanmaz durumdadır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Lawrence Freedman, The Evolution of Nuclear Strategy (Londra: Macmillan, 1981).
- John Lewis Gaddis, The Long Peace: Inquiries into the History of the Cold War (New York: Oxford University Press, 1987).
- McGeorge Bundy, Danger and Survival: Choices About the Bomb in the First Fifty Years (New York: Random House, 1988).
- David Holloway, Stalin and the Bomb: The Soviet Union and Atomic Energy, 1939–1956 (New Haven: Yale University Press, 1994).
- Richard Rhodes, Dark Sun: The Making of the Hydrogen Bomb (New York: Simon & Schuster, 1995).
- Nina Tannenwald, The Nuclear Taboo: The United States and the Non-Use of Nuclear Weapons Since 1945 (Cambridge: Cambridge University Press, 2007).
Arşiv ve kaynak
Nükleer silahlanma yarışının kaynakları arasında Amerikan Atom Enerjisi Komisyonu'nun ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nin belgeleri, Sovyet çöküşünden sonra kısmen erişime açılan atom programı belgeleri, Oppenheimer güvenlik soruşturmasının tutanakları, deneme alanlarındaki ölçüm raporları, bilim insanlarının anıları ve barış hareketlerinin yayınları vardır. Truman'ın veda konuşması ve Eisenhower'ın Birleşmiş Milletler konuşması İngilizce Vikikaynak'ta; Dulles'ın konuşmasının metni ise Ocak 1954 tarihli resmî bültenin Internet Archive'daki taramasında okunabilir.
Açık sorular
- Amerika, Sovyetler Birliği'nin bombasından önce hidrojen bombasını yapmaktan vazgeçseydi, Sovyetler de vazgeçer miydi?
- Nükleer silahlar büyük güçler arasında bir savaşı gerçekten önledi mi, yoksa bu barış başka nedenlere mi dayanıyordu?
- «Barış İçin Atom» programı, nükleer bilginin yayılmasını kolaylaştırarak nükleer silahların yayılmasına da katkıda bulundu mu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sovyetler Birliği ilk atom bombasını hangi yıl denedi? A) 1945 B) 1947 C) 1952 D) 1949
- (Hedef 1) Okyanus aşırı hedeflere ulaşabilen ilk füzeyi 1957'de hangi ülke denedi? A) Amerika B) Sovyetler Birliği C) Britanya D) Fransa
- (Hedef 2) Truman'ın veda konuşmasına göre atom savaşı başlatmak akıl sahibi insanlar için nasıldı? A) Tamamen düşünülemez B) Son çare C) Kaçınılmaz D) Kısa vadede gerekli
- (Hedef 2) Dulles'ın 1954 konuşmasında savunduğu strateji hangisidir? A) Kara ordusunu büyütmek B) Silahsızlanma C) Kitlesel misilleme D) Tarafsızlık
- (Hedef 3) Nükleer silahların kullanılmamasını zamanla oluşan bir ahlaki yasağa bağlayan tarihçi kimdir? A) Richard Rhodes B) David Holloway C) John Lewis Gaddis D) Nina Tannenwald
Açık uçlu soru
(Hedef 3) İki süper güç nükleer silahları neden biriktirdi ve bu silahlar neden savaşta kullanılmadı? Cevabında Truman'ın veda konuşmasını, Eisenhower'ın Birleşmiş Milletler konuşmasını ve Dulles'ın konuşmasını kullan; Gaddis ile Tannenwald'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- D — 1949.
- B — Sovyetler Birliği.
- A — Tamamen düşünülemez.
- C — Kitlesel misilleme.
- D — Nina Tannenwald.
Kapsamlı bir cevap, iki süper gücün birbirinin üstünlüğünden korktuğu için, Amerikan tekelinin 1949'da bitmesinden sonra önce hidrojen bombasına, sonra füzelere yöneldiğini ve nükleer silahların büyük ordulardan daha ucuz bir güvenlik vaat ettiğini; ama silahlar büyüdükçe kullanılmalarının düşünülemez hâle geldiğini açıklar. Truman'ın veda konuşmasını, silahı ilk kullanan liderin bile onu kullanılamaz saymasının belgesi olarak; Eisenhower'ın konuşmasını, tekelin bittiğinin kabulü ve «iki atom devi» arasındaki korku ilişkisinin tanımı olarak; Dulles'ın konuşmasını ise nükleer silahın bir tehdit ve siyaset aracına dönüşmesinin örneği olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Gaddis'in caydırıcılık vurgusunu Tannenwald'ın ahlaki yasak açıklamasıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Ekim 1957'de Sovyet füzesinin yörüngeye taşıdığı küçük metal küre, dünyanın çevresinde dönerken yaydığı sinyallerle bütün dünyaya duyuldu. Bu uydu, bir yandan bilimin büyük bir başarısıydı, öbür yandan Sovyet füzelerinin dünyanın her yerine ulaşabileceğinin kanıtıydı. Amerika'da bir şok dalgası yarattı; okullardan bütçelere kadar pek çok şey değişti. Bir sonraki derste, Washington ile Moskova'nın uzayda nasıl yarıştığını, bu yarışın ilk uydudan ilk insanlı uçuşa ve Ay'a ayak basmaya nasıl uzandığını ve bilim ile prestijin Soğuk Savaş'ta nasıl iç içe geçtiğini inceleyeceğiz.