Öğrenme hedefleri
- Kore'nin 1945'te ikiye bölünmesini, Haziran 1950 saldırısını, savaşın Birleşmiş Milletler müdahalesi ve Çin'in girişiyle uluslararası bir çatışmaya dönüşmesini ve 1953 ateşkesini açıklayabileceksin.
- Güvenlik Konseyi'nin 27 Haziran 1950 kararını, MacArthur'un Kongre konuşmasını ve Panmunjom ateşkes metnini karşılaştırarak savaşın amacının nasıl tanımlandığını ve nasıl sınırlandığını değerlendirebileceksin.
- Savaşın kökenleri ve neden sınırlı kaldığı üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kulübede imzalanan metin
27 Temmuz 1953 sabahı, Kore yarımadasının ortasındaki Panmunjom köyünde, bu iş için aceleyle kurulmuş tahta bir binada iki masa karşılıklı duruyordu. Bir masada Birleşmiş Milletler Komutanlığı adına bir Amerikan generali, ötekinde Kuzey Kore ordusu adına bir general oturuyordu. İki taraf, birbirine tek söz söylemeden, metnin nüshalarını imzaladı ve salondan çıktı. Üç yıl süren ve milyonlarca insanın ölümüne yol açan savaş, böylece barış getirmeden, yalnızca silahları susturan bir anlaşmayla durdu. Güney Kore hükümeti metni imzalamayı reddetmişti. O gün çizilen sınır, bugün hâlâ yarımadayı ikiye bölüyor. Bu ders, yarımadada savaşın neden patlak verdiğini ve bu savaşın neden kimsenin kazanamadığı bir yerde durduğunu soruyor.
Bağlam — bir enlem çizgisi
Kore, 1910'dan 1945'e kadar Japon sömürgesiydi. Japonya teslim olduğunda Sovyet ordusu kuzeyden yarımadaya girmişti. Amerikalı subaylar, Sovyetlerle bir paylaşım önerisi hazırlamak için birkaç saat içinde bir harita üzerinde 38. paralel enlemini seçti; Moskova bunu kabul etti. Kuzeyde Sovyet, güneyde Amerikan askerî yönetimi kuruldu. Bu geçici bir düzenleme olarak düşünülmüştü; ama iki büyük güç, birleşik bir Kore hükümeti üzerinde anlaşamadı.
1948'de güneyde, Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan seçimlerin ardından Syngman Rhee'nin başkanlığında Kore Cumhuriyeti kuruldu. Birkaç hafta sonra kuzeyde, Kim Il-sung'un önderliğinde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ilan edildi. İki hükümet de bütün yarımadanın tek meşru temsilcisi olduğunu söylüyordu ve ikisi de ülkeyi silah zoruyla birleştirmekten söz ediyordu. 1949'da Sovyet ve Amerikan askerleri büyük ölçüde çekildi; ama 38. paralel boyunca sınır çatışmaları sürdü, güneyde de solcu ayaklanmalar sert biçimde bastırıldı.
Kim Il-sung, Josif Stalin'den güneye saldırmak için defalarca izin istedi. Stalin önce reddetti. 1950 baharında ise, Moskova'ya gelen Kim'e onay verdi; ama son kararı Mao Zedong'un desteğine bağladı. Bu değişikliğin arkasında, Çin'deki komünist zafer, Sovyetlerin Ağustos 1949'da yaptığı ilk nükleer deneme ve Amerika'nın Kore için savaşmayacağı yönündeki bir beklenti vardı. Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Ocak 1950'de yaptığı bir konuşmada, Amerika'nın Pasifik'teki savunma hattını anlatırken Kore'yi bu hattın içinde saymamıştı.
Gelişme — çekiç ve geri dönüş
25 Haziran 1950 sabahı Kuzey Kore ordusu, Sovyet tanklarıyla 38. paraleli geçti. Güney Kore ordusu dağıldı; başkent Seul üç gün içinde düştü. Başkan Harry S. Truman'ın yönetimi saldırıyı, Sovyetlerin dünyanın başka bir yerinde Batı'nın kararlılığını sınaması olarak gördü ve hemen karşılık vermeye karar verdi. Sovyetler Birliği, Çin'in Birleşmiş Milletler'deki koltuğunun Tayvan'daki hükümette kalmasını protesto ettiği için Ocak 1950'den beri Güvenlik Konseyi toplantılarına katılmıyordu. Bu boykot, Konsey'in veto engeline takılmadan hızlı kararlar almasını sağladı.
Temmuz başında Konsey, ülkelerin gönderdiği kuvvetleri Amerika'nın atayacağı bir komutanın emrinde birleştirmeyi kararlaştırdı; komutan, Japonya'daki Amerikan işgal kuvvetlerinin başındaki General Douglas MacArthur oldu. Amerikan ve Güney Kore birlikleri, Ağustos ayına kadar yarımadanın güneydoğu ucundaki Pusan liman kenti çevresinde dar bir alana sıkıştı. 15 Eylül'de MacArthur, Seul yakınlarındaki İnçon limanına cüretkâr bir çıkarma yaptırdı ve Kuzey Kore ordusunun ikmal hatlarını kesti. Kuzey Kore ordusu çöktü; Seul geri alındı.
Dönüş noktası — Yalu kıyısında
Şimdi asıl soru, 38. paralelde durup durmamaktı. Washington, Kore'yi tümüyle birleştirme fırsatını görüp sınırın geçilmesini onayladı; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da Ekim başında bütün Kore'de istikrarı sağlamayı öngören bir karar aldı. Çin Başbakanı Zhou Enlai, Hindistan'ın Pekin büyükelçisi aracılığıyla, Amerikan askerleri sınırı geçerse Çin'in savaşa gireceği uyarısında bulundu; Washington bu uyarıyı blöf saydı. Ekim'de Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kuzey Kore'nin başkenti Pyongyang'ı aldı ve Çin sınırını çizen Yalu ırmağına doğru ilerledi.
Mao, Politbüro'daki itirazlara rağmen müdahaleye karar verdi. Peng Dehuai komutasındaki Çin Halk Gönüllüleri, Ekim 1950'de Yalu'yu gizlice geçti ve Kasım sonunda büyük bir saldırı başlattı. Birleşmiş Milletler kuvvetleri, Amerikan tarihinin en uzun geri çekilişlerinden birine zorlandı; Seul Ocak 1951'de yeniden el değiştirdi.
Türk Tugayı'nın savaşı da bu geri çekilişte başladı. Kasım sonunda Kunuri yakınlarında, çekilen Amerikan birliklerinin yan tarafını korumakla görevlendirilen tugay, çevrilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve ağır kayıplar verdi. Tugayın direnişi, Amerikan ve dünya basınında geniş yer buldu.
Cevap — bir iç savaş, üç büyük güç
1951 baharında cephe, 38. paralelin çevresinde durdu. Temmuz 1951'de ateşkes görüşmeleri başladı ve iki yıl sürdü. Görüşmelerin uzamasının başlıca nedeni savaş esirleriydi: Birleşmiş Milletler tarafı, ellerindeki Çinli ve Kuzey Koreli esirlerden geri dönmek istemeyenlerin zorla gönderilmemesinde ısrar etti; Çin ve Kuzey Kore bunu uzun süre kabul etmedi. Bu iki yıl boyunca cephede tepeler için kanlı ama sonuçsuz çarpışmalar sürdü. Mart 1953'te Stalin'in ölümünden sonra Moskova ve Pekin uzlaşmaya yöneldi.
Kore Savaşı, iki rakip Kore devletinin ülkeyi silah zoruyla birleştirme isteğinden doğan bir iç savaştı; ama Sovyet onayı, Amerikan müdahalesi ve Çin'in girişiyle büyük güçlerin çatışmasına dönüştü. Savaş, iki tarafın da bütün yarımadayı ele geçirme fırsatını kaçırdığı, sonra kazanmanın bedelinin bir dünya savaşı olacağını gördüğü bir noktada durdu. Kore'deki savaş, iki blok arasında silahların gerçekten konuştuğu ilk büyük çatışmaydı ve iki blokun doğrudan nükleer savaşa girmeden nasıl savaşabileceğinin ilk örneği oldu.
Yaygın yanlış«Kore Savaşı 1953'te bir barış antlaşmasıyla sona erdi.»
27 Temmuz 1953'te imzalanan belge bir barış antlaşması değil, askerî bir ateşkes anlaşmasıdır. Metin, kendisinin «tamamen askerî nitelikte» olduğunu ve «nihai bir barışçı çözüme kadar» çatışmayı durdurmayı amaçladığını açıkça söyler. Bu nihai çözüm hiçbir zaman gelmedi: 1954 Cenevre konferansında Kore sorunu çözülemedi ve iki Kore arasında bugüne kadar bir barış antlaşması imzalanmadı. Hukuken savaş durumu sürüyor; sınır, bir devlet sınırı değil, ateşkes hattıdır.
Bugünle bağ — Kunuri'den sonra
Türkiye, Birleşmiş Milletler'in çağrısına ilk yanıt verenlerden biri oldu. Demokrat Parti hükümeti, Temmuz 1950'de bir tugay gönderme kararını Bakanlar Kurulu'nda aldı; karar meclise sorulmadığı için muhalefet tarafından anayasaya aykırı bulunarak eleştirildi. Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki yaklaşık beş bin kişilik tugay, Ekim 1950'de Pusan'a çıktı. Savaş boyunca dönüşümlü olarak yirmi bin dolayında Türk askeri Kore'de görev yaptı; yedi yüzü aşkın asker hayatını kaybetti. Bu askerlerin birçoğu bugün Pusan'daki Birleşmiş Milletler Anıt Mezarlığı'nda yatıyor. Kore, Türkiye'nin Cumhuriyet döneminde yurt dışına muharip birlik gönderdiği ilk savaştı ve iki ülke arasında bugüne uzanan bir yakınlık bıraktı.
Birincil kaynak
Güvenlik Konseyi'nin 25 Haziran'dan iki gün sonra, 27 Haziran 1950'de kabul ettiği karardan:
The Security Council, Having determined that the armed attack upon the Republic of Korea by forces from North Korea constitutes a breach of the peace, […] Recommends that the Members of the United Nations furnish such assistance to the Republic of Korea as may be necessary to repel the armed attack and to restore international peace and security in the area.
Türkçesi: Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore kuvvetlerinin Kore Cumhuriyeti'ne silahlı saldırısının barışın bozulması olduğunu belirlemiş olarak, […] Birleşmiş Milletler üyelerine, silahlı saldırıyı geri püskürtmek ve bölgede uluslararası barışı ve güvenliği yeniden sağlamak için Kore Cumhuriyeti'ne gerekli olabilecek yardımı yapmalarını tavsiye eder.
Kaynak: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 83 sayılı karar, 27 Haziran 1950; Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Karar, olayı «barışın bozulması» olarak tanımlıyor ve saldırganı adıyla anıyor. Bu tanım, savaşı bir iç savaş olarak görmekten hangi bakımdan farklıdır?
- Karar üye devletlere bir şey emrediyor mu, yoksa tavsiye mi ediyor? Bu ayrım, Türkiye gibi asker gönderen ülkelerin kararını nasıl etkilemiş olabilir?
- Kararın amacı «saldırıyı geri püskürtmek» olarak çiziliyor. Ekim 1950'de 38. paralelin geçilmesi bu amaçla bağdaşıyor mu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Bruce Cumings (1981) — The Origins of the Korean War adlı iki ciltlik çalışmasında, savaşın kökenlerini 1945'ten sonraki Kore toplumundaki derin bölünmelerde, toprak reformu ve sömürge dönemi işbirlikçileri üzerine çatışmalarda aradı; savaşı her şeyden önce bir iç savaş olarak gördü ve «ilk kurşunu kimin attığı» sorusunun önemini küçümsedi.
- Kathryn Weathersby (1993) — Sovyet arşivlerinin açılmasından sonra yayımladığı çalışmalarında, Kim Il-sung'un Stalin'den saldırı için defalarca izin istediğini, Stalin'in 1950 başında onay verdiğini ve saldırının planlanmasına Sovyet danışmanlarının katıldığını belgelerle gösterdi.
- Chen Jian (1994) — China's Road to the Korean War adlı kitabında, Mao'nun müdahale kararını yalnızca Çin'in sınır güvenliğine yönelik bir tehdide verilmiş bir tepki olarak değil, Çin devriminin içerideki ve dışarıdaki amaçlarıyla bağlantılı, erkenden olgunlaşmış bir tercih olarak açıkladı.
- William Stueck (1995) — The Korean War: An International History adlı çalışmasında, savaşı uluslararası bir olay olarak inceledi; Birleşmiş Milletler çerçevesinin ve Amerika'nın müttefiklerinin baskısının savaşın genişlemesini frenlediğini, Kore'nin bu yüzden bir üçüncü dünya savaşının yerini tuttuğunu savundu.
Bu tartışma, savaşın kökenini ve niteliğini farklı katmanlarda arar. Cumings, Kore'nin kendi toplumsal çatışmalarına bakar. Weathersby, Sovyet belgeleriyle saldırı kararının nasıl alındığını gösterir. Chen Jian, Çin'in müdahalesini Pekin'in kendi gözünden okur. Stueck ise savaşın neden sınırlı kaldığını uluslararası ilişkiler içinde açıklar. Bu görüşler birbirini dışlamaz: Kore Savaşı hem bir iç savaş hem de büyük güçlerin kararlarıyla biçimlenen uluslararası bir çatışmaydı.
Derine İn
Savaşın en ağır bedelini Koreliler ödedi. Cephe yarımadanın iki ucu arasında iki kez gidip geldi; kentler ve köyler defalarca el değiştirdi. Kuzey Kore, savaşın büyük bölümünde yoğun Amerikan hava bombardımanına maruz kaldı ve kentlerinin çoğu harabeye döndü. Ölenlerin sayısı üzerine kesin bir rakam yoktur; tahminler, sivillerle birlikte toplam ölümün birkaç milyona ulaştığını gösterir. Milyonlarca insan yerinden edildi; savaş, birbirinden kopan aileleri onlarca yıl birbirinden ayırdı.
Savaşın iki yanında da siviller toplu kıyımlara uğradı. Hem Kuzey Kore yönetimi hem de Güney Kore hükümeti, düşmanla işbirliği yaptığından şüphelendikleri on binlerce insanı yargılamadan öldürdü. Güney Kore'de bu olaylar onlarca yıl konuşulamadı; 2000'lerde kurulan bir hakikat ve uzlaşma komisyonu, savaş sırasında yaşanan sivil ölümlerini incelemeye başladı.
Ateşkes görüşmelerinde esir sorunu, Soğuk Savaş'ın ideolojik rekabetinin bir parçası hâline geldi. Birleşmiş Milletler tarafı, esirlerin geri dönmeyi reddetmesini komünizmin ahlaki bir yenilgisi olarak sunmak istiyordu. Esir kamplarında komünist ve antikomünist esirler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı; esirlerin «kendi seçimleri» her zaman özgürce yapılmadı. Sonunda on binlerce Çinli ve Kuzey Koreli esir geri dönmeyi reddetti; bunların bir kısmı Tayvan'a gitti. Az sayıda Amerikalı esir de Çin'de kalmayı seçti.
Ateşkes metni, iki tarafın cepheden ikişer kilometre geri çekilerek aralarında bir askerden arındırılmış bölge bırakmasını öngördü. Bu bölge, yaklaşık dört kilometre genişliğinde ve yarımadayı boydan boya kesen bir şerittir. Panmunjom'da kurulan Askerî Ateşkes Komisyonu, onlarca yıl iki tarafın temsilcilerinin karşılaştığı tek yer oldu. Güney Kore'nin ateşkesi imzalamaması, Kore sorununun bugün hâlâ çözülememesinin nedenlerinden biridir.
Kore Savaşı, Soğuk Savaş'ın genel seyrini de değiştirdi. Amerika, savunma harcamalarını birkaç kat artırdı; Nisan 1950'de hazırlanan ve büyük bir silahlanma programı öneren Ulusal Güvenlik Konseyi belgesi, savaşla birlikte uygulamaya konuldu. NATO, siyasi bir taahhütten ortak komutalı bir askerî örgüte dönüştü; Batı Almanya'nın yeniden silahlanması tartışılmaya başlandı. Amerika, Tayvan'daki hükümeti korumaya aldı ve Japonya ile bir barış antlaşması imzaladı. Asya'da Soğuk Savaş, artık bölünmüş ülkeler ve askerî ittifaklarla örülmüştü.
Birleşmiş Milletler Komutanlığı'na katılan ülkeler çok farklı coğrafyalardan geliyordu. Kara kuvvetlerinin büyük çoğunluğunu Güney Kore ve Amerika oluşturuyordu; ama Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri 1951'de ortak bir Commonwealth tümeninde birleşti. Etiyopya imparatoru bir tabur gönderdi; Kolombiya, Latin Amerika'dan asker gönderen tek ülke oldu. Yunanistan, Filipinler, Tayland, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg da birlik yolladı; Hindistan, İsveç ve Danimarka gibi ülkeler ise sahra hastaneleri ve tıbbi ekiplerle katıldı. Bu çeşitlilik, Washington'un savaşı tek başına değil, uluslararası toplum adına yürüttüğü iddiasını güçlendiriyordu.
Savaş, Çin için de bir dönüm noktasıydı. Çin, Amerika'ya karşı savaşarak dünyaya büyük bir askerî güç olarak çıktı; ama yüz binlerce askerini kaybetti ve Tayvan'ı alma planlarından vazgeçmek zorunda kaldı. Çin ile Amerika arasındaki düşmanlık yirmi yıl sürdü. Kuzey Kore'de Kim Il-sung, savaştan sonra iktidarını sağlamlaştırdı ve ülke, dünyanın en kapalı rejimlerinden biri hâline geldi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Bruce Cumings, The Origins of the Korean War, 2 cilt (Princeton: Princeton University Press, 1981–1990).
- Sergei N. Goncharov, John W. Lewis, Xue Litai, Uncertain Partners: Stalin, Mao, and the Korean War (Stanford: Stanford University Press, 1993).
- Chen Jian, China's Road to the Korean War: The Making of the Sino-American Confrontation (New York: Columbia University Press, 1994).
- William Stueck, The Korean War: An International History (Princeton: Princeton University Press, 1995).
- Allan R. Millett, The War for Korea, 1950–1951: They Came from the North (Lawrence: University Press of Kansas, 2010).
- Shen Zhihua, Mao, Stalin and the Korean War: Trilateral Communist Relations in the 1950s (Londra: Routledge, 2012).
Arşiv ve kaynak
Kore Savaşı'nın kaynakları arasında Birleşmiş Milletler belgeleri, Washington'daki bakanlıkların ve ordunun kayıtları, 1990'larda açılan Sovyet arşivlerinden gelen Stalin-Kim-Mao yazışmaları, Çin'in yayımladığı askerî belgeler, Güney Kore hakikat komisyonunun raporları, ateşkes görüşmelerinin tutanakları ve askerlerin, sivillerin ve esirlerin anıları vardır. Türk Tugayı için Genelkurmay'ın yayımladığı harp tarihi çalışmaları ve gazilerin anıları başlıca kaynaklardır. Güvenlik Konseyi kararı, MacArthur'un konuşması ve ateşkes metni İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Acheson'ın Ocak 1950 konuşması, Stalin'in kararında gerçekten bir rol oynadı mı?
- Birleşmiş Milletler kuvvetleri 38. paralelde dursaydı, Çin savaşa girer miydi?
- Kore'deki «sınırlı savaş» deneyimi, iki büyük gücün sonraki çatışmalarda nükleer silah kullanmaktan kaçınmasına katkıda bulundu mu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Kore yarımadası 1945'te hangi çizgi boyunca ikiye bölündü? A) Yalu ırmağı B) 17. paralel C) 38. paralel D) Han ırmağı
- (Hedef 1) Sovyetler Birliği'nin Haziran 1950'de Güvenlik Konseyi'nde veto kullanamamasının nedeni neydi? A) Çin'in koltuğu nedeniyle Konsey'i boykot ediyordu B) Konsey üyesi değildi C) Kararı destekliyordu D) Vetosu Genel Kurul'da reddedilmişti
- (Hedef 2) 27 Haziran 1950 kararının üye devletlerden istediği nedir? A) Kore'yi birleştirmek B) Çin'e karşı savaş ilan etmek C) Kuzey Kore'yi işgal etmek D) Silahlı saldırıyı geri püskürtmek için Kore Cumhuriyeti'ne yardım etmek
- (Hedef 2) MacArthur'un Kongre konuşmasındaki ünlü ifade hangisidir? A) «Savaşta zaferin yerini hiçbir şey tutamaz» B) «Barış, savaşın devamıdır» C) «Kore bizim savunma hattımızın dışındadır» D) «Esirler kendi kararını verir»
- (Hedef 3) Kore Savaşı'nın kökenlerini öncelikle Kore toplumundaki bölünmelerde arayan ve savaşı bir iç savaş olarak gören tarihçi kimdir? A) Kathryn Weathersby B) Bruce Cumings C) Chen Jian D) William Stueck
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Kore'de başlayan çatışma nasıl büyük güçlerin savaşına dönüştü ve neden bir ateşkesle sınırlı kaldı? Cevabında Güvenlik Konseyi kararını, MacArthur'un konuşmasını ve ateşkes metnini kullan; Cumings ile Weathersby'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — 38. paralel.
- A — Çin'in koltuğu nedeniyle Konsey'i boykot ediyordu.
- D — Silahlı saldırıyı geri püskürtmek için Kore Cumhuriyeti'ne yardım etmek.
- A — «Savaşta zaferin yerini hiçbir şey tutamaz».
- B — Bruce Cumings.
Kapsamlı bir cevap, Kore'nin 1945'teki bölünmesinin iki rakip devlet doğurduğunu, Kuzey Kore saldırısının Sovyet onayıyla gerçekleştiğini, Amerika'nın Birleşmiş Milletler çerçevesinde müdahale ettiğini, 38. paralelin geçilmesinin Çin'in savaşa girmesine yol açtığını ve iki tarafın da savaşın bir dünya savaşına dönüşmesinden kaçındığı için cephenin başladığı yere yakın bir çizgide durduğunu açıklar. Güvenlik Konseyi kararını, savaşın başlangıçtaki sınırlı ve hukuki amacının belgesi olarak; MacArthur'un konuşmasını, savaşı genişletme isteği ile siyasi sınırlar arasındaki çatışmanın tanıklığı olarak; ateşkes metnini ise savaşın bir barışla değil, askerî bir düzenlemeyle durduğunun kanıtı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Cumings'in iç savaş vurgusunu Weathersby'nin Sovyet belgelerine dayanan saldırı kararı analiziyle karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Kore'de iki taraf da elindeki en güçlü silahı kullanmadı. Ama Kasım 1950'de, Çin saldırısının en sert günlerinde, Truman bir basın toplantısında atom bombası kullanımının her zaman değerlendirildiğini söyleyerek müttefiklerini telaşa düşürdü. Sovyetler Birliği bir yıl önce kendi bombasını patlatarak Amerikan tekelini bitirmişti; Amerika ise çok daha güçlü bir silah, hidrojen bombası üzerinde çalışıyordu. Bir sonraki derste, iki süper gücün nükleer silah stoklarını nasıl büyüttüğünü, bu silahların taşıyıcılarının nasıl geliştiğini ve korkunun kendisinin nasıl bir strateji olan caydırıcılığa dönüştüğünü inceleyeceğiz.