Öğrenme hedefleri
- Savaştan sonra Nürnberg'de ve Tokyo'da kurulan uluslararası askerî mahkemelerin nasıl oluşturulduğunu, kimleri hangi suçlamalarla yargıladığını ve hangi kararları verdiğini açıklayabileceksin.
- Mahkemenin kuruluş şartını, Nürnberg kararının geriye yürüme itirazına verdiği yanıtı ve Sovyet yargıcın karşı oyunu karşılaştırarak, yargılamaların hukuki dayanaklarını ve iç tartışmalarını değerlendirebileceksin.
- Bu yargılamaların «galiplerin adaleti» mi, yoksa uluslararası hukukun yeni bir başlangıcı mı olduğu üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir mahkeme salonu
20 Kasım 1945 sabahı, savaşta büyük bölümü yıkılmış Nürnberg kentinde, ayakta kalan birkaç binadan biri olan adalet sarayının 600 numaralı salonunda, dünyanın gözü önünde bir duruşma başladı. Sanık sıralarında Nasyonal Sosyalist Almanya'nın yaşayan en önde gelen yöneticilerinin yirmi kadarı oturuyordu: Hitler'in halefi sayılan Hermann Göring, eski dışişleri bakanı, generaller, amiraller, bakanlar. Yargıç kürsüsünde Amerika'dan, İngiltere'den, Fransa'dan ve Sovyetler Birliği'nden gelen yargıçlar vardı. Konuşmalar kulaklıklardan dört dile eşzamanlı olarak çevriliyordu; bu, eşzamanlı çevirinin büyük bir uluslararası duruşmada ilk kez bu ölçekte kullanılmasıydı. Bu derste, kazananların bir intikam aracı olarak da kullanabilecekleri bir salonu nasıl bir hukuk deneyine çevirdiklerini ve bu deneyin hangi açıklarla, hangi kalıcı izlerle sonuçlandığını izleyeceğiz.
Bağlam — intikam mı, mahkeme mi?
Savaş bitmeden önce Müttefik önderleri, Nazi yöneticilerine ne yapılacağını tartıştı. İngiliz hükümetinin bir bölümü, en üst düzey suçluların yargılanmadan kurşuna dizilmesini öneriyordu; Stalin'in de bir toplantıda on binlerce Alman subayının öldürülmesini önerdiği aktarılır. Amerikan yönetimi ise, Savaş Bakanı Henry Stimson'ın da etkisiyle, açık ve belgelere dayanan bir mahkemeyi savundu: suçların dünyanın gözü önünde kanıtlanması, gelecekte inkârların önüne geçecekti. Sonunda bu görüş kabul edildi.
8 Ağustos 1945'te Londra'da Amerika, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği, Avrupa Mihver'inin büyük savaş suçlularını yargılamak için bir uluslararası askerî mahkeme kuran anlaşmayı imzaladı. Anlaşmaya eklenen şart, mahkemenin yetkisini ve yargılayacağı suçları tanımlıyordu. Bu tanımların bazıları yeniydi: daha önce hiçbir uluslararası mahkeme, bir devletin yöneticilerini saldırı savaşı başlattıkları ya da kendi yurttaşlarına karşı işledikleri suçlar yüzünden yargılamamıştı.
Gelişme — Nürnberg'deki duruşma
Amerikan başsavcısı, Yüksek Mahkeme yargıcı Robert H. Jackson'dı. Jackson, açılış konuşmasında, zaferle sarhoş olmuş ve zarar görmüş dört büyük ulusun intikam elini durdurup tutsak düşmanlarını yasanın yargısına teslim etmesinin, gücün akla gösterdiği en önemli saygılardan biri olduğunu söyledi. Kovuşturma, iddialarını büyük ölçüde Almanların kendi belgelerine dayandırdı: ele geçirilen emirler, toplantı tutanakları, yönergeler, raporlar. Mahkeme salonunda toplama kamplarında çekilmiş filmler gösterildi; sanıkların bir bölümü bile bu görüntüler karşısında sarsıldı.
Savunmanın başlıca itirazları üç noktada toplanıyordu. Birincisi, sanıkların yargılandığı suçların bazılarının, suç işlendiği sırada uluslararası hukukta tanımlanmamış olmasıydı; geriye yürüyen bir yasayla kimse cezalandırılamazdı. İkincisi, sanıkların yalnızca devletin ve üstlerinin emirlerini yerine getirdiği savunmasıydı. Üçüncüsü ise, yargıçların temsil ettiği ülkelerin de benzer eylemlerde bulunduğuydu; savunma bu itirazı tam olarak dile getiremedi, çünkü mahkeme yalnızca Mihver'in eylemlerini yargılamakla yetkiliydi.
Dönüş noktası — kararlar ve karşı oy
1 Ekim 1946'da mahkeme kararlarını açıkladı. Yirmi iki sanıktan on ikisi ölüm cezasına çarptırıldı; bunlardan biri, Martin Bormann, gıyabında yargılanmıştı. Üçü ömür boyu, dördü on ile yirmi yıl arasında hapis cezası aldı. Üç sanık beraat etti. Göring, idamından önceki gece hücresinde kendi canına kıydı; öteki ölüm cezaları 16 Ekim'de infaz edildi. Mahkeme ayrıca SS'i, Gestapo'yu ve Nazi Partisi'nin yönetici kadrosunu suç örgütü ilan etti; ama hükümeti, genelkurmayı ve ordu yüksek komutanlığını suç örgütü saymadı.
Asya'da da benzer bir mahkeme kuruldu. Uzak Doğu Uluslararası Askerî Mahkemesi, Mayıs 1946'dan Kasım 1948'e kadar Tokyo'da toplandı. On bir ülkeden yargıçların yer aldığı mahkeme, eski başbakan Tōjō Hideki başta olmak üzere yirmi sekiz Japon yöneticisini yargıladı; yedisi idam edildi. Müttefik işgal kuvvetlerinin başkomutanı General Douglas MacArthur'un kararıyla imparator Hirohito yargılanmadı; MacArthur, imparatorun işgal yönetiminin istikrarı için gerekli olduğunu düşünüyordu. Hindistanlı yargıç Radhabinod Pal, uzun bir karşı oy yazarak bütün sanıkların beraatini savundu ve mahkemeyi galiplerin adaleti olarak eleştirdi.
Yaygın yanlış«Nürnberg'de bütün Nazi suçluları yargılandı.»
Uluslararası mahkeme, yalnızca yaşayan en üst düzey yöneticilerin küçük bir grubunu yargıladı. Ardından Amerikan mahkemeleri, Nürnberg'de doktorların, hukukçuların, sanayicilerin ve SS komutanlarının yargılandığı on iki dava daha görülmesini sağladı; öteki ülkelerde de binlerce dava açıldı. Ama faillerin büyük çoğunluğu hiç yargılanmadı ya da hafif cezalarla kurtuldu; Soğuk Savaş başladıkça, Batılı işgal yönetimleri de cezaları affetmeye ve eski yöneticileri yeniden göreve almaya başladı.
Cevap — kusurlu ama kalıcı bir miras
Nürnberg ve Tokyo yargılamaları, galiplerin kurduğu, galiplerin kendi eylemlerini yargılamayan ve bazı suçları geriye dönük olarak tanımlayan mahkemelerdi; bu eleştirilerin önemli bir haklı payı vardır. Ama bu mahkemeler, intikamın yerine yargılamayı koydu, sanıklara savunma hakkı tanıdı ve suçları belgelerle kanıtladı; böylece Holokost ve öteki suçlar, inkâr edilemeyecek bir kayda geçti. En önemlisi, bir devletin en üst düzey yöneticilerinin de kişisel olarak sorumlu tutulabileceği ve «emir» savunmasının ağır suçlarda geçerli olmadığı ilkesini ortaya koydular. Bu ilkeler, savaştan sonraki uluslararası hukukun temel taşları oldu.
Bugünle bağ — San Francisco'dan Lahey'e
Türkiye, Nisan–Haziran 1945'te San Francisco'da toplanan konferansta Birleşmiş Milletler Şartı'nı imzalayan kurucu ülkeler arasında yer aldı; bu, savaşın son aylarında verilen savaş ilanının doğrudan sonucuydu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1946'da Nürnberg şartının ve kararının ilkelerini uluslararası hukukun ilkeleri olarak kabul etti; 1948'de Soykırım Sözleşmesi'ni ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni kabul etti. Türkiye, Soykırım Sözleşmesi'ne 1950'de katıldı. Nürnberg'de doğan bu ilkeler, onlarca yıl sonra, eski Yugoslavya ve Ruanda için kurulan uluslararası mahkemelerde ve 2002'de Lahey'de çalışmaya başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yeniden hayat buldu.
Birincil kaynak
Mahkeme Şartı'ndan:
Article 6. […] The following acts, or any of them, are crimes coming within the jurisdiction of the Tribunal for which there shall be individual responsibility: (a) CRIMES AGAINST PEACE: namely, planning, preparation, initiation or waging of a war of aggression […]; (c) CRIMES AGAINST HUMANITY: namely, murder, extermination, enslavement, deportation, and other inhumane acts committed against any civilian population, before or during the war […]. Article 7. The official position of defendants, whether as Heads of State or responsible officials […], shall not be considered as freeing them from responsibility […]. Article 8. The fact that the Defendant acted pursuant to order of his Government or of a superior shall not free him from responsibility, but may be considered in mitigation of punishment […].
Türkçesi: Madde 6. […] Aşağıdaki eylemler ya da bunlardan herhangi biri, mahkemenin yetkisine giren ve bireysel sorumluluk doğuran suçlardır: (a) Barışa karşı suçlar: yani bir saldırı savaşının planlanması, hazırlanması, başlatılması ya da yürütülmesi […]; (c) İnsanlığa karşı suçlar: yani savaştan önce ya da savaş sırasında herhangi bir sivil halka karşı işlenen öldürme, yok etme, köleleştirme, sürgün ve öteki insanlık dışı eylemler […]. Madde 7. Sanıkların devlet başkanı ya da bakan olmaları onları sorumluluktan kurtarmaz […]. Madde 8. Sanığın hükümetinin ya da bir üstünün emri uyarınca hareket etmiş olması, onu sorumluluktan kurtarmaz; ama cezanın hafifletilmesinde dikkate alınabilir […].
Kaynak: Uluslararası Askerî Mahkeme Şartı (Londra Şartı), 8 Ağustos 1945; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Madde 6, suçların «bireysel sorumluluk» doğurduğunu vurguluyor. Bu ifade, devletlerin değil insanların yargılanması bakımından neden önemlidir?
- «Savaştan önce ya da savaş sırasında» ifadesi, Nazi rejiminin 1933'ten itibaren kendi yurttaşlarına karşı işlediği suçları nasıl kapsamaya çalışıyor?
- Madde 7 ve 8, devlet başkanlarının ve emir alan askerlerin sorumluluğu konusunda hangi ilkeleri getiriyor? Bu ilkeler bugün hâlâ geçerli mi?
Tarihçiler Tartışıyor
- Richard Minear (1971) — Victors' Justice adlı kitabında, Tokyo yargılamasını hukuki temellerden yoksun, galiplerin siyasi amaçlarına hizmet eden bir gösteri olarak eleştirdi; Vietnam Savaşı'nın gölgesinde yazılan kitap, Amerika'nın kendi savaşlarına ilişkin sorularla da bağlantılıydı.
- Telford Taylor (1992) — Nürnberg'de savcı olarak görev yapmış hukukçu, yargılamaların içeriden tarihini yazdı; mahkemenin kusurlarını, özellikle Sovyet katılımının yarattığı çelişkileri ve «barışa karşı suçlar» kavramının zaaflarını kabul etmekle birlikte, Nürnberg'in uluslararası hukuka kalıcı bir katkı yaptığını savundu.
- Yuma Totani (2008) — Tokyo yargılamasının belgelerini ayrıntılı biçimde inceleyerek, mahkemenin «galiplerin adaleti» etiketinin ima ettiğinden çok daha ciddi bir hukuki çalışma yürüttüğünü, savaş suçlarına ilişkin önemli kanıtlar topladığını gösterdi; ama imparatorun ve bazı suçların yargılama dışında bırakılmasını da eleştirdi.
- Francine Hirsch (2020) — Sovyet arşivlerine dayanarak Nürnberg'deki Sovyet rolünü inceledi; Sovyetler Birliği'nin, kendi suçlarını gizlemeye çalışmakla birlikte, saldırı savaşının bir suç olarak tanımlanmasında ve mahkemenin kurulmasında belirleyici bir katkı yaptığını ileri sürdü.
Bu tarihçiler, Nürnberg ve Tokyo'yu farklı açılardan değerlendirir. Minear yargılamaların siyasi niteliğini öne çıkarır; Taylor ve Totani ise kusurlarını kabul ederek hukuki değerlerini savunur. Hirsch, yargılamaların yalnızca Batı'nın değil, Sovyetler Birliği'nin de eseri olduğunu hatırlatır ve bu ortaklığın çelişkilerini gösterir. Tartışmanın özü, kusurlu bir adaletin hiç adalet olmamasından daha iyi olup olmadığı sorusudur. Bu soru, savaştan sonraki her uluslararası mahkemede yeniden sorulmuştur.
Derine İn
Nürnberg'deki ana yargılamadan sonra Amerikan askerî mahkemeleri, aynı adalet sarayında on iki dava daha gördü. Bunlardan biri, toplama kamplarında tutsaklar üzerinde insanlık dışı deneyler yapan doktorların yargılandığı davaydı. Mahkeme, kararında, insanlar üzerinde yapılacak tıbbi araştırmalar için uyulması gereken ilkeleri sıraladı; bu ilkelerin başında, deneye katılanın gönüllü ve bilgilendirilmiş onayı geliyordu. «Nürnberg Kuralları» olarak anılan bu ilkeler, modern tıp etiğinin temel belgelerinden biri oldu.
Tokyo yargılamasının en çok eleştirilen yönlerinden biri, yargılanmayanlardı. İmparator, Amerikan yönetiminin kararıyla dava dışında tutuldu. Japon ordusunun Mançurya'da kurduğu ve tutsaklar üzerinde biyolojik silah deneyleri yapan özel biriminin yöneticileri, araştırma sonuçlarını Amerikalılara vermeleri karşılığında kovuşturulmadı. Japon ordusunun işgal ettiği ülkelerde kadınları zorla «rahatlatma istasyonları» denen yerlerde tutması, yargılamada yeterince ele alınmadı; bu konu ancak 1990'larda, hayatta kalan kadınların kendi tanıklıklarıyla uluslararası gündeme geldi.
Hindistanlı yargıç Pal'ın karşı oyu, Tokyo yargılamasının en tartışmalı belgelerinden biri oldu. Pal, Japon yöneticilerin işlenen suçlardan haberdar olduğunu kabul etmekle birlikte, onları yargılayan hukukun geriye dönük olduğunu, Batılı sömürgeci güçlerin Asya'da yaptıklarını yargılamayan bir mahkemenin tarafsız olamayacağını savundu; atom bombalarının kullanılmasını da sert biçimde eleştirdi. Pal'ın görüşleri, savaş sonrası Japonya'da milliyetçi çevrelerce sık sık savaşı aklamak için kullanıldı; oysa Pal, Japon ordusunun işlediği vahşetleri inkâr etmemişti.
Yargılamaların bir başka mirası, kavramlardı. Lehistan doğumlu hukukçu Raphael Lemkin, bir grubun yok edilmesini anlatmak için «soykırım» sözcüğünü türetmiş ve Nürnberg'de bu kavramın kullanılması için çalışmıştı; kavram, iddianamede yer aldı, ama kararda bağımsız bir suç olarak kullanılmadı. Aynı dönemde, Lviv doğumlu bir başka hukukçu, Hersch Lauterpacht, bireyleri koruyan «insanlığa karşı suçlar» kavramını savundu. Bir grubu mu, yoksa bireyleri mi korumak gerektiği tartışması, uluslararası hukukta bugün de sürmektedir.
Yargılamalar, Nazi rejiminin sanayi ortaklarını da hedef aldı. Sonraki Nürnberg davalarında, zorla çalıştırılan işçileri ve toplama kamplarındaki tutsakları kullanan büyük şirketlerin yöneticileri yargılandı; bunlardan biri, Auschwitz yakınlarında bir fabrika kuran kimya şirketinin yöneticileriydi. Ama verilen cezalar görece hafif kaldı ve bu yöneticilerin çoğu birkaç yıl içinde serbest bırakılarak savaş sonrası ekonomide yeniden önemli görevlere geldi. Zorla çalıştırılanlara tazminat ödenmesi ise ancak 2000 yılında, bir Alman vakfının kurulmasıyla gerçekleşti.
Soğuk Savaş başladıkça, yargılamaların cezaları hızla yumuşadı. Batı Almanya'da ve Japonya'da, hapis cezası alan pek çok yönetici 1950'lerin ortasına kadar serbest bırakıldı; bazıları yeniden siyasete ve iş dünyasına döndü. Savaş suçlusu şüphelisi olarak tutuklanan, ama hiç yargılanmadan 1948'de serbest bırakılan eski bakan Kishi Nobusuke, 1957'de Japonya'nın başbakanı oldu. Bu durum, savaş suçlarıyla hesaplaşmanın, yeni dönemin siyasi gereksinimlerine kurban edildiği eleştirilerine yol açtı.
Almanya'da asıl hesaplaşma, sonraki on yıllarda Almanların kendi mahkemelerinde ve kendi toplumlarında yaşandı. 1963'te başlayan Frankfurt Auschwitz davaları, Alman halkının, kendi kentlerinden insanların kamplarda ne yaptığını ilk kez ayrıntılı biçimde duymasını sağladı. Nürnberg'in başlattığı süreç, böylece bir mahkeme salonundan bütün bir toplumun belleğine uzandı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Richard H. Minear, Victors' Justice: The Tokyo War Crimes Trial (Princeton: Princeton University Press, 1971).
- Telford Taylor, The Anatomy of the Nuremberg Trials: A Personal Memoir (New York: Knopf, 1992).
- Michael R. Marrus, The Nuremberg War Crimes Trial, 1945–46: A Documentary History (Boston: Bedford Books, 1997).
- Yuma Totani, The Tokyo War Crimes Trial: The Pursuit of Justice in the Wake of World War II (Cambridge: Harvard University Asia Center, 2008).
- Philippe Sands, East West Street: On the Origins of Genocide and Crimes Against Humanity (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 2016).
- Francine Hirsch, Soviet Judgment at Nuremberg: A New History of the International Military Tribunal after World War II (New York: Oxford University Press, 2020).
Arşiv ve kaynak
Nürnberg ve Tokyo yargılamalarının kaynakları arasında mahkeme şartları, iddianameler, duruşma tutanakları, kovuşturmanın sunduğu binlerce Alman ve Japon belgesi, kararlar ve karşı oylar, sanıkların sorgu kayıtları, gazetecilerin haberleri ve sonraki yargılamaların kayıtları vardır. Nürnberg şartı, kararı ve Sovyet yargıcın karşı oyu İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Galiplerin kurduğu bir mahkeme adil olabilir mi?
- Hirohito'nun yargılanmaması, Japonya'nın savaşla hesaplaşmasını nasıl etkiledi?
- Nürnberg ilkeleri, savaştan sonraki savaşlarda ne ölçüde uygulandı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Nürnberg'deki uluslararası mahkemeyi kuran anlaşma hangi kentte imzalandı? A) Londra B) Nürnberg C) Yalta D) Potsdam
- (Hedef 1) Nürnberg'de ölüm cezasına çarptırılan ama idamından önceki gece kendi canına kıyan sanık kimdir? A) Hjalmar Schacht B) Rudolf Hess C) Franz von Papen D) Hermann Göring
- (Hedef 2) Nürnberg kararına göre «yasasız suç olmaz» ilkesi nedir? A) Egemenliğin mutlak bir sınırı B) Uluslararası hukukta geçersiz bir kural C) Genel olarak bir adalet ilkesi D) Yalnızca iç hukuka ait bir ilke
- (Hedef 2) Sovyet yargıç Nikitchenko'nun karşı oyunda karşı çıktığı kararlardan biri hangisidir? A) Göring'in ölüm cezası B) Schacht'ın beraati C) SS'in suç örgütü ilan edilmesi D) Mahkemenin kurulması
- (Hedef 3) Tokyo yargılamasını «galiplerin adaleti» olarak eleştiren Victors' Justice adlı kitabın yazarı kimdir? A) Telford Taylor B) Yuma Totani C) Richard Minear D) Francine Hirsch
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Nürnberg ve Tokyo yargılamaları «galiplerin adaleti» miydi, yoksa uluslararası hukukun yeni bir başlangıcı mı? Cevabında mahkeme şartını, Nürnberg kararının geriye yürüme itirazına yanıtını ve Sovyet yargıcın karşı oyunu kullan; Minear ile Taylor'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Londra.
- D — Hermann Göring.
- C — Genel olarak bir adalet ilkesi.
- B — Schacht'ın beraati.
- C — Richard Minear.
Kapsamlı bir cevap, Nürnberg ve Tokyo yargılamalarının galiplerin kurduğu, galiplerin kendi eylemlerini yargılamayan ve bazı suçları geriye dönük olarak tanımlayan mahkemeler olduğunu, bu eleştirilerin haklı bir payı bulunduğunu; ama bu mahkemelerin intikamın yerine yargılamayı koyduğunu, sanıklara savunma hakkı tanıdığını, suçları belgelerle kanıtladığını ve devlet yöneticilerinin kişisel sorumluluğu ile emir savunmasının reddi gibi kalıcı ilkeler getirdiğini açıklar. Mahkeme şartını, yeni suç tanımlarının ve bireysel sorumluluk ilkesinin belgesi olarak; Nürnberg kararının geriye yürüme itirazına yanıtını, mahkemenin kendi meşruiyetini nasıl savunduğunun ve bu savunmanın tartışmalı yanlarının örneği olarak; Sovyet yargıcın karşı oyunu ise mahkemenin içindeki görüş ayrılıklarının ve galiplerin kendi suçları karşısındaki çelişkisinin tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Minear'ın yargılamaların siyasi niteliğini öne çıkaran yaklaşımını, Taylor'ın kusurlarına rağmen hukuki mirasını savunan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
«İkinci Dünya Savaşı» kursunun son durağına geldik. Yolculuk, 1939 yazında Moskova'da imzalanan beklenmedik bir saldırmazlık paktıyla ve Polonya'ya yapılan saldırıyla başladı. Fransa'nın altı haftada çöküşünü, İngiltere'nin Manş üzerindeki göklerde verdiği mücadeleyi, Barbarossa'yla başlayan imha savaşını ve Stalingrad'daki dönüm noktasını izledik. Pearl Harbor'la savaşın bir dünya savaşına dönüşmesini, Pasifik'te Midway'den Okinawa'ya uzanan yolu, Kuzey Afrika'yı ve İtalya'yı gördük. Holokostun nasıl gerçekleştiğini, işgale direnenleri, Normandiya'yı, şifre çözücülerin görünmeyen savaşını ve tarafsız kalmaya çalışan ülkeleri inceledik. Berlin'in düşüşüyle, Hiroşima ve Nagazaki'yle ve son olarak Nürnberg ve Tokyo'daki yargılamalarla savaşın sonuna vardık. Bu derslerin her birinde, savaşın yalnızca orduların değil, sivillerin, tanıkların, kurbanların ve onu hatırlamaya çalışan toplumların da hikâyesi olduğunu gördük. Programda sırada «Soğuk Savaş» kursu var. Bu kursun ilk dersi, savaşı birlikte kazanan büyük güçlerin birkaç yıl içinde neden karşı karşıya geldiğini, Polonya'nın geleceği, Almanya'nın işgali ve atom bombası üzerindeki anlaşmazlıkların nasıl bir güvensizliğe dönüştüğünü izliyor. İlk bölüm bunu soruyor: müttefikler neden düşman oldu?