İçeriğe geç

Bölüm DT-131.13 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Tarafsız ülkeler: Türkiye, İsviçre, İsveç

DT-131 İkinci Dünya Savaşı

2.943 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Dönem
1939–1945
Bölge
Anadolu · Orta Avrupa · Batı Avrupa
Kişiler
İsmet İnönü · Şükrü Saracoğlu · Henri Guisan · William Donovan · Allen Dulles · Paul Grüninger · Raoul Wallenberg · Per Albin Hansson · Selim Deringil · Paul Levine · Neville Wylie · Jean-François Bergier
Yerler
Ankara · Boğazlar · Bern · Stockholm · Kahire · Budapeşte
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • İkinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye'nin, İsviçre'nin ve İsveç'in savaş dışında kalmak için izlediği politikaları; iki tarafla ticareti, büyük güçlerin baskılarını ve savaşın son yıllarında bu politikaların nasıl değiştiğini açıklayabileceksin.
  • Montrö Sözleşmesi'nin savaş zamanına ilişkin maddelerini, İsviçre'nin Amerikan bombardımanlarına tepkisini aktaran bir istihbarat notunu ve Sovyetler Birliği'nin 1945'te Türkiye ile tarafsızlık antlaşmasını feshetmesini inceleyen bir raporu karşılaştırarak, tarafsızlığın hukuki dayanaklarını ve sınırlarını değerlendirebileceksin.
  • Tarafsızlığı diplomatik bir başarı olarak gören tarihçilerle onun ahlaki bedelini öne çıkaran tarihçilerin yaklaşımlarını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Kahire'de bir villa

Aralık 1943'ün başında, Kahire'deki bir villada iki devlet adamı, Amerika Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill, danışmanlarıyla birlikte Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü bekliyordu. Tahran'da Stalin ile yaptıkları toplantıdan yeni dönmüşlerdi. İstekleri açıktı: Türkiye savaşa Müttefiklerin yanında girmeli, Ege'deki adalara yönelik harekâtlar için hava üslerini açmalıydı. İnönü, üç gün süren görüşmelerde nazik ama kararlı biçimde direndi: Türk ordusunun modern silahlardan yoksun olduğunu, Alman hava kuvvetlerinin İstanbul'u ve Ankara'yı birkaç günde yıkabileceğini, Müttefiklerin vaat ettiği yardımın zamanında gelmeyeceğini öne sürdü. Kahire'den savaşa girme taahhüdü vermeden döndü. Bu derste, savaşın tam ortasında kalan birkaç ülkenin dışarıda kalmayı nasıl becerdiğini ve bu becerinin faturasının kimlere kesildiğini izleyeceğiz.

Bağlam — savaşın kıyısındaki ülkeler

1939'da savaş başladığında Avrupa'nın pek çok ülkesi tarafsızlığını ilan etti; ama Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg 1940'ta Almanya tarafından işgal edildi. Savaşın sonuna kadar resmen tarafsız kalabilen ülkeler azdı: İsviçre, İsveç, İspanya, Portekiz, İrlanda ve uzun süre Türkiye. Bu ülkelerin tarafsızlığı, uluslararası hukukun bir güvencesi değildi; kendi güçlerine, coğrafyalarına, büyük güçlerin çıkarlarına ve iki tarafla kurdukları dengeye bağlıydı.

Türkiye'nin durumu özeldi. Ekim 1939'daki üçlü ittifak onu Londra'ya ve Paris'e bağlıyordu; ama aynı belgenin ek protokolü, Moskova ile çatışmaya sürüklenmemesi için bir kaçış kapısı açık bırakmıştı. Fransa'nın yenilgisinden ve İtalya'nın savaşa girmesinden sonra Türkiye, bu protokole dayanarak savaşa girmedi ve kendini «savaş dışı» bir müttefik olarak tanımladı. Önceki derslerde gördüğümüz Şükrü Saracoğlu'nun Moskova yolculuğu, Haziran 1941'de Almanya ile imzalanan dostluk antlaşması, Adana'daki görüşme ve Ankara'daki casusluk olayları, bu dengenin farklı anlarıydı.

Türkiye'nin elindeki en önemli koz, Boğazlar'dı. 1936'da imzalanan Montrö Sözleşmesi, savaş zamanında Boğazlar'dan geçişi Türkiye'nin tarafsız ya da savaşan olmasına göre ayrıntılı kurallara bağlamıştı. Bu sözleşme sayesinde Türkiye, savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesini engelleyebiliyor, Karadeniz'i bir savaş alanı olmaktan büyük ölçüde koruyabiliyordu.

Gelişme — dağların arasındaki ülke

İsviçre, 1940'tan sonra Almanya'nın ve İtalya'nın denetimindeki topraklarla çevrili kaldı. Ordu komutanı General Henri Guisan, ordunun büyük bölümünü Alpler'deki tahkimatlara çekme kararı aldı: bir saldırı olursa ovalar bırakılacak, dağlarda direnilecek, Alpler'den geçen demiryolu tünelleri yıkılacaktı. Bu, Almanya için İsviçre'yi işgal etmeyi pahalı, ama İsviçre ile ticaret yapmayı çekici kılıyordu. İsviçre fabrikaları Almanya'ya silah ve hassas makine sattı; İsviçre bankaları Almanya'dan altın satın aldı ve bu altının bir bölümü, işgal edilen ülkelerden ve kurbanlardan yağmalanmıştı. Almanya ile İtalya arasındaki demiryolu trafiği İsviçre'den geçmeyi sürdürdü.

İsviçre aynı zamanda iki tarafın istihbarat servislerinin buluşma noktasıydı. Amerikan istihbarat örgütü OSS'nin Bern'deki temsilcisi Allen Dulles, Almanya içindeki muhalif çevrelerle ilişki kurdu; savaşın sonunda İtalya'daki Alman kuvvetlerinin teslim olmasına yol açan gizli görüşmeler de İsviçre'de yürütüldü.

İsviçre'nin mülteci politikası, tarafsızlığının en tartışmalı yanı oldu. 1938'de İsviçre yetkililerinin isteği üzerine Alman makamları, Yahudilerin pasaportlarına onları ayırt etmeyi sağlayan bir damga basmaya başladı. Ağustos 1942'de, Holokostun en yoğun aylarında, İsviçre sınırlarını «yalnızca ırk nedeniyle» kaçan Yahudi mültecilere kapattı ve on binlerce insanı geri çevirdi. Öte yandan savaş boyunca on binlerce sivil mülteci ve asker İsviçre'ye kabul edildi. Bazı görevliler, kurallara karşı gelerek insanları kurtardı: St. Gallen kantonunun polis şefi Paul Grüninger, 1938–1939'da yüzlerce mültecinin girişini belgeleri değiştirerek sağladı; bu yüzden görevden atıldı ve mahkûm edildi, ancak 1995'te itibarı iade edildi.

Dönüş noktası — İsveç'in demir cevheri

İsveç, Norveç'in ve Danimarka'nın 1940'ta işgal edilmesinden sonra Almanya'nın denetimindeki bir bölgenin ortasında kaldı. Başbakan Per Albin Hansson'un hükümeti, tarafsızlığı korumak için Almanya'ya önemli tavizler verdi. İsveç'in kuzeyindeki madenlerden çıkan yüksek kaliteli demir cevheri, Alman silah sanayisinin vazgeçilmez hammaddelerinden biriydi ve savaş boyunca milyonlarca ton olarak Almanya'ya gönderildi. 1940'tan 1943'e kadar, işgal altındaki Norveç'e giden ve oradan dönen yüz binlerce Alman askerinin İsveç demiryollarından geçmesine izin verildi; 1941'de Sovyetler Birliği'ne saldırı sırasında bir Alman tümeni İsveç üzerinden Finlandiya'ya taşındı.

Ama savaşın dengesi değiştikçe İsveç'in politikası da değişti. 1943'te Alman askerlerinin transit geçişi durduruldu. Ekim 1943'te Danimarka'dan kaçan Yahudilerin büyük çoğunluğu İsveç'e kabul edildi. 1944'te Budapeşte'de İsveç diplomatı Raoul Wallenberg, Macar Yahudilerine İsveç'in koruması altında olduklarını belgeleyen koruma pasaportları dağıttı ve binlerce insanın hayatını kurtardı. Savaşın son aylarında İsveç Kızılhaçı, Alman kamplarındaki binlerce tutsağı beyaz otobüslerle İsveç'e taşıdı.

Cevap — iki tarafla yaşamak

Bu üç ülke savaşa girmemeyi farklı yollarla başardı, ama ortak noktaları vardı. Hepsi savaşan taraflar için savaşa girmelerinden daha değerliydi: İsviçre bir finans ve istihbarat merkezi, İsveç bir hammadde kaynağı, Türkiye ise Boğazlar'ın ve Ortadoğu'ya giden yolun bekçisiydi. Hepsi iki tarafla da ticaret yaptı ve savaşın gidişatına göre tavizlerini ayarladı: 1940–1942'de Almanya'ya, 1943'ten sonra Müttefiklere yakınlaştılar. Ankara'nın adımları bu kaymanın bir takvimi gibidir: önce kromun Almanya'ya gidişi kesildi, yaz sonunda Berlin ile diplomatik bağlar koparıldı, nihayet savaşın son baharında, yeni dünya örgütünün masasında yer alabilmek için Mihver'e karşı resmen savaşa girildi. Tarafsızlık bu ülkeleri işgalden ve büyük yıkımdan korudu; ama bedelini çoğu zaman kapıdan geri çevrilen mülteciler, yağmalanan malların sahipleri ve kendi içlerindeki azınlıklar ödedi.

Yaygın yanlış«Tarafsız ülkeler savaştan hiç etkilenmedi.»
Doğrusu

Tarafsız ülkeler işgalden ve büyük yıkımdan kurtuldu; ama savaşın ağır etkilerini yaşadı. Türkiye, yıllarca yaklaşık bir milyon askeri silah altında tuttu; bu, ekonomiyi zorladı, kıtlık ve karaborsa yarattı. İsviçre'nin ve İsveç'in toprakları zaman zaman yanlışlıkla bombalandı, deniz ticaretleri kesintiye uğradı. Üstelik tarafsızlık, bu ülkelerin savaşın ahlaki sorularından muaf olduğu anlamına gelmedi: savaştan sonra hepsi, savaş sırasında yaptıkları ticaret ve izledikleri mülteci politikası yüzünden sorgulandı.

Bugünle bağ — Varlık Vergisi

Türkiye'nin savaş yıllarındaki ekonomik sıkıntısı, iç politikada ağır sonuçlar doğurdu. Kasım 1942'de, savaş koşullarında devletin gelir ihtiyacını karşılamak ve karaborsa servetlerini vergilendirmek gerekçesiyle Varlık Vergisi Kanunu çıkarıldı. Vergi miktarları yerel komisyonlarca belirlendi ve uygulamada gayrimüslim yurttaşlara, Müslümanlara göre çok daha yüksek oranlar uygulandı. Vergisini ödeyemeyenlerin mallarına el konuldu; bin kadar kişi Erzurum'daki Aşkale'de zorunlu çalışmaya gönderildi. Vergi, Müttefiklerin ve uluslararası basının eleştirilerinden sonra, Mart 1944'te kaldırıldı. Varlık Vergisi, savaş dönemindeki tarafsız bir ülkenin iç politikasının da savaşın baskılarından ve dönemin milliyetçi düşüncelerinden bağımsız olmadığını gösteren bir örnektir.

Birincil kaynak

1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin savaş zamanına ilişkin maddelerinden; Vikikaynak'taki Türkçe metinden:

Madde 19. Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen koşullarla ayni koşullar içinde, Boğazlar'da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bununla birlikte, savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasak olacaktır […].
Madde 20. Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerin hükümleri uygulanamayacaktır; savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.
Madde 21. Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa, Türkiye'nin, işbu Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamaya hakkı olacaktır.

Kaynak: Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936, madde 19–21; Vikikaynak (Türkçe).

  1. Madde 19'a göre Türkiye tarafsız kaldığında savaşan devletlerin savaş gemileri Boğazlar'dan geçebilir mi? Bu kural, Karadeniz'i savaştan nasıl korudu?
  2. Madde 20 ve 21, Türkiye'ye hangi durumlarda Boğazlar üzerinde tam yetki veriyor?
  3. Sözleşmenin bu maddeleri, Sovyetler Birliği'nin 1945'te Montrö'nün değiştirilmesini istemesini nasıl açıklar?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Selim Deringil (1989) — Türkiye'nin savaş dönemi dış politikası üzerine çalışmasında, Ankara'nın politikasını «etkin tarafsızlık» olarak tanımladı; İnönü hükümetinin, sınırlı askerî gücüne rağmen büyük güçleri birbirine karşı ustaca dengeleyerek ülkeyi savaşın dışında tuttuğunu savundu.
  • Paul Levine (1996) — İsveç diplomasisinin Holokost karşısındaki tutumunu inceledi; İsveç'in savaşın ilk yıllarında ilgisiz ve temkinli davrandığını, 1942 sonundan itibaren ise giderek etkin bir kurtarma politikasına yöneldiğini; bu değişimde ahlaki kaygılar kadar savaşın gidişatının da rol oynadığını gösterdi.
  • Jean-François Bergier (2002) — İsviçre hükümetinin kurduğu bağımsız uzmanlar komisyonunun başkanı olarak, İsviçre'nin Almanya ile ekonomik ilişkilerini, yağmalanmış altın alımını ve mülteci politikasını belgelere dayanarak inceledi; komisyonun raporu, İsviçre'nin pek çok Yahudi mülteciyi geri çevirerek onların ölümüne dolaylı olarak katkıda bulunduğu sonucuna vardı.
  • Neville Wylie (2002) — Avrupa'daki tarafsız ülkeleri karşılaştıran bir derlemenin editörü olarak, tarafsızlığın tek bir model olmadığını; her ülkenin coğrafyasına, gücüne ve iç siyasetine göre farklı biçimler aldığını, «tarafsız» ile «savaş dışı» arasındaki sınırın savaş boyunca sürekli değiştiğini vurguladı.

Bu tarihçiler, tarafsızlığı farklı ölçütlerle değerlendirir. Deringil, tarafsızlığı bir diplomatik başarı olarak, ülkenin çıkarlarını koruma becerisi üzerinden okur. Levine ve Bergier ise ahlaki bir soruyu öne çıkarır: tarafsız devletler, kapılarının önündeki insan felaketi karşısında ne yaptı? Wylie, bu iki yaklaşımın arasında, tarafsızlığın tek bir ölçütle değerlendirilemeyecek kadar çeşitli olduğunu hatırlatır. Tartışmanın merkezindeki soru, bir devletin kendi halkını korumak için yaptığı seçimlerin, başka insanlara karşı sorumluluklarıyla nasıl tartılacağıdır.

Derine İn

Tarafsızlığın ekonomik boyutu, savaştan sonra uzun süre konuşulmadı. Almanya, savaş boyunca tarafsız ülkelerden kritik hammaddeler satın aldı: İsveç'ten demir cevheri ve rulman, Türkiye'den krom, İspanya'dan ve Portekiz'den volfram. Bu malların karşılığı çoğu zaman altınla ödendi; bu altının bir bölümü işgal edilen ülkelerin merkez bankalarından ve Holokost kurbanlarından yağmalanmıştı. İsviçre, Almanya'nın altınının dünya pazarına açılan başlıca kapısı oldu. Müttefikler, 1943'ten itibaren tarafsız ülkeleri bu ticareti durdurmaları için baskı altına aldı; tarafsız ülkeler ise bu ticaretin kesilmesinin Almanya'yı kendilerine saldırmaya kışkırtabileceğinden korkuyordu.

Tarafsız ülkelerin başkentleri, savaş boyunca diplomatların, casusların, gazetecilerin ve mültecilerin toplandığı yerler oldu. Ankara'da, Bern'de, Stockholm'de ve Lizbon'da, savaşan ülkelerin büyükelçilikleri birkaç sokak ötede çalışıyor, birbirlerini izliyordu. Bu kentler, gizli barış girişimlerinin, esir değişimlerinin ve kurtarma çabalarının da merkezleriydi. İstanbul, Holokostun kurtulanlarının ve Avrupa'dan kaçan Yahudilerin Filistin'e doğru yolculuğunda önemli bir geçiş noktası oldu; bu kentte çalışan yardım örgütleri, işgal altındaki ülkelerle bağlantı kurmaya çalıştı.

İsveç'in Budapeşte'deki diplomatı Raoul Wallenberg'in hikâyesi, tarafsız bir ülkenin diplomatlarının neler yapabileceğini gösterdi. Wallenberg, 1944 yazında Budapeşte'ye geldiğinde, Macaristan'daki Yahudilerin büyük bölümü zaten sürgün edilmişti; o, kalanları korumak için İsveç'in koruma belgelerini dağıttı, İsveç bayrağı altında evler kiraladı ve sürgünleri engellemeye çalıştı. Ocak 1945'te Sovyet ordusu Budapeşte'ye girdiğinde Sovyet yetkililerince gözaltına alındı ve bir daha geri dönmedi. Ölümünün koşulları bugün de tam olarak bilinmez. İsviçreli diplomat Carl Lutz da Budapeşte'de benzer bir kurtarma çabası yürüttü.

Tarafsızlık, bu ülkelerin savaş sonrası kimliğini de biçimlendirdi. İsviçre ve İsveç, savaştan sonra tarafsızlığı ulusal kimliklerinin merkezine koydu ve uzun süre savaş yıllarını bir başarı hikâyesi olarak anlattı. 1990'larda, kurbanların İsviçre bankalarında kalan hesapları ve yağmalanmış altın konusundaki uluslararası tartışmalar, bu anlatıyı sarstı. İsviçre ve İsveç hükümetleri, savaş dönemindeki politikalarını incelemek için bağımsız tarihçi komisyonları kurdu; bu komisyonların raporları, tarafsızlığın karanlık yönlerini de gün ışığına çıkardı.

Tarafsız ülkelerin halkları da savaşı kendi gündelik hayatlarında yaşadı. İsviçre'de ve İsveç'te yiyecek ve yakıt karneye bağlandı; İsviçre'de park alanları ve futbol sahaları bile buğday ve patates tarlasına dönüştürüldü. Türkiye'de ekmek karneyle dağıtıldı, savaş yıllarında fiyatlar birkaç kat arttı ve karaborsa yaygınlaştı; köylerden askere alınan erkeklerin yokluğu tarımsal üretimi düşürdü. Bu sıkıntılar, savaşın dışında kalmanın da bir bedeli olduğunu her gün hatırlatıyordu; savaştan sonraki yıllarda Türkiye'de çok partili siyasete geçişte de bu yılların biriktirdiği hoşnutsuzluk etkili oldu.

Türkiye'de ise savaş dışı kalma, savaştan sonra İnönü'nün en büyük başarılarından biri olarak anlatıldı: ülke, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkımını yaşamış bir kuşağın gözünde, ikinci bir felaketten kurtarılmıştı. Ama savaşın sonunda Türkiye, Sovyetler Birliği'nin taleplerine karşı yalnız kaldığını hissetti. Bu kaygı, Türkiye'yi Batı'ya, Amerika Birleşik Devletleri'ne yaklaştırdı; savaşın bitiminden birkaç yıl sonra Türkiye, Batı ittifakının bir parçası oldu. Savaş dışı kalma politikasının sonucu, böylece savaş sonrası düzende kesin bir taraf seçmek oldu.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Edward Weisband, Turkish Foreign Policy, 1943–1945: Small State Diplomacy and Great Power Politics (Princeton: Princeton University Press, 1973).
  • Selim Deringil, Turkish Foreign Policy during the Second World War: An "Active" Neutrality (Cambridge: Cambridge University Press, 1989).
  • Paul A. Levine, From Indifference to Activism: Swedish Diplomacy and the Holocaust, 1938–1944 (Uppsala: Acta Universitatis Upsaliensis, 1996).
  • Christian Leitz, Nazi Germany and Neutral Europe during the Second World War (Manchester: Manchester University Press, 2000).
  • Neville Wylie (ed.), European Neutrals and Non-Belligerents during the Second World War (Cambridge: Cambridge University Press, 2002).
  • Independent Commission of Experts Switzerland – Second World War, Switzerland, National Socialism and the Second World War: Final Report (Zürich: Pendo, 2002).

Arşiv ve kaynak

Tarafsız ülkelerin savaş dönemi politikalarının kaynakları arasında bu ülkelerin dışişleri ve ekonomi bakanlıklarının belgeleri, ticaret antlaşmaları, merkez bankalarının altın kayıtları, sınır makamlarının mülteci kayıtları, savaşan ülkelerin istihbarat raporları, meclis tutanakları ve 1990'larda kurulan tarihçi komisyonlarının raporları vardır. Montrö Sözleşmesi'nin Türkçe metni Vikikaynak'ta; Amerikan istihbarat örgütünün bu derste kullanılan belgeleri Internet Archive'daki CIA Okuma Salonu derlemesinde bulunur.

Açık sorular

  • Türkiye 1943'te savaşa girseydi, savaşın ve Türkiye'nin kaderi nasıl değişirdi?
  • Tarafsız bir devletin kapısına gelen mültecilere karşı sorumluluğu nedir?
  • Tarafsız ülkelerin Almanya ile yaptığı ticaret, savaşı ne ölçüde uzattı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) İsveç'in savaş boyunca Almanya'ya sattığı başlıca hammadde neydi? A) Krom B) Volfram C) Petrol D) Demir cevheri
  2. (Hedef 1) Türkiye Almanya ile diplomatik ilişkilerini hangi tarihte kesti? A) Ağustos 1944 B) Eylül 1939 C) Haziran 1941 D) Mayıs 1945
  3. (Hedef 2) Montrö Sözleşmesi'nin 19. maddesine göre, Türkiye tarafsızken hangi devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi yasaktır? A) Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin B) Savaşan devletlerin C) Bütün devletlerin D) Hiçbir devletin
  4. (Hedef 2) Donovan'ın 1944 notuna göre General Guisan neden rahatsızdı? A) İsviçre'nin işgal edilecek olmasından B) Altın ticaretinin durmasından C) Amerikan uçaklarının İsviçre kasabalarını bombalamasından D) Mültecilerin artmasından
  5. (Hedef 3) Türkiye'nin savaş dönemi politikasını «etkin tarafsızlık» olarak tanımlayan tarihçi kimdir? A) Paul Levine B) Selim Deringil C) Neville Wylie D) Jean-François Bergier

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Tarafsızlık bir ahlaki tercih miydi, yoksa bir hayatta kalma stratejisi mi? Cevabında Montrö Sözleşmesi'ni, Donovan'ın notunu ve Sovyetlerin tarafsızlık paktını feshi üzerine raporu kullan; Deringil ile Bergier'in yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. D — Demir cevheri.
  2. A — Ağustos 1944.
  3. B — Savaşan devletlerin.
  4. C — Amerikan uçaklarının İsviçre kasabalarını bombalamasından.
  5. B — Selim Deringil.

Kapsamlı bir cevap, Türkiye'nin, İsviçre'nin ve İsveç'in savaşa girmemeyi coğrafyaları, savaşan taraflar için taşıdıkları değer, iki tarafla yaptıkları ticaret ve savaşın gidişatına göre ayarladıkları tavizlerle başardığını; bunun öncelikle bir hayatta kalma stratejisi olduğunu, ama mülteci politikası ve yağmalanmış mallar ticareti gibi konularda ciddi ahlaki sorular doğurduğunu açıklar. Montrö Sözleşmesi'ni, Türkiye'nin tarafsızlığının hukuki dayanağı ve Boğazlar üzerindeki denetiminin belgesi olarak; Donovan'ın notunu, tarafsızlığın savaşın etkilerinden korunmak anlamına gelmediğinin ve tarafsız ülkelerin istihbarat açısından değerinin örneği olarak; Sovyetlerin pakt feshi üzerine raporu ise tarafsızlığın savaş sonunda Türkiye'ye bıraktığı yeni tehlikenin tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Deringil'in tarafsızlığı diplomatik bir başarı olarak gören yaklaşımını, Bergier komisyonunun tarafsızlığın ahlaki bedelini öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Tarafsız başkentlerde diplomatlar savaş sonrası dünyayı düşünürken, Almanya'nın kendisi çöküyordu. Ocak 1945'te Sovyet ordusu Vistül'den büyük bir saldırı başlattı; birkaç hafta içinde Oder ırmağına, Berlin'in yüz kilometre yakınına ulaştı. Batıdan Amerikan ve İngiliz orduları Ren'i geçti. Nisan'da Berlin, savaşın son büyük muharebesine sahne oldu. Bir sonraki derste, Üçüncü Reich'ın son haftalarını, başkentin nasıl düştüğünü, Hitler'in sığınağında ve kentin bodrumlarında neler yaşandığını ve Avrupa'daki savaşın nasıl sona erdiğini inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: palmiyelerle çevrili bir villanın bahçesi; içeride bir masanın etrafında oturan dört yüzsüz silüet ve masada açık bir harita.
  • 1:10–2:50 Bağlam: Avrupa haritasında koyu renge bürünen geniş bir alan ve ortasında açık renkte kalan küçük adalar gibi birkaç ülke; Boğazlar'dan geçen bir yük gemisi.
  • 2:50–4:40 Gelişme: karlı Alp dağlarında tünel ağızları ve kayalara gizlenmiş beton mevziler; bir banka kasasında sıralanmış altın külçe silüetleri.
  • 4:40–6:50 Dönüş noktası: kuzeyde bir maden ocağından çıkan cevher yüklü tren vagonları; bir limanda yük gemisine doldurulan cevher.
  • 6:50–9:00 Kapanış: bir diplomatın masasında yığılmış koruma belgeleri ve damgalar; ardından gece, büyükelçilik binalarının sıralandığı sakin bir başkent sokağı.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.