İçeriğe geç

Bölüm DT-131.10 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Direniş hareketleri

DT-131 İkinci Dünya Savaşı

2.878 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1940–1945
Bölge
Batı Avrupa · Doğu Avrupa · Balkanlar
Kişiler
Charles de Gaulle · Jean Moulin · Josip Broz Tito · Draža Mihailović · Hans Scholl · Sophie Scholl · Kurt Huber · Claus von Stauffenberg · Kazimierz Sosnkowski · M. R. D. Foot · Henry Rousso · Jacques Semelin
Yerler
Münih · Paris · Varşova · Belgrad · Lidice · Ankara
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • İşgal altındaki Avrupa'da direnişin biçimlerini; gizli yayından istihbarata, sabotajdan silahlı partizan savaşına kadar uzanan eylemleri ve Fransa, Yugoslavya, Polonya ve Almanya'daki başlıca örnekleri açıklayabileceksin.
  • Münihli öğrencilerin bildirilerini, Polonya başkomutanının Varşova Ayaklanması sırasındaki emrini ve Fransız direnişinin ortak programını karşılaştırarak, direnenlerin neye karşı ve ne için savaştığını değerlendirebileceksin.
  • Direnişin savaşın sonucuna katkısı ve savaştan sonra nasıl hatırlandığı üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — üniversitenin ışıklığı

18 Şubat 1943 sabahı, Münih Üniversitesi'nin ana binasında dersler sürerken, iki öğrenci, Hans Scholl ve kız kardeşi Sophie Scholl, koridorlara ve merdivenlere bir bavul dolusu bildiri bıraktı. Ders bitmeden çıkmak üzereyken Sophie, kalan bildirileri üst kattan, binanın ortasındaki ışıklığa doğru savurdu. Kâğıtlar avluya dağılırken bir üniversite görevlisi onları gördü ve kapıları kapattırdı. İki kardeş Gestapo'ya teslim edildi; dört gün sonra, arkadaşları Christoph Probst ile birlikte, bir halk mahkemesinde yargılanıp aynı gün idam edildi. Bildirilerin son sözleri, Stalingrad'dan birkaç gün sonra Alman gençliğini rejime karşı ayaklanmaya çağırıyordu. Bu küçük grubun, «Beyaz Gül»ün hikâyesi, işgal altındaki ve diktatörlük altındaki Avrupa'da direnişin ne kadar farklı biçimlerde ve hangi bedelle yaşandığını gösteren pek çok hikâyeden biridir. Bu derste sorulan şu: bir bildiri, bir sabotaj, bir ayaklanma, karşısındaki devasa askerî makineye ne yapabilirdi, ve buna kalkışanlar neden bu kadar azdı?

Bağlam — işgal altında bir Avrupa

1942'de Almanya ve müttefikleri, Fransa'nın Atlantik kıyısından Sovyetler Birliği'nin içlerine, Norveç'ten Yunanistan'a kadar Avrupa'nın büyük bölümünü yönetiyordu. İşgalin biçimi ülkeden ülkeye değişti. Danimarka'da ve başlangıçta Fransa'nın güneyinde yerli hükümetler varlığını sürdürdü; Polonya'da ve Sovyet topraklarında ise işgal, halkın topyekûn köleleştirilmesini ve yok edilmesini hedefledi. İşgal altındaki insanların çoğu ne direndi ne de işbirliği yaptı; hayatta kalmaya, ailelerini doyurmaya çalıştı. Direniş, bu sessiz çoğunluğun arasında, küçük ve çoğu zaman birbirinden habersiz gruplar hâlinde başladı.

İlk direniş eylemleri genellikle silahsızdı. İnsanlar gizli gazeteler bastı, düşürülen Müttefik pilotlarını saklayıp sınır dışına kaçırdı, işgal yönetiminin emirlerine uymadı, Yahudileri sakladı. Ama 1941'den sonra, özellikle Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne saldırmasının ve işgal yönetiminin genç erkekleri zorla Almanya'ya çalışmaya göndermesinin ardından, silahlı direniş de büyüdü. İngiltere, işgal altındaki ülkelere silah, telsiz ve ajan gönderen özel bir örgüt kurdu.

Gelişme — Almanya'da ve Polonya'da

Almanya'nın içinde direniş, işgal altındaki ülkelerden çok daha zordu. Rejim halkın büyük bölümünün desteğine sahipti; muhalifler 1933'ten beri toplama kamplarına gönderilmişti. Yine de küçük gruplar, kilise çevreleri, eski sosyalistler ve komünistler, bazı subaylar ve öğrenciler rejime karşı çıktı.

Polonya'da direniş, Avrupa'nın en büyük ve en örgütlü yeraltı devletini kurdu. Londra'daki sürgün hükümete bağlı Ana Ordu, yüz binlerce üyesi, gizli okulları, mahkemeleri ve basınıyla, işgalin bütün yılları boyunca faaliyet gösterdi. Ağustos 1944'te Sovyet ordusu Varşova'ya yaklaşırken, Ana Ordu başkenti Almanlardan kendi güçleriyle kurtarmak ve Sovyetler gelmeden önce bağımsız bir Polonya yönetimi kurmak için ayaklandı.

Dönüş noktası — Varşova yalnız

Ayaklanma birkaç gün içinde büyük güçlüklerle karşılaştı. Alman birlikleri kente takviye getirdi ve sivil halka yönelik toplu öldürmelerle karşılık verdi. Sovyet ordusu ise Vistül ırmağının doğu yakasında durdu; Stalin, ayaklanmayı başlatanları «maceracılar» olarak niteledi ve Batılı uçakların Sovyet havaalanlarına inerek Varşova'ya yardım taşımasına uzun süre izin vermedi.

2 Ekim'de Ana Ordu teslim oldu. Ayaklanmada yüz elli bini aşkın sivilin hayatını kaybettiği tahmin edilir. Alman yönetimi ardından kentin geri kalanını sistemli biçimde yıktı. Sovyet ordusu Ocak 1945'te Varşova'ya girdiğinde, karşısında bir yıkıntı alanı ve büyük ölçüde dağıtılmış bir Ana Ordu vardı.

Yugoslavya'da direniş, aynı zamanda bir iç savaşa dönüştü. Ülke 1941'de işgal edildikten sonra iki büyük direniş hareketi doğdu: Draža Mihailović'in önderliğinde, sürgündeki krala bağlı Sırp milliyetçisi Çetnikler ve Josip Broz Tito'nun önderliğinde, farklı milletlerden insanları bir araya getiren komünist partizanlar. İki hareket kısa süre sonra birbiriyle de savaştı. Müttefikler 1943'ten itibaren desteklerini Tito'ya yöneltti. Partizanlar, 1944–1945'te ülkenin büyük bölümünü kendi güçleriyle kurtardı; Ekim 1944'te Belgrad'a Sovyet birlikleriyle birlikte girdiler ve savaştan sonra iktidara geldiler.

Yaygın yanlış«İşgal altındaki ülkelerin halkları büyük çoğunlukla direnişe katıldı.»
Doğrusu

Savaştan sonra pek çok ülkede, ulusun bütünüyle işgale direndiği bir anlatı yaygınlaştı. Oysa direniş, her ülkede nüfusun küçük bir bölümünün işiydi; çoğunluk bekledi, uyum sağladı, bir bölümü de işgalciyle işbirliği yaptı. Bu, direnişin önemini azaltmaz; ama direnenlerin neden bu kadar az olduğunu ve neyi göze aldıklarını anlamayı gerektirir.

Cevap — azınlığın savaşı

Direniş, savaşı tek başına kazandırmadı; Almanya'yı yenen, Müttefik ordularıydı. Ama direniş hareketleri, Müttefiklere istihbarat sağladı, demiryollarını ve fabrikaları sabote etti, binlerce insanı sakladı ve kaçırdı, Alman birliklerini cephe gerisinde tuttu. Yugoslavya gibi bazı ülkelerde, ülkenin kurtuluşunda belirleyici rol oynadı. Daha önemlisi, direniş, işgal altındaki toplumların kendi onurlarını ve geleceklerini savunma çabasıydı. Fransız direnişinin 1944'teki ortak programı gibi metinler, direnenlerin yalnızca işgalin sonunu değil, savaştan sonra kurulacak daha adil bir toplumu da hayal ettiğini gösterir.

Bugünle bağ — Ankara'daki Berlinli

Nazi rejiminden kaçanların bir bölümü Türkiye'ye sığındı. Bunlardan biri, Sosyal Demokrat siyasetçi Ernst Reuter'di. Reuter, rejim tarafından toplama kampına gönderildikten sonra Almanya'dan ayrıldı ve 1935'ten savaşın sonuna kadar Ankara'da yaşadı; Ekonomi Bakanlığı'na danışmanlık yaptı ve Siyasal Bilgiler Okulu'nda şehircilik dersleri verdi. Savaştan sonra Almanya'ya döndü ve 1948'deki Berlin ablukası sırasında Batı Berlin'in belediye başkanı olarak tanındı. Rejime karşı çıkanların bir bölümü için direniş, sürgünde ayakta kalmak ve savaştan sonrası için hazırlanmak demekti; Türkiye, bu sürgünlerin önemli duraklarından biri oldu.

Birincil kaynak

Fransız Ulusal Direniş Konseyi'nin 15 Mart 1944'te kabul ettiği programdan; kurtuluştan sonra uygulanacak önlemler bölümünden:

— L'établissement de la démocratie la plus large en rendant la parole au peuple français par le rétablissement du suffrage universel ; […] — La liberté de la presse, son honneur et son indépendance à l'égard de l'État, des puissances d'argent et des influences étrangères ; […] — Le retour à la nation de tous les grands moyens de production monopolisés, fruits du travail commun, des sources d'énergie, des richesses du sous-sol, des compagnies d'assurance et des grandes banques ; […] — Un plan complet de sécurité sociale, visant à assurer à tous les citoyens des moyens d'existence dans tous les cas où ils sont incapables de se le procurer par le travail.

Türkçesi: — Genel oy hakkının yeniden kurulmasıyla Fransız halkına sözü geri vererek en geniş demokrasinin kurulması; […] — Basın özgürlüğü, basının onuru ve devletten, para güçlerinden ve yabancı etkilerden bağımsızlığı; […] — Ortak emeğin ürünü olan, tekel hâline gelmiş bütün büyük üretim araçlarının, enerji kaynaklarının, yeraltı zenginliklerinin, sigorta şirketlerinin ve büyük bankaların ulusa geri verilmesi; […] — Bütün yurttaşlara, çalışarak geçimlerini sağlayamadıkları her durumda yaşam olanağı güvence altına alan eksiksiz bir sosyal güvenlik planı.

Kaynak: Conseil national de la Résistance, Programme d'action de la Résistance, 15 Mart 1944; Vikikaynak (Fransızca). Türkçesi, Fransızcasından bizim.

  1. Program, kurtuluştan sonra hangi siyasi özgürlüklerin geri getirilmesini istiyor? Bu istekler, Vichy rejimi hakkında ne söyler?
  2. Programda neden ekonomik ve toplumsal talepler, örneğin sosyal güvenlik ve büyük şirketlerin ulusallaştırılması da yer alıyor?
  3. Komünistlerden muhafazakârlara kadar farklı görüşlerden direniş hareketleri bu programda nasıl uzlaşabilmiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • M. R. D. Foot (1976) — İngiliz özel harekât örgütünün tarihçisi olarak, Avrupa'daki direniş hareketlerini karşılaştırmalı biçimde ele aldı; direnişin askerî değerinin özellikle istihbarat ve sabotajda yattığını, ama her ülkenin koşullarına göre çok farklı biçimler aldığını gösterdi.
  • Henry Rousso (1987) — Fransa'nın savaş sonrası belleğini incelediği kitabında, de Gaulle'ün ve komünistlerin, farklı nedenlerle, Fransa'nın bütünüyle direndiği bir efsaneyi kurduğunu; bu efsanenin Vichy rejiminin ve işbirliğinin onyıllarca bastırılmasına yol açtığını savundu.
  • Jacques Semelin (1989) — Silahsız direnişe odaklanarak, grevlerin, protestoların, kurumların işbirliğini reddetmesinin ve Yahudileri saklamanın da direniş olduğunu; bu sivil direnişin silahlı direniş kadar önemli, ama çok daha az hatırlanan bir mücadele olduğunu gösterdi.
  • Halik Kochanski (2022) — Bütün Avrupa'daki yeraltı savaşını ele alan çalışmasında, direnişin Batı'da ve Doğu'da çok farklı koşullarda yaşandığını; Doğu Avrupa'daki direnişin, hem Almanlara hem de ardından gelen Sovyetlere karşı verildiği için, Batı'nın belleğinde uzun süre gölgede kaldığını vurguladı.

Bu tarihçiler, direnişi farklı ölçeklerde değerlendirir. Foot ve Kochanski, direnişin askerî katkısını ve ülkeler arası farkları tartar; Semelin ise direnişin tanımını genişleterek silahsız eylemleri de bu tanımın içine alır. Rousso ise bakışı savaştan sonraya çevirir ve direnişin nasıl bir ulusal efsaneye dönüştürüldüğünü sorgular. Birlikte okunduklarında, direnişin hem gerçek bir kahramanlık hem de savaş sonrası siyasetin malzemesi olduğu görülür.

Derine İn

Fransa'daki direnişin büyümesinde, Şubat 1943'te getirilen zorunlu çalışma hizmeti belirleyici oldu. Vichy yönetimi, Almanya'nın baskısıyla, genç erkekleri Alman fabrikalarında çalışmak üzere göndermeye başladı. Bunu kabul etmeyen on binlerce genç ormanlara ve dağlara kaçtı. Bu kaçaklar, «maki» denen silahlı grupların çekirdeği oldu. Bu da direnişin, yalnızca siyasi inançla değil, çoğu zaman kişisel bir zorunlulukla başladığını gösterir.

Direnişi birleştirmek de kolay olmadı. Fransız direnişini Londra'daki General Charles de Gaulle'ün önderliğinde birleştirmekle görevlendirilen Jean Moulin, Mayıs 1943'te farklı hareketleri Ulusal Direniş Konseyi'nde bir araya getirmeyi başardı; ama bir ay sonra yakalandı ve sorgu sırasında hayatını kaybetti. Direniş hareketleri arasında, savaştan sonra iktidarı kimin alacağı konusunda derin bir rekabet vardı. Komünistler ile de Gaulle'cüler arasındaki gerilim, Yunanistan'da olduğu gibi, savaş biter bitmez açık bir iç savaşa dönüşebiliyordu.

Almanya'nın içindeki en büyük direniş girişimi, 20 Temmuz 1944'te bir grup subayın Hitler'i öldürüp rejimi devirme denemesiydi. Albay Claus von Stauffenberg, Doğu Prusya'daki karargâhta bir toplantı odasına bıraktığı bombayla Hitler'i öldürmeye çalıştı; Hitler hafif yaralarla kurtuldu. Darbe birkaç saat içinde çöktü; ardından binlerce kişi tutuklandı, yüzlercesi idam edildi. Bu subayların bir bölümü rejime başlangıçta hizmet etmişti; savaştan sonra Almanya'da onların bir ahlaki direniş mi, yoksa yenilgiyi önlemeye çalışan bir askerî seçkin girişimi mi oldukları uzun süre tartışıldı.

Norveç'te direnişçiler, Şubat 1943'te Vemork'taki bir fabrikada, Almanya'nın atom araştırmaları için gerekli sayılan ağır su üretimini sabote etti. Danimarka'da direniş, Yahudilerin İsveç'e kaçırılmasında rol oynadı. Yunanistan'da direnişçiler, İngiliz ajanlarıyla birlikte önemli bir demiryolu köprüsünü havaya uçurarak Kuzey Afrika'daki Alman ordusunun ikmal yolunu kesti. Bu eylemler, küçük grupların savaşın gidişatında zaman zaman ne kadar büyük bir etki yaratabileceğini gösterdi.

Direnişin bedeli çok ağırdı. Yakalanan direnişçiler işkenceye maruz kaldı, kamplara gönderildi ya da idam edildi. İşgal yönetimleri, misillemeleri bilinçli bir caydırma aracı olarak kullandı: Prag'da Heydrich'e düzenlenen suikastten sonra Lidice köyü yok edildi; Fransa'da Haziran 1944'te Oradour-sur-Glane köyünün halkı öldürüldü. Bu yüzden direnenler, yalnızca kendi hayatlarını değil, ailelerinin ve komşularının hayatlarını da riske atmak zorundaydı; bu da direnişin neden bu kadar az sayıda insanın işi olarak kaldığını açıklar.

Direniş hareketlerinde kadınların payı da büyüktü. Kadınlar haberci olarak gizli belgeleri ve silahları taşıdı, kaçakları evlerinde sakladı, gizli gazetelerin basımında ve dağıtımında çalıştı; Yugoslavya'daki ve Sovyet topraklarındaki partizan birliklerinde on binlerce kadın silahlı olarak savaştı. Bir kadın, bir erkeğe göre denetim noktalarından daha kolay geçebiliyordu; bu da onları direnişin vazgeçilmez taşıyıcıları yaptı. Ama savaştan sonra direnişin resmî anlatılarında kadınların rolü çoğu zaman geri planda kaldı; Fransa'da kadınlar oy hakkını ancak 1944'te, kısmen direnişteki katkılarının tanınmasıyla elde etti.

Savaştan sonra direniş, pek çok ülkenin ulusal kimliğinin temel taşlarından biri oldu. Fransa'da, İtalya'da ve Yugoslavya'da yeni rejimler meşruiyetlerini direnişe dayandırdı. Doğu Avrupa'da ise Sovyet yönetimi, kendisine bağlı olmayan direniş hareketlerini bastırdı: Polonya'da Ana Ordu'nun pek çok üyesi savaştan sonra tutuklandı, onların hikâyesi onlarca yıl resmî tarih dışında kaldı. Direnişin nasıl hatırlandığı, savaştan sonra kimin iktidara geldiğine sıkı sıkıya bağlıydı.

Uzman Notu

Temel literatür

  • M. R. D. Foot, Resistance: An Analysis of European Resistance to Nazism, 1940–1945 (Londra: Eyre Methuen, 1976).
  • Henry Rousso, Le Syndrome de Vichy de 1944 à nos jours (Paris: Seuil, 1987).
  • Jacques Semelin, Sans armes face à Hitler: La résistance civile en Europe, 1939–1943 (Paris: Payot, 1989).
  • Mark Mazower, Inside Hitler's Greece: The Experience of Occupation, 1941–44 (New Haven: Yale University Press, 1993).
  • Robert Gildea, Fighters in the Shadows: A New History of the French Resistance (Londra: Faber and Faber, 2015).
  • Halik Kochanski, Resistance: The Underground War in Europe, 1939–1945 (Londra: Allen Lane, 2022).

Arşiv ve kaynak

Direniş hareketlerinin kaynakları arasında gizli gazeteler ve bildiriler, direniş örgütlerinin yazışmaları, İngiliz özel harekât örgütünün belgeleri, Gestapo'nun sorgu ve mahkeme kayıtları, sürgün hükümetlerinin raporları, direnişçilerin savaştan sonra yazdığı hatıralar ve tanıklıklar vardır. Beyaz Gül bildirileri Almanca, Sosnkowski'nin emri Lehçe, Fransız direnişinin programı Fransızca Vikikaynak'ta okunabilir.

Açık sorular

  • Varşova Ayaklanması başarı şansı olan bir girişim miydi, yoksa önlenebilir bir felaket mi?
  • Direnişin askerî katkısı, ödediği bedele değdi mi?
  • Silahsız direniş ile silahlı direniş arasındaki sınır nereden geçer?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Şubat 1943'te Münih Üniversitesi'nde bildiri dağıtırken yakalanan öğrenci grubunun adı nedir? A) Kırmızı Orkestra B) Beyaz Gül C) Ana Ordu D) Maki
  2. (Hedef 1) Yugoslavya'da komünist partizanların önderi kimdir? A) Draža Mihailović B) Jean Moulin C) Kazimierz Sosnkowski D) Josip Broz Tito
  3. (Hedef 2) Beyaz Gül'ün ikinci bildirisine göre Polonya'nın işgalinden bu yana kaç Yahudi öldürülmüştü? A) Üç yüz bin B) Otuz bin C) Üç milyon D) On bir milyon
  4. (Hedef 2) Sosnkowski'nin emrine göre Varşova neyi bekliyordu? A) Övgü sözlerini B) Ateşkesi C) Silahı ve cephaneyi D) Sovyet ordusunu
  5. (Hedef 3) Fransa'da savaştan sonra ulusun bütünüyle direndiği bir efsanenin kurulduğunu savunan tarihçi kimdir? A) M. R. D. Foot B) Jacques Semelin C) Halik Kochanski D) Henry Rousso

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Direniş hareketleri savaşın sonucunu ne ölçüde etkiledi ve savaştan sonra nasıl hatırlandı? Cevabında Beyaz Gül bildirilerini, Sosnkowski'nin emrini ve Fransız direnişinin programını kullan; Foot ile Rousso'nun yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Beyaz Gül.
  2. D — Josip Broz Tito.
  3. A — Üç yüz bin.
  4. C — Silahı ve cephaneyi.
  5. D — Henry Rousso.

Kapsamlı bir cevap, direnişin savaşı tek başına kazandırmadığını, ama istihbarat, sabotaj ve cephe gerisindeki silahlı mücadeleyle Müttefiklere katkıda bulunduğunu, Yugoslavya gibi bazı ülkelerde kurtuluşta belirleyici rol oynadığını; her ülkede nüfusun küçük bir azınlığının işi olduğunu ve misillemeler yüzünden ağır bir bedel ödendiğini açıklar. Beyaz Gül bildirilerini, Almanya'nın içinden, silahsız ve yalnız bir ahlaki direnişin belgesi olarak; Sosnkowski'nin emrini, Varşova Ayaklanması'nın müttefiklerin ilgisizliği karşısında yaşanan yalnızlığının tanıklığı olarak; Fransız direnişinin programını ise direnenlerin savaş sonrası için kurduğu toplumsal hayalin örneği olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Foot'un direnişin askerî katkısını tartan yaklaşımını, Rousso'nun direnişin savaş sonrası bir efsaneye dönüşmesini sorgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Fransız direnişi, yıllarca beklediği günün hazırlığını 1944 baharında yaptı: Müttefiklerin Fransa kıyılarına çıkacağı gün. BBC'nin yayınlarında okunan şifreli dizeler, direnişçilere demiryollarını ve telefon hatlarını keseceklerin zamanını bildirdi. 6 Haziran 1944'te, binlerce gemi ve uçakla tarihin en büyük deniz aşırı çıkarmalarından biri başladı. Sıradaki derste, Normandiya çıkarmasının nasıl hazırlandığını, Almanların neden yanıltıldığını ve kıyıda tutunmanın neden bu kadar zor olduğunu inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: yüksek bir ışıklıklı avlunun içinde, üst kattan aşağı doğru süzülen kâğıtlar; koridorda yüzsüz öğrenci silüetleri.
  • 1:10–2:50 Bağlam: işgal altındaki bir kentte gece, bir bodrumda el baskı makinesinin başında çalışan silüetler; masada yığılmış gazeteler.
  • 2:50–4:40 Gelişme: bir kıta haritasında yer yer yanıp sönen küçük ışıklar; bir mektup zarfının içine yerleştirilen bildiri.
  • 4:40–6:50 Dönüş noktası: geniş bir ırmağın iki yakası; bir yakada uzakta duman tüten bir kent silüeti, öbür yakada bekleyen sessiz bir cephe hattı.
  • 6:50–9:00 Kapanış: bir radyo cihazının başında not alan bir silüet; ardından Ankara'da bir okul binasının önünden geçen, elinde kitaplar taşıyan bir silüet.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.