Öğrenme hedefleri
- 1933'teki dışlama politikalarından 1941–1945 arasındaki toplu öldürmeye uzanan süreci; işgal edilen doğu topraklarındaki kurşunlamaları, gettoları, sürgünleri ve öldürme merkezlerini kronolojik olarak açıklayabileceksin.
- Wannsee toplantısının tutanağını, Polonya hükümetinin Aralık 1942 notasını ve Müttefiklerin ortak bildirisini karşılaştırarak, soykırımın failler tarafından nasıl örgütlendiğini ve dünyaya nasıl duyurulduğunu değerlendirebileceksin.
- Holokostun nasıl mümkün olduğu sorusunda bürokrasinin, ideolojinin ve sıradan faillerin rolünü tartışan tarihçilerin açıklamalarını birbiriyle karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir göl kıyısındaki villa
20 Ocak 1942 sabahı, Berlin'in batısında, Wannsee gölünün kıyısındaki bir villada on beş üst düzey yönetici bir araya geldi. Aralarında bakanlıkların müsteşarları, parti ve SS yöneticileri vardı; çoğu hukuk eğitimi almıştı. Toplantıya Güvenlik Polisi'nin şefi Reinhard Heydrich başkanlık ediyordu; tutanağı Adolf Eichmann tuttu. Toplantı bir buçuk saat kadar sürdü, ardından konuklar öğle yemeği yedi. Görüşülen konu, tutanağın deyişiyle «Avrupa Yahudi sorununun nihai çözümü»ydü. Toplantı yapıldığında, doğuda yüz binlerce Yahudi zaten öldürülmüştü; Wannsee, bir kararın başlangıcından çok, Avrupa'nın bütün devlet kurumlarının bu işe nasıl ortak edileceğinin konuşulduğu yerdi. Bu ders, modern bir devletin altı milyon insanı öldürmeyi nasıl örgütleyebildiğini, bunu kimlerin uyguladığını ve dünyanın ne bildiğini soruyor.
Bağlam — dışlamadan sürgüne
Nasyonal Sosyalist rejim, 1933'ten itibaren Almanya'daki Yahudileri adım adım toplumdan dışladı. Yahudi memurlar görevden alındı, 1935'teki Nürnberg Yasaları onları yurttaşlıktan çıkardı, 1938 Kasım'ında sinagoglar ve dükkânlar yakılıp yıkıldı, işyerlerine el konuldu. Bu yıllarda rejimin amacı, Yahudileri yoksullaştırarak ülkeden göçe zorlamaktı; yüz binlercesi Almanya'dan ayrıldı, ama pek çok ülke kapılarını sınırlı tuttu. Bu dönemin ayrıntıları, Nazi Almanyası'nda gündelik hayatı ele alan derste işlendi.
1939'da Polonya'nın işgaliyle, milyonlarca Yahudi Alman yönetimi altına girdi. İşgal yönetimi Yahudileri kentlerin belirli mahallelerine kapattı. Varşova'da, 1940 sonbaharında, kentin Yahudi nüfusu duvarla çevrili bir alana toplandı; çıkış izinsiz yasaktı. Gettolarda açlık ve salgın hastalıklar on binlerce insanın hayatına mal oldu.
Gelişme — doğuda toplu kurşunlamalar
Sistemli toplu öldürme, Haziran 1941'de Sovyetler Birliği'ne saldırıyla başladı. Alman ordusunun arkasından gelen SS ve polis birlikleri, işgal edilen kasabalarda ve kentlerde Yahudileri toplayıp kent dışında toplu kurşunlamalarla öldürdü. Önce erkekler hedef alındı; birkaç hafta içinde kadınlar ve çocuklar da. Eylül 1941'de Kiev'in dışındaki Babi Yar vadisinde iki günde otuz üç bini aşkın Yahudi öldürüldü. Bu öldürmelere Alman ordusu, sivil yöneticiler ve yerel yardımcılar da katıldı. 1941'in sonuna gelindiğinde, doğuda öldürülen Yahudilerin sayısı yüz binlerle ölçülüyordu.
Bu yöntem, failler açısından bile «sorunlu» görülmeye başlandı: askerler üzerinde ruhsal yıkım yaratıyor, kolay gizlenemiyordu. 1941 sonbaharında, Avrupa'nın her yerindeki Yahudilerin öldürülmesine karar verildi ve özel öldürme merkezleri kurulmaya başlandı. Kararın tam olarak ne zaman ve nasıl alındığı, tarihçiler arasında hâlâ tartışılır; ama Adolf Hitler'in onayı olmadan böyle bir girişimin yürütülemeyeceği konusunda geniş bir uzlaşma vardır.
Dönüş noktası — sürgün trenleri
1942'de Almanya'nın işgal ettiği Polonya topraklarında Bełżec, Sobibor ve Treblinka'da yalnızca öldürmek için kurulmuş merkezler çalışmaya başladı. Auschwitz-Birkenau ise hem bir çalışma kampı hem de büyük bir öldürme merkeziydi. Gettolardan, Fransa'dan, Hollanda'dan, Belçika'dan, Yunanistan'dan, İtalya'dan, Macaristan'dan ve başka ülkelerden Yahudiler demiryoluyla bu merkezlere götürüldü. Gelenlerin büyük çoğunluğu varışlarından kısa süre sonra gaz odalarında öldürüldü. Yalnızca Auschwitz'de bir milyonu aşkın insan hayatını kaybetti.
Yaygın yanlış«Sıradan Almanların ve dünyanın Holokosttan haberi yoktu.»
Öldürme merkezlerinin ayrıntıları gizli tutulmaya çalışıldı; ama doğudaki toplu kurşunlamalar binlerce asker ve polis tarafından görüldü, askerlerin mektuplarında ve eve dönen anlatılarında yer aldı. Sürgünler kentlerin ortasında, demiryollarıyla yapıldı; Yahudilerin evleri ve eşyaları açık artırmalarla satıldı. Müttefik hükümetler 1942'nin sonunda soykırımı resmen kınadı. Tarihçiler, bilginin yaygın olduğunu, ama pek çok insanın bilmek istemediğini ya da bildiğini ciddiye almadığını gösterir.
Cevap — bir devletin ve bir toplumun işi
Holokost, tek bir anda alınmış bir kararla değil, birbirini izleyen ve giderek kökleşen adımlarla gerçekleşti: dışlama, yoksullaştırma, gettolara kapatma, savaşla birlikte toplu kurşunlama ve son olarak bütün Avrupa'dan öldürme merkezlerine sürgün. Bu sürecin merkezinde, Yahudileri bir «ırk düşmanı» olarak gören bir ideoloji ve bu ideolojiyi devlet politikası yapan bir rejim vardı. Ama soykırımı mümkün kılan, devletin bütün kurumlarının, demiryollarından maliyeye, ordudan dışişlerine, bu işe katılmasıydı. Binlerce sıradan insan, polis, memur, demiryolu görevlisi, öldürmeyi uyguladı ya da uygulanmasını kolaylaştırdı; milyonlarca insan seyirci kaldı. Yahudilerin yanı sıra Romanlar, engelliler ve Sovyet esirleri de rejimin toplu öldürme politikalarının kurbanı oldu.
Bugünle bağ — İstanbul'da bir gemi, Rodos'ta bir konsolos
Wannsee listesinde Türkiye'nin Avrupa yakasındaki Yahudiler de sayılmıştı; ama Türkiye savaş boyunca tarafsız kaldı ve bu liste uygulanamadı. Türkiye'nin soykırım karşısındaki tutumu ise karmaşıktı. Şubat 1942'de, Romanya'dan kaçan yedi yüz kadar Yahudi mülteciyi taşıyan Struma adlı eski bir gemi, haftalarca İstanbul'da bekletildikten sonra yolcuları indirilmeden Karadeniz'e çekildi; ertesi gün bir Sovyet denizaltısının torpidosuyla battı ve yalnızca bir kişi hayatta kaldı. Öte yandan 1944'te Rodos'taki Türk başkonsolosu Selahattin Ülkümen, Türk vatandaşı olan ve vatandaşlarının eşi olan Yahudilerin sürgün edilmemesi için Alman yetkililere başvurdu ve onlarca kişinin hayatını kurtardı. Ülkümen, 1989'da İsrail'deki Yad Vashem kurumu tarafından «Dünya Milletleri Arasındaki Doğrular»dan biri olarak tanındı.
Birincil kaynak
Müttefik hükümetlerin 17 Aralık 1942'de Londra'da açıklanan ortak bildirisinden:
From all the occupied countries Jews are being transported, in conditions of appalling horror and brutality, to Eastern Europe. In Poland, which has been made the principal Nazi slaughterhouse, the ghettoes established by the German invaders are being systematically emptied of all Jews except a few highly skilled workers required for war industries. None of those taken away are ever heard of again. […] The above mentioned Governments and the French National Committee condemn in the strongest possible terms this bestial policy of cold-blooded extermination. […] They re-affirm their solemn resolution to ensure that those responsible for these crimes shall not escape retribution.
Türkçesi: İşgal altındaki bütün ülkelerden Yahudiler, korkunç ve acımasız koşullar altında Doğu Avrupa'ya taşınmaktadır. Nazilerin başlıca mezbahası hâline getirilen Polonya'da, Alman işgalcilerin kurduğu gettolar, savaş sanayisi için gereken birkaç yüksek nitelikli işçi dışında bütün Yahudilerden sistemli biçimde boşaltılmaktadır. Götürülenlerin hiçbirinden bir daha haber alınamamaktadır. […] Yukarıda adı geçen hükümetler ve Fransız Ulusal Komitesi, bu hayvanca, soğukkanlı yok etme politikasını en güçlü sözcüklerle kınar. […] Bu suçlardan sorumlu olanların cezadan kaçamamasını sağlama yolundaki kesin kararlılıklarını yeniden teyit ederler.
Kaynak: Müttefik hükümetlerin ortak bildirisi, Londra, 17 Aralık 1942; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Bildiri, Aralık 1942'de Müttefik hükümetlerin soykırım hakkında neleri bildiğini gösteriyor?
- Bildiri, suçluların cezalandırılacağını söylüyor. Ama Yahudileri kurtarmak için somut bir önlemden söz ediyor mu? Bu eksiklik ne anlama gelir?
- «Götürülenlerin hiçbirinden bir daha haber alınamamaktadır» cümlesi, Wannsee tutanağındaki «doğuya çalışmaya götürme» ifadesiyle nasıl bir karşıtlık oluşturur?
Tarihçiler Tartışıyor
- Raul Hilberg (1961) — The Destruction of the European Jews adlı çalışmasında, Alman belgelerine dayanarak soykırımı aşamalar hâlinde işleyen bürokratik bir süreç olarak gösterdi: tanımlama, mülksüzleştirme, toplama ve öldürme. Ona göre soykırımı mümkün kılan, sıradan devlet kurumlarının kendi olağan yöntemleriyle bu işe katılmasıydı.
- Christopher Browning (1992) — Polonya'da toplu kurşunlamalara katılan bir Alman yedek polis taburunu inceledi; bu adamların çoğunun fanatik ideologlar değil, orta yaşlı, sıradan insanlar olduğunu, katılmayı reddetme olanağı varken çoğunun grup baskısı, itaat ve kariyer kaygısıyla öldürmeye katıldığını gösterdi.
- Daniel Goldhagen (1996) — Aynı belgelerin bir bölümünü kullanarak, Alman toplumunda Yahudileri yok etmeyi hedefleyen köklü bir düşmanlığın yaygın olduğunu, faillerin bu yüzden «gönüllü» olarak öldürdüğünü ileri sürdü. Kitap geniş bir okur kitlesine ulaştı; ama pek çok tarihçi, bu tezin Alman toplumunu tek tip gösterdiği ve başka ülkelerden faillerin katılımını açıklayamadığı gerekçesiyle eleştirdi.
- Saul Friedländer (2007) — İki ciltlik tarihinde, failler kadar kurbanların da sesini anlatının merkezine koydu; günlükleri ve mektupları kullanarak, soykırımın yalnızca bir yönetim süreci değil, milyonlarca insanın yaşadığı bir deneyim olduğunu gösterdi.
Bu tarihçiler, Holokostun nasıl mümkün olduğu sorusuna farklı düzeylerde yanıt verir. Hilberg kurumlara, Browning ve Goldhagen faillere bakar; ama Browning sıradan insanları harekete geçiren durumsal baskıları, Goldhagen ise derin bir ideolojik düşmanlığı öne çıkarır. Friedländer ise bakışı kurbanlara çevirerek, failin belgelerine dayanan bir tarihin eksik kalacağını hatırlatır. Bu farklar, soykırımı anlamanın tek bir açıklamayla değil, devletin, ideolojinin ve insan davranışının birlikte ele alınmasıyla mümkün olduğunu gösterir.
Derine İn
Holokostun kurbanları yalnızca öldürülmeyi bekleyen insanlar değildi. Gettolarda insanlar okullar, kütüphaneler, tiyatrolar ve yardımlaşma örgütleri kurdu. Varşova gettosunda tarihçi Emanuel Ringelblum, bir grup arkadaşıyla birlikte gettodaki hayatı belgeleyen gizli bir arşiv oluşturdu; günlükler, raporlar, afişler, çocukların yazıları toplandı. Arşiv, sürgünler sürerken metal kutulara konup toprağa gömüldü; savaştan sonra bir bölümü bulundu. Ringelblum'un kendisi 1944'te hayatını kaybetti; ama arşivi, kurbanların kendi tarihlerini kendilerinin yazdığı en önemli belgelerden biri olarak kaldı.
Direniş de vardı. Nisan 1943'te Varşova gettosunda kalan gençler, son sürgünlere karşı silahlı bir ayaklanma başlattı; ayaklanma haftalarca sürdü. Treblinka'da ve Sobibor'da da tutsaklar 1943'te ayaklanıp kaçmayı başardı. Bunlar soykırımı durduramadı; ama kurbanların son ana kadar kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmaya çalıştığını gösterdi.
Soykırımın Avrupa'nın farklı ülkelerindeki seyri, o ülkelerin hükümetlerine ve toplumlarına göre büyük farklar gösterdi. Danimarka'da, Ekim 1943'te sürgün planı duyulunca, Yahudilerin büyük çoğunluğu halkın yardımıyla teknelerle İsveç'e kaçırıldı. Bulgaristan, işgal ettiği topraklardaki Yahudileri teslim etti, ama kendi ülkesindeki Yahudilerin sürgününe, iç ve dış baskılar sonucunda, izin vermedi. Hollanda'da ise Yahudilerin dörtte üçünden fazlası öldürüldü; bunda Alman yönetiminin sıkı denetimi kadar, iyi işleyen nüfus kayıtlarının ve yerel yönetimlerin itaatinin de payı vardı. Fransa'da Vichy yönetimi, yabancı uyruklu Yahudilerin sürgününde Almanlarla işbirliği yaptı.
Kararın nasıl alındığı sorusu, tarihçiler arasında uzun bir tartışmaya yol açtı. Bir grup tarihçi, Hitler'in Yahudileri yok etme niyetinin çok önceden var olduğunu ve soykırımın bu niyetin planlı bir uygulaması olduğunu savundu. Başka bir grup ise soykırımın önceden çizilmiş bir plandan çok, savaşın koşulları içinde, farklı kurumların ve yerel yöneticilerin birbirini kışkırtan adımlarıyla giderek kökleştiğini öne sürdü. Bugün çoğu tarihçi, iki yaklaşımın da gerçeğin bir parçasını yakaladığını kabul eder: Hitler'in Yahudi düşmanlığı ve onayı belirleyiciydi, ama soykırımın biçimi ve hızı, savaşın gidişatı ve kurumların rekabeti içinde şekillendi.
Faillerin kendileri de yaptıklarının farkındaydı. SS'in başı Heinrich Himmler, Ekim 1943'te Polonya'nın Poznań kentinde SS subaylarına yaptığı gizli bir konuşmada, Yahudi halkının «yok edilmesinden» açıkça söz etti; bunun tarihte hiç yazılmayacak bir sayfa olarak kalacağını söyledi. Konuşmanın ses kaydı ve metni savaştan sonra Müttefiklerin eline geçti ve uluslararası mahkemede suçlamanın dayanaklarından biri oldu. Bu belge, örtmeceli resmî dilin arkasında faillerin ne yaptıklarını bildiğini ve bunu gizli tutmaya özen gösterdiğini ortaya koyar.
Müttefiklerin tutumu da tartışılır. 1944'te Auschwitz'e ve oraya giden demiryollarına hava saldırısı yapılması önerildi; Müttefik komutanlıkları, askerî önceliklerin önemini gerekçe göstererek bunu kabul etmedi. Savaşın ilk yıllarında pek çok ülke, kaçmak isteyen Yahudilere kapılarını kapalı tuttu. Tarihçiler, Müttefiklerin soykırımı durdurmak için ne kadar şey yapabileceğini tartışmaya devam eder; ama daha fazla şey yapılabileceği konusunda geniş bir uzlaşma vardır.
Savaştan sonra soykırımın failleri yargılandı; ama yargılananlar faillerin küçük bir bölümüydü. Almanya'da ve öteki ülkelerde, soykırımın bütün boyutlarıyla konuşulması onlarca yıl aldı. 1961'de Kudüs'te Eichmann'ın yargılanması, tanıkların seslerini dünyaya duyurdu ve Holokost belleğinin oluşmasında bir dönüm noktası oldu. Bugün Holokost, insan hakları ve soykırımın önlenmesi üzerine düşüncenin merkezinde yer alır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Raul Hilberg, The Destruction of the European Jews (Chicago: Quadrangle Books, 1961).
- Daniel Jonah Goldhagen, Hitler's Willing Executioners: Ordinary Germans and the Holocaust (New York: Knopf, 1996).
- Mark Roseman, The Villa, the Lake, the Meeting: Wannsee and the Final Solution (Londra: Allen Lane, 2002).
- Saul Friedländer, The Years of Extermination: Nazi Germany and the Jews, 1939–1945 (New York: HarperCollins, 2007).
- Peter Longerich, Holocaust: The Nazi Persecution and Murder of the Jews (Oxford: Oxford University Press, 2010).
- Corry Guttstadt, Turkey, the Jews, and the Holocaust (Cambridge: Cambridge University Press, 2013).
Arşiv ve kaynak
Holokostun kaynakları arasında Alman devlet kurumlarının ve SS'in belgeleri, Einsatzgruppen raporları, sürgün listeleri ve demiryolu çizelgeleri, Nürnberg ve sonraki yargılamaların kayıtları, gettolarda tutulan günlükler ve gizli arşivler, kurtulanların tanıklıkları, Müttefik hükümetlerin ve sürgün hükümetlerinin raporları vardır. Wannsee tutanağı Almanca, Müttefiklerin ortak bildirisi İngilizce Vikikaynak'ta; Polonya hükümetinin notası Internet Archive'da bulunur.
Açık sorular
- Nihai Çözüm kararı ne zaman ve nasıl alındı?
- Sıradan insanları öldürmeye katılmaya iten neydi?
- Müttefikler ve tarafsız ülkeler daha fazla insanı kurtarabilir miydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Avrupa Yahudilerinin öldürülmesinin bütün devlet kurumları arasında eşgüdümünü konuşan toplantı nerede yapıldı? A) Nürnberg B) Münih C) Wannsee D) Varşova
- (Hedef 1) Eylül 1941'de Kiev'in dışında otuz üç bini aşkın Yahudinin öldürüldüğü yer neresidir? A) Babi Yar B) Treblinka C) Sobibor D) Bełżec
- (Hedef 2) Wannsee tutanağına göre «nihai çözüm»de kaç Yahudi söz konusuydu? A) Yaklaşık bir milyon B) Yaklaşık üç milyon C) Yaklaşık altı milyon D) Yaklaşık on bir milyon
- (Hedef 2) Polonya hükümetinin Aralık 1942 notasına göre, yetimhanesindeki çocukları bırakmayı reddeden eğitimci kimdir? A) Emanuel Ringelblum B) Janusz Korczak C) Edward Raczyński D) Adolf Eichmann
- (Hedef 3) Polonya'da bir yedek polis taburunu inceleyerek faillerin çoğunun sıradan insanlar olduğunu gösteren tarihçi kimdir? A) Christopher Browning B) Daniel Goldhagen C) Raul Hilberg D) Saul Friedländer
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Holokost nasıl mümkün oldu? Cevabında Wannsee tutanağını, Polonya hükümetinin notasını ve Müttefiklerin ortak bildirisini kullan; Hilberg ile Browning'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Wannsee.
- A — Babi Yar.
- D — Yaklaşık on bir milyon.
- B — Janusz Korczak.
- A — Christopher Browning.
Kapsamlı bir cevap, Holokostun dışlama, mülksüzleştirme, gettolara kapatma, toplu kurşunlama ve öldürme merkezlerine sürgün aşamalarıyla gerçekleştiğini; bunun merkezinde Yahudileri «ırk düşmanı» sayan bir ideoloji ve bu ideolojiyi devlet politikası yapan bir rejim bulunduğunu, ama soykırımı mümkün kılanın devletin bütün kurumlarının ve binlerce sıradan insanın katılımı olduğunu açıklar. Wannsee tutanağını, soykırımın bakanlıklar arasında örgütlendiğinin ve örtmeceli bir dille yürütüldüğünün belgesi olarak; Polonya hükümetinin notasını, soykırımın 1942 sonunda ayrıntılarıyla bilindiğinin kanıtı olarak; Müttefiklerin ortak bildirisini ise bilginin resmî bir kınamaya dönüştüğünün, ama somut kurtarma önlemleri içermediğinin örneği olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Hilberg'in bürokratik süreci öne çıkaran yaklaşımını, Browning'in sıradan faillerin davranışını inceleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Varşova gettosundaki ayaklanma, işgal altındaki Avrupa'da yaşanan pek çok direniş biçiminden yalnızca biriydi. Fransa'dan Yugoslavya'ya, Polonya'dan Yunanistan'a, insanlar gizli gazeteler çıkardı, demiryollarını sabote etti, kaçakları sakladı, dağlarda silahlı birlikler kurdu. Bir sonraki derste, işgale direnenlerin kimler olduğunu, neyi göze aldıklarını, direnişin savaşın sonucunu ne ölçüde etkilediğini ve direniş hareketlerinin kendi aralarında neden bölündüğünü inceleyeceğiz.