Öğrenme hedefleri
- 1940 yazında Almanya'nın İngiltere'yi barışa zorlama ya da işgal etme planını; Alman hava kuvvetleri ile İngiliz hava kuvvetleri arasındaki mücadelenin evrelerini ve saldırıların şehirlere yönelmesini açıklayabileceksin.
- Hitler'in çıkarma yönergesini, İngiliz Hava Bakanlığı'nın savaş sırasında yayımladığı muharebe anlatısını ve hükümetin sivil savunma üzerine yayımladığı kitapçığı karşılaştırarak, savaş zamanı belgelerinin hem bilgi hem propaganda taşıdığını değerlendirebileceksin.
- İngiltere'nin bu mücadeleyi neden kazandığı ve muharebenin sonradan nasıl bir ulusal efsaneye dönüştüğü üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir harita masası
1940 yazında, Londra'nın kuzeybatısındaki Bentley Priory adlı eski bir malikânenin bodrumunda, büyük bir harita masasının çevresinde genç kadınlar çalışıyordu. Kadınların ellerinde uzun çubuklar vardı; masanın üzerindeki tahta işaretleri bu çubuklarla itip çekiyorlardı. Her işaret, Manş'ın üzerinden İngiltere'ye yaklaşan bir uçak grubunu gösteriyordu. Bilgiler kıyıdaki radar istasyonlarından ve yerdeki gözcülerden telefonla geliyor, burada süzülüyor ve birkaç dakika içinde avcı uçaklarının bağlı olduğu üslere iletiliyordu. Yukarıdaki balkondan masayı izleyen subaylar, hangi filonun havalanacağına karar veriyordu. O yazın gökyüzündeki mücadelesi, büyük ölçüde bu bodrumda ve benzerlerinde yönetildi. Bu ders, kıtadaki orduları birkaç haftada dağıtan Almanya'nın otuz kilometrelik bir deniz geçidinin önünde neden durduğunu soruyor.
Bağlam — yalnız kalan ada
Haziran 1940'ta Fransa'nın teslim olmasıyla İngiltere'nin kıtada müttefiki kalmadı; Kanada, Avustralya ve öteki dominyonlar dışında Almanya'yla savaşı sürdüren kimse yoktu. Adolf Hitler, İngiltere'nin artık barış isteyeceğini umuyordu. 19 Temmuz'da Berlin'de meclis kürsüsünden, İngiltere'ye «akla bir çağrı» adını verdiği belirsiz bir barış önerisinde bulundu. Birkaç gün sonra İngiliz hükümeti bu öneriyi reddetti. Mayıs'tan beri başbakan olan Winston Churchill, savaşı sürdürmekte kararlıydı; kabinede barış görüşmelerinin olanaklarını yoklamak isteyen sesler de vardı, ama Fransa'nın düşüşünden sonraki günlerde bu sesler geri plana itildi.
Almanya'nın İngiltere'yi yenmesi için önünde iki yol vardı: ya adayı abluka ve hava saldırılarıyla barışa zorlayacak ya da bir çıkarma yapacaktı. Ama bir çıkarma, Almanya'nın daha önce hiç denemediği bir işti. Alman donanması, Norveç seferinde ağır kayıplar vermişti ve dünyanın en büyük donanmalarından biri olan İngiliz donanmasıyla Manş'ta karşılaşacak güçte değildi. Donanma komutanı Amiral Erich Raeder, bir çıkarmanın ancak hava egemenliği sağlandıktan sonra düşünülebileceğini söylüyordu.
Gelişme — kıyıdan üslere
Temmuz'da Alman uçakları önce Manş'taki gemi kafilelerine ve Dover gibi kıyı limanlarına saldırdı. Asıl saldırı, Ağustos ortasında başladı. Hermann Göring'in yönettiği Alman hava kuvvetleri, 13 Ağustos'u «Kartal Günü» olarak adlandırdı; amaç, birkaç hafta içinde İngiliz avcı uçaklarını havada ve yerde yok etmekti. Ağustos'un son haftalarında ve Eylül başında, saldırılar güney İngiltere'deki avcı üslerine, özellikle Londra'yı savunan Biggin Hill gibi istasyonlara yoğunlaştı. Bu haftalar İngiliz savunması için en zor dönemdi: üsler hasar gördü, pilotlar yoruldu, deneyimli pilot kayıplarını karşılamak güçleşti.
İngiltere'nin elinde önemli avantajlar vardı. Avcı Uçakları Komutanlığı'nın başındaki Hava Mareşali Hugh Dowding, savaştan önce bir uyarı ve yönetim sistemi kurmuştu. Kıyı boyunca sıralanan radar istasyonları, Manş'ın karşı yakasında toplanan uçakları onlarca kilometre uzaktan algılıyordu; iç bölgelerde uçakları gözcüler izliyordu. Bilgiler merkezde birleştirilip bölge komuta merkezlerine aktarılıyordu. Böylece sınırlı sayıdaki avcı uçağı, sürekli havada devriye gezmek yerine, saldırı geldiğinde doğru yere gönderilebiliyordu. İngiliz pilotlar kendi topraklarının üzerinde savaşıyordu; uçakları düşen bir pilot paraşütle inip ertesi gün yeniden uçabiliyordu, Alman pilotlar ise esir düşüyordu. İngiliz uçak fabrikaları da o aylarda Almanya'dan daha fazla avcı uçağı üretti.
Dönüş noktası — Londra'ya dönüş
Eylül başında Alman komutası, saldırıların ağırlığını avcı üslerinden Londra'ya kaydırdı. Bu kararın ardında birkaç neden vardı. Ağustos sonunda bazı Alman bombaları, büyük olasılıkla yanlışlıkla, Londra'ya düşmüş; İngiliz bombardıman uçakları da buna Berlin'e yaptıkları saldırılarla karşılık vermişti. Hitler, misilleme sözü verdi. Göring ise İngiliz avcı gücünün tükenmek üzere olduğuna inanıyor, başkentin savunmak için kalan son avcıları da havaya çıkaracağını, böylece yok edilebileceklerini düşünüyordu. 7 Eylül'de yüzlerce Alman uçağı Londra'nın liman bölgesine saldırdı. Ama bu değişiklik, zorlanan avcı üslerine nefes alma fırsatı verdi. 15 Eylül'de büyük Alman saldırıları, İngiliz avcılarının hâlâ güçlü olduğunu açıkça gösterdi. İki gün sonra Hitler, Deniz Aslanı Harekâtı'nı süresiz erteledi.
Ekim'den itibaren Alman hava kuvvetleri gündüz saldırılarını büyük ölçüde bıraktı ve gece bombardımanına geçti. İngiltere'nin şehirleri, Mayıs 1941'e kadar süren bir saldırı dalgasıyla karşılaştı. Londra'nın yanı sıra Coventry, Birmingham, Liverpool, Glasgow, Belfast ve başka kentler ağır hasar gördü. Bu saldırılarda kırk bini aşkın sivil hayatını kaybetti.
Yaygın yanlış«İngiltere, bir avuç pilotun sayıca çok üstün bir düşmana karşı kahramanca direnişiyle kurtuldu.»
İngiliz pilotların cesareti gerçekti; ama muharebe yalnızca sayıca az pilotların zaferi değildi. İngiltere'nin avcı uçağı sayısı Almanya'nın avcı uçağı sayısından çok aşağı değildi, uçak üretimi daha hızlıydı ve radar ile haberleşme ağına dayanan bir savunma sistemi vardı. Pilotların arasında Polonya'dan, Çekoslovakya'dan, Kanada'dan, Yeni Zelanda'dan ve başka ülkelerden gelenler de vardı. Zafer, bir sistemin, bir sanayinin ve binlerce yer görevlisinin, radar operatörünün ve gözcünün de eseriydi.
Cevap — neden geçemedi?
Almanya Manş'ı geçemedi, çünkü bir çıkarmanın ön koşulu olan hava üstünlüğünü kazanamadı. İngiltere'nin radar ve haberleşmeye dayanan savunma sistemi, sınırlı avcı gücünü etkili biçimde kullanmasını sağladı; uçak üretimi kayıpları karşıladı. Alman komutası, İngiliz gücünü küçümsedi ve saldırıların hedefini birkaç kez değiştirdi; özellikle Eylül'de Londra'ya yönelmesi, İngiliz avcı üslerine soluk aldırdı. Arka planda ise İngiliz donanmasının gücü duruyordu: Alman komutanlarının pek çoğu, hava üstünlüğü kazanılsa bile çıkarma filosunun Manş'ta ağır bir tehlikeyle karşılaşacağını biliyordu. İngiltere'nin direnişi, savaşın kısa sürede bitmeyeceğini gösterdi.
Bugünle bağ — beklenen avcı uçakları
Britanya Muharebesi'nin sonuçları Ankara'da da hissedildi. Türkiye, savaştan önce hava kuvvetlerini yenilemek için İngiltere'den Hurricane ve Spitfire avcı uçakları sipariş etmişti. 1940 yazında İngiltere, kendi savunması için her avcı uçağına ihtiyaç duyunca, Spitfire teslimatları durduruldu; aktarıldığına göre siparişin yalnızca birkaç uçağı teslim edilebildi, kalanı savaşın sonraki yıllarına kaldı. Bu küçük ayrıntı, tarafsız kalmaya çalışan bir ülkenin, silahlanmasında bile büyük güçlerin savaşına ne kadar bağımlı olduğunu gösterir.
Birincil kaynak
Hitler'in 16 Temmuz 1940 tarihli «İngiltere'ye karşı bir çıkarma harekâtının hazırlanması üzerine 16 numaralı yönerge»sinden; savaştan sonra Nürnberg'de delil olarak sunulan İngilizce çevirisiyle:
Since England, despite her militarily hopeless situation still shows no sign of willingness to come to terms, I have decided to prepare a landing operation against England, and if necessary to carry it out. The aim of this operation is to eliminate the English homeland as a basis for the carrying on of the war against Germany, and if it should become necessary to occupy it completely […] 2. To these preparations also belong the creation of those conditions which make a landing in England possible. a. The English air-force must morally and actually be so far overcome, that it does not any longer show any considerable aggressive force against the German attack. […] The project bears the code-name "Seeloewe".
Türkçesi: İngiltere, askerî bakımdan umutsuz durumuna rağmen anlaşmaya yanaşacağına dair hâlâ hiçbir işaret göstermediğinden, İngiltere'ye karşı bir çıkarma harekâtı hazırlamaya ve gerekirse uygulamaya karar verdim. Bu harekâtın amacı, İngiliz anavatanını Almanya'ya karşı savaşın sürdürüleceği bir üs olmaktan çıkarmak ve gerekirse tamamen işgal etmektir […] 2. Bu hazırlıklara, İngiltere'ye çıkarmayı mümkün kılacak koşulların yaratılması da dahildir. a. İngiliz hava kuvvetleri, hem moral hem fiilî olarak, Alman saldırısına karşı artık kayda değer bir saldırı gücü gösteremeyecek ölçüde yenilmelidir. […] Girişimin kod adı «Deniz Aslanı»dır.
Kaynak: Hitler'in 16 numaralı yönergesi, 16 Temmuz 1940 (Nürnberg belgesi 442-PS), Nazi Conspiracy and Aggression, c. 3 (Washington: US Government Printing Office, 1946); Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Yönerge, çıkarmaya neden karar verildiğini nasıl açıklıyor? Bu gerekçe, Hitler'in İngiltere'den ne beklediğini gösterir?
- Çıkarmanın koşulları arasında İngiliz hava kuvvetlerinin «hem moral hem fiilî olarak» yenilmesi sayılıyor. Bu koşul gerçekleşmediğinde plan ne oldu?
- Yönerge «gerekirse uygulamak» diyor. Bu ifade, Hitler'in çıkarmaya ne ölçüde inandığı konusunda ne düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- Angus Calder (1991) — The Myth of the Blitz adlı kitabında, 1940'ın birlik içinde, korkusuzca direnen bir ulus olarak hatırlanmasının savaş sırasında propagandayla kurulmuş bir efsane olduğunu savundu; bombardımanlar altında yaşanan sınıf gerginliklerini, yağmayı ve moral çöküntülerini hatırlattı.
- Richard Overy (2000) — The Battle of Britain: The Myth and the Reality adlı kitabında, Almanya'nın İngiltere'yi yenmeye hiçbir zaman sanıldığı kadar yaklaşmadığını; Alman hava kuvvetlerinin böyle bir göreve uygun olmadığını ve Hitler'in çıkarmayı hiçbir zaman kesin olarak istemediğini ileri sürdü.
- Stephen Bungay (2000) — The Most Dangerous Enemy adlı kitabında, İngiliz zaferini Dowding'in kurduğu savunma sistemine, iyi yönetime ve uçak üretimine bağladı; muharebenin İngiltere açısından kazanılması gereken, ama sanıldığı kadar umutsuz olmayan bir mücadele olduğunu savundu.
- Derek Robinson (2005) — Invasion 1940 adlı kitabında, çıkarmayı asıl engelleyenin hava kuvvetlerinden çok İngiliz donanması olduğunu öne sürdü; bu görüş pek çok tarihçi tarafından fazla kesin bulunarak eleştirildi.
Bu tarihçiler, aynı yazın farklı yönlerine bakar. Overy, Bungay ve Robinson muharebenin askerî sonucunu ve Almanya'nın gerçekte ne kadar tehlikeli olduğunu tartışır; Calder ise 1940'ın İngiliz ulusal belleğinde nasıl bir yer edindiğini sorgular. Ortak noktaları, muharebenin sonradan «az sayıda kahramanın» destanına dönüştürülen anlatısının, sanayiyi, örgütlenmeyi ve sıradan insanların karmaşık deneyimlerini gölgede bıraktığıdır. Ayrıldıkları yer ise İngiltere'nin 1940'ta gerçekten ne kadar büyük bir tehlike içinde olduğudur.
Derine İn
Radar, Britanya Muharebesi'nin en çok anılan teknolojisidir; ama tek başına bir mucize değildi. 1930'ların ortasında bilim insanı Robert Watson-Watt ve ekibi, radyo dalgalarının uçaklardan yansımasını kullanarak uzaktaki uçakları algılamanın mümkün olduğunu gösterdi. İngiltere, savaştan önce kıyıları boyunca bir radar istasyonları zinciri kurdu. Ama bu istasyonların verdiği bilgiler çoğu zaman belirsizdi: uçakların sayısı ve yüksekliği yanlış tahmin edilebiliyor, alçaktan uçan uçaklar görülemeyebiliyordu. Bilgiyi işe yarar hâle getiren, onu gözcülerin raporlarıyla birleştiren, süzen ve hızla doğru yere ulaştıran örgütlenmeydi. Almanya'nın da radar teknolojisi vardı; ama Alman komutanlar, İngiliz radar istasyonlarının savunmadaki rolünü yeterince anlamadı ve bu istasyonlara yönelik saldırıları kısa sürede bıraktı.
Muharebe, İngiliz komutanları arasında da sert bir tartışmaya yol açtı. Londra'yı ve güneydoğuyu savunan 11. Grup'un komutanı Keith Park, düşmanı olabildiğince erken karşılamak için filolarını küçük gruplar hâlinde gönderiyordu. Komşu 12. Grup'un komutanı Trafford Leigh-Mallory ise birkaç filoyu birleştirerek büyük bir «kanat» hâlinde savaşmayı savundu. Büyük kanatlar daha güçlüydü, ama toplanmaları zaman alıyor ve çoğu zaman düşman bombalarını bıraktıktan sonra yetişiyordu. Tartışma kişisel bir rekabete dönüştü. Muharebeden kısa süre sonra, Kasım 1940'ta Dowding görevden alındı; Park da başka bir göreve gönderildi. Bugün birçok tarihçi, bu iki komutanın muharebenin kazanılmasındaki rolünün zamanında yeterince tanınmadığını düşünür.
Muharebenin insan boyutu da unutulmamalıdır. İngiliz hava kuvvetlerinin avcı pilotlarının sayısı birkaç bin kadardı ve bunların önemli bir bölümü yirmili yaşlarının başındaydı. Kayıpları karşılamak için eğitim süreleri kısaltıldı; deneyimsiz pilotlar birkaç saatlik uçuşla muharebeye gönderildi. Polonyalı pilotlardan oluşan bir filo, muharebenin en başarılı filoları arasında sayıldı; ama bu pilotların savaş sonrası kaderi acıydı: ülkeleri Sovyet denetimine girince pek çoğu geri dönemedi. Yerde ise radar operatörleri, harita masasındaki kadınlar, makinistler ve uçak fabrikalarında çalışan binlerce işçi muharebenin görünmeyen kahramanlarıydı.
Muharebenin bir de bilgi savaşı boyutu vardı. İki taraf da düşmanın kayıplarını sürekli olarak abartıyordu. Alman istihbaratı, Ağustos sonunda İngiliz avcı gücünün birkaç yüz uçağa indiğini, birkaç gün içinde tükeneceğini hesaplıyordu; oysa İngiliz filolarının elindeki uçak sayısı, kayıplara rağmen muharebe boyunca önemli ölçüde azalmadı. Bu yanlış hesap, Alman komutasının Eylül'de Londra'ya yönelmesinde rol oynadı: başkente yapılacak saldırının, kalan son İngiliz avcılarını da havaya çekip yok edeceği sanılıyordu. 15 Eylül'de yüzlerce İngiliz avcısının karşılarına çıkması, Alman bombardıman mürettebatı arasında derin bir hayal kırıklığı yarattı. Yanlış bilgiye dayanan bir strateji, en güçlü hava kuvvetini bile çıkmaza sokabiliyordu.
Blitz'in bıraktığı iz ise uzun sürdü. Coventry'nin Kasım 1940'ta uğradığı yıkım, sonradan şehirlerin bombalanmasının simgelerinden biri oldu; Alman propagandası bile bir kenti yerle bir etmek için yeni bir fiil türetti. Savaşın ilerleyen yıllarında İngiltere de Alman şehirlerine çok daha büyük bombardımanlar yaptı. Böylece 1940'ta İngiliz kentlerinin yaşadığı deneyim, savaşın sonunda Avrupa'nın pek çok kentinin ortak deneyimine dönüştü.
Uzman Notu
Temel literatür
- Richard Hough ve Denis Richards, The Battle of Britain: The Jubilee History (Londra: Hodder & Stoughton, 1989).
- Angus Calder, The Myth of the Blitz (Londra: Jonathan Cape, 1991).
- Richard Overy, The Battle of Britain: The Myth and the Reality (Londra: Penguin, 2000).
- Stephen Bungay, The Most Dangerous Enemy: A History of the Battle of Britain (Londra: Aurum Press, 2000).
- Derek Robinson, Invasion 1940 (Londra: Constable, 2005).
- Juliet Gardiner, The Blitz: The British Under Attack (Londra: HarperPress, 2010).
Arşiv ve kaynak
Britanya Muharebesi'nin ve Blitz'in kaynakları arasında İngiliz ve Alman hava kuvvetlerinin harekât kayıtları, filo günlükleri, kayıp listeleri, radar ve gözcü raporları, Alman yönergeleri, kabine tutanakları, savaş sırasında yayımlanan resmî kitapçıklar, gazeteler ve gündelik hayatı kaydeden gönüllü gözlemcilerin raporları vardır. Bu derste kullanılan yönergenin İngilizce çevirisine Nürnberg belgelerini toplayan ciltlerden, iki resmî kitapçığa ise Internet Archive'daki savaş zamanı baskılarından ulaşılabilir.
Açık sorular
- Almanya 1940 sonbaharında bir çıkarma deneseydi başarılı olabilir miydi?
- Muharebeyi asıl kazandıran hava kuvvetleri miydi, donanma mı, yoksa Almanya'nın kendi hataları mı?
- «Blitz ruhu» efsanesi, savaştan sonraki İngiliz siyasetinde ve belleğinde nasıl kullanıldı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Almanya'nın İngiltere'ye çıkarma planının kod adı nedir? A) Beyaz Plan B) Barbarossa C) Deniz Aslanı D) Kartal Günü
- (Hedef 1) Alman hava kuvvetleri Eylül 1940 başında saldırılarının ağırlığını nereye kaydırdı? A) Londra'ya B) İskoçya'ya C) İngiliz donanmasına D) Kuzey İrlanda'ya
- (Hedef 2) Hava Bakanlığı kitapçığına göre 15 Eylül'de 185 Alman uçağı düşürülmüştü. Alman kayıtları gerçek kaybın yaklaşık ne kadar olduğunu gösterdi? A) 300 B) 185 C) 500 D) Altmış civarında
- (Hedef 2) Front Line kitapçığına göre Kasım 1940'ta merkezdeki her yüz Londralıdan kaçı kamu sığınağındaydı? A) Altmış dört B) Dokuz C) Yirmi yedi D) Elli
- (Hedef 3) Britanya Muharebesi'nin ardından 1940'ın birlik içinde bir ulus olarak hatırlanmasının propagandayla kurulmuş bir efsane olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Stephen Bungay B) Richard Overy C) Angus Calder D) Derek Robinson
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Britanya Muharebesi'ni İngiltere neden kazandı ve bu zafer sonradan nasıl anlatıldı? Cevabında Hitler'in yönergesini, Hava Bakanlığı kitapçığını ve Front Line kitapçığını kullan; Overy ile Calder'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Deniz Aslanı.
- A — Londra'ya.
- D — Altmış civarında.
- B — Dokuz.
- C — Angus Calder.
Kapsamlı bir cevap, İngiltere'nin muharebeyi radar ve haberleşmeye dayanan savunma sistemi, uçak üretimindeki üstünlüğü, kendi topraklarının üzerinde savaşmanın sağladığı avantaj ve Alman komutasının hatalarıyla kazandığını; donanmanın varlığının da bir çıkarmayı son derece riskli kıldığını açıklar. Hitler'in yönergesini, çıkarmanın hava üstünlüğüne bağlı olduğunu gösteren bir belge olarak; Hava Bakanlığı kitapçığını, muharebenin ilk resmî anlatısı ve şişirilmiş sayılarıyla bir propaganda örneği olarak; Front Line kitapçığını ise hem sığınak efsanesini düzelten sayılar veren hem de Londralıları yılmaz bir halk olarak sunan bir metin olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Overy'nin Almanya'nın zafere hiç yaklaşmadığını savunan yaklaşımını, Calder'ın 1940'ın ulusal belleğini sorgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
İngiltere'yi yenemeyen Hitler, 1940'ın sonunda bakışını doğuya çevirdi. Birkaç ay önce saldırmazlık paktı imzaladığı Sovyetler Birliği'ne karşı bir saldırının hazırlıkları başladı. Haziran 1941'de, tarihin en büyük kara harekâtlarından biri başladı. Sıradaki derste şu sorulara bakacağız: Hitler neden İngiltere ile savaş sürerken ikinci bir cephe açtı, Stalin neden uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandı ve bu savaş neden baştan bir «imha savaşı» olarak tasarlandı?