Öğrenme hedefleri
- 1930'larda Japonya'nın yayılmaya hangi nedenlerle ve hangi adımlarla yöneldiğini; Mançurya'nın işgalinden 1937'de başlayan Çin savaşına ve «Doğu Asya'da yeni düzen» söylemine uzanan süreci açıklayabileceksin.
- Tokyo'nun 1937 ve 1938 metinlerini Çan Kay-şek'in Lu Dağı konuşmasıyla yan yana okuyarak, iki tarafın savaşı hangi gerekçelerle sunduğunu değerlendirebileceksin.
- Japon yayılmacılığını ordunun macerası olarak gören ve bir devlet politikası olarak gören tarihçileri karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Pekin yakınlarında bir köprü
7 Temmuz 1937 gecesi, Pekin'in güneybatısındaki, yüzyıllık taş kemerleriyle ünlü Marco Polo Köprüsü yakınlarında, gece tatbikatı yapan bir Japon birliğine ateş açıldı. Yoklamada bir Japon askerinin kayıp olduğu anlaşıldı; asker birkaç saat sonra birliğine döndü, ama olay çoktan büyümüştü. Japon birlikleri ile bölgedeki Çin birlikleri arasında çatışmalar başladı. Bu tür küçük olaylar, Çin'in kuzeyinde son yıllarda sık sık yaşanmış ve genellikle yerel anlaşmalarla kapatılmıştı. Ama bu kez öyle olmadı. Birkaç hafta içinde çatışmalar Şanghay'a sıçradı ve iki ülke arasında, resmen ilan edilmemiş ama sekiz yıl sürecek ve milyonlarca insanın hayatına mal olacak bir savaş başladı. Bu ders, 1920'lerde Batılı güçlerle işbirliği yapan bir Japonya'nın, on yıl içinde nasıl Asya'nın en büyük yayılmacı gücüne dönüştüğünü ve bu yayılmanın Çin'i ve dünyayı nasıl etkilediğini soruyor.
Bağlam — bir imparatorluğun kaygıları
Japonya, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren hızla sanayileşmiş ve Asya'nın tek Batı dışı büyük gücü olmuştu. 1895'te Tayvan'ı, 1910'da Kore'yi sömürgesi yapmış, 1905'te Rusya'yı yenerek Mançurya'nın güneyindeki demiryolu ve liman haklarını ele geçirmişti. 1919'da Japonya, Paris'te galip devletler arasında masaya oturdu ve Milletler Cemiyeti Konseyi'nin daimi üyesi oldu. 1920'lerde ülke içinde parlamenter partilerin güçlendiği, 1925'te bütün yetişkin erkeklere oy hakkı tanınan görece liberal bir dönem yaşandı; dış politikada ise Batılı güçlerle işbirliği ön plandaydı.
Ama Japonya'nın önemli bir bölümü, ülkenin Batılı güçler karşısında hâlâ eşit görülmediğini düşünüyordu. Paris'te ırk eşitliği önerisinin reddedilmesi, 1924'te ABD'nin Japon göçmenlerin ülkeye girişini yasaklaması ve 1922 Washington Konferansı'nda Japon donanmasına İngiliz ve Amerikan donanmalarından daha küçük bir sınır konması, bu duyguyu besledi. Doğal kaynakları sınırlı olan ülke, petrol, demir ve öteki hammaddeler için dış dünyaya bağımlıydı.
Büyük Bunalım, Japonya'yı özellikle ağır vurdu. Ülkenin en önemli ihracat ürünü olan ham ipeğin fiyatı, ABD'deki talebin çökmesiyle hızla düştü; ipek böcekçiliğiyle geçinen kırsal kesimde büyük bir yoksulluk yaşandı. Pek çok Japon, partilerin ve büyük şirketlerin yozlaştığına, ülkenin ancak kendi «yaşam alanını» Asya kıtasında güvenceye alarak kurtulabileceğine inanmaya başladı.
Gelişme — ordunun yükselişi
Eylül 1931'de, Mançurya'daki Japon birliklerinin, yani Kwantung Ordusu'nun subayları, Tokyo'daki hükümete danışmadan bir demiryolu sabotajı düzenleyip bütün Mançurya'yı işgal etti. Önceki bir derste gördüğümüz gibi, Milletler Cemiyeti bu işgali kınadı, Japonya da 1933'te Cemiyet'ten çekildi. Ama işgalin Japonya'nın içindeki etkisi en az dış etkisi kadar önemliydi: hükümetin ordu üzerinde denetiminin ne kadar zayıf olduğu ortaya çıkmıştı ve işgal, Japon kamuoyunda büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.
1930'ların başında Japon siyaseti, giderek artan bir şiddetle sarsıldı. Aşırı milliyetçi gruplar ve genç subaylar, başbakanlara, bakanlara ve iş dünyasının önderlerine suikastler düzenledi; Mayıs 1932'de Başbakan Inukai Tsuyoshi öldürüldü ve partilerin yönettiği hükümetler dönemi sona erdi. Şubat 1936'da Tokyo'da bir grup genç subay, birlikleriyle birlikte hükümet binalarını işgal ederek bir askerî darbe girişiminde bulundu; birkaç bakan öldürüldü. İmparator Hirohito'nun kesin tavrıyla ayaklanma bastırıldı; ama ordu, bu olaydan sonra hükümet üzerindeki etkisini daha da artırdı.
Bu sırada Çin'de de önemli bir değişim yaşanıyordu. Milliyetçi hükümetin önderi Çan Kay-şek, yıllarca önceliği Japonya'ya karşı direnmek yerine ülkenin içindeki komünistleri yenmeye vermişti. Ama Aralık 1936'da Xi'an kentinde kendi generallerinden biri tarafından gözaltına alındı ve komünistlerle birlikte Japonya'ya karşı ortak bir cephe kurmaya ikna edildi; bu ittifak «İkinci Birleşik Cephe» olarak anıldı. Bu yeni birlik, 1937'de Çin'in Japon baskısı karşısında artık geri adım atmamasının zeminini hazırladı.
Dönüş noktası — 1937: topyekûn savaş
Marco Polo Köprüsü olayından sonra Japon hükümeti, Başbakan Fumimaro Konoe'nin önderliğinde, Çin'e büyük kuvvetler gönderdi. Ağustos 1937'de çatışmalar Şanghay'a yayıldı; Çin ordusunun en iyi birlikleri, kentte aylarca süren bir direniş gösterdi. Japon hükümeti, dünyaya kendi tezini anlatmak için yabancı dillerde broşürler yayımladı.
Şanghay'ın düşmesinden sonra Japon birlikleri, Çin'in başkenti Nankin'e ilerledi. Aralık 1937'de kentin ele geçirilmesinin ardından haftalarca süren katliamlar, yağma ve cinsel şiddet yaşandı; kentte kalan birkaç yabancının kurduğu bir güvenlik bölgesi, on binlerce insana sığınak oldu. Tarihçilerin tahminlerine göre on binlerce, bazı tahminlere göre yüz binlerce sivil ve esir öldürüldü. Olayların boyutu ve nasıl hatırlanacağı, bugün de Çin ile Japonya arasında hassas bir tartışma konusudur.
Çin hükümeti başkentini önce Vuhan'a, ardından ülkenin içlerindeki Çongçing'e taşıdı ve direnmeye devam etti. Japonya, Çin'in büyük kentlerini, kıyılarını ve demiryollarını ele geçirdi; ama geniş iç bölgeleri denetim altına alamadı. Savaş, Japonya'nın beklediği gibi birkaç ayda bitmedi; uzun bir yıpratma savaşına dönüştü.
Yaygın yanlış«Japonya'nın Çin'deki savaşı, Tokyo'da önceden hazırlanmış ayrıntılı bir fetih planının sonucuydu.»
Japon yayılmacılığı, tek bir merkezden yürütülen tutarlı bir plandan çok, cephedeki subayların oldubittileri, Tokyo'daki ordu ve donanma arasındaki rekabet, sivil hükümetin zayıflığı ve hammadde güvenliği kaygılarının birleşiminden doğdu. 1937'de Japon yönetiminin önemli bir bölümü, Çin'le uzun bir savaştan kaçınmak istiyordu; ama her geri adım bir zayıflık olarak görüldüğü için savaş büyüdü. Bu durum, Japonya'nın sorumluluğunu azaltmaz; ama yayılmanın nasıl bir karar süreciyle ilerlediğini anlamayı gerektirir.
Cevap — güvenlik arayışından imparatorluğa
Japon yayılmacılığı, eşit görülmeme duygusunun, hammadde ve pazar güvenliği kaygılarının, Büyük Bunalım'ın yarattığı yoksulluğun ve ordunun giderek artan siyasi gücünün birleşiminden doğdu. Mançurya'nın işgali, sivil hükümetin ordu üzerindeki denetiminin çöktüğünü gösterdi; 1937'de başlayan Çin savaşı ise Japonya'yı bitmeyen bir yıpratma savaşına sürükledi. Japonya bu savaşı, «yeni düzen» ve «Asya'nın birliği» söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştı; ama bu söylemin arkasında, Japonya'nın önderliğinde ve onun çıkarlarına göre kurulan bir imparatorluk vardı. Çin'deki savaşın sürmesi, Japonya'yı hammadde için Güneydoğu Asya'ya yöneltecek ve ABD ile çatışmaya götürecekti.
Bugünle bağ — Tokyo Camii ve Abdürreşid İbrahim
Japonya, 1930'larda Asya'daki etkisini genişletirken Müslüman dünyasıyla da bağlar kurmaya çalıştı. 1938'de Tokyo'da açılan caminin imamlığını, Sibirya'nın Tara kentinde doğmuş, dünyanın pek çok yerini dolaşmış gezgin ve yazar Abdürreşid İbrahim üstlendi. Abdürreşid İbrahim, yüzyılın başından beri Japonya ile Osmanlı ve Türk dünyası arasında bağ kurmaya çalışmış, Japon toplumunu Türk okurlarına anlatan yazılar yayımlamıştı. Japon hükümeti, bu tür bağları kısmen, Asya'daki Müslüman halklar arasında kendi «Asya'nın birliği» söylemine destek bulmak için de kullandı. Tokyo Camii, sonraki yıllarda yeniden inşa edildi ve bugün Japonya ile Türkiye arasındaki kültürel bağların simgelerinden biri olarak görülmektedir.
Birincil kaynak
Çin Cumhuriyeti'nin önderi Çan Kay-şek'in 17 Temmuz 1937'de Lu Dağı'ndaki toplantıda yaptığı ve Marco Polo Köprüsü olayına ilişkin tutumu açıkladığı konuşmadan:
萬一真到了無可避免的最後關頭,我們當然只有犧牲,只有抗戰!但我們的態度祗是應戰,而不是求戰;應戰,是應付最後關頭,必不得已的辦法。[…] 我們希望和平,而不求苟安;準備應戰,而決不求戰。[…] 如果戰端一開,那就是地無分南北,年無分老幼,無論何人,皆有守土抗戰之責任,皆應抱定犧牲一切之決心。
Türkçesi: Eğer gerçekten kaçınılmaz son noktaya varılırsa, elbette fedakârlıktan, direniş savaşından başka yolumuz kalmayacaktır! Ama tutumumuz savaşa cevap vermektir, savaş aramak değil; savaşa cevap vermek, son noktada başvurulan, kaçınılmaz bir çaredir. […] Barış istiyoruz, ama geçici bir rahatlık için her şeye razı olmuyoruz; savaşa cevap vermeye hazırlanıyoruz, ama asla savaş aramıyoruz. […] Eğer savaş başlarsa, kuzeyli güneyli, genç yaşlı ayırt edilmeksizin, herkesin toprağını koruma ve direnme sorumluluğu vardır; herkes her şeyini feda etmeye kararlı olmalıdır.
Kaynak: Çan Kay-şek, «Duiyu Lugouqiao shijian zhi yanzheng biaoshi», Lushan, 17 Temmuz 1937; Vikikaynak (Çince). Türkçesi, Çincesinden bizim.
- Çan Kay-şek, «savaşa cevap vermek» ile «savaş aramak» arasında neden ayrım yapar? Bu ayrım, kime ve hangi amaçla yöneltilmiştir?
- Konuşmanın son cümlesi, savaşı bütün halkın görevi olarak tanımlar. Bu çağrı, Çin'in Japonya karşısındaki askerî zayıflığı düşünüldüğünde ne anlama gelir?
- Bu konuşmayı, aynı yıl yayımlanan Japon broşürüyle karşılaştır. İki taraf da kendini nasıl «savunan» taraf olarak sunar?
Tarihçiler Tartışıyor
- Akira Iriye (1987) — İkinci Dünya Savaşı'nın Asya'daki kökenlerini incelediği kitabında, Japon yayılmacılığını 1920'lerdeki uluslararası işbirliği düzeninin, özellikle Washington Konferansı'nın kurduğu dengenin çöküşüyle açıkladı; Japonya'nın kendisini bu düzenin dışına itilmiş hissettiğini vurguladı.
- Michael Barnhart (1987) — Japan Prepares for Total War adlı kitabında, Japon ordusunun ve yöneticilerinin, gelecekteki topyekûn bir savaşa hazırlanmak için ekonomik bağımsızlık, yani hammadde güvenliği arayışını yayılmanın asıl itici gücü olarak gördüğünü savundu.
- Louise Young (1998) — Japan's Total Empire adlı kitabında, Mançurya'nın işgalinin yalnızca ordunun değil, basının, iş dünyasının, aydınların ve sıradan Japonların da desteklediği bir «toplam imparatorluk» projesine dönüştüğünü; yayılmacılığın Japon toplumunun geniş kesimlerinde coşkuyla benimsendiğini gösterdi.
- Rana Mitter (2013) — Çin'in Japonya'ya karşı savaşını incelediği kitabında, savaşın Çin'deki yıkıcı etkisini ve Çin'in Batı'da uzun süre görmezden gelinen direnişini ön plana çıkardı; Çin'in İkinci Dünya Savaşı'ndaki rolünün «unutulmuş» olduğunu savundu.
Japon tarihçilerin bir bölümü ise, savaş sonrasında uzun süre bu dönemi «on beş yıllık savaş» adı altında, 1931'den 1945'e uzanan tek bir süreç olarak incelemiştir. Bu tarihçiler, Japon yayılmacılığını farklı düzeylerde açıklar. Iriye uluslararası düzenin çöküşüne, Barnhart ekonomik güvenlik kaygılarına, Young Japon toplumunun desteğine bakar; Mitter ise bakışı Japonya'dan Çin'e çevirir. Herbert Bix'in imparatorun rolü üzerine çalışması da tartışmaya yeni bir boyut eklemiştir. Tartışma, Japon yayılmacılığının ordunun kontrolsüz bir macerası mı, yoksa toplumun geniş kesimlerinin desteklediği bilinçli bir devlet politikası mı olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Japonya, Mançurya'yı yalnızca askerî bir üs olarak değil, bir sanayi ve yerleşim alanı olarak da görüyordu. 1932'de kurulan «Mançukuo», resmî olarak bağımsız bir devletti; ama yönetiminin her kademesinde Japon danışmanlar ve subaylar bulunuyordu. Japonya, bölgede demiryolları, madenler, çelik fabrikaları ve kentler inşa etti; yüz binlerce Japon çiftçinin bölgeye yerleştirilmesi için büyük programlar başlattı. Bu programlar, yerel Çinli ve Koreli köylülerin topraklarının ellerinden alınmasına yol açtı. Mançukuo, Japon planlamacıların devlet güdümlü bir sanayileşme modelini denedikleri bir laboratuvar hâline geldi.
Çin'deki savaş, Japonya'nın içinde de derin değişikliklere yol açtı. 1938'de çıkarılan bir ulusal seferberlik yasası, hükümete ekonomiyi, emeği ve basını denetleme konusunda geniş yetkiler verdi. 1940'ta siyasi partiler kendilerini feshederek tek bir «İmparatorluk Yönetimine Yardım Birliği»nde birleşti. Okullarda, gazetelerde ve radyoda imparatora bağlılık ve fedakârlık ideolojisi her zamankinden daha yoğun biçimde işlendi.
Japonya'nın Çin'de ele geçirdiği bölgeleri yönetme çabası, iş birlikçi yönetimlerin kurulmasıyla sürdü. 1940'ta Milliyetçi Parti'nin eski önderlerinden Wang Jingwei, Japonların desteğiyle Nankin'de bir hükümet kurdu. Öte yandan, Mao Zedong'un önderliğindeki komünistler, kuzey Çin'in kırsal bölgelerinde Japonlara karşı gerilla savaşı yürüterek güçlerini ve köylüler arasındaki desteklerini artırdı; bu durum, savaş sonrasında Çin'deki iç savaşın sonucunu da etkileyecekti.
Kore ve Tayvan gibi eski sömürgeler de savaşla birlikte daha sıkı bir denetim altına alındı. Japon yönetimi, bu bölgelerde «imparatorluk halkına dönüştürme» adı verilen bir politika uyguladı: okullarda Japonca zorunlu kılındı, halktan Japon tarzı adlar alması istendi ve Japon devlet töreni ritüellerine katılım teşvik edildi. Savaşın ilerleyen yıllarında, sömürgelerden yüz binlerce insan Japonya'daki madenlerde ve fabrikalarda çalıştırılmak üzere zorla götürüldü. Bu dönemin mirası, bugün de Japonya ile komşuları arasındaki ilişkilerin hassas konuları arasındadır.
Japonya'nın yayılması, kuzeyde Sovyetler Birliği ile de çatışmaya yol açtı. 1939 yazında Moğolistan sınırındaki Halha Nehri yakınlarında Japon ve Sovyet birlikleri arasında büyük çaplı çatışmalar yaşandı; Japon birlikleri ağır bir yenilgiye uğradı. Bu yenilgi, Japon ordusu içinde kuzeye, Sovyetler Birliği'ne doğru yayılmayı savunanların etkisini azalttı ve ilgiyi Güneydoğu Asya'nın petrolüne ve kauçuğuna yöneltti. Eylül 1940'ta Japonya, Almanya ve İtalya ile Üçlü Pakt'ı imzaladı; aynı ay birlikleri Fransız Çinhindi'nin kuzeyine girdi. ABD, Japonya'ya hurda demir ve çelik ihracatını kısıtladı; iki ülke arasındaki gerilim, yeni bir büyük savaşa doğru tırmanmaya başladı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Akira Iriye, The Origins of the Second World War in Asia and the Pacific (Londra: Longman, 1987).
- Michael A. Barnhart, Japan Prepares for Total War: The Search for Economic Security, 1919–1941 (Ithaca: Cornell UP, 1987).
- Louise Young, Japan's Total Empire: Manchuria and the Culture of Wartime Imperialism (Berkeley: UC Press, 1998).
- Herbert P. Bix, Hirohito and the Making of Modern Japan (New York: HarperCollins, 2000).
- Sandra Wilson, The Manchurian Crisis and Japanese Society, 1931–33 (Londra: Routledge, 2002).
- Rana Mitter, Forgotten Ally: China's World War II, 1937–1945 (Boston: Houghton Mifflin Harcourt, 2013).
Arşiv ve kaynak
Japon yayılmacılığının kaynakları arasında Japon Dışişleri Bakanlığı'nın ve ordunun belgeleri, hükümet bildirileri, meclis tutanakları, Çin hükümetinin açıklamaları ve konuşmaları, yabancı diplomatların ve gazetecilerin raporları, savaş sonrası Tokyo'daki uluslararası askerî mahkemenin tutanakları ve tanıkların anlatıları vardır. Japonya'nın Asya Tarihi Belgeleri Merkezi, pek çok belgeyi sayısal olarak erişime açmıştır. Çan Kay-şek'in konuşması Çince, Konoe bildirisi Japonca, Japon broşürü İngilizce Vikikaynak'ta bulunur.
Açık sorular
- Japon yayılmacılığında ordunun mu, sivil hükümetin mi, yoksa toplumun mu sorumluluğu daha büyüktü?
- Çin'in 1937'de direnme kararı, Japonya'nın stratejisini nasıl değiştirdi?
- İmparator Hirohito, yayılma kararlarında ne kadar etkili bir rol oynadı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Mançurya'yı 1931'de hükümete danışmadan işgal eden Japon ordusu hangisidir? A) Kwantung Ordusu B) İmparatorluk Muhafızları C) Kore Ordusu D) Donanma Çıkarma Birlikleri
- (Hedef 1) Japonya ile Çin arasında 1945'e kadar sürecek savaşı başlatan olay hangisidir? A) 26 Şubat Olayı B) Mukden Olayı C) Marco Polo Köprüsü Olayı D) Xi'an Olayı
- (Hedef 2) Japon broşürüne göre Japonya'nın Çin'den istediği nedir? A) Toprak B) Tazminat C) Ticaret ayrıcalıkları D) Toprak değil, işbirliği
- (Hedef 2) Konoe'nin 1938 bildirisine göre «yeni düzen» hangi ülkelerin karşılıklı yardımlaşmasına dayanıyordu? A) Japonya, Almanya ve İtalya B) Japonya, Mançukuo ve Çin C) Japonya ve Sovyetler Birliği D) Japonya, ABD ve İngiltere
- (Hedef 3) Mançurya'nın işgalinin Japon toplumunun geniş kesimlerince coşkuyla benimsendiğini gösteren tarihçi kimdir? A) Akira Iriye B) Michael Barnhart C) Louise Young D) Rana Mitter
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Japon yayılmacılığı ordunun kontrolsüz bir macerası mıydı, yoksa toplumun desteklediği bilinçli bir devlet politikası mı? Cevabında Japon broşürünü, Konoe'nin bildirisini ve Çan Kay-şek'in konuşmasını kullan; Barnhart ile Young'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Kwantung Ordusu.
- C — Marco Polo Köprüsü Olayı.
- D — Toprak değil, işbirliği istediğini söyler.
- B — Japonya, Mançukuo ve Çin.
- C — Louise Young.
Kapsamlı bir cevap, Japon yayılmacılığının eşit görülmeme duygusu, hammadde güvenliği kaygısı, Büyük Bunalım'ın yarattığı yoksulluk ve ordunun artan siyasi gücünün birleşiminden doğduğunu; Mançurya'nın işgalinin cephedeki subayların bir oldubittisi olarak başladığını, ama kısa sürede hükümetin ve toplumun geniş kesimlerinin desteğini kazandığını açıklar. Japon broşürünü ve Konoe'nin bildirisini, yayılmanın «savunma», «işbirliği» ve «yeni düzen» diliyle nasıl meşrulaştırıldığını gösteren belgeler olarak; Çan Kay-şek'in konuşmasını ise Çin'in direnme kararını ve bu kararın bütün halka yöneltilen bir görev olarak nasıl sunulduğunu gösteren bir metin olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Barnhart'ın ekonomik güvenlik kaygılarını öne çıkaran yaklaşımını, Young'ın Japon toplumunun yayılmacılığı coşkuyla benimsediğini gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Asya'da savaş genişlerken, Avrupa'da da Hitler'in Almanyası Versay düzenini birer birer yıkıyordu. 1936'da Ren bölgesine asker gönderdi, Mart 1938'de Avusturya'yı ilhak etti; ardından gözünü Çekoslovakya'nın Almanca konuşulan sınır bölgelerine dikti. Bir Avrupa savaşından kaçınmak isteyen İngiltere ve Fransa'nın önderleri, Eylül 1938'de Münih'te Hitler'le masaya oturdu ve Çekoslovakya'nın katılmadığı bir toplantıda onun taleplerini kabul etti. İngiltere başbakanı, Londra'ya dönerken «zamanımız için barış» getirdiğini söyledi. Sonraki bölüm bunu soruyor: yatıştırma politikası neydi ve Münih neden bugün bir hata olarak anılıyor?