İçeriğe geç

Bölüm DT-130.05 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Mussolini ve faşizmin doğuşu

DT-130 İki Savaş Arası

2.784 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1919–1929
Bölge
İtalya · Akdeniz
Kişiler
Benito Mussolini · Gabriele D'Annunzio · III. Vittorio Emanuele · Giacomo Matteotti · Giovanni Giolitti · Italo Balbo · Renzo De Felice · Emilio Gentile · Roger Griffin · Robert Paxton · Adrian Lyttelton · R. J. B. Bosworth
Yerler
Milano · Roma · Fiume · Bologna · Po Ovası · On İki Ada
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1918 sonrasının İtalya'sında faşist hareketin nasıl doğduğunu, 1922'de nasıl iktidara geldiğini ve 1920'lerin ortasında nasıl bir tek parti diktatörlüğüne dönüştüğünü açıklayabileceksin.
  • Faşist hareketin 1919 programını, bir muhalefet milletvekilinin 1924'teki meclis konuşmasını ve Mussolini'nin 1925'teki meclis konuşmasını karşılaştırarak, hareketin vaatleri ile iktidardaki uygulamaları arasındaki farkı değerlendirebileceksin.
  • Faşizmin nasıl tanımlanması gerektiği üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir meclis kürsüsünde üstlenilen sorumluluk

3 Ocak 1925'te, Roma'daki İtalyan Temsilciler Meclisi'nde, Başbakan Benito Mussolini kürsüye çıktı. Yedi ay önce, sosyalist milletvekili Giacomo Matteotti, meclisteki bir konuşmasında seçimlerde yapılan baskıları ve hileleri açıkça suçladıktan birkaç gün sonra kaçırılmış ve öldürülmüştü; failler, faşist partiyle bağlantılı kişilerdi. Muhalefet milletvekillerinin büyük bölümü, protesto için meclisi terk etmişti; hükümet sarsılmış, pek çok gözlemci Mussolini'nin düşeceğini düşünüyordu. Ama Mussolini o gün geri çekilmedi. Olan her şeyin siyasi, ahlaki ve tarihî sorumluluğunu tek başına üstlendiğini ilan etti ve kırk sekiz saat içinde «durumun açıklığa kavuşacağını» söyledi. Sonraki iki yılda muhalefet partileri kapatıldı, basın susturuldu ve İtalya bir tek parti devletine dönüştü. Bu ders, savaştan yeni çıkmış bir liberal monarşide, birkaç yıl önce seçimlerde tek bir milletvekilliği bile kazanamamış bir hareketin nasıl iktidarı ele geçirip bir diktatörlük kurduğunu soruyor.

Bağlam — bir zaferin hayal kırıklığı

İtalya, Birinci Dünya Savaşı'na 1915'te, İtilaf devletlerinin toprak vaatleriyle katılmıştı. Savaş, altı yüz bini aşkın askerin hayatına mal oldu ve ülkeyi ağır borçlar altına soktu. Paris'teki barış konferansında İtalya, Avusturya'dan önemli topraklar aldı; ama vaat edilen toprakların bir bölümünü, özellikle Adriyatik kıyısındaki bazı bölgeleri alamadı. Şair ve savaş kahramanı Gabriele D'Annunzio, bu duyguyu «sakatlanmış zafer» sözleriyle dile getirdi. Eylül 1919'da D'Annunzio, bir grup gönüllüyle birlikte Adriyatik kıyısındaki Fiume kentini işgal etti ve bir yılı aşkın süre orada kendi yönetimini kurdu; balkon konuşmaları, törenler, sloganlar ve üniformalarla, sonradan faşizmin benimseyeceği pek çok siyasi ritüeli ilk kez sahneledi.

Savaş sonrası yıllar, ülkenin içinde de derin bir bunalım dönemiydi. Fiyatlar hızla yükseldi, terhis edilen askerler iş bulamadı. 1919–1920'de, «iki kızıl yıl» olarak anılan dönemde, kuzeydeki sanayi kentlerinde büyük grevler yapıldı; Eylül 1920'de metal işçileri fabrikaları işgal etti. Kırsalda köylüler büyük toprak sahiplerinin topraklarını işgal etti. Sosyalist Parti 1919 seçimlerinde meclisin en büyük partisi oldu; ama bir hükümet kurmayı başaramadı. Toprak sahipleri, sanayiciler ve orta sınıfın önemli bir bölümü, Rusya'daki gibi bir devrimden korkmaya başladı.

Gelişme — kara gömlekliler

Benito Mussolini, savaştan önce Sosyalist Parti'nin önde gelen isimlerinden ve partinin gazetesinin yayın yönetmeniydi. 1914'te İtalya'nın savaşa girmesini savunduğu için partiden çıkarıldı ve kendi gazetesini kurdu. Mart 1919'da Milano'da, San Sepolcro meydanındaki bir salonda, eski askerlerden, milliyetçilerden ve devrimci sendikacılardan oluşan küçük bir grupla Savaş Birlikleri'ni kurdu.

1920'nin sonundan itibaren faşist hareket, asıl gücünü kırsalda buldu. Bologna çevresinde ve Po Ovası'nın tarım bölgelerinde, toprak sahiplerinin desteğini alan silahlı faşist mangalar, sosyalist belediyelere, sendika binalarına, kooperatiflere ve işçi derneklerine baskınlar düzenledi. Bu saldırılarda pek çok insan hayatını kaybetti; sosyalist örgütlenme kırsalda büyük ölçüde çöktü. Polis ve yerel yetkililer, çoğu zaman bu saldırılara göz yumdu. Italo Balbo gibi yerel faşist önderler, bölgelerinde gerçek birer güç odağına dönüştü.

Liberal siyasetçiler, faşistleri sosyalistlere karşı kullanabileceklerini ve zamanla onları düzenin içine çekebileceklerini düşündü. 1921 seçimlerinde eski başbakan Giovanni Giolitti, faşistleri kendi seçim ittifakına aldı; faşistler otuzu aşkın milletvekilliği kazandı ve meclise girdi. Aynı yıl hareket, Ulusal Faşist Parti adıyla bir siyasi partiye dönüştü.

Dönüş noktası — Roma yürüyüşü

Ekim 1922'de faşist önderler, on binlerce kara gömleklinin Roma'ya yürüyeceğini ve iktidarı ele geçireceğini ilan etti. Başbakan, kralı ordunun kullanılmasına izin veren bir sıkıyönetim kararnamesini imzalamaya çağırdı; ordunun, kötü silahlanmış faşist gruplarını kolayca dağıtabileceği düşünülüyordu. Ama Kral III. Vittorio Emanuele, son anda kararnameyi imzalamayı reddetti. Kralın bu kararının nedenleri hâlâ tartışılır: iç savaş korkusu, ordunun sadakatinden duyulan kuşku ve faşistlerin sosyalistlere karşı bir güvence olarak görülmesi bunların arasındadır. 29 Ekim'de kral, Mussolini'yi hükümeti kurmakla görevlendirdi. Mussolini, Milano'dan Roma'ya trenle geldi; kara gömlekliler kente, o başbakan olduktan sonra girdi.

İlk yıllarda Mussolini, liberal ve katolik bakanları da içeren bir koalisyon hükümetiyle yönetti. 1923'te çıkarılan yeni bir seçim yasası, en çok oyu alan listeye meclisteki sandalyelerin üçte ikisini veriyordu. Nisan 1924 seçimleri, yaygın baskı ve şiddet ortamında yapıldı ve hükümet listesi büyük bir çoğunluk kazandı.

Matteotti'nin kaybolması ve öldürülmesi, hükümeti büyük bir bunalıma soktu. Muhalefet milletvekillerinin büyük bölümü, antik Roma'da halkın Aventino tepesine çekildiği protestoya gönderme yaparak meclisi terk etti; «Aventino ayrılığı» olarak anılan bu tavırla kralın Mussolini'yi görevden almasını beklediler. Ama kral harekete geçmedi. 3 Ocak 1925'teki konuşmasıyla Mussolini karşı saldırıya geçti.

Yaygın yanlış«Mussolini, Roma yürüyüşüyle iktidarı zorla ele geçirdi.»
Doğrusu

Roma yürüyüşü, askerî bakımdan zayıf bir gösteriydi; ordunun müdahalesi durumunda kolayca durdurulabilirdi. Mussolini, yasal bir biçimde, kral tarafından başbakan olarak atandı. Faşizmin iktidara gelişi, şiddet tehdidi ile liberal siyasetçilerin, kralın, ordunun ve iş dünyasının bir bölümünün göz yumması ve işbirliğinin birleşiminden doğdu. Diktatörlük ise 1922'de değil, 1925–1926'da çıkarılan yasalarla kuruldu.

Cevap — şiddet ve göz yumma

Faşizm, savaş sonrası İtalya'nın bunalımından doğdu: «sakatlanmış zafer» duygusu, ekonomik sıkıntılar ve devrim korkusu. Başlangıçta sol ve sağ talepleri karıştıran küçük bir hareket, 1920'den sonra toprak sahiplerinin ve sanayicilerin desteğiyle sosyalist örgütlere karşı silahlı bir güce dönüştü. Liberal siyasetçiler faşistleri düzenin içine çekebileceklerini sandı; kral ve ordu, Roma yürüyüşü sırasında onları durdurmadı. Mussolini yasal yollardan iktidara geldi; ama Matteotti bunalımından sonra muhalefeti yasaklayarak ve basını susturarak bir tek parti diktatörlüğü kurdu.

Bugünle bağ — Akdeniz'de bir komşu

Ankara, 1920'ler ve 1930'lar boyunca Roma'nın Akdeniz politikasını kaygıyla izledi. İtalya, 1912'den beri On İki Ada'yı elinde tutuyordu; Mussolini'nin Akdeniz'i «bizim denizimiz» olarak gören söylemi ve Anadolu kıyılarına yönelik olası emelleri, Ankara'da ciddi bir tehdit olarak algılandı. Türkiye'nin 1930'larda Balkan devletleriyle kurduğu ittifak ve 1936'da Boğazlar üzerindeki egemenliğini yeniden kazandığı Montrö Sözleşmesi, bu kaygıların arka planında şekillendi. Öte yandan Türkiye'nin 1926'da kabul ettiği Ceza Kanunu, İtalya'nın faşizmden önceki, 1889 tarihli liberal ceza yasasından uyarlanmıştı; 1930'larda bu yasada yapılan bazı değişikliklerde ise faşist dönemin ceza yasasından yararlanıldı.

Birincil kaynak

Benito Mussolini'nin 3 Ocak 1925'te İtalyan Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmadan:

Ebbene, io dichiaro qui al cospetto di questa assemblea ed al cospetto di tutto il popolo italiano che assumo, io solo, la responsabilità politica, morale, storica di tutto quanto è avvenuto. […] Se il Fascismo non è stato che olio di ricino e manganello e non invece una superba passione della migliore gioventù italiana, a me la colpa! Se il Fascismo è stato un'associazione a delinquere, […] a me la responsabilità di questo, perché questo clima storico, politico e morale io l'ho creato con una propaganda che va dall'intervento fino ad oggi. […] Un popolo non rispetta un Governo che si lascia vilipendere.

Türkçesi: Öyleyse, burada bu meclisin ve bütün İtalyan halkının önünde, olan her şeyin siyasi, ahlaki ve tarihî sorumluluğunu yalnızca benim üstlendiğimi ilan ediyorum. […] Eğer faşizm, hint yağından ve coptan başka bir şey olmadıysa, İtalyan gençliğinin en iyilerinin görkemli bir tutkusu olmadıysa, suç benimdir! Eğer faşizm bir suç örgütü olduysa, […] bunun sorumluluğu benimdir, çünkü bu tarihsel, siyasi ve ahlaki ortamı, savaşa girilmesinden bugüne uzanan bir propagandayla ben yarattım. […] Bir halk, kendisine hakaret edilmesine izin veren bir hükümete saygı duymaz.

Kaynak: Benito Mussolini, İtalyan Temsilciler Meclisi'ndeki konuşma, 3 Ocak 1925; Vikikaynak (İtalyanca). Türkçesi, İtalyancasından bizim.

  1. Mussolini, «bütün sorumluluğu üstleniyorum» derken neyi kabul eder, neyi reddeder? Bu ifade, bir özür mü yoksa bir meydan okuma mı?
  2. «Hint yağı ve cop», faşist mangaların muhaliflere karşı kullandığı yöntemlerdi. Mussolini bu suçlamaları nasıl karşılar?
  3. Konuşmanın son cümlesi, sonraki haftalarda alınacak önlemler için nasıl bir gerekçe sunar?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Renzo De Felice (1965) — Mussolini üzerine yazdığı çok ciltli biyografide ve sonraki çalışmalarında, faşizmi bir «hareket» ve bir «rejim» olarak ayırdı; 1930'ların başında rejimin İtalyan toplumunda geniş bir rızaya dayandığını savundu. Bu görüşü, İtalya'da faşizmin nasıl hatırlanacağı üzerine sert tartışmalara yol açtı.
  • Roger Griffin (1991) — The Nature of Fascism adlı kitabında, farklı ülkelerdeki faşist hareketleri ortak bir tanımda birleştirmeye çalıştı; faşizmi, çöküşte olduğuna inandığı ulusun yeniden doğuşunu vaat eden aşırı milliyetçi bir ideoloji olarak tanımladı.
  • Emilio Gentile (1993) — Faşist İtalya'daki törenleri, simgeleri ve kitle ritüellerini incelediği kitabında, faşizmin siyaseti kutsallaştırmaya, ulusu ve devleti bir inanç nesnesine dönüştürmeye çalışan bir «siyasi din» olduğunu savundu.
  • Robert Paxton (2004) — The Anatomy of Fascism adlı kitabında, faşizmi ideolojisinden çok ne yaptığıyla tanımlamayı önerdi; faşist hareketlerin ancak geleneksel seçkinlerin, yani kralların, ordunun ve iş dünyasının işbirliğiyle iktidara gelebildiğini vurguladı.

Adrian Lyttelton ve R. J. B. Bosworth gibi tarihçiler ise İtalyan faşizminin iktidarı ele geçirişini ve rejimin gündelik işleyişini, yerel güç ilişkileri ve kişisel hesaplar üzerinden ayrıntılı biçimde incelemiştir. Bu tarihçiler, faşizmi farklı açılardan tanımlar. Griffin ve Gentile ideolojiye ve kültüre, Paxton ise faşizmin iktidara geliş sürecine ve seçkinlerle ilişkisine odaklanır; De Felice ise rejimin toplumsal tabanını tartışmaya açar. Tartışma, faşizmin tutarlı bir ideoloji mi, yoksa koşullara göre biçim değiştiren bir iktidar pratiği mi olduğu sorusunda düğümlenir.

Derine İn

1925–1926'da çıkarılan bir dizi yasa, İtalya'yı bir tek parti devletine dönüştürdü. Başbakan yalnızca krala karşı sorumlu hâle geldi ve meclisten bağımsız olarak kararname çıkarabildi. Faşist parti dışındaki bütün partiler ve sendikalar kapatıldı; muhalif gazeteler susturuldu ya da faşist yönetime geçti. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine hükümetin atadığı yöneticiler getirildi. Özel bir mahkeme ve gizli bir siyasi polis örgütü kuruldu; muhaliflerin bir bölümü hapse atıldı, bir bölümü ülkenin ücra köşelerine ya da adalara sürgüne gönderildi, pek çoğu yurt dışına kaçtı.

Faşist rejim, ekonomiyi ve toplumu «korporatif» bir düzen içinde örgütlemeye çalıştı. Resmî söyleme göre işçiler ve işverenler, sınıf mücadelesi yerine devletin gözetiminde, meslek temelinde örgütlenen kurumlar içinde uzlaşacaktı. 1927'de yayımlanan Çalışma Şartı, grevleri ve lokavtları yasakladı. Pratikte bu düzen, işçilerin bağımsız örgütlenme hakkını ortadan kaldırırken işverenlerin gücünü büyük ölçüde korudu.

Rejim, toplumun bütün alanlarına yayılmaya çalıştı; ama bu çabanın sınırları da vardı. Kilise, kral, ordu ve büyük sanayiciler kendi güçlerini büyük ölçüde korudu; tarihçiler bu yüzden İtalyan rejiminin, iddia ettiği ölçüde «totaliter» olup olmadığını tartışır. Çocuklar ve gençler için parti örgütleri kuruldu; okul kitapları faşist ideolojiye göre yeniden yazıldı. Boş zaman etkinlikleri, spor, radyo ve sinema, rejimin propaganda araçlarına dönüştü. Mussolini'nin kişiliği etrafında güçlü bir kült yaratıldı; duvarlara «Mussolini her zaman haklıdır» gibi sloganlar yazıldı. 1929'da Vatikan ile imzalanan Laterano Antlaşmaları, İtalyan devleti ile Katolik Kilisesi arasındaki altmış yıllık anlaşmazlığa son verdi ve rejimin toplumdaki meşruiyetini güçlendirdi.

Rejimin dış politikası da 1920'lerde görece temkinli, 1930'larda ise giderek saldırgan bir çizgi izledi. Mussolini, İtalya'yı Akdeniz'in ve Afrika'nın büyük gücü yapma hedefini açıkça ilan etti. Libya'daki direniş, 1920'lerin sonunda ve 1930'ların başında ağır yöntemlerle bastırıldı; bu süreçte sivil halkın büyük bölümü kamplara kapatıldı ve direnişin önderi Ömer Muhtar yakalanarak idam edildi. 1935'te Etiyopya'ya saldıran rejim, bir yıl sonra İspanya İç Savaşı'nda Franco'nun yanında savaşa girdi ve Almanya ile yakınlaştı.

Faşist İtalya, kısa sürede başka ülkelerdeki aşırı sağ hareketler için bir model hâline geldi. Almanya'da Hitler'in partisi, 1923'te başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe girişimini Roma yürüyüşünden esinlenerek planladı. İki savaş arasında Avrupa'nın pek çok ülkesinde, faşist İtalya'yı örnek alan hareketler ortaya çıktı.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Renzo De Felice, Mussolini il rivoluzionario, 1883–1920 (Torino: Einaudi, 1965).
  • Adrian Lyttelton, The Seizure of Power: Fascism in Italy, 1919–1929 (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 1973).
  • Roger Griffin, The Nature of Fascism (Londra: Pinter, 1991).
  • Emilio Gentile, Il culto del littorio: La sacralizzazione della politica nell'Italia fascista (Roma-Bari: Laterza, 1993).
  • R. J. B. Bosworth, Mussolini (Londra: Arnold, 2002).
  • Robert O. Paxton, The Anatomy of Fascism (New York: Alfred A. Knopf, 2004).

Arşiv ve kaynak

Faşist İtalya'nın kaynakları arasında meclis tutanakları, faşist partinin ve hükümetin belgeleri, polis ve jandarma raporları, özel mahkemenin kayıtları, gazeteler, propaganda afişleri ve filmleri, muhaliflerin sürgünde yayımladığı yazılar ve anılar vardır. Roma'daki Devlet Merkez Arşivi, rejimin iç işleyişine ilişkin zengin bir belge birikimi barındırır. Bu dersteki üç metin İtalyanca Vikikaynak'ta bulunur.

Açık sorular

  • Kral 1922'de sıkıyönetim kararnamesini imzalasaydı, faşizmin iktidara gelişi önlenebilir miydi?
  • Liberal siyasetçiler faşistleri neden hafife aldı?
  • İtalyan faşizmi, 1930'larda gerçekten geniş bir toplumsal rızaya mı dayanıyordu?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) «Sakatlanmış zafer» ifadesini kim dile getirdi? A) Giovanni Giolitti B) Gabriele D'Annunzio C) Giacomo Matteotti D) III. Vittorio Emanuele
  2. (Hedef 1) Mussolini, Ekim 1922'de nasıl başbakan oldu? A) Seçimleri kazanarak B) Ordunun darbesiyle C) Kralın onu hükümeti kurmakla görevlendirmesiyle D) Bir halk oylamasıyla
  3. (Hedef 2) 1919 San Sepolcro programındaki taleplerden hangisi faşistler iktidara geldikten sonra uygulanmadı? A) Kadınlara seçme ve seçilme hakkı B) Grevlerin yasaklanması C) Muhalefet partilerinin kapatılması D) Basının denetlenmesi
  4. (Hedef 2) Matteotti, 30 Mayıs 1924 konuşmasında hangi iddiada bulundu? A) Seçimlerin tamamen özgür yapıldığı B) Hiçbir seçmenin kendi iradesiyle karar vermekte özgür olmadığı C) Sosyalistlerin seçimleri kazandığı D) Kralın seçimlere müdahale ettiği
  5. (Hedef 3) Faşizmin ancak geleneksel seçkinlerin işbirliğiyle iktidara gelebildiğini vurgulayan tarihçi kimdir? A) Renzo De Felice B) Roger Griffin C) Emilio Gentile D) Robert Paxton

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Faşizm, tutarlı bir ideoloji miydi, yoksa koşullara göre biçim değiştiren bir iktidar pratiği mi? Cevabında San Sepolcro programını, Matteotti'nin konuşmasını ve Mussolini'nin 3 Ocak 1925 konuşmasını kullan; Griffin ile Paxton'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Gabriele D'Annunzio.
  2. C — Kral onu hükümeti kurmakla görevlendirdi.
  3. A — Kadınlara seçme ve seçilme hakkı uygulanmadı.
  4. B — Hiçbir seçmenin kendi iradesiyle karar vermekte özgür olmadığını iddia etti.
  5. D — Robert Paxton.

Kapsamlı bir cevap, faşist hareketin savaş sonrası bunalımdan doğduğunu, başlangıçta sol ve sağ talepleri karıştıran bir programla ortaya çıktığını, ama kısa sürede toprak sahiplerinin ve sanayicilerin desteğiyle sosyalist örgütlere karşı silahlı bir güce dönüştüğünü açıklar. San Sepolcro programını, hareketin başlangıçtaki vaatleri ile iktidardaki uygulamaları arasındaki büyük farkı gösteren bir metin olarak; Matteotti'nin konuşmasını, rejimin meşruiyetinin kuruluş aşamasında belgeleriyle sorgulandığını gösteren bir kaynak olarak; Mussolini'nin 1925 konuşmasını ise sorumluluğu üstlenmenin bir meydan okumaya ve diktatörlüğün gerekçesine dönüştüğü bir belge olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Griffin'in faşizmi ulusun yeniden doğuşunu vaat eden bir ideoloji olarak tanımlayan yaklaşımını, Paxton'ın onu iktidara geliş sürecine ve seçkinlerle ilişkisine göre tanımlayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Mussolini İtalya'da diktatörlüğünü sağlamlaştırırken, Alpler'in kuzeyinde, savaşı kaybeden Almanya'da yeni kurulan bir cumhuriyet ayakta kalmaya çalışıyordu. Weimar Cumhuriyeti, yenilginin, Versay'ın ve «arkadan vurulma» efsanesinin yükünü taşıyordu; ama aynı zamanda Avrupa'nın en canlı kültür merkezlerinden birine dönüşen bir özgürlük ortamı yaratmıştı. 1923'te Alman parası o kadar hızlı değer kaybetti ki insanlar ücretlerini sepetlerle taşıdı, birikimler bir gecede yok oldu. Sonraki bölüm bunu soruyor: Weimar Almanyası'nın «çılgın yılları» nasıl yaşandı ve hiperenflasyon toplumu nasıl sarstı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: yarım daire biçiminde, sıraları yarı boş bir meclis salonu; kürsüde kâğıt tutan bir elin silüeti; tavandan sarkan avizeler.
  • 1:10–2:50 Bağlam: bir liman kentinde balkonlarından bayraklar sarkan binalar; bir fabrikanın kapısında toplanmış işçi silüetleri.
  • 2:50–4:30 Gelişme: bir gazete matbaasında dönen baskı silindirleri; geniş bir ovada tek başına duran bir sendika binası ve kapısı kapanmış pencereler.
  • 4:30–6:30 Dönüş noktası: yağmur altında bir tren istasyonu ve peronda bekleyen bir tren; ardından bir sarayın kapalı kapısı.
  • 6:30–9:00 Kapanış: duvarlara yazılmış bulanık sloganlar; ardından bir denizin ortasında küçük adaların haritası.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.