Öğrenme hedefleri
- İç savaştan sonra Bolşevik rejimin nasıl ayakta kaldığını; savaş komünizminden Yeni Ekonomi Politikası'na geçişi ve 1922'de Sovyetler Birliği'nin kuruluşunu açıklayabileceksin.
- Lenin'in partiye bıraktığı son notları, Sovyetler Birliği'ni kuran antlaşmayı ve devrimi yerinde görmüş bir anarşistin tanıklığını karşılaştırarak, yeni devletin ilan ettiği ilkeler ile gerçek işleyişi arasındaki farkı değerlendirebileceksin.
- Lenin'in mirasıyla Stalin dönemi arasında süreklilik gören ve kopuş gören tarihçileri karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — dikte edilen notlar
Aralık 1922'nin son günlerinde, Moskova'da, Kremlin'deki dairesinde, elli iki yaşındaki Vladimir Lenin, sekreterlerine her gün birkaç dakika not dikte ediyordu. Birkaç ay arayla geçirdiği felçler, onu sağ tarafından kısmen hareketsiz bırakmıştı; doktorlar çalışmasını sınırlamıştı. Dikte ettiği notlar, partisinin geleceğiyle ilgiliydi: önde gelen yoldaşlarının güçlü ve zayıf yönlerini tek tek tartıyor, partide bir bölünme çıkmasından korkuyordu. Aynı günlerde, aynı kentte toplanan Sovyetler Kongresi yeni bir devletin kuruluşunu ilan ediyordu: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği. Lenin, bu devletin kurulmasında belirleyici bir rol oynamıştı; ama onun gelecekte nasıl yönetileceği konusunda derin kaygılar taşıyordu. Bu ders, 1917'de iktidarı ele geçiren bir partinin, iç savaşın ve kıtlığın yıkımından nasıl yeni bir devlet kurduğunu ve bu devletin kuruluşunda sonraki onyılları belirleyecek hangi kararların alındığını soruyor.
Bağlam — iç savaşın bıraktıkları
Ekim 1917'den sonraki üç yıl, eski Rus İmparatorluğu'nun topraklarında acımasız bir iç savaşla geçti. Bir yanda Bolşeviklerin, Lev Troçki'nin örgütlediği Kızıl Ordu'su; öte yanda eski subayların önderlik ettiği Beyaz ordular, köylü isyanları, ulusal bağımsızlık hareketleri ve yabancı müdahale birlikleri vardı. Bolşevikler, 1920'nin sonunda bu savaşı büyük ölçüde kazandı; ama ülke harabeye dönmüştü. Sanayi üretimi savaş öncesinin küçük bir bölümüne düşmüş, kentler boşalmış, para neredeyse değerini yitirmişti.
Bolşevikler iç savaş boyunca, ekonomiyi sıkı bir merkezî denetim altına aldı. Sanayi ve ticaret devletleştirildi; özel ticaret yasaklandı. Köylülerin ürettiği tahılın ihtiyaç fazlası sayılan bölümüne, silahlı müfrezeler tarafından el konuldu. Siyasi muhalefet, olağanüstü güvenlik örgütü tarafından bastırıldı.
Bu politikaların bedeli ağır oldu. Köylüler, ellerinden alınacağını bildikleri tahılı ekmeyi azalttı. 1921'de kuraklıkla birleşen bu durum, Volga bölgesinde ve Ukrayna'nın bazı kesimlerinde büyük bir kıtlığa yol açtı. Tarihçilerin tahminlerine göre milyonlarca insan kıtlık ve salgınlar yüzünden hayatını kaybetti. Sovyet hükümeti sonunda yabancı yardımı kabul etti; ABD'nin daha sonra başkan olacak Ticaret Bakanı Herbert Hoover'ın yönettiği bir yardım örgütü, milyonlarca insana yiyecek dağıttı.
Gelişme — Kronştad ve geri çekiliş
1921'in başında, Bolşevik iktidarına karşı hoşnutsuzluk, rejimin kendi tabanına kadar ulaştı. Tambov bölgesinde on binlerce köylünün katıldığı bir isyan sürüyordu; Petrograd'da işçiler grevdeydi. Mart 1921'de, 1917 devriminin en sadık destekçileri arasında sayılan Kronştad deniz üssünün denizcileri ayaklandı. Denizciler, sovyetlerin gizli oyla yeniden seçilmesini, sosyalist partilere söz ve basın özgürlüğü tanınmasını, tahıl müsaderelerinin sona ermesini ve köylülerin topraklarında serbestçe çalışabilmesini istiyordu. Ayaklanma, Kızıl Ordu birlikleri tarafından, donmuş deniz üzerinden yapılan bir saldırıyla bastırıldı.
Kronştad ayaklanmasının sürdüğü günlerde toplanan Onuncu Parti Kongresi, iki önemli karar aldı. Birincisi, tahıla el koyma sisteminin kaldırılması ve yerine köylülerin ürünlerinin bir bölümünü vergi olarak vermesi, geri kalanını serbestçe satabilmesiydi. Bu karar, Yeni Ekonomi Politikası'nın başlangıcı oldu: küçük işletmeler ve iç ticaret özel girişime yeniden açıldı; ağır sanayi, bankalar ve dış ticaret ise devletin elinde kaldı. İkinci karar ise parti içinde örgütlü grupların, yani hiziplerin yasaklanmasıydı. Ekonomide geri adım atılırken, siyasette parti daha da sıkı bir disipline bağlandı.
Dönüş noktası — bir birlik mi, bir imparatorluk mu?
İç savaş sırasında eski imparatorluğun pek çok halkı bağımsızlığını ilan etmişti. Finlandiya, Polonya ve Baltık ülkeleri bağımsız kaldı; ama Ukrayna'da, Belarus'ta, Güney Kafkasya'da ve Orta Asya'da kurulan devletlerin çoğu, Kızıl Ordu'nun ilerlemesiyle Sovyet cumhuriyetlerine dönüştü. Menşeviklerin yönettiği bağımsız Gürcistan'ın başkenti Tiflis, Şubat 1921'de Kızıl Ordu tarafından ele geçirildi. Bu cumhuriyetlerin Rusya ile ilişkisinin nasıl kurulacağı, 1922'de partinin içinde sert bir tartışmaya yol açtı. Milliyetler işlerinden sorumlu halk komiseri Josif Stalin, öteki cumhuriyetlerin Rusya Federasyonu'na özerk birimler olarak katılmasını önerdi. Lenin ise bunu bir tür «Büyük Rus» egemenliği olarak eleştirdi ve bütün cumhuriyetlerin, Rusya da dahil, eşit üyeler olarak katılacağı bir birlik önerdi. Lenin'in görüşü kabul edildi.
Yaygın yanlış«Sovyetler Birliği, eşit ve özgür cumhuriyetlerin gönüllü bir birliğiydi.»
Kuruluş antlaşması ve anayasa, cumhuriyetlerin eşitliğini ve birlikten ayrılma hakkını ilan ediyordu. Ama cumhuriyetlerin çoğu, Kızıl Ordu'nun ilerlemesiyle kurulmuştu ve bütün cumhuriyetlerde gerçek iktidar, Moskova'daki merkezî organlara bağlı tek bir partinin elindeydi. Ulusal diller ve kültürler 1920'lerde desteklendi; ama bu destek, merkezin belirlediği sınırlar içinde kaldı.
Cevap — ekonomide geri adım, siyasette tekelleşme
Bolşevikler, iç savaşı kazandıktan sonra, yıkılmış bir ülkede ayakta kalabilmek için ekonomide geri adım attı: Yeni Ekonomi Politikası, köylülere ve küçük tüccarlara nefes aldırdı ve ekonominin toparlanmasını sağladı. Ama aynı anda siyasette çoğulculuğa hiçbir yer bırakılmadı: öteki partiler bastırıldı, parti içinde hizipler yasaklandı. 1922'de kurulan Sovyetler Birliği, eşit cumhuriyetlerin federasyonu olarak tasarlandı; ama gerçek güç merkezde, tek partinin elinde toplandı. Lenin'in hastalığı ve 1924'teki ölümü, bu merkezin kimin elinde kalacağı sorusunu açık bıraktı.
Bugünle bağ — Moskova ve Kars antlaşmaları
Sovyet Rusya, Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı yürüten Ankara hükümetinin ilk tanıyan ve destekleyen devletleri arasındaydı. 16 Mart 1921'de, Kronştad ayaklanmasının sürdüğü günlerde, Moskova'da iki hükümet arasında bir dostluk antlaşması imzalandı. Ekim 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ise Türkiye ile Güney Kafkasya sovyet cumhuriyetleri arasındaki sınırı belirledi; bu sınır, küçük değişikliklerle bugün de geçerlidir. Sovyet hükümeti bu dönemde Ankara'ya altın ve silah yardımı yaptı. Bu ilişkinin ayrıntıları ve Kurtuluş Savaşı'na etkileri, Türkiye tarihi derslerinde ele alınır.
Birincil kaynak
Lenin'in Aralık 1922 – Ocak 1923'te dikte ettiği ve parti kongresine yönelik notlarından:
Тов. Сталин, сделавшись генсеком, сосредоточил в своих руках необъятную власть, и я не уверен, сумеет ли он всегда достаточно осторожно пользоваться этой властью. С другой стороны, тов. Троцкий […] лично он, пожалуй, самый способный человек в настоящем ЦК, но и чрезмерно хватающий самоуверенностью и чрезмерным увлечением чисто административной стороной дела. […] Сталин слишком груб, и этот недостаток, вполне терпимый в среде и в общениях между нами, коммунистами, становится нетерпимым в должности генсека. Поэтому я предлагаю товарищам обдумать способ перемещения Сталина с этого места и назначить на это место другого человека […].
Türkçesi: Yoldaş Stalin, genel sekreter olduktan sonra elinde sınırsız bir güç topladı ve bu gücü her zaman yeterince dikkatli kullanabileceğinden emin değilim. Öte yandan Yoldaş Troçki […] kişi olarak belki de şimdiki Merkez Komitesi'nin en yetenekli insanıdır, ama aşırı özgüvenli ve işin salt yönetsel yanına aşırı düşkündür. […] Stalin fazla kabadır ve bu kusur, biz komünistlerin kendi aramızdaki ilişkilerde tamamen katlanılabilir olduğu hâlde, genel sekreterlik görevinde katlanılmaz hâle gelir. Bu yüzden yoldaşlara, Stalin'i bu görevden almanın bir yolunu düşünmelerini ve bu göreve başka birini atamalarını öneriyorum […].
Kaynak: V. İ. Lenin, «Pismo k s'ezdu», 24 Aralık 1922 ve 4 Ocak 1923 tarihli ek; Vikikaynak (Rusça). Türkçesi, Rusçasından bizim.
- Lenin, Stalin'in ve Troçki'nin hangi özelliklerini partinin birliği için tehlikeli bulur?
- Lenin'in Stalin hakkındaki önerisi, 4 Ocak 1923'te eklenmiş bir notta yer alır. Bu ek, ilk notlarla karşılaştırıldığında ne düşündürür?
- Lenin, bir bölünme tehlikesine karşı partinin iç işleyişini değil, yöneticilerin kişisel özelliklerini tartışır. Bu yaklaşım, tek parti sisteminin yapısı hakkında ne söyler?
Tarihçiler Tartışıyor
- E. H. Carr (1950) — Sovyet Rusya tarihini yazdığı çok ciltli eserinin ilk ciltlerinde, Bolşevik devletinin kuruluşunu ve Yeni Ekonomi Politikası'nı, yöneticilerin karşılaştığı nesnel zorlukların içinden okudu; Bolşeviklerin kararlarını büyük ölçüde koşulların dayattığını vurguladı.
- Moshe Lewin (1968) — Lenin'in Son Mücadelesi adlı kitabında, Lenin'in son aylarında bürokrasiye, Büyük Rus şovenizmine ve Stalin'in gücüne karşı başlattığı mücadeleyi inceledi; Lenin'in son notlarının, Stalin'in izleyeceği yoldan farklı bir sosyalizm anlayışını yansıttığını savundu.
- Robert Service (2000) — Lenin üzerine yazdığı biyografide, Lenin'in şiddete, terörcü yöntemlere ve tek parti diktatörlüğüne baştan beri bağlı olduğunu vurguladı; Stalin döneminin temellerinin Lenin'in kurduğu sistemde atıldığını savundu.
- Terry Martin (2001) — The Affirmative Action Empire adlı kitabında, 1920'lerin Sovyet milliyetler politikasını inceledi; Sovyet devletinin ulusal kimlikleri bastırmak yerine onları bilinçli olarak teşvik ettiğini ve kurumsallaştırdığını gösterdi.
Lars Lih gibi daha yeni araştırmacılar ise Lenin'i, sonradan kurulan efsanelerden arındırıp kendi döneminin Avrupa sosyalist geleneği içine yerleştirmeye çalışır. Bu tarihçiler, Lenin'in mirasını farklı biçimlerde okur. Carr koşulların zorlayıcılığını, Lewin Lenin'in son dönemindeki kaygıları, Service ise Lenin ile Stalin arasındaki sürekliliği öne çıkarır; Martin ise dikkati yeni devletin çok uluslu yapısına ve bu yapının sonraki onyıllara bıraktığı mirasa çevirir. Tartışma, Stalin'in iktidarının Lenin'in kurduğu sistemin doğal bir sonucu mu, yoksa ondan bir sapma mı olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Yeni Ekonomi Politikası, Sovyet toplumunda şaşırtıcı bir canlanma yarattı. Kentlerde dükkânlar, lokantalar, pazarlar yeniden açıldı; küçük tüccarlar, zanaatkârlar ve aracılar hızla zenginleşti. Bu yeni zenginlere halk arasında küçümseyici bir adla «nepmen» denildi. Köylüler, ürünlerini serbestçe satabildikleri için üretimi artırdı; 1920'lerin ortasında tarım ve hafif sanayi, savaş öncesi düzeye yaklaştı. Ama bu canlanma, partinin pek çok üyesinde, devrimin kapitalizme geri döndüğü kaygısını da uyandırdı. Parti içinde, bu politikanın ne kadar süreceği ve sanayileşmenin nasıl finanse edileceği üzerine derin tartışmalar başladı.
Tarihçi Alan Ball'un «nepmen»ler üzerine çalışması, bu küçük tüccarların sürekli bir belirsizlik içinde yaşadığını gösterir: yüksek vergiler, basının düşmanca dili ve her an değişebilecek kurallar, onları kısa vadeli kazançlara yöneltiyordu. Parti içindeki tartışmada ise Nikolay Buharin, köylülerin zenginleşmesine izin veren ve sanayileşmeyi yavaş yavaş, tarımdan gelen gelirle finanse eden bir yolu savundu. Troçki ve onun yanında yer alanlar ise sanayileşmenin çok daha hızlı yapılması gerektiğini, bunun için köylülerden daha fazla kaynak aktarılmasını öneriyordu. Bu tartışma, 1920'lerin sonunda Stalin'in her iki görüşü de aşan, çok daha sert bir yol seçmesiyle sona erecekti.
Bolşevikler, bu yıllarda toplumu da kökten dönüştürmeye çalıştı. Kadınlara erkeklerle eşit haklar tanındı; boşanma kolaylaştırıldı, kilise nikâhının yerini sivil evlilik aldı. Partinin kadınlar arasında çalışan özel bir bölümü kuruldu. Okuma yazma bilmeyen milyonlarca yetişkin için geniş eğitim kampanyaları düzenlendi. Öte yandan din kurumları ağır baskı altına alındı: kilise mülklerine el konuldu, din adamlarının önemli bir bölümü tutuklandı ya da sürgüne gönderildi, dinî eğitim yasaklandı.
Lenin, Mart 1923'te geçirdiği üçüncü felçten sonra konuşma yeteneğini büyük ölçüde yitirdi ve 21 Ocak 1924'te öldü. Petrograd'ın adı Leningrad olarak değiştirildi; bedeni mumyalanarak Kızıl Meydan'da yaptırılan bir anıt mezarda sergilenmeye başlandı. Onun anısı etrafında resmî bir kült oluşturuldu. Lenin'in son notları, Mayıs 1924'teki parti kongresinde yalnızca delegelerin küçük gruplarına okundu; Stalin görevinde kaldı. Notlar Sovyetler Birliği'nde ancak 1956'da, Stalin'in ölümünden sonra yayımlandı. Lenin'in ölümünden sonra başlayan iktidar mücadelesinde, Stalin genel sekreterlik görevinin sağladığı kadro atama gücünü kullanarak Troçki'yi, ardından öteki rakiplerini birer birer tasfiye etti.
Sovyetler Birliği'nin kuruluşu, dünya siyasetini de değiştirdi. 1924'te İngiltere, İtalya ve Fransa, Sovyet hükümetini resmen tanıdı. Aynı dönemde Moskova'da kurulan Komünist Enternasyonal, dünyanın dört bir yanındaki komünist partileri yönlendirmeye çalıştı; bu, Batılı hükümetlerin Sovyetler Birliği'ne duyduğu kuşkuyu uzun süre canlı tuttu.
Uzman Notu
Temel literatür
- E. H. Carr, The Bolshevik Revolution, 1917–1923, 3 cilt (Londra: Macmillan, 1950–1953).
- Moshe Lewin, Lenin's Last Struggle (New York: Pantheon Books, 1968; Fransızcası 1967).
- Alan M. Ball, Russia's Last Capitalists: The Nepmen, 1921–1929 (Berkeley: University of California Press, 1987).
- Robert Service, Lenin: A Biography (Londra: Macmillan, 2000).
- Terry Martin, The Affirmative Action Empire: Nations and Nationalism in the Soviet Union, 1923–1939 (Ithaca: Cornell University Press, 2001).
- Lars T. Lih, Lenin (Londra: Reaktion Books, 2011).
Arşiv ve kaynak
Sovyet devletinin kuruluşunun kaynakları arasında parti kongrelerinin ve Merkez Komitesi'nin tutanakları, Lenin'in toplu eserleri ve yazışmaları, Sovyet hükümetinin kararnameleri, güvenlik örgütünün raporları, köylülerin ve işçilerin mektupları ve dilekçeleri, yabancı gözlemcilerin anıları vardır. Sovyet arşivlerinin 1991'den sonra açılması, özellikle Lenin'in daha önce yayımlanmamış yazışmalarına ve kıtlık yıllarına ilişkin belgelere ulaşmayı sağladı. Lenin'in notları ve birlik antlaşması Rusça Vikikaynak'ta, Goldman'ın kitabı Internet Archive'da bulunur.
Açık sorular
- Lenin yaşasaydı, Stalin'in iktidara gelişi önlenebilir miydi?
- Yeni Ekonomi Politikası, Sovyetler Birliği için kalıcı bir yol olabilir miydi?
- Sovyet milliyetler politikası, ulusal kimlikleri güçlendirerek 1991'deki dağılmanın zeminini mi hazırladı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Yeni Ekonomi Politikası hangi yıl başlatıldı? A) 1917 B) 1918 C) 1921 D) 1928
- (Hedef 1) Kronştad denizcilerinin talepleri arasında hangisi vardı? A) Çarın geri dönmesi B) Sovyetlerin gizli oyla yeniden seçilmesi C) Almanya'ya savaş ilanı D) Kızıl Ordu'nun büyütülmesi
- (Hedef 2) 1922 birlik antlaşmasının yirmi altıncı maddesi hangi hakkı tanır? A) Cumhuriyetlerin kendi ordularını kurma hakkını B) Cumhuriyetlerin birlikten serbestçe ayrılma hakkını C) Cumhuriyetlerin kendi paralarını basma hakkını D) Cumhuriyetlerin savaş ilan etme hakkını
- (Hedef 2) Lenin, son notlarında Stalin hakkında ne önerir? A) Onu partiden çıkarmayı B) Onu genel sekreterlik görevinden almanın bir yolunu düşünmeyi C) Onu halefi ilan etmeyi D) Onu ordunun başına getirmeyi
- (Hedef 3) Lenin ile Stalin dönemi arasındaki sürekliliği vurgulayan tarihçi kimdir? A) Moshe Lewin B) Robert Service C) E. H. Carr D) Terry Martin
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Stalin'in iktidarı, Lenin'in kurduğu sistemin doğal bir sonucu muydu, yoksa ondan bir sapma mı? Cevabında Lenin'in son notlarını, birlik antlaşmasını ve Goldman'ın tanıklığını kullan; Lewin ile Service'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — 1921'de başlatıldı.
- B — Sovyetlerin gizli oyla yeniden seçilmesini istiyorlardı.
- B — Birlikten serbestçe ayrılma hakkını tanır.
- B — Onu genel sekreterlik görevinden almanın bir yolunu düşünmeyi önerir.
- B — Bu görüşü Robert Service savundu.
Kapsamlı bir cevap, Bolşeviklerin iç savaştan sonra ekonomide geri adım atarken siyasette çoğulculuğa hiç yer bırakmadığını, öteki partileri bastırdığını ve parti içinde hizipleri yasakladığını; 1922'de kurulan birliğin eşit cumhuriyetlerin federasyonu olarak tasarlandığını ama gerçek gücün tek partinin merkezinde toplandığını açıklar. Lenin'in notlarını, liderin Stalin'in gücünden duyduğu kaygının ama aynı zamanda sorunu kişisel özellikler düzeyinde görmesinin kanıtı olarak; birlik antlaşmasını, ilan edilen eşitlik ile merkezî yetkiler arasındaki farkı gösteren bir belge olarak; Goldman'ın tanıklığını ise devrimin baskıcı bir devlete dönüştüğünü içeriden gören birinin hayal kırıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Lewin'in Lenin'in son mücadelesini farklı bir yolun işareti olarak gören yaklaşımını, Service'in Lenin ile Stalin arasındaki sürekliliği vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Lenin'in ölümünden birkaç yıl sonra, Stalin partinin tartışmasız önderi hâline gelmişti. 1920'lerin sonunda, Yeni Ekonomi Politikası'nın köylülere tanıdığı serbestliğe son verildi: devlet, tahıl alımlarında zorlandığında köylülüğün kendisini dönüştürmeye karar verdi. Milyonlarca köylü ailesi topraklarından ve hayvanlarından ayrılarak devlet denetimindeki büyük çiftliklerde birleştirilecek, buna karşı çıkanlar sürgüne gönderilecekti. Bu dönüşümün en ağır bedelini ödeyen bölgelerden biri, imparatorluğun tahıl ambarı olan Ukrayna oldu. Sonraki bölüm bunu soruyor: Stalin'in kolektifleştirme politikası nasıl uygulandı ve Ukrayna'daki büyük kıtlık nasıl yaşandı?