Öğrenme hedefleri
- 1918–1920 grip salgınının nasıl yayıldığını, neden bu kadar ölümcül olduğunu ve savaşın salgını nasıl etkilediğini açıklayabileceksin.
- 1918 yazında yayımlanan gazete haberlerini ve ABD halk sağlığı servisinin raporunu karşılaştırarak, salgının savaş koşullarında nasıl algılandığını ve ölçülmeye çalışıldığını değerlendirebileceksin.
- Salgının neden uzun süre «unutulduğu» ve bugün nasıl yeniden değerlendirildiği üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — tarafsız bir ülkenin adı
Mayıs 1918'de, İspanya'nın başkenti Madrid'de, yeni bir hastalık hızla yayılmaya başladı. Tiyatrolar boşaldı, tramvaylar seyrek çalıştı, bakanlıklarda memurların önemli bir bölümü işe gelemedi; hastalananlar arasında Kral XIII. Alfonso da vardı. İspanya, savaşa girmemiş tarafsız bir ülkeydi; basını sansür altında değildi ve gazeteler salgını açıkça haberleştirdi. Oysa savaşan ülkelerde, aynı hastalık aylardır askerî kamplarda ve cephelerde görülüyordu; ama sansür, düşmana zayıflık göstermemek için bu haberlerin yayımlanmasını engelliyordu. Böylece dünya, hastalığı ilk olarak İspanyol gazetelerinden öğrendi ve ona «İspanyol gribi» adını verdi. İspanyollar ise hastalığın kuzeyden, Fransa'dan geldiğini düşünüyordu. Bu ad, tarihin en ölümcül salgınlarından birinin kökenini değil, yalnızca savaş zamanında haberlerin nasıl dolaştığını anlatır. Bu ders, savaşın son aylarında başlayan ve birkaç ay içinde dört yıllık cephe kayıplarını geride bırakan salgının neden bu kadar ölümcül olduğunu ve neden bu kadar çabuk unutulduğunu soruyor.
Bağlam — hareket hâlindeki bir dünya
1918'de dünya, hiç olmadığı kadar hareket hâlindeydi. Milyonlarca asker kamplarda, trenlerde ve gemilerde bir araya geliyor, kıtalar arasında taşınıyordu. Amerikan askerleri kalabalık gemilerle Atlantik'i geçiyor; Hindistan'dan, Afrika'dan, Çin'den, Avustralya'dan gelen askerler ve işçiler Avrupa'nın cephelerinde ve limanlarında çalışıyordu. Cepheden izinle dönen askerler, hastalıkları evlerine taşıyordu. Dört yıllık savaş, pek çok ülkede halkı yorgun, yetersiz beslenmiş ve kalabalık kentlerde yaşar hâle getirmişti. Hekimlerin ve hemşirelerin önemli bir bölümü ordulardaydı.
Savaş, salgına karşı alınabilecek önlemleri de sınırladı. Hükümetlerin önceliği, askerleri ve mühimmatı cepheye zamanında ulaştırmaktı; kalabalık asker gemilerinin seferleri, salgının en yoğun haftalarında bile büyük ölçüde sürdü. Savaş fabrikalarında üretimi aksatmamak için işyerleri açık tutuldu, savaş tahvilleri için büyük kalabalıklar toplandı. Gazeteler ise çoğu ülkede kamuoyunun moralini bozmamak için salgını küçümseyen haberler yayımladı.
Salgının nerede başladığı bugün de kesin olarak bilinmiyor. Tarihçiler ve bilim insanları farklı olasılıklar üzerinde durur: 1918 baharında ABD'nin Kansas eyaletindeki bir askerî kamp, Fransa'daki büyük İngiliz askerî kampları ya da Avrupa'ya işçi olarak getirilen insanların geldiği Çin. Bu kanıtların hiçbiri kesin değildir; salgının birden fazla yerde aynı anda ortaya çıkmış olması da mümkündür.
Gelişme — üç dalga
Salgın, birbirini izleyen üç dalga hâlinde yayıldı. 1918 baharındaki ilk dalga, yaygın ama görece hafifti; hastaların çoğu birkaç gün içinde iyileşti. Bu dalga, cephelerde her iki taraftaki orduları da zayıflattı.
Asıl felaket, 1918 sonbaharında geldi. Ağustos sonunda neredeyse aynı günlerde, Fransa'daki Brest limanında, Batı Afrika'daki Freetown'da ve ABD'de Boston'da ortaya çıkan ikinci dalga, çok daha ölümcüldü. Eylül, Ekim ve Kasım aylarında hastalık, askerî gemilerin ve demiryollarının izlediği yollardan bütün dünyaya yayıldı. Kentlerde hastaneler doldu; okullar, tiyatrolar ve kiliseler kapatıldı; mezar kazıcıları ve tabut yetiştirilemedi. 1919'un başında üçüncü, daha hafif bir dalga geldi.
Dönüş noktası — gençleri öldüren bir grip
1918 salgınını öteki grip salgınlarından ayıran, kimleri öldürdüğüydü. Grip genellikle en çok bebekler ve yaşlılar için tehlikelidir. Oysa 1918 sonbaharında ölenlerin şaşırtıcı bir bölümü, yirmi ile kırk yaş arasındaki sağlıklı genç yetişkinlerdi. Hastaların bir bölümü birkaç gün içinde ağır bir solunum yetmezliğine giriyordu; ölümlerin çoğu ise, gribin zayıflattığı akciğerlere yerleşen bakterilerin yol açtığı zatürreden kaynaklanıyordu. Antibiyotikler henüz yoktu.
Dönemin hekimleri, hastalığın nedenini bilmiyordu. Pek çoğu, Alman bakteriyolog Richard Pfeiffer'in 1890'larda tanımladığı bir bakterinin gribe yol açtığına inanıyordu; bu bakteriye karşı aşılar hazırlandı, ama işe yaramadı. Gribe bir virüsün yol açtığı ancak 1930'larda kesinleşti. 1918 virüsünün genetik yapısı ise çok daha sonra, 1990'lardan itibaren Jeffery Taubenberger'in de aralarında bulunduğu bilim insanlarının, korunmuş doku örneklerinden yaptığı çalışmalarla çözüldü.
Yaygın yanlış«İspanyol gribi İspanya'da başladı.»
Hastalığın İspanya'da başladığına dair hiçbir kanıt yoktur. Ad, yalnızca savaşa girmemiş İspanya'nın basınının salgını sansürsüz haberleştirmesinden kaynaklanır. Salgının kökeni bugün de tartışmalıdır; tarihçiler ve bilim insanları Kuzey Amerika, Fransa ve Çin gibi farklı olasılıklar üzerinde durur. Farklı ülkeler hastalığa, kökenini genellikle bir başka halka yükleyen farklı adlar verdi.
Cevap — savaşın gölgesinde bir felaket
1918–1920 grip salgını, savaşın yarattığı koşullarla birleşerek dünyanın her köşesine ulaştı. Askerlerin ve işçilerin kıtalar arasında taşınması, kalabalık kamplar, yorgun ve yetersiz beslenmiş toplumlar ve sağlık personelinin cephede olması, hastalığın yayılmasını ve ölümcüllüğünü artırdı. Sansür, salgının ilk aşamalarında bilgilerin gizlenmesine yol açtı. Genç yetişkinleri öldüren bu olağanüstü salgın, tahminlere göre savaşın dört yılında ölenlerden daha fazla insanın hayatını birkaç ay içinde aldı. Ama savaşın bitişiyle çakıştığı için, toplumların belleğinde savaşın gölgesinde kaldı.
Bugünle bağ — İstanbul'da «İspanyol nezlesi»
Salgın, savaşın son aylarında Osmanlı Devleti'ne de ulaştı. İstanbul'da ve Anadolu'nun pek çok yerinde görülen hastalık, dönemin basınında «İspanyol nezlesi» adıyla anıldı. Savaşın yorduğu, gıda sıkıntısı ve salgınlarla boğuşan bir ülkede, hastalığın tam boyutunu gösteren güvenilir sayılar yoktur; tarihçiler bu dönemi, gazeteler ve yerel kayıtlar üzerinden yeniden kurmaya çalışmaktadır. Yüz yıl sonra, 2020'de başlayan koronavirüs salgını sırasında, 1918 salgını dünyanın her yerinde, Türkiye'de de, yeniden hatırlandı: maske, okulların kapatılması, toplantıların yasaklanması ve bulaşın hızını düşürme çabaları gibi önlemlerin tarihi, bu salgının deneyimlerine dayanıyordu.
Birincil kaynak
New York Times'ın 28 Haziran 1918 tarihli yorum köşesinde, bir gün önce yayımlanan Alman ordusundaki grip salgını haberi üzerine yazılanlardan:
What degree of importance should be ascribed to the report that an epidemic of "Spanish influenza" is sweeping through the German armies on the western front depends on the degree of virulence marking the particular strain of bacilli that is now at work. […] It is possible, therefore, that the appearance of this malady may influence the conduct of the war, or even play a part in deciding its conclusion. […] there is ground for hoping and even for believing that the soldiers of the Allies, not having been through a long course of undernourishment, would be better able than the Germans to resist the attack of the bacilli […]. The fact that this influenza is called Spanish by no means proves it of that origin.
Türkçesi: Batı cephesindeki Alman ordularını bir «İspanyol gribi» salgınının kasıp kavurduğu haberine ne kadar önem verilmesi gerektiği, şu anda iş başında olan basil türünün ne kadar öldürücü olduğuna bağlıdır. […] Dolayısıyla bu hastalığın ortaya çıkışının savaşın gidişatını etkilemesi, hatta sonucunun belirlenmesinde bir rol oynaması mümkündür. […] Uzun süre yetersiz beslenmemiş olan İtilaf askerlerinin, basillerin saldırısına Almanlardan daha iyi direnebileceğini ummak, hatta buna inanmak için neden vardır […]. Bu gribe İspanyol denmesi, onun oradan çıktığını hiç de kanıtlamaz.
Kaynak: «Topics of the Times: Concerning "Spanish Influenza"», The New York Times, 28 Haziran 1918; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Yazar, salgına öncelikle hangi açıdan bakar? Bu bakış açısı, savaş zamanında bir hastalığın nasıl algılandığı hakkında ne söyler?
- Yazar hastalığın nedenini «basiller» olarak anar. Bugün bildiklerimiz, 1918'deki tıp bilgisinin sınırları hakkında ne gösterir?
- İtilaf askerlerinin daha az etkileneceği yolundaki umut, sonraki aylarda nasıl bir sonuç verdi?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alfred Crosby (1976) — Salgın üzerine ilk kapsamlı tarih çalışmalarından birini yazdı; kitabının sonraki baskısına «Amerika'nın unutulmuş salgını» adını verdi ve bu kadar büyük bir felaketin toplumların belleğinden, ders kitaplarından ve edebiyattan neden neredeyse silindiğini sordu.
- Howard Phillips ve David Killingray (2003) — Derledikleri kitapta, salgını Avrupa ve Kuzey Amerika'nın dışından, Hindistan'dan, Afrika'dan, Latin Amerika'dan ve Pasifik adalarından bakarak inceleyen çalışmaları bir araya getirdiler; ölümlerin ezici çoğunluğunun sömürge dünyasında ve yoksul toplumlarda yaşandığını gösterdiler.
- John Barry (2004) — The Great Influenza adlı kitabında, salgının 1918 başında ABD'nin Kansas eyaletinde başladığını savundu; savaş hükümetinin propaganda ve sansür politikalarının, halkı uyarmayı geciktirerek felaketi büyüttüğünü ileri sürdü.
- Laura Spinney (2017) — Pale Rider adlı kitabında, salgını küresel bir olay olarak ele aldı; farklı toplumların hastalığı nasıl anlamlandırdığını, dinsel, tıbbi ve siyasi tepkilerini ve salgının dünya tarihindeki uzun süreli etkilerini inceledi.
2020'deki koronavirüs salgını, bu çalışmalara ilgiyi yeniden artırdı. Bu tarihçiler, salgını farklı açılardan değerlendirir. Crosby ve Barry salgının ABD'deki seyrine ve unutuluşuna odaklanır; Phillips, Killingray ve Spinney ise bakışı küresel ölçeğe, özellikle sömürge dünyasına genişletir. Salgının kökenine ilişkin görüşler de hâlâ ayrışmaktadır. Tartışma, bu kadar büyük bir felaketin neden savaşın gölgesinde kaldığı ve onu anlamak için hangi toplumların deneyimine bakmamız gerektiği sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Salgının bedeli, dünyanın farklı bölgelerinde çok eşitsiz dağıldı. En ağır kayıplar, sömürge yönetimi altındaki ve yoksul toplumlarda yaşandı. Hindistan'da hastalık, Eylül 1918'de Bombay limanına gelen gemilerle başladı ve demiryolları boyunca bütün ülkeye yayıldı; kıtlık ve yoksullukla birleşerek milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Tahminlere göre salgında en çok insan kaybeden ülke Hindistan'dı. Bu felaket, İngiliz yönetimine duyulan öfkeyi artırdı ve savaş sonrasında büyüyen bağımsızlık hareketinin arka planında yer aldı. Afrika'da da salgın, limanlardan iç bölgelere, demiryolları ve nehir yolları boyunca ilerledi.
Salgın, farklı toplumlarda farklı biçimlerde anlamlandırıldı. Bazı yerlerde hastalık bir yabancı halkın ya da düşmanın getirdiği bir bela olarak görüldü; ABD'de Alman casuslarının mikrop yaydığı yolunda söylentiler dolaştı. Bazı toplumlarda ise salgın dinsel bir sınav ya da ceza olarak yorumlandı; halk hekimliği ve geleneksel ilaçlar, modern tıbbın çaresiz kaldığı yerde umut kaynağı oldu.
Pasifik adaları, salgının ne kadar farklı sonuçlar doğurabildiğinin çarpıcı bir örneğini sunar. Kasım 1918'de Yeni Zelanda'dan gelen bir gemi, Batı Samoa'ya hastalığı taşıdı; birkaç hafta içinde adaların nüfusunun beşte birinden fazlası hayatını kaybetti. Hemen yanındaki Amerikan yönetimindeki Samoa adalarında ise yetkililer sıkı bir karantina uygulayarak dışarıdan gelen gemileri limana sokmadı ve salgından hiç ölüm yaşanmadı. Bu karşılaştırma, halk sağlığı önlemlerinin ne kadar belirleyici olabileceğini gösterir.
Kentlerde uygulanan önlemler de farklı sonuçlar verdi. ABD'de bazı kentler okulları, tiyatroları ve kiliseleri erken kapattı, toplantıları yasakladı ve maske takmayı zorunlu hâle getirdi. Sık anılan bir örnekte, Philadelphia'da Eylül 1918'in sonunda, uyarılara rağmen savaş tahvilleri için büyük bir geçit töreni düzenlendi ve birkaç gün içinde kentteki ölümler hızla arttı; önlemleri daha erken alan bazı kentlerde ölüm oranları daha düşük kaldı. Sonraki araştırmalar, önlemlerin ne kadar erken alındığının ve ne kadar uzun sürdürüldüğünün belirleyici olduğunu ileri sürer. Bu önlemler o dönemde de tartışmalıydı: bazı kentlerde maske karşıtı gruplar kuruldu, işletme sahipleri kapanmalara itiraz etti.
Salgında kaç kişinin öldüğü hâlâ tartışmalıdır. 1920'lerdeki ilk tahminler yirmi milyon civarındaydı. 2002'de tarihçi Niall Johnson ile Juergen Mueller'in yayımladığı bir çalışma, elli milyon civarında bir tahmin önerdi ve bu rakamın bile düşük kalmış olabileceğini belirtti. Pek çok ülkede ölüm kayıtlarının eksik olması, özellikle sömürge dünyasındaki kayıpların kesin olarak bilinmesini imkânsız kılar. Salgın, halk sağlığı kurumlarının gelişiminde de bir dönüm noktası olarak değerlendirilir: İngiltere'de Sağlık Bakanlığı 1919'da kuruldu ve pek çok ülkede benzer kurumlar bu yıllarda güçlendi. Yine de tarihçi Mark Honigsbaum'un İngiltere üzerine kitabının gösterdiği gibi, bu kurumsal değişimlere rağmen salgının kendisi, savaşın gölgesinde kısa sürede kamuoyunun gündeminden düştü.
Uzman Notu
Temel literatür
- Alfred W. Crosby, Epidemic and Peace, 1918 (Westport: Greenwood Press, 1976; sonraki baskıları America's Forgotten Pandemic: The Influenza of 1918 adıyla).
- Howard Phillips ve David Killingray (ed.), The Spanish Influenza Pandemic of 1918–19: New Perspectives (Londra: Routledge, 2003).
- John M. Barry, The Great Influenza: The Epic Story of the Deadliest Plague in History (New York: Viking, 2004).
- Niall Johnson, Britain and the 1918–19 Influenza Pandemic: A Dark Epilogue (Londra: Routledge, 2006).
- Mark Honigsbaum, Living with Enza: The Forgotten Story of Britain and the Great Flu Pandemic of 1918 (Londra: Macmillan, 2009).
- Laura Spinney, Pale Rider: The Spanish Flu of 1918 and How It Changed the World (Londra: Jonathan Cape, 2017).
Arşiv ve kaynak
Salgının kaynakları arasında halk sağlığı kurumlarının raporları ve istatistikleri, ordu sağlık kayıtları, hastane kayıtları, gazeteler, belediyelerin aldığı kararlar, hekimlerin ve hemşirelerin mektupları ve anıları, mezarlık ve kilise kayıtları vardır. Pek çok ülkede grip bildirilmesi zorunlu bir hastalık olmadığı için sayısal kayıtlar eksiktir; tarihçiler toplam ölüm oranlarındaki olağandışı artıştan yola çıkarak tahmin yapar. New York Times'ın 1918 haberleri Vikikaynak'ta, Public Health Reports'un ilgili sayısı Internet Archive'da bulunur.
Açık sorular
- Savaş olmasaydı, 1918 salgını bu kadar yayılır ve bu kadar ölümcül olur muydu?
- Salgın, Birinci Dünya Savaşı'nın son aylarındaki askerî olayları ne ölçüde etkiledi?
- Bu kadar büyük bir felaket neden onlarca yıl boyunca toplumların belleğinde savaşın gölgesinde kaldı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Salgına «İspanyol gribi» adının verilmesinin nedeni nedir? A) Salgının İspanya'da başlaması B) Tarafsız İspanya'nın basınının salgını sansürsüz haberleştirmesi C) İspanyol askerlerinin hastalığı taşıması D) İspanyol bir hekimin hastalığı keşfetmesi
- (Hedef 1) 1918 salgınını öteki grip salgınlarından ayıran özelliklerden biri nedir? A) Yalnızca yaşlıları etkilemesi B) Genç yetişkinler arasında çok yüksek ölüm oranına yol açması C) Yalnızca Avrupa'da görülmesi D) Hiç ölüme yol açmaması
- (Hedef 2) 27 Eylül 1918 tarihli ABD halk sağlığı raporu, grip vakalarının tam sayısının neden bilinemediğini söyler? A) Hastalık henüz ABD'ye ulaşmadığı için B) Grip eyaletlerin çoğunda bildirilmesi zorunlu bir hastalık olmadığı için C) Hastaneler kapatıldığı için D) Ordu bilgileri gizlediği için
- (Hedef 2) New York Times'ın 28 Haziran 1918 tarihli yazısına göre İtilaf askerleri neden gribe daha iyi dayanabilirdi? A) Aşılandıkları için B) Uzun süre yetersiz beslenmedikleri için C) Cepheden uzak oldukları için D) Hastalık yalnızca Almanları etkilediği için
- (Hedef 3) Salgını «Amerika'nın unutulmuş salgını» olarak adlandıran tarihçi kimdir? A) Alfred Crosby B) John Barry C) Laura Spinney D) Howard Phillips
Açık uçlu soru
(Hedef 3) 1918–1920 grip salgını neden uzun süre «unutulmuş» bir salgın olarak kaldı? Cevabında New York Times'ın haziran haberlerini ve ABD halk sağlığı raporunu kullan; Crosby ile Phillips ve Killingray'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Tarafsız İspanya'nın basını salgını sansürsüz haberleştirdi.
- B — Genç yetişkinler arasında çok yüksek ölüm oranına yol açtı.
- B — Grip eyaletlerin çoğunda bildirilmesi zorunlu bir hastalık değildi.
- B — Uzun süre yetersiz beslenmedikleri için.
- A — Bu adı Alfred Crosby kullandı.
Kapsamlı bir cevap, salgının savaşın son aylarıyla çakıştığını, savaşan ülkelerde sansür yüzünden gizlendiğini ve savaşın bitişinin coşkusu ile yası içinde toplumların belleğinde geri planda kaldığını açıklar. New York Times'ın haziran haberlerini, salgının ilk olarak savaşın diliyle, düşmanın zayıflığı olarak okunduğunu gösteren kaynaklar olarak; halk sağlığı raporunu ise devletin bile salgının boyutunu bilmediğini ve kayıtların eksik olduğunu gösteren bir belge olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Crosby'nin ABD'deki unutuluşa odaklanan yaklaşımını, Phillips ve Killingray'in kayıpların büyük bölümünün yaşandığı sömürge dünyasına dikkat çeken yaklaşımıyla karşılaştırır ve «unutulmanın» kimin belleği için geçerli olduğunu sorgular.
Sonraki bölüme köprü
Salgın, hiçbir sınır tanımayan bir tehlikenin ancak ülkelerin birlikte hareket etmesiyle sınırlanabileceğini acı bir biçimde gösterdi. Aynı yıllarda Paris'te toplanan galip devletler de, savaşın bir daha yaşanmaması için devletleri bir araya getirecek uluslararası bir örgüt kurmaya karar vermişti. Bu örgüt, devletler arasındaki kavgaları masada çözmeyi ve saldırıya uğrayan bir üyeyi bütün üyelerin birlikte korumasını vaat ediyordu; salgın hastalıklarla mücadele gibi alanlarda da bir işbirliği çatısı kurdu. Ama en güçlü devletlerden biri ona hiç katılmadı, ötekiler ise onun kararlarını uygulamakta isteksiz davrandı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Milletler Cemiyeti neden başarısız oldu?