Öğrenme hedefleri
- 1919 Paris Barış Konferansı'nın nasıl çalıştığını, Almanya ile imzalanan Versay Antlaşması'nın başlıca hükümlerini ve öteki yenilen devletlerle yapılan antlaşmaları açıklayabileceksin.
- Antlaşmanın savaş suçu ve tazminat maddelerini, Keynes'in eleştirisini ve Alman heyeti başkanının Versay'daki konuşmasını karşılaştırarak, barışın farklı taraflarca nasıl algılandığını değerlendirebileceksin.
- Versay'ın yeni bir savaşa zemin hazırlayıp hazırlamadığı üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — aynalı salonda bir imza
28 Haziran 1919 öğleden sonra, Versay Sarayı'nın aynalı büyük galerisinde, iki Alman bakanı, kalabalık bir salonun ortasındaki masaya yaklaşarak barış antlaşmasının altına imza attı. Tarih, Saraybosna'daki suikastın beşinci yıldönümüne denk geliyordu. Mekân ise bilinçli olarak seçilmişti: kırk sekiz yıl önce, 1871'de, Alman İmparatorluğu aynı salonda, yenilmiş Fransa'nın sarayında ilan edilmişti. Şimdi Fransa, aynı salonu Almanya'nın yenilgisinin sahnesi yapıyordu. İmzadan sonra sarayın bahçelerinde toplar atıldı, çeşmeler çalıştırıldı. Ama salondaki pek çok kişi, bu antlaşmanın kalıcı bir barış getireceğinden emin değildi. Fransız ordusunun başkomutanı Mareşal Foch'un, antlaşma için bunun bir barış değil, yirmi yıllık bir ateşkes olduğunu söylediği aktarılır. Bu ders, dört yıllık bir savaşın ardından kurulan barışın neden bu kadar tartışmalı olduğunu ve sonraki yirmi yılda neden kalıcı olamadığını soruyor.
Bağlam — Paris'te dünyanın yeniden çizilmesi
Ocak 1919'da Paris'te açılan barış konferansı, tarihin en büyük diplomatik toplantılarından biriydi. Otuzu aşkın ülkenin heyeti, gazeteciler, danışmanlar ve kendi davalarını duyurmak isteyen sayısız temsilci kente akın etti. Ama asıl kararları, dört büyük galip devletin önderleri verdi: ABD Başkanı Woodrow Wilson, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau, İngiltere Başbakanı David Lloyd George ve İtalya Başbakanı Vittorio Orlando. Yenilen devletler konferansa çağrılmadı; antlaşmalar hazırlandıktan sonra imzalamaları için önlerine kondu. Sovyet Rusya da davet edilmedi.
Dört önderin hedefleri birbirinden farklıydı. Wilson, On Dört İlke'ye dayanan, kendi kaderini tayin hakkını ve uluslararası bir örgütü temel alan yeni bir dünya düzeni kurmak istiyordu. Clemenceau için öncelik Fransa'nın güvenliğiydi: topraklarının kuzeyi yıkılmış, bir buçuk milyona yakın askerini kaybetmiş bir ülke olarak, Almanya'nın bir daha saldıramayacak kadar zayıflatılmasını istiyordu. Lloyd George, bir yandan seçmenlerine Almanya'yı ödeteceğini vaat etmişti, öte yandan Almanya'nın fazla ezilmesinin Avrupa'da dengeyi bozacağından ve Bolşevizmin yayılmasına yol açacağından korkuyordu. Orlando ise İtalya'ya savaşa girerken vaat edilen toprakları istiyordu; istekleri karşılanmayınca bir süre konferansı terk etti.
Gelişme — antlaşmanın hükümleri
Versay Antlaşması, dört yüzü aşkın maddeden oluşuyordu. Almanya, Alsas-Loren'i Fransa'ya geri verdi; doğudaki toprakların bir bölümünü yeniden kurulan Polonya'ya bıraktı. Polonya'ya denize çıkış sağlamak için Almanya'nın doğu bölgesi, bir koridorla ülkenin geri kalanından ayrıldı; Danzig kenti, Milletler Cemiyeti'nin denetiminde bir serbest kent oldu. Almanya bütün sömürgelerini kaybetti. Ordusu yüz bin kişiyle sınırlandı; zorunlu askerlik, tanklar, askerî uçaklar ve denizaltılar yasaklandı. Ren bölgesi on beş yıl süreyle İtilaf devletlerinin işgaline bırakıldı ve kalıcı olarak askerden arındırıldı.
Antlaşmanın en çok tartışılan bölümü, savaş tazminatı bölümüydü. Galip devletler, savaşın yol açtığı zararların Almanya'ya ödetilmesini istiyordu; ama ne kadar ödenebileceği konusunda anlaşamadılar. Antlaşma, toplam tutarı belirlemedi ve bu kararı sonradan kurulacak bir komisyona bıraktı. Bölümün başındaki madde ise Almanya'nın ve müttefiklerinin, savaşın yol açtığı bütün kayıp ve zararların sorumluluğunu kabul ettiğini belirtiyordu.
Alman heyeti, antlaşma taslağını Mayıs 1919'da, hiçbir sözlü müzakereye izin verilmeden, yazılı olarak aldı.
Almanya'nın itirazları, birkaç küçük değişiklik dışında kabul edilmedi. Galip devletler, antlaşmanın imzalanmaması durumunda savaşın yeniden başlayacağını bildirdi. Alman hükümeti istifa etti; yerine gelen hükümet, meclisin onayıyla antlaşmayı imzalamak zorunda kaldı.
Dönüş noktası — ulusların kendi kaderi kimi kapsıyordu?
Wilson'ın halkların kendi geleceğini seçmesi yolundaki ilkesi, Avrupa'nın dışında da büyük umutlar uyandırmıştı. Mısır'dan Hindistan'a, Kore'den Çin'e kadar sömürge yönetimi altındaki ya da yabancı baskısı altındaki halkların temsilcileri, bu ilkenin kendilerini de kapsayacağını umarak Paris'e dilekçeler gönderdi. Fransız yönetimindeki Vietnam'dan gelen genç bir milliyetçi, Nguyễn Ái Quốc adıyla, halkı için temel haklar isteyen bir dilekçeyi konferansa iletmeye çalıştı; dilekçe yanıtsız kaldı. Japon heyetinin temsilcisi Makino Nobuaki, Milletler Cemiyeti'nin kuruluş belgesine ulusların eşitliğini ve ırk ayrımcılığının reddini öngören bir madde eklenmesini önerdi; öneri çoğunluğun desteğini aldığı hâlde, Wilson'ın başkanlığında oy birliği gerektiği gerekçesiyle kabul edilmedi.
Bu ilkenin sınırları çabuk anlaşıldı. Mart 1919'da Seul'de Japon yönetimine karşı başlayan bağımsızlık gösterileri, Mısır'daki ayaklanma ve Mayıs 1919'da Çin'de, eski Alman topraklarının Çin'e değil Japonya'ya verilmesine karşı başlayan öğrenci gösterileri, Paris'ten gelen haberlere tepki olarak büyüdü. Yenilen imparatorlukların sömürgeleri ve Osmanlı Devleti'nin Arap toprakları, «manda» adı altında İngiltere'ye ve Fransa'ya bırakıldı.
Yaygın yanlış«Versay Antlaşması, Almanya'yı tamamen yıktı ve İkinci Dünya Savaşı'nı kaçınılmaz kıldı.»
Versay, Almanya'yı ağır biçimde cezalandırdı; ama Almanya, toprak kayıplarına rağmen Avrupa'nın en kalabalık ve sanayi bakımından en güçlü devletlerinden biri olarak kaldı. Tazminat miktarı, 1920'lerde yapılan anlaşmalarla birkaç kez düşürüldü ve sonunda büyük ölçüde ödenmeden bırakıldı. Pek çok tarihçiye göre sorun, antlaşmanın hükümlerinden çok, galip devletlerin onu uygulamakta tutarsız davranması, ABD'nin antlaşmayı onaylamayıp Avrupa'dan çekilmesi ve 1929 ekonomik bunalımının yarattığı koşullardı. İkinci savaş, Versay'dan yirmi yıl sonra, pek çok farklı kararın ve olayın sonucu olarak çıktı.
Versay'ın en etkili eleştirisi, konferansta İngiliz Maliye Bakanlığı'nın temsilcisi olarak bulunan genç ekonomist John Maynard Keynes'ten geldi. Keynes, antlaşmanın ekonomik hükümlerini kabul edilemez bularak Haziran 1919'da görevinden istifa etti ve aynı yılın sonunda bir kitap yayımladı.
Cevap — ne yeterince sert ne yeterince yumuşak
Paris'te kurulan barış, birbiriyle çelişen hedeflerin ürünüydü. Wilson'ın yeni bir dünya düzeni umudu, Clemenceau'nun güvenlik kaygısı ve Lloyd George'un seçmenlerine verdiği sözler, tek bir metinde uzlaştırılmaya çalışıldı. Sonuç, Almanya'yı öfkelendirecek kadar sert, ama onu kalıcı olarak zayıflatacak kadar sert olmayan bir antlaşma oldu. Bu ilke, dağılan imparatorlukların yerinde yeni devletlerin doğmasına imkân verdi; ama sömürge dünyasındaki halklar bu ilkenin kendilerini kapsamadığını gördü. Barışı korumak için kurulan Milletler Cemiyeti, ABD'nin katılmamasıyla baştan zayıf kaldı. Barışın kaderi, antlaşmanın kendisinden çok, sonraki yıllarda nasıl uygulandığına bağlıydı.
Bugünle bağ — Sevr'den Lozan'a
Osmanlı Devleti ile yapılan barış, öteki yenilen devletlerinkinden daha geç ve daha farklı bir yol izledi. Ağustos 1920'de Paris yakınlarındaki Sevr'de imzalanan antlaşma, Anadolu'nun büyük bölümünü galip devletler arasında paylaştırmayı öngörüyordu; ama Osmanlı meclisi tarafından onaylanmadı ve Ankara'daki hükümet tarafından tanınmadı. Anadolu'da sürdürülen Kurtuluş Savaşı'nın ardından, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, galip devletlerin bu kez karşılarındaki heyetle masada uzun süre pazarlık ettiği ve dayatılan bir antlaşmanın yerini alan bir barış olarak değerlendirilir. Bu sürecin ayrıntıları, Kurtuluş Savaşı ve Lozan'ı işleyen derslerde anlatılır.
Birincil kaynak
28 Haziran 1919'da imzalanan Versay Antlaşması'nın tazminat bölümünün ilk iki maddesinden:
Article 231. The Allied and Associated Governments affirm and Germany accepts the responsibility of Germany and her allies for causing all the loss and damage to which the Allied and Associated Governments and their nationals have been subjected as a consequence of the war imposed upon them by the aggression of Germany and her allies.
Article 232. The Allied and Associated Governments recognize that the resources of Germany are not adequate […] to make complete reparation for all such loss and damage. The Allied and Associated Governments, however, require, and Germany undertakes, that she will make compensation for all damage done to the civilian population of the Allied and Associated Powers and to their property […].
Türkçesi: Madde 231. Müttefik ve Ortak Hükümetler, Almanya'nın ve müttefiklerinin saldırısıyla kendilerine dayatılan savaşın sonucu olarak bu hükümetlerin ve vatandaşlarının uğradığı bütün kayıp ve zararlara yol açmanın sorumluluğunun Almanya'ya ve müttefiklerine ait olduğunu teyit eder ve Almanya bunu kabul eder.
Madde 232. Müttefik ve Ortak Hükümetler, Almanya'nın kaynaklarının […] bütün bu kayıp ve zararları tamamen tazmin etmeye yetmediğini kabul eder. Bununla birlikte Müttefik ve Ortak Hükümetler, Almanya'nın Müttefik ve Ortak Devletlerin sivil halkına ve onların mülklerine verilen bütün zararları tazmin etmesini şart koşar ve Almanya bunu üstlenir […].
Kaynak: Treaty of Peace between the Allied and Associated Powers and Germany, Versay, 28 Haziran 1919, VIII. kısım, 231–232. maddeler; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- 231. madde, sorumluluğu kime ve hangi gerekçeyle yükler? Almanya'da neden «savaş suçu maddesi» olarak anıldı?
- 232. madde, Almanya'nın kaynaklarının bütün zararları karşılamaya yetmediğini kabul eder. Bu kabul, 231. maddenin iddiasıyla nasıl bir gerilim içindedir?
- Tazminatın sivil halka ve mülklerine verilen zararlarla sınırlandırılması, Wilson'ın ilkeleri ile Fransa'nın talepleri arasındaki uzlaşmayı nasıl yansıtır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Sally Marks (1978) — Tazminatlar üzerine yazdığı etkili makalesinde, Almanya'nın tazminatları ödeyemeyecek durumda olduğu yolundaki yaygın görüşe karşı çıktı; asıl sorunun ekonomik gücün değil, Alman hükümetlerinin ödemeye yönelik siyasi isteksizliğinin ve galiplerin tutarsızlığının olduğunu savundu.
- Zara Steiner (2005) — The Lights that Failed adlı kitabında, 1920'lerin Avrupa'sını inceleyerek Versay'ın kaçınılmaz bir başarısızlık olmadığını, 1920'lerin ortasında uluslararası işbirliğinin gerçek başarılar kazandığını ve barışın asıl olarak 1929 bunalımından sonra çöktüğünü gösterdi.
- Erez Manela (2007) — The Wilsonian Moment adlı kitabında, Wilson'ın ilkelerinin Mısır'da, Hindistan'da, Çin'de ve Kore'de nasıl okunduğunu inceledi; Paris'teki hayal kırıklığının, sömürge karşıtı milliyetçiliği uluslararası bir harekete dönüştürdüğünü savundu.
- Adam Tooze (2014) — The Deluge adlı kitabında, savaş sonrası düzeni ABD'nin yükselen ekonomik gücü etrafında yeniden yorumladı; ABD'nin bu gücü sorumluluk üstlenerek kullanmaktan kaçınmasının, istikrarlı bir düzenin kurulamamasında belirleyici olduğunu savundu.
Bu yeni yorumlar, Keynes'in kurduğu «Kartaca barışı» imgesini sorgulamış, ama antlaşmanın Almanya'da nasıl algılandığının siyasi sonuçlarını da ciddiye almıştır. Bu tarihçiler, Versay'ın mirasını farklı açılardan değerlendirir. Marks ve Steiner, antlaşmanın kendisinden çok onun uygulanışına ve sonraki siyasi kararlara bakar; Manela barışı sömürge dünyasının gözünden, Tooze ise küresel ekonomik güç dengesi içinden okur. Keynes'ten beri süren tartışma, Versay'ın yeni bir savaşın tohumlarını mı taşıdığı, yoksa onu uygulayanların mı barışı kaybettiği sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Tazminat meselesi, antlaşmanın imzalanmasından sonra yıllarca Avrupa siyasetinin merkezinde kaldı. 1921'de bir komisyon, Almanya'nın savaş tazminatı borcunu belirledi; ama borcun önemli bir bölümü, ödenmesi pek beklenmeyen tahviller biçiminde düzenlenmişti ve gerçek yük, kâğıt üzerindeki rakamdan çok daha küçüktü. Almanya ödemeleri aksatınca, Fransız ve Belçika birlikleri 1923'te Almanya'nın sanayi bölgesi Ruhr'u işgal etti. Bu kriz, Alman para biriminin çöküşüyle birleşti. 1924'te ve 1929'da ABD'li bankacıların öncülüğünde hazırlanan planlar, ödemeleri yeniden düzenleyip hafifletti; Almanya, ödemelerinin bir bölümünü Amerikan kredileriyle yaptı. 1932'de, büyük ekonomik bunalımın ortasında, tazminatlar fiilen sona erdirildi. Tarihçiler, Almanya'nın sonunda ödediği tutarın, antlaşmada öngörülen tutarın küçük bir bölümü olduğunu vurgular.
Öteki barış antlaşmaları da benzer gerilimler taşıyordu. Avusturya ile imzalanan antlaşma, Almanca konuşan Avusturya'nın Almanya ile birleşmesini yasakladı; bu yasak, kendi kaderini tayin hakkı ilkesiyle açıkça çelişiyordu. Macaristan ile imzalanan antlaşma, ülkenin nüfusunun önemli bir bölümünü komşu devletlerin sınırları içinde bıraktı; Macaristan'da bu antlaşma, yüzyıl boyunca ulusal bir yas olarak anıldı. Bulgaristan, Ege kıyısındaki topraklarını kaybetti. Bu antlaşmaların hepsi, yenilen tarafların müzakereye katılmadan kabul etmek zorunda kaldığı metinlerdi; hepsi de sonraki yıllarda bu antlaşmaları değiştirmeyi hedefleyen hareketlerin bayrağına dönüştü.
Konferans, Avrupa'nın haritasını da kökten değiştirdi. Avusturya-Macaristan'ın dağılmasıyla Çekoslovakya, Yugoslavya ve yeniden kurulan Polonya ortaya çıktı; Macaristan topraklarının üçte ikisini kaybetti. Ama bu yeni devletlerin sınırları, halkların iç içe yaşadığı bölgelerde hiçbir zaman herkesi memnun edemedi. Milyonlarca insan, bir gecede kendilerini başka bir devletin azınlığı olarak buldu. Konferans, bu azınlıkları korumak için yeni devletlere azınlık hakları antlaşmaları imzalattı; ama bu korumaların uygulanması, Milletler Cemiyeti'nin sınırlı gücüne bağlıydı.
ABD'nin tutumu, barışın geleceğini derinden etkiledi. Wilson, antlaşmayı onaylatmak için çıktığı yurt içi gezisinde çöktü ve birkaç gün sonra ağır bir felç geçirdi. Senato, ABD'nin egemenliğini sınırlayacağı kaygısıyla antlaşmayı ve Milletler Cemiyeti'ne katılmayı onaylamadı. ABD, Almanya ile 1921'de ayrı bir barış antlaşması imzaladı. Fransa'ya verilen İngiliz ve Amerikan güvenlik güvencesi de, ABD'nin onaylamaması yüzünden hiç yürürlüğe girmedi. Böylece barışın mimarlarından biri, onu korumanın sorumluluğunu üstlenmedi. Fransa, bu güvenceden yoksun kalınca, doğudaki yeni devletlerle ittifaklar kurmaya ve Almanya'yı antlaşmanın harfine sıkı sıkıya bağlı tutmaya yöneldi; bu da iki ülke arasındaki gerilimi uzun süre canlı tuttu.
Almanya'da ise antlaşma, bütün siyasi yelpazede bir «dayatma» olarak görüldü. Onu imzalamak zorunda kalan cumhuriyetin siyasetçileri, aşırı sağ tarafından «Kasım suçluları» diye damgalandı. Arkadan vurulma efsanesi ile Versay'a duyulan öfke birleşti; bu öfke, iki savaş arasında antlaşmanın hükümlerini yıkmayı vaat eden hareketlerin elinde güçlü bir silaha dönüştü.
Uzman Notu
Temel literatür
- Alan Sharp, The Versailles Settlement: Peacemaking in Paris, 1919 (Londra: Macmillan, 1991).
- Manfred F. Boemeke, Gerald D. Feldman ve Elisabeth Glaser (ed.), The Treaty of Versailles: A Reassessment after 75 Years (Cambridge: Cambridge University Press, 1998).
- Margaret MacMillan, Peacemakers: The Paris Conference of 1919 and Its Attempt to End War (Londra: John Murray, 2001).
- Zara Steiner, The Lights that Failed: European International History, 1919–1933 (Oxford: Oxford University Press, 2005).
- Erez Manela, The Wilsonian Moment: Self-Determination and the International Origins of Anticolonial Nationalism (Oxford: Oxford University Press, 2007).
- Adam Tooze, The Deluge: The Great War and the Remaking of Global Order, 1916–1931 (Londra: Allen Lane, 2014).
Arşiv ve kaynak
Paris Barış Konferansı'nın kaynakları arasında dört büyük önderin toplantı tutanakları, heyetlerin yazışmaları, antlaşma metinleri ve taslakları, yenilen devletlerin karşı önerileri, konferansa gönderilen dilekçeler, gazeteler ve katılanların anıları vardır. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın konferans üzerine yayımladığı çok ciltli belge derlemesi, en zengin kaynaklardandır. Antlaşma metni Vikikaynak'ta, Keynes'in kitabına Project Gutenberg'den, Brockdorff-Rantzau'nun belgelerine Internet Archive'dan ulaşılabilir.
Açık sorular
- Almanya'ya daha yumuşak bir barış dayatılsaydı, Weimar Cumhuriyeti ayakta kalabilir miydi?
- ABD antlaşmayı onaylayıp Milletler Cemiyeti'ne katılsaydı, savaş sonrası düzen daha istikrarlı olabilir miydi?
- Kendi kaderini tayin hakkının sömürge halklarına uygulanmaması, yirminci yüzyılın geri kalanını nasıl etkiledi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Versay Antlaşması hangi tarihte imzalandı? A) 11 Kasım 1918 B) 18 Ocak 1919 C) 28 Haziran 1919 D) 10 Ağustos 1920
- (Hedef 1) Versay Antlaşması'na göre Alman ordusu kaç kişiyle sınırlandı? A) Elli bin B) Yüz bin C) İki yüz bin D) Beş yüz bin
- (Hedef 2) Brockdorff-Rantzau'ya göre Almanya'dan istenen hangi itiraf «bir yalan olurdu»? A) Belçika'ya haksızlık yapıldığı B) Savaşın tek suçlusunun Almanya olduğu C) Savaşı kaybettiği D) Ablukanın haksız olduğu
- (Hedef 2) Keynes, antlaşmayı neden eleştirdi? A) Almanya'ya fazla toprak bıraktığı için B) Orta Avrupa'yı yoksullaştırarak yeni bir felakete yol açacağı için C) Milletler Cemiyeti'ni kurduğu için D) Fransa'yı fazla zayıflattığı için
- (Hedef 3) Wilson'ın ilkelerinin sömürge dünyasında nasıl okunduğunu inceleyen tarihçi kimdir? A) Sally Marks B) Zara Steiner C) Erez Manela D) Adam Tooze
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Versay Antlaşması yeni bir savaşın tohumlarını mı taşıyordu, yoksa barışı onu uygulayanlar mı kaybetti? Cevabında 231. ve 232. maddeleri, Brockdorff-Rantzau'nun konuşmasını ve Keynes'in uyarısını kullan; Marks ile Manela'nın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — 28 Haziran 1919'da imzalandı.
- B — Yüz bin kişiyle sınırlandı.
- B — Savaşın tek suçlusunun Almanya olduğu itirafı.
- B — Orta Avrupa'yı yoksullaştırarak yeni bir felakete yol açacağı için.
- C — Bunu Erez Manela inceledi.
Kapsamlı bir cevap, Versay'ın birbiriyle çelişen hedeflerin uzlaştırılmasından doğan, Almanya'yı öfkelendirecek kadar sert ama kalıcı olarak zayıflatmayacak kadar sınırlı bir antlaşma olduğunu; barışın kaderinin ise ABD'nin çekilmesi, galiplerin tutarsızlığı ve 1929 bunalımı gibi sonraki gelişmelere bağlı olduğunu açıklar. 231. ve 232. maddeleri, hukuki bir tazminat temeli olarak yazılan ama Almanya'da bir suçlama olarak algılanan hükümler olarak; Brockdorff-Rantzau'nun konuşmasını, Alman tarafının «dayatılmış barış» algısının erken bir ifadesi olarak; Keynes'in kitabını ise antlaşmanın ekonomik sonuçlarına ilişkin etkili ama abartılı bulunan bir uyarı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Marks'ın sorunun ödeme gücünden çok siyasi istekte olduğunu savunan yaklaşımını, Manela'nın barışı sömürge dünyasının hayal kırıklığı üzerinden okuyan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
«Birinci Dünya Savaşı» kursu bu bölümle sona eriyor. Yolculuk, Avrupa'nın neden bir barut fıçısına dönüştüğü sorusuyla başladı; Saraybosna'daki suikastın bir kıta savaşına nasıl dönüştüğünü ve Schlieffen planının Marne'da nasıl çöktüğünü izledik. Siperlerin neden kilitlendiğini, Verdun'u ve Somme'u, Doğu Cephesi'ni, Osmanlı cephelerini ve Gelibolu'yu gördük. Gazın, tankın ve uçağın savaşı nasıl değiştirdiğini, ev cephesinde kadınların yerini, ABD'nin savaşa girişini, Rusya'daki iki devrimi ve savaşın 1918'de nasıl bittiğini inceledik. Son derste, dört yılın ardından kurulan barışın neden kalıcı olamadığını sorduk. Bu derslerin her birinde, sanayileşmiş toplumların bütün güçlerini seferber ettiği bir savaşın, onu başlatanların hiçbirinin öngörmediği sonuçlar doğurduğunu gördük. Programda sırada «İki Savaş Arası» kursu var. Bu kursun ilk dersi, savaşın son aylarında başlayıp birliklerin, gemilerin ve dönen askerlerin taşıdığı bir virüsle bütün dünyaya yayılan ve kısa sürede savaşın kendisinden daha fazla can alan salgını inceliyor. İlk bölüm bunu soruyor: 1918 gribi neden bu kadar ölümcüldü ve dünyayı nasıl etkiledi?