Öğrenme hedefleri
- 1918'de Batı Cephesi'ndeki kilitlenmenin nasıl çözüldüğünü; Alman bahar saldırısını, İtilaf devletlerinin karşı saldırısını ve İttifak devletlerinin birer birer savaştan çekilişini açıklayabileceksin.
- Ludendorff'un 8 Ağustos üzerine yazdıklarını, İmparator'un tahttan çekildiğini duyuran bildiriyi ve ateşkes metnini karşılaştırarak, yenilginin nasıl yaşandığını ve nasıl anlatıldığını değerlendirebileceksin.
- Almanya'nın 1918'deki çöküşünün nedenleri ve «arkadan vurulma» efsanesi üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — ormanda bir tren vagonu
11 Kasım 1918 sabahı saat beşi biraz geçe, Paris'in kuzeyindeki Compiègne ormanında, bir demiryolu hattının üzerinde bekleyen bir yemekli vagonda, birkaç adam bir belgenin altına imza attı. Bir yanda Müttefik orduların başkomutanı Mareşal Ferdinand Foch ve İngiliz donanmasının temsilcileri, öte yanda, siyasetçi Matthias Erzberger'in başkanlık ettiği Alman heyeti vardı. Belgeye göre, bütün cephelerde çatışmalar altı saat sonra, saat on birde duracaktı. Birkaç saat sonra, dört yılı aşkın süredir top seslerinin dinmediği cephelerde sessizlik başladı. Ama bu sessizliğe ulaşmak, yalnızca birkaç ay önce imkânsız görünüyordu: 1918 baharında Alman orduları, savaşın başından beri hiç olmadığı kadar Paris'e yaklaşmıştı. Bu ders, dört yıllık kilitlenmenin birkaç ay içinde nasıl çözüldüğünü ve savaşın neden böyle, bir ateşkesle ve Alman topraklarına hiçbir düşman askeri girmeden bittiğini soruyor.
Bağlam — son kumar
1918'in başında Almanya'nın komutanları, bir fırsat ve bir tehlike görüyordu. Fırsat, Rusya'nın savaştan çekilmesiydi: doğudaki tümenlerin büyük bölümü batıya kaydırılabilirdi. Tehlike ise Amerika Birleşik Devletleri'ydi: her ay on binlerce Amerikan askeri Fransa'ya ulaşıyordu ve birkaç ay içinde denge kesin olarak İtilaf tarafına kayacaktı. Abluka yüzünden Alman kentlerinde açlık sürüyordu; müttefikler Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti tükenme noktasına gelmişti. Ordunun fiilî yöneticisi Erich Ludendorff, Amerikalılar tam güçle gelmeden Batı Cephesi'nde kesin bir zafer kazanmak için büyük bir saldırıya karar verdi.
21 Mart 1918'de başlayan saldırı, yalnızca birkaç saat süren ama hedefleri önceden hesaplanmış bir top atışından sonra, küçük gruplar hâlinde sızan özel eğitimli piyade birlikleriyle İngiliz hattını birkaç gün içinde derinlemesine yardı. Siper savaşının başından beri ilk kez cephe, onlarca kilometre yer değiştirdi. Bu tehlike karşısında İtilaf devletleri, bütün orduların eşgüdümünü ilk kez tek bir komutana, Fransız Mareşal Foch'a verdi.
Gelişme — tükenen saldırı, başlayan karşı saldırı
Nisan'dan Temmuz'a kadar Almanya, farklı cephe kesimlerinde dört büyük saldırı daha yaptı. Her biri toprak kazandırdı, ama hiçbiri İtilaf hattını çökertmedi. Kazanılan topraklar, ilerleyen birliklere yiyecek ve cephane taşımayı zorlaştıran, yıkılmış ve çamurlu bölgelerdi. Saldırıyı yürüten en deneyimli birlikler ağır kayıplar verdi; yerlerini dolduracak yedek kalmadı. Aynı yaz, dünyaya yayılan bir grip salgını iki taraftaki askerleri de yatağa düşürdü. Temmuz ortasında Marne yakınlarındaki son Alman saldırısı, bir Fransız karşı saldırısıyla durduruldu.
Kısa bir süre sonra, 8 Ağustos 1918'de, Amiens yakınlarında İngiliz, Avustralya, Kanada ve Fransız birlikleri, yüzlerce tankın ve uçağın desteğiyle, sabah sisinde beklenmedik bir saldırı başlattı. Alman hattı birkaç saat içinde kilometrelerce geriye itildi; binlerce Alman askeri teslim oldu. Bu saldırı, savaşın son üç ayına adını veren büyük İtilaf taarruzunun başlangıcı oldu. Topçunun, piyadenin, tankların ve uçakların savaş teknolojisi dersinde gördüğümüz biçimde birlikte kullanıldığı bir dizi saldırıyla İtilaf orduları, Alman hatlarını art arda geriye itti. Eylül sonunda Almanların en güçlü savunma hattı yarıldı. Amerikan orduları da Eylül'de Saint-Mihiel'de ve Eylül–Kasım arasında Meuse-Argonne bölgesinde büyük saldırılara katıldı.
Dönüş noktası — müttefikler çekiliyor
Almanya'nın yenilgisini hızlandıran, müttefiklerinin birer birer savaştan çekilmesi oldu. Eylül 1918'in ortasında İtilaf orduları, Selanik'ten Bulgaristan'a karşı büyük bir saldırı başlattı; Bulgaristan, 29 Eylül'de ateşkes imzaladı. Balkanlar'daki cephenin çökmesi, Avusturya-Macaristan'ı ve Osmanlı Devleti'ni doğrudan tehdit etti. Aynı gün Ludendorff ve genelkurmay başkanı Paul von Hindenburg, İmparator II. Wilhelm'e artık bir ateşkes istenmesi gerektiğini bildirdi.
Ekim başında kurulan ve liberal Prens Max von Baden'in başkanlık ettiği yeni Alman hükümeti, ABD Başkanı Woodrow Wilson'a başvurarak On Dört İlke temelinde bir ateşkes istedi. Wilson'la yazışmalar haftalarca sürdü; Wilson, Alman hükümetinin gerçekten halkı temsil etmesini ve askerî yönetimin ortadan kalkmasını istiyordu. Bu sırada Osmanlı Devleti, 30 Ekim'de Mondros'ta; Avusturya-Macaristan ise, imparatorluğu oluşturan halklar bağımsızlıklarını ilan ederken, 3 Kasım'da ateşkes imzaladı. Ekim sonunda Alman donanma komutanları, hükümete danışmadan İngiliz donanmasına karşı son bir büyük çıkış planladı. Wilhelmshaven'daki ve Kiel'deki denizciler, bu umutsuz göreve çıkmayı reddetti; Kiel ayaklanması olarak anılan bu hareket, birkaç gün içinde Almanya'nın bütün büyük kentlerine yayıldı; kentlerde işçi ve asker konseyleri kuruldu.
Yaygın yanlış«Alman ordusu savaş alanında yenilmedi; iç cephedeki sosyalistler ve grevciler onu arkadan vurdu.»
Bu görüş, savaştan hemen sonra Almanya'da yayılan ve sonraki yıllarda aşırı sağcı hareketlerin propagandasında önemli bir yer tutan bir efsanedir. Gerçekte ateşkesi ilk isteyen, Eylül 1918'in sonunda cephedeki durumun umutsuz olduğunu gören Ludendorff ve Hindenburg'un kendileriydi. Alman ordusu, Yüz Gün Taarruzu'nda art arda yenilmiş, yedeklerini tüketmiş ve müttefiklerini yitirmişti. İç cephedeki ayaklanmalar, askerî yenilginin nedeni değil, sonucuydu.
Cevap — savaş alanında ve evde
Savaş, 1918'de birbirini besleyen iki süreçle bitti. Almanya'nın bahar saldırısı, en iyi birliklerini tüketti ama kesin bir sonuç vermedi. İtilaf devletleri, Amerikan askerlerinin ve kaynaklarının desteğiyle, yeni savaş yöntemlerini kullanan saldırılarla Alman ordusunu art arda geriletti. Bulgaristan'ın, Osmanlı Devleti'nin ve Avusturya-Macaristan'ın savaştan çekilmesi, Almanya'yı yalnız bıraktı. Yenilgi kesinleşince, dört yıllık savaşın yorduğu Alman toplumu da ayaklandı. İmparatorluk çöktü; yeni cumhuriyetin temsilcileri, ordunun başlattığı ateşkes talebini sonuçlandırmak zorunda kaldı. Savaş Alman topraklarında yaşanmadan bittiği için, pek çok Alman yenilgiyi kabullenmekte zorlandı.
Bugünle bağ — Mondros ve 11 Kasım
Osmanlı Devleti'nin savaştan çekilişini belgeleyen Mondros Ateşkesi, 30 Ekim 1918'de Limni adasındaki Mondros limanında demirli bir İngiliz savaş gemisinde imzalandı. Ateşkesin, İtilaf devletlerine güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı veren maddesi, Anadolu'daki sonraki gelişmelerin başlangıç noktası oldu; Kasım 1918'de İtilaf donanması İstanbul'a girdi. Bu sürecin Türkiye tarihindeki sonuçlarını, Türkiye tarihi derslerindeki Milli Mücadele bölümleri ayrıntılı olarak ele alır. Bugün pek çok ülkede 11 Kasım, saat on birde yapılan saygı duruşlarıyla, savaşta hayatını kaybedenlerin anıldığı bir gündür.
Birincil kaynak
Erich Ludendorff'un 1919'da yayımlanan anılarında, 8 Ağustos 1918 üzerine yazdıklarından:
I was told of deeds of glorious valor, but also of behavior which, I openly confess, I should not have thought possible in the German Army; whole bodies of our men had surrendered to single troopers or isolated squadrons. Retiring troops, meeting a fresh division going bravely into action, had shouted out things like "Black-leg" and "You're prolonging the war" […]. A battalion commander from the front, who came out with a draft from home shortly before August 8, attributed this to the spirit of insubordination and the atmosphere which the men brought back with them from home. […] August 8 put the decline of that fighting power beyond all doubt […]. The war must be ended.
Türkçesi: Bana şanlı kahramanlıklar anlatıldı; ama itiraf etmeliyim ki Alman ordusunda mümkün olabileceğini düşünmediğim davranışlar da anlatıldı: askerlerimiz, bütün birlikler hâlinde tek tük süvarilere ya da küçük süvari takımlarına teslim olmuştu. Geri çekilen askerler, cesaretle çarpışmaya giden yeni bir tümenle karşılaşınca «Grev kırıcı!», «Savaşı uzatıyorsunuz!» gibi sözler bağırmıştı […]. Cepheden bir tabur komutanı, 8 Ağustos'tan kısa süre önce memleketten bir takviye birliğiyle gelmişti; bunu, askerlerin memleketten beraberlerinde getirdikleri itaatsizlik ruhuna ve havaya bağladı. […] 8 Ağustos, bu savaş gücünün gerilediğini her türlü şüphenin ötesine taşıdı […]. Savaş bitirilmeliydi.
Kaynak: Erich Ludendorff, Ludendorff's Own Story, August 1914–November 1918, c. II (New York: Harper & Brothers, 1919), «The Last Phase» bölümü; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Ludendorff, 8 Ağustos'ta Alman askerlerinin davranışını nasıl anlatır? «Savaşı uzatıyorsunuz» sözü, 1918 yazında cephedeki havayı nasıl yansıtır?
- Ludendorff, askerlerdeki itaatsizliğin kaynağını nerede arar? Bu açıklama, savaştan sonra yayılacak «arkadan vurulma» efsanesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
- «Savaş bitirilmeliydi» sonucuna varan kişinin, ateşkesi isteyen komutanın kendisi olması, yenilginin sorumluluğu tartışmasında neden önemlidir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Wilhelm Deist (1996) — İngilizceye çevrilen etkili bir makalesinde, 1918 yazından itibaren yüz binlerce Alman askerinin cepheye gitmekten kaçındığını, geride oyalandığını ya da teslim olduğunu gösterdi; bunu bir tür «gizli askerî grev» olarak yorumladı ve ordunun çöküşünün iç cepheden değil, askerlerin kendi yorgunluğundan kaynaklandığını savundu.
- Alexander Watson (2008) — Enduring the Great War adlı kitabında, Alman ve İngiliz askerlerinin moralini karşılaştırdı; 1918'deki toplu teslim olmaların devrimci bir isyandan çok, subayların da paylaştığı, yenilginin kaçınılmaz olduğu yolundaki akılcı bir kanaatten kaynaklandığını savundu.
- Jonathan Boff (2012) — Winning and Losing on the Western Front adlı kitabında, 1918'in son aylarında İngiliz ordusunun başarısını, onun öğrenme ve uyum yeteneği ile Alman ordusunun giderek bu yeteneği yitirmesinin birlikte açıkladığını gösterdi.
- Elizabeth Greenhalgh (2014) — The French Army and the First World War adlı kitabında, İngilizce yazılan tarihlerde gölgede kalan Fransız ordusunun ve Foch'un 1918'deki merkezî rolünü vurguladı; zaferin bir koalisyon eseri olduğunu hatırlattı.
Tartışmanın arka planında, savaştan sonra Almanya'da yayılan efsane durur: Deist'in çalışması, tam da bu efsanenin askerî gerçeklikle ne kadar örtüştüğünü sınamak için yazılmıştı. Bu tarihçiler, 1918'deki sonucu farklı açılardan açıklar. Deist ve Watson, Alman ordusunun içinden gelen çöküşe bakar; Boff ve Greenhalgh ise İtilaf ordularının ve komutanlarının başarısını öne çıkarır. Tartışma, Almanya'nın yenilgisinin askerlerinin savaşmayı bırakmasından mı, yoksa İtilaf ordularının savaşmayı öğrenmesinden mi kaynaklandığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Savaşın son aylarında, cephedeki çatışmaların yanında sessiz bir düşman daha yayılıyordu. 1918 baharında ilk dalgası görülen grip salgını, sonbaharda çok daha ölümcül bir ikinci dalgayla bütün dünyaya yayıldı. Savaşan ülkeler sansür uyguladığı için salgın haberleri, savaşta tarafsız kalan İspanya'nın basınında daha serbest yayımlandı; bu yüzden hastalık yanlış bir biçimde «İspanyol gribi» olarak anıldı. Askerî kamplar, kalabalık birlik gemileri ve cepheden evlere dönen askerler, virüsün yayılmasını hızlandırdı. Tarihçilerin ve epidemiyologların tahminleri büyük farklılık gösterse de salgının, 1918–1920 arasında dünyada on milyonlarca insanın ölümüne yol açtığı düşünülmektedir; bu sayı, savaşın kendisinde hayatını kaybedenlerden fazladır.
Savaşın bilançosu, o güne kadar görülmemiş ölçekteydi. Tahminlere göre dokuz ile on milyon arasında asker hayatını kaybetti; milyonlarca asker kalıcı olarak sakat kaldı. Sivil kayıplar, açlık, salgınlar, sürgünler ve katliamlar yüzünden milyonlarla ifade edilir; ama kesin sayılar hâlâ tartışmalıdır. Dört büyük imparatorluk, Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları, savaşın sonunda ya da hemen ardından yıkıldı. Orta ve Doğu Avrupa'da, Orta Doğu'da yeni devletler ve yeni sınırlar ortaya çıktı.
Almanya'da yenilginin nasıl anlatılacağı, savaştan sonraki yılların en önemli siyasi meselelerinden biri oldu. Ateşkes, ordunun istemiyle başlatılmıştı; ama onu imzalayan, sivil bir siyasetçi olan Erzberger'di. Yeni cumhuriyetin önderi Ebert, Aralık 1918'de Berlin'e dönen birlikleri «hiçbir düşman sizi yenmedi» sözleriyle karşıladı; bu söz, askerlerin onurunu korumak için söylenmişti, ama efsaneyi besledi. Kasım 1919'da Hindenburg, yenilginin nedenlerini araştıran bir meclis komisyonunda, ordunun «arkadan vurulduğunu» söyledi. Erzberger, bu kampanyanın hedeflerinden biri oldu ve 1921'de aşırı sağcı bir örgütün üyeleri tarafından öldürüldü. Efsane, Weimar Cumhuriyeti'nin meşruiyetini aşındırdı ve iki savaş arası dönemde aşırı sağ hareketlerin elinde güçlü bir propaganda aracına dönüştü.
Savaşın sonu, galip ülkelerde de karmaşık duygularla karşılandı. Londra'da, Paris'te ve New York'ta 11 Kasım günü kalabalıklar sokaklarda kutlamalar yaptı; ama milyonlarca aile için bu gün, cepheden dönmeyecek olanların yasıyla iç içeydi. Terhis edilen askerler, kısa sürede işsizlikle, yükselen fiyatlarla ve savaş sırasında verilen sözlerin yerine getirilmemesiyle karşılaştı. İngiltere'de, «kahramanlara yaraşır evler» vaadi ile gerçeklik arasındaki fark, savaş sonrası siyasetin önemli bir konusu oldu.
Savaşın bitişi, her yerde aynı anda gelmedi. Doğu Afrika'da Alman kuvvetleri, ateşkes haberini ancak birkaç gün sonra aldı; silahlarını Kasım'ın sonunda bıraktı. Rusya'da iç savaş, eski imparatorluğun sınır bölgelerinde çatışmalar ve Orta Avrupa'da yeni devletler arasındaki sınır savaşları, 1920'lerin başına kadar sürdü. Tarihçilerin bir bölümü bu yüzden, 11 Kasım 1918'in pek çok insan için savaşın sonu değil, yalnızca bir aşaması olduğunu vurgular.
Uzman Notu
Temel literatür
- Wilhelm Deist, «The Military Collapse of the German Empire: The Reality Behind the Stab-in-the-Back Myth», War in History 3, sayı 2 (1996).
- Bullitt Lowry, Armistice 1918 (Kent: Kent State University Press, 1996).
- Alexander Watson, Enduring the Great War: Combat, Morale and Collapse in the German and British Armies, 1914–1918 (Cambridge: Cambridge University Press, 2008).
- David Stevenson, With Our Backs to the Wall: Victory and Defeat in 1918 (Londra: Allen Lane, 2011).
- Jonathan Boff, Winning and Losing on the Western Front: The British Third Army and the Defeat of Germany in 1918 (Cambridge: Cambridge University Press, 2012).
- Elizabeth Greenhalgh, The French Army and the First World War (Cambridge: Cambridge University Press, 2014).
Arşiv ve kaynak
Savaşın bitişinin kaynakları arasında orduların harekât raporları, komutanların yazışmaları, Alman hükümetinin ve Wilson'ın ateşkes notaları, ateşkes metinleri, cepheden yazılan mektuplar, gazeteler ve savaştan sonra yenilginin nedenlerini araştıran meclis komisyonlarının tutanakları vardır. Komutanların savaştan hemen sonra yayımladığı anılar, kendi rollerini savunma amacı taşıdığı için dikkatle okunmalıdır. Ateşkes metni İngilizce, İmparator'un tahttan çekildiğini duyuran bildiri Almanca Vikikaynak'ta; Ludendorff'un anılarının İngilizce çevirisi Internet Archive'dan okunabilir.
Açık sorular
- Almanya'nın 1918 bahar saldırısı, farklı bir strateji izlenseydi savaşı kazandırabilir miydi?
- 1918'deki Alman çöküşünde askerlerin yorgunluğu mu, İtilaf ordularının üstünlüğü mü daha belirleyiciydi?
- Savaş bir ateşkesle değil, Almanya'nın işgaliyle bitseydi, «arkadan vurulma» efsanesi yayılabilir miydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Almanya 1918 baharında büyük bir saldırı başlatmaya neden karar verdi? A) Rusya savaşa yeniden girdiği için B) Amerikan askerleri tam güçle gelmeden kesin bir zafer kazanmak için C) Osmanlı Devleti yardım istediği için D) Barış görüşmeleri başladığı için
- (Hedef 1) Almanya'nın müttefiklerinden ilk ateşkes imzalayan hangisidir? A) Osmanlı Devleti B) Avusturya-Macaristan C) Bulgaristan D) Romanya
- (Hedef 2) Compiègne ateşkesinin yirmi altıncı maddesi neyi öngörür? A) Ablukanın sürmesini B) İmparatorun sürgününü C) Alsas-Loren'de halk oylamasını D) Rusya'ya yardım edilmesini
- (Hedef 2) Max von Baden'in 9 Kasım bildirisi yayımlandığında İmparator'un durumu neydi? A) Hollanda'daydı ve tahttan çekilme belgesini imzalamıştı B) Henüz tahttan çekilmeye resmen razı olmamıştı C) Berlin'de ordunun başındaydı D) Cumhuriyeti ilan etmişti
- (Hedef 3) Alman askerlerinin 1918'deki davranışını bir tür «gizli askerî grev» olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Wilhelm Deist B) Alexander Watson C) Jonathan Boff D) Elizabeth Greenhalgh
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Almanya 1918'de savaş alanında mı yenildi, yoksa iç cephede mi çöktü? Cevabında Ludendorff'un 8 Ağustos üzerine yazdıklarını, Max von Baden'in bildirisini ve ateşkes metnini kullan; Deist ile Boff'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Amerikan askerleri tam güçle gelmeden kesin bir zafer kazanmak için.
- C — İlk ateşkesi Bulgaristan imzaladı.
- A — Ablukanın sürmesini öngörür.
- B — İmparator henüz tahttan çekilmeye resmen razı olmamıştı.
- A — Bu yorumu Wilhelm Deist yaptı.
Kapsamlı bir cevap, Almanya'nın bahar saldırısında en iyi birliklerini tükettiğini, Yüz Gün Taarruzu'nda art arda yenildiğini ve müttefiklerini yitirdiğini; ateşkesi ilk isteyenin ordunun kendisi olduğunu, iç cephedeki ayaklanmaların askerî yenilginin nedeni değil sonucu olduğunu açıklar. Ludendorff'un anlatısını, askerlerin savaşmayı bırakmaya başladığını gösteren ama suçu «memleketten gelen havaya» yükleyerek efsanenin tohumlarını atan bir metin olarak; Max von Baden'in bildirisini, monarşinin aceleyle ve bir çöküş ortamında sona erdiğini gösteren bir belge olarak; ateşkes metnini ise Almanya'nın savaşmaya yeniden başlamasını olanaksız kılan koşulların kanıtı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Deist'in çöküşü askerlerin kendi yorgunluğuyla açıklayan yaklaşımını, Boff'un İtilaf ordularının öğrenme yeteneğini öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Compiègne'de susan silahlar, savaşı hukuken bitirmedi; kesin barışın koşulları, galip devletlerin önderlerinin Paris'te toplanacağı bir konferansta belirlenecekti. Almanya, ateşkesi Wilson'ın On Dört İlkesi'ne dayanarak istemişti ve adil bir barış bekliyordu; Fransa ise dört yıl boyunca topraklarında savaşılmış bir ülke olarak güvenlik ve tazminat istiyordu. Sömürgelerdeki milliyetçiler de «ulusların kendi kaderini tayin hakkı»nın kendilerini de kapsayıp kapsamayacağını merak ediyordu. Sonraki bölüm bunu soruyor: Versay'da kurulan barış neden kalıcı olamadı?