Öğrenme hedefleri
- Birinci Dünya Savaşı'nın cephe gerisindeki toplumları nasıl dönüştürdüğünü; devletin ekonomiye, gıdaya ve kamuoyuna müdahalesini ve kadınların çalışma hayatına girişini açıklayabileceksin.
- Bir mühimmat işçisinin tanıklığını, Berlin'deki kıtlığı anlatan bir anı defterini ve oy hakkı mücadelesinin önderlerinden birinin anılarını karşılaştırarak, ev cephesinin farklı sınıflardan ve ülkelerden nasıl göründüğünü değerlendirebileceksin.
- Savaşın kadınları özgürleştirip özgürleştirmediği üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — sararmış eller
1917'de Londra'da yayımlanan ve savaşta çalışan kadınların kendi anlatılarını bir araya getiren bir kitabın önsözünde, bir amiralin eşi olan yazar, okurlarına şu ayrıntıyı hatırlatıyordu: yüksek patlayıcı üreten bir fabrikada çalışan genç bir kadın, her akşam giysileri sarıya boyanmış olarak evine döner; kimseye savaştaki payını anlatmasına gerek yoktur. Bu sarılık bir benzetme değildi. Top mermilerine patlayıcı dolduran kadınların derisi ve saçları, kullandıkları kimyasal madde yüzünden sararıyordu; İngiltere'de halk onlara «kanaryalar» adını takmıştı. Birkaç yıl önce aynı kadınların pek çoğu hizmetçi, terzi ya da ev kadınıydı. Savaş, fabrikaların kapısını onlara açmış, ama bedelini de bedenlerine yazmıştı. Bu ders, dört yıllık çatışmanın cephenin gerisindeki hayatı nasıl değiştirdiğini ve bu değişimin kadınlar için ne anlama geldiğini soruyor: savaş kadınları özgürleştirdi mi, yoksa yalnızca geçici olarak erkeklerin yerine mi koydu?
Bağlam — cephenin ardındaki cephe
Savaşın ilk haftalarında hükümetlerin çoğu, çatışmanın birkaç ay içinde biteceğini düşünüyordu; ekonomiyi savaşa göre düzenlemeye gerek görmedi. Ama cepheler kilitlenince, savaşın yalnızca askerlerle değil, fabrikalarla, tarlalarla, demiryollarıyla ve bütün bir toplumun emeğiyle kazanılabileceği anlaşıldı. Milyonlarca erkek silah altına alınırken, onların fabrikalarda, madenlerde ve tarlalarda bıraktığı boşluğu doldurmak gerekiyordu. Top mermisi tüketimi, savaş öncesindeki bütün tahminleri aştı; 1915 baharında İngiltere'de «mermi kıtlığı» bir siyasi bunalıma dönüştü ve David Lloyd George'un yönettiği yeni bir Mühimmat Bakanlığı kuruldu.
Devlet, gündelik hayatın hiç görülmemiş ölçüde içine girdi. İngiltere'de Ağustos 1914'te çıkarılan bir yasa, hükümete basını denetleme, fabrikalara el koyma ve meyhanelerin açılış saatlerini kısıtlama gibi geniş yetkiler verdi. Almanya'da ordu, 1916'dan sonra ekonominin yönetimini giderek daha fazla üstlendi; Erich Ludendorff'un da aralarında bulunduğu komutanların baskısıyla, Aralık 1916'da on yedi ile altmış yaş arasındaki bütün erkekleri savaş için çalışmakla yükümlü kılan bir yasa çıkarıldı. Propaganda, sansür, savaş tahvilleri ve gönüllü kuruluşlar, sivilleri de savaşın bir parçası hâline getirdi.
Gelişme — fabrikada, tramvayda, tarlada
Kadınlar, savaştan önce de çalışıyordu: tekstil fabrikalarında, tarlalarda, ev hizmetinde ve dükkânlarda. Savaşla birlikte değişen, çalıştıkları işlerin türü oldu. İngiltere'de yüz binlerce kadın, mühimmat fabrikalarına, özellikle Londra yakınlarındaki Woolwich'teki büyük devlet cephaneliği gibi tesislere girdi; tahminlere göre savaşın sonunda mühimmat sanayisinde çalışan kadınların sayısı bir milyona yaklaşıyordu. Kadınlar tramvay ve otobüs biletçisi, posta dağıtıcısı, banka memuru ve polis oldu; tarım işlerinde çalışacak kadınlar için özel birlikler kuruldu. Fransa'da mühimmat fabrikalarında çalışan kadınlara «munitionnettes» deniyordu; Paris'in fabrikaları, savaş boyunca on binlerce kadın işçi istihdam etti. Almanya'da da kadınlar, ağır sanayi ve kimya fabrikalarında erkeklerin boşalttığı yerleri aldı.
Bu değişim, işverenlerin ve sendikaların direnciyle karşılaştı. İngiltere'de sendikalar, kalifiye erkek işçilerin yaptığı işlerin parçalara bölünerek daha az eğitimli kadınlara verilmesine, yani işgücü seyreltmesine, ancak savaşın süresiyle sınırlı olmak koşuluyla razı oldu. Kadınlar, aynı işi yapsalar bile genellikle erkeklerden daha az ücret aldı. Fabrikalardaki koşullar ağırdı: on iki saatlik vardiyalar, gece çalışması, patlayıcı maddelerin yol açtığı zehirlenmeler ve kazalar. Yine de pek çok kadın için bu işler, hizmetçilikten ya da ev işinden daha yüksek bir ücret, arkadaşlık ve belli bir bağımsızlık anlamına geliyordu.
Dönüş noktası — ekmek kuyrukları
Savaşın ortasına gelindiğinde ev cephesinin en büyük sorunu, gıda oldu. İngiliz donanmasının Almanya'ya uyguladığı abluka, ülkenin dışarıdan gıda ve gübre almasını büyük ölçüde engelledi. Tarımda çalışan erkeklerin ve atların cepheye gitmesi, kötü hasat ve yönetim hataları da eklenince, Alman kentlerinde gıda sıkıntısı ağırlaştı. Hükümet ekmeği, eti, sütü ve patatesi karneye bağladı; ama karnelerle verilen miktarlar giderek küçüldü ve kara borsa büyüdü.
1916–1917 kışı, Almanya'da «şalgam kışı» olarak hatırlandı. Patates hasadı kötü geçince, hayvan yemi olarak yetiştirilen şalgam, birçok kentte temel besin hâline geldi. Gıda kuyruklarında saatlerce bekleyenler çoğunlukla kadınlardı; kuyruklar, haberlerin, söylentilerin ve öfkenin yayıldığı yerler oldu. Berlin'de ve öteki kentlerde kadınların öncülük ettiği gıda protestoları ve dükkân yağmaları, hükümetin meşruiyetini aşındırdı. Aynı şey Rusya'da daha da çarpıcı biçimde yaşandı: Şubat 1917'de Petrograd'da ekmek kuyruklarından çıkan kadın işçilerin gösterileri, birkaç gün içinde çarlığı deviren bir ayaklanmaya dönüştü. Savaştan sonra Alman yetkilileri, ablukanın yol açtığı yetersiz beslenme yüzünden yüz binlerce sivilin öldüğünü ileri sürdü; tarihçiler, bu rakamların bir bölümünün barış görüşmelerinde siyasi amaçla kullanıldığını ve tartışmalı olduğunu belirtir.
Yaygın yanlış«Savaş sırasında kadınlar ilk kez çalışmaya başladı.»
Bu yaygın bir yanılgıdır. Kadınlar, savaştan önce de milyonlarca kişi olarak tekstil fabrikalarında, tarımda, ev hizmetinde ve ticarette çalışıyordu. Savaşla birlikte değişen, kadınların çalıştığı işlerin türü ve görünürlüğüdür: daha önce erkeklere ayrılmış ağır sanayi, ulaşım ve büro işlerine girdiler. Savaşın bitiminde bu kadınların büyük bölümü, cepheden dönen erkeklere yer açmak için işlerinden çıkarıldı ya da geleneksel kadın işlerine geri döndü.
Cevap — kalıcı ve geçici değişimler
Birinci Dünya Savaşı, cephe ile cephe gerisi arasındaki sınırı bulanıklaştırdı. Devlet, ekonomiyi, gıdayı, basını ve emeği denetlemeye başladı; siviller savaşın hem emekçisi hem de hedefi oldu. Kadınlar, erkeklerin boşalttığı işlere girdi ve toplumdaki görünürlükleri arttı. Ama bu değişimin önemli bir bölümü geçiciydi: savaş bitince kadınların çoğu işlerinden çıkarıldı. Kalıcı olan değişim ise siyasi alanda yaşandı: savaşın hemen ardından İngiltere, Almanya, Avusturya, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi pek çok ülkede kadınlar oy hakkı kazandı. Fransa gibi bazı ülkelerde ise bu hak ancak yirmi yıldan fazla sonra geldi.
Bugünle bağ — İstanbul'da çalışan kadınlar
Osmanlı Devleti'nde de savaş, kadınların kamusal hayattaki yerini değiştirdi. Erkeklerin büyük bölümü cephedeyken, kadınlar tarlalarda ve atölyelerde daha fazla çalışmaya başladı. 1914'te İstanbul'da kadınlara yönelik bir yükseköğretim kurumu açıldı. 1916'da İstanbul'da, kadınların dokuma ve dikiş gibi işlerde çalışmasını örgütlemek amacıyla, ordunun desteğiyle bir cemiyet kuruldu; kadınlar postanelerde, bankalarda ve devlet dairelerinde de görev almaya başladı. Türkiye'de kadınlar, Cumhuriyet döneminde, 1930'da yerel seçimlerde, 1934'te ise genel seçimlerde oy kullanma ve seçilme hakkını kazandı; bu tarih, pek çok Avrupa ülkesinden daha erkendir. Kadınların çalışma hayatındaki yeri ve eşit ücret tartışması, bugün de Türkiye'nin ve dünyanın gündemindedir.
Birincil kaynak
1917'de yayımlanan Women War Workers adlı derlemede, bir mühimmat fabrikasında çalışan Naomi Loughnan'ın yazdığı bölümden:
Engineering mankind is possessed of the unshakable opinion that no woman can have the mechanical sense. If one of us asks humbly why such and such an alteration is not made to prevent this or that drawback to a machine, she is told, with a superior smile, that a man has worked her machine before her for years, and that therefore if there were any improvement possible it would have been made. As long as we do exactly what we are told and do not attempt to use our brains, we give entire satisfaction, and are treated as nice, good children. […] Women have, however, proved that their entry into the munition world has increased the output.
Türkçesi: Mühendislik dünyasının erkekleri, hiçbir kadının makineden anlayamayacağı konusunda sarsılmaz bir kanaate sahiptir. İçimizden biri alçakgönüllülükle, bir makinenin şu ya da bu kusurunu önlemek için neden şöyle bir değişiklik yapılmadığını sorarsa, ona üstten bir gülümsemeyle, bu makinede kendisinden önce yıllarca bir erkeğin çalıştığı, dolayısıyla bir iyileştirme mümkün olsaydı çoktan yapılmış olacağı söylenir. Bize söyleneni harfiyen yaptığımız ve kafamızı kullanmaya kalkışmadığımız sürece tam bir memnuniyet uyandırırız ve uslu, iyi çocuklar gibi muamele görürüz. […] Ne var ki kadınlar, mühimmat dünyasına girişlerinin üretimi artırdığını kanıtlamıştır.
Kaynak: Naomi Loughnan, «Munition Work», Gilbert Stone (ed.), Women War Workers (Londra: George G. Harrap, 1917), 1. bölüm; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Loughnan, erkek işçilerin kadınlara karşı tutumunu nasıl anlatır? «Uslu, iyi çocuklar» benzetmesi neyi eleştirir?
- Aynı bölümde Loughnan, sıradan fabrika kızlarının «hayal güçlerinin gelişmemiş olduğunu» da yazar. Yazarın kendi sınıfsal konumu, tanıklığını nasıl etkiler?
- «Üretimi artırdık» iddiası, savaş sonrasında kadınların işlerini koruma mücadelesinde nasıl bir kanıt olarak kullanılabilirdi?
Tarihçiler Tartışıyor
- Gail Braybon (1981) — Women Workers in the First World War başlıklı çalışmasında, savaşın kadınları özgürleştirdiği görüşüne karşı çıktı; işverenlerin, sendikaların ve devletin kadınları baştan beri erkeklerin geçici yedekleri olarak gördüğünü, savaş bitince onları hızla eski işlerine geri gönderdiğini gösterdi.
- Ute Daniel (1989) — İşçi ailelerinden kadınların Almanya'daki savaş deneyimini inceleyen çalışmasında, devletin asker ailelerine yaptığı yardımlar, gıda politikası ve kadınların gündelik hayatta kurduğu hayatta kalma stratejileri üzerinde durdu; kadınların hoşnutsuzluğunun, imparatorluğun iç meşruiyetini içten aşındırdığını savundu.
- Susan Grayzel (1999) — Women's Identities at War adlı kitabında, İngiltere ile Fransa'yı karşılaştırdı; savaş sırasında kadınlığın en çok annelik üzerinden tanımlandığını ve savaşın cinsiyet rollerini yıkmaktan çok yeniden ürettiğini gösterdi.
- Belinda Davis (2000) — Home Fires Burning adlı kitabında, Berlin'deki gıda kuyruklarını ve protestolarını inceledi; yoksul kadınların, gıdayı bir siyasi hak meselesine dönüştürerek devletten yeni bir sorumluluk talep ettiğini ve bu taleplerin imparatorluğun çöküşünde rol oynadığını savundu.
Bu tarihçiler, kadınların savaş deneyimine farklı açılardan bakar. Braybon ve Grayzel, savaşın getirdiği değişimlerin geçici ve sınırlı olduğunu vurgular; Daniel ve Davis ise kadınların, özellikle gıda meselesi üzerinden, siyasetin öznesi hâline geldiğini gösterir. Tartışma, savaşın kadınlar için bir özgürleşme mi, yoksa geçici bir seferberlik mi olduğu, bu değişimin fabrikadan çok sokakta ve kuyrukta mı yaşandığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Ev cephesi yalnızca üretimin değil, yasın da yaşandığı yerdi. Hemen her aile, cepheye giden bir baba, oğul, kardeş ya da nişanlıdan haber bekliyordu. Resmî ölüm bildirimleri, mektupla ya da telgrafla evlere ulaşıyordu; sokakta siyah giysiler giderek artıyordu. Alman ressam ve heykeltıraş Käthe Kollwitz'in genç oğlu, savaşın ilk aylarında Belçika'da hayatını kaybetti. Kollwitz, sonraki yıllarda yas tutan anne babaları gösteren bir anıt üzerinde çalıştı; bu anıt, 1932'de oğlunun gömülü olduğu askerî mezarlığa yerleştirildi. Onun eserleri, savaşın ev cephesinde bıraktığı sessiz izin simgelerinden biri oldu. Savaştan sonra bütün ülkelerde dikilen anıtlar, «bilinmeyen asker» mezarları ve anma törenleri, yasın toplumsal bir biçime kavuşmasını sağladı.
Savaş, ailenin yapısını da değiştirdi. Erkeklerin yokluğunda, kadınlar evin geçimini, çocukların bakımını ve aile işletmelerinin yönetimini üstlendi. Devletler, asker ailelerine yardım parası ödemeye başladı; bu ödemeler, pek çok yoksul kadın için hayatlarında ilk kez devletle doğrudan bir ilişki kurmaları anlamına geliyordu. Ama bu yardımlar, devletin kadınların özel hayatını denetlemesine de yol açtı: İngiltere'de bazı yerel yetkililer, asker eşlerinin ahlaki davranışlarını izledi ve «uygunsuz» bulunanların yardımını kesmeye kalktı. Savaşın sonunda milyonlarca dul kadın ve yetim çocuk, savaş sonrası toplumların en büyük sosyal sorunlarından biri oldu.
Kadınların oy hakkı mücadelesi, savaştan önce İngiltere'de sert bir biçim almıştı. Emmeline Pankhurst'ün önderlik ettiği militan kanat, mülke zarar veren eylemlere başvurmuş, pek çok üyesi hapse girmişti. Savaş başlayınca Pankhurst eylemleri durdurdu ve bütün gücünü savaşı desteklemeye verdi; kadınların sanayide çalışma hakkı için hükümetin desteğiyle büyük bir yürüyüş düzenledi. Fawcett'in önderlik ettiği ılımlı kanat da kadınların savaşa katkısını öne çıkardı. Savaştan önce kadınların oy hakkına karşı çıkan başbakan Herbert Asquith, savaş sırasında görüşünü değiştirdiğini açıkladı; kadınların savaştaki hizmetinin, onlara oy hakkının verilmemesini savunulamaz kıldığını söyledi. Ama bazı tarihçiler, bu değişimde kadınların savaş hizmetinden çok, askerlere oy hakkı vermek için seçim yasasının zaten değiştirilmesi gerektiği gerçeğinin belirleyici olduğunu hatırlatır. Nitekim 1918 yasası, oy hakkını ilk kez bütün yetişkin erkeklere de genişletti.
Savaşın cinsiyet ilişkilerine etkisi, ülkeden ülkeye farklıydı. Almanya'da kadınlar, Kasım 1918'deki devrimin ardından oy hakkı kazandı ve Ocak 1919'daki seçimlerde oy kullandı; Amerika Birleşik Devletleri'nde anayasaya 1920'de eklenen bir değişiklikle ülke genelinde oy hakkı tanındı. Fransa'da ise, kadınların savaştaki büyük katkısına rağmen, Senato'nun direnci yüzünden kadınlar ancak 1944'te oy hakkı kazandı. Bu farklar, savaşın kendi başına kadınlara hak getirmediğini; sonucu, her ülkenin siyasi yapısının, önceki mücadelelerin ve savaşın nasıl bittiğinin belirlediğini gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Gail Braybon, Women Workers in the First World War: The British Experience (Londra: Croom Helm, 1981).
- Margaret R. Higonnet, Jane Jenson, Sonya Michel ve Margaret Collins Weitz (ed.), Behind the Lines: Gender and the Two World Wars (New Haven: Yale University Press, 1987).
- Ute Daniel, The War from Within: German Working-Class Women in the First World War (Oxford: Berg, 1997; Almancası 1989).
- Jay Winter ve Jean-Louis Robert (ed.), Capital Cities at War: Paris, London, Berlin 1914–1919 (Cambridge: Cambridge University Press, 1997).
- Susan R. Grayzel, Women's Identities at War: Gender, Motherhood, and Politics in Britain and France during the First World War (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1999).
- Belinda J. Davis, Home Fires Burning: Food, Politics, and Everyday Life in World War I Berlin (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 2000).
Arşiv ve kaynak
Ev cephesinin kaynakları arasında hükümetlerin gıda ve çalışma politikalarına ilişkin belgeleri, fabrika kayıtları, sendika tutanakları, polis raporları (özellikle Berlin polisinin kamuoyu raporları), gazeteler, propaganda afişleri, mektuplar, günlükler ve anılar vardır. Kadınların kendi seslerini duyurduğu derlemeler ve oy hakkı örgütlerinin yayınları, bu dönemin en değerli tanıklıklarındandır. Loughnan'ın ve Fawcett'in metinleri ile Blücher'in anıları Internet Archive'da bulunur.
Açık sorular
- Kadınların savaş sonrasında oy hakkı kazanması, savaştaki hizmetlerinin bir sonucu muydu, yoksa savaştan önceki mücadelelerin mi?
- Gıda kıtlığı, Almanya'nın ve Rusya'nın iç çöküşünde ne kadar belirleyici oldu?
- Savaşta çalışan kadınların deneyimi, sınıfa, yaşa ve ülkeye göre ne kadar farklıydı?
Mini sınav
- (Hedef 1) İngiltere'de mühimmat fabrikalarında patlayıcı dolduran kadınlara, derilerinin sararması yüzünden hangi ad takılmıştı? A) Serçeler B) Kanaryalar C) Güvercinler D) Kırlangıçlar
- (Hedef 1) Almanya'da 1916–1917 kışı neden «şalgam kışı» olarak anıldı? A) Şalgam ihracatı arttığı için B) Kötü patates hasadı yüzünden şalgam temel besin hâline geldiği için C) Şalgam fiyatları düştüğü için D) Ordu şalgamı yasakladığı için
- (Hedef 2) Fawcett'e göre, 1918 yasasında kadınlar için yüksek bir yaş sınırı neden konmuştu? A) Genç kadınların oy kullanmak istememesi yüzünden B) Kadın seçmenlerin çoğunluğa geçmesi kaygısını gidermek için C) Ordunun talebiyle D) Fransa'yı örnek almak için
- (Hedef 2) Loughnan'ın birincil kaynaktaki tanıklığı neyi eleştirir? A) Ücretlerin yüksekliğini B) Erkek işçilerin kadınların makineden anlamadığı yolundaki kanaatini C) Hükümetin sansürünü D) Tramvayların kalabalığını
- (Hedef 3) Berlin'deki gıda protestolarının, yoksul kadınları siyasetin öznesi hâline getirdiğini savunan tarihçi kimdir? A) Gail Braybon B) Susan Grayzel C) Belinda Davis D) Jay Winter
Açık uçlu soru
(Hedef 3) 1914–1918 savaşı kadınları özgürleştirdi mi? Cevabında Loughnan'ın tanıklığını, Blücher'in Berlin notlarını ve Fawcett'in otuz yaş sınırı üzerine anlattıklarını kullan; Braybon ile Davis'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Onlara «kanaryalar» deniyordu.
- B — Kötü patates hasadı yüzünden şalgam temel besin oldu.
- B — Kadın seçmenlerin çoğunluğa geçmesi kaygısını gidermek için.
- B — Erkek işçilerin kadınların makineden anlamadığı kanaatini eleştirir.
- C — Bu görüşü Belinda Davis savundu.
Kapsamlı bir cevap, savaşın kadınlara yeni iş alanları açtığını, ama bu değişimin önemli bir bölümünün geçici olduğunu ve kalıcı kazancın daha çok siyasi alanda, oy hakkında yaşandığını açıklar. Loughnan'ın tanıklığını, fabrikadaki önyargıları ve kadınların üretime katkısını gösteren, ama yazarın sınıfsal bakışını da taşıyan bir metin olarak; Blücher'in notlarını, kıtlığın toplumun her katına ulaştığını ve güveni aşındırdığını gösteren ayrıcalıklı bir tanıklık olarak; Fawcett'in anlatısını ise oy hakkının pazarlıkla ve sınırlamalarla kazanıldığını gösteren bir kaynak olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Braybon'ın değişimin geçiciliğini vurgulayan yaklaşımını, Davis'in kuyruktaki kadınların siyasete yön verdiğini gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, İngiliz ablukasının Alman kentlerinde nasıl bir açlığa yol açtığını gördük. Almanya'nın bu ablukaya cevabı denizin altından geldi: denizaltılar, İngiltere'ye giden gemileri, taşıdıkları bayrağa bakmadan batırmaya başladı. Bu karar, okyanusun öte yakasında tarafsız kalmaya çalışan bir ülkeyi savaşın içine çekecekti. Sonraki bölüm bunu soruyor: Amerika Birleşik Devletleri, yıllarca uzak durduğu bir Avrupa savaşına neden girdi?