İçeriğe geç

Bölüm DT-129.07 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Osmanlı cepheleri: dünya savaşının unutulan yarısı

DT-129 Birinci Dünya Savaşı

2.901 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1914–1918
Bölge
Türkiye · Orta Doğu · Kafkasya
Tema
Savaş · İmparatorluk
Kişiler
Enver Paşa · Cemal Paşa · Halil Paşa · Charles Townshend · Liman von Sanders · Edmund Allenby · Şerif Hüseyin · Josiah Wedgwood · Edward Erickson · Leila Fawaz · Eugene Rogan · Yiğit Akın
Yerler
Sarıkamış · Basra · Kut · Süveyş Kanalı · Gazze · Kudüs
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Osmanlı Devleti'nin 1914'te savaşa girişini ve Kafkasya, Mısır ve Filistin, Irak, Hicaz ve Çanakkale'de açılan cepheleri, başlıca olaylarıyla birlikte sıralayabileceksin.
  • Liman von Sanders'ın anlatısını, İngiliz Mezopotamya Komisyonu'nun raporunu ve Osmanlı cephelerindeki çok uluslu orduların deneyimini karşılaştırarak, bu cephelerin dünya savaşındaki yerini değerlendirebileceksin.
  • Savaşın Osmanlı toplumu ve sivil halk üzerindeki etkilerini ve bu cephelerin neden uzun süre Avrupa merkezli savaş anlatılarında ikinci planda kaldığını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Dicle kıyısında bir teslim

29 Nisan 1916'da, Bağdat'ın güneydoğusunda, Dicle Nehri'nin kıvrımındaki Kut kasabasında, İngiliz general Charles Townshend, beş aydır kuşatma altında tuttuğu kentten Osmanlı komutanı Halil Paşa'ya teslim oldu. Yaklaşık on üç bin İngiliz ve Hintli asker esir düştü. Bu, o güne kadar İngiliz ordusunun tarihindeki en büyük teslimlerden biriydi. Aylarca Kut'u kurtarmaya çalışan yardım kuvvetleri, Osmanlı hatlarını aşamamıştı. Londra'da parlamento, bu yenilginin nedenlerini araştırmak için özel bir komisyon kurdu. Oysa Avrupa'daki pek çok okur için Kut, adını bile zor telaffuz ettikleri uzak bir kasabaydı. Birinci Dünya Savaşı genellikle Fransa'nın ve Belçika'nın siperleriyle hatırlanır; ama savaşın önemli bir bölümü, Osmanlı Devleti'nin Kafkasya'dan Mısır sınırına, Irak'tan Arabistan'a uzanan geniş topraklarında yaşandı. Bu ders, Osmanlı Devleti'nin savaşa nasıl girdiğini, hangi cephelerde, kimlerle ve hangi koşullarda savaştığını ve bu cephelerin neden «unutulan yarı» olarak kaldığını soruyor.

Bağlam — savaşa giriş

Önceki derslerde gördüğümüz gibi, Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalamış, ama resmen tarafsız kalmıştı. İttihat ve Terakki yönetiminin önde gelenleri arasında savaşa girip girmeme konusunda görüş ayrılıkları vardı. Balkan Savaşları'nda ağır yenilgiler almış bir devletin, büyük bir savaşın dışında kalırsa büyük güçlerin paylaşımına açık kalacağından korkuluyordu; Almanya ise hem para hem silah desteği vaat ediyordu. Ekim 1914'in sonunda, Alman amiralinin komutasındaki Osmanlı donanması, Karadeniz'deki Rus limanlarını bombaladı. Kasım'ın ilk günlerinde Rusya, İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.

Osmanlı Devleti, geniş topraklarını savunmak için çok zor koşullarda savaşmak zorundaydı. Ülkenin demiryolu ağı çok sınırlıydı; Anadolu'dan Irak'a ya da Filistin'e uzanan hatlarda Toros ve Amanos dağlarındaki tüneller henüz tamamlanmamıştı. Askerler ve malzeme, haftalarca yürüyerek ya da hayvan sırtında taşınıyordu. Ordu, Balkan Savaşları'nın kayıplarından henüz toparlanamamıştı. Alman subaylar, Osmanlı ordusunun kurmay heyetinde ve bazı cephelerin komutasında önemli görevler üstlendi.

Gelişme — dört yöne açılan cepheler

Savaşın ilk kışında Harbiye Nazırı Enver Paşa, Allahuekber Dağları'nı aşarak Rus kuvvetlerini Sarıkamış çevresinde çembere almayı planladı. Dağlık arazide, karlı ve çok soğuk bir kışta yapılan bu harekât, Osmanlı Üçüncü Ordusu için büyük bir felaketle sonuçlandı; askerlerin büyük bölümü çatışmalardan çok soğuktan ve hastalıktan hayatını kaybetti. Sonraki yıllarda Rus orduları Doğu Anadolu'da ilerleyerek 1916'da Erzurum'u, Trabzon'u ve Erzincan'ı aldı.

Güneyde, Suriye'deki Dördüncü Ordu'nun komutanı Cemal Paşa, Şubat 1915'te binlerce askeri Sina Çölü'nün kumları üzerinden kanal kıyısına ulaştırdı. Tarihe Süveyş Kanalı harekâtı olarak geçen bu girişim, askerlerin ve su taşıyan develerin haftalarca süren yürüyüşüne rağmen kanalı geçemedi; ertesi yıl yapılan ikinci bir deneme de sonuçsuz kaldı. Bu seferin bir sonucu yine de önemliydi: İngilizler, Mısır'da, başka cephelere gönderebilecekleri büyük bir kuvveti savaşın sonuna kadar tutmak zorunda kaldı. Sonraki yıllarda İngiliz kuvvetleri, Sina'da demiryolu ve su borusu döşeyerek ilerledi; 1917'de Gazze önlerinde iki kez durduruldu, ama general Edmund Allenby komutasında üçüncü saldırıda cepheyi yardı ve Aralık 1917'de Kudüs'e girdi.

Dönüş noktası — Irak'ta bir kuşatma

Irak'ta savaş, Kasım 1914'te İngiliz Hindistan ordusundan bir kuvvetin Basra'ya çıkmasıyla başladı. Amaç önce Basra Körfezi'ndeki petrol tesislerini korumaktı; ama kolay başarılarla cesaretlenen komutanlar, Dicle boyunca kuzeye, Bağdat'a doğru ilerlemeye karar verdi. Kasım 1915'te Bağdat'ın yakınındaki Selman-ı Pak'ta Osmanlı kuvvetleri İngiliz ilerleyişini durdurdu. Townshend'in kuvvetleri Kut'a çekildi ve orada kuşatıldı. Yardım kuvvetlerinin girişimleri başarısız oldu; Nisan 1916'da açlık ve hastalık, kuşatılmışları teslim olmaya zorladı. İngilizler, bu yenilginin ardından kuvvetlerini güçlendirdi ve Mart 1917'de Bağdat'ı aldı.

Kut'ta teslim olan askerlerin çoğu, Hindistan'ın farklı bölgelerinden gelen askerlerdi. Irak cephesinde İngiliz tarafında savaşanların büyük çoğunluğu, Hindistan ordusundandı. Esir düşen İngiliz ve Hintli askerler, Anadolu'daki esir kamplarına uzun yürüyüşlerle götürüldü; bu yürüyüşlerde ve kamplarda, hastalık ve kötü koşullar yüzünden çok sayıda esir hayatını kaybetti.

Yaygın yanlış«Osmanlı cepheleri, savaşın sonucunu etkilemeyen, önemsiz yan cephelerdi.»
Doğrusu

Osmanlı Devleti, savaş boyunca yüz binlerce İtilaf askerini Avrupa'dan uzakta tuttu. Çanakkale, İngiltere ile Fransa'nın Rusya'ya deniz yoluyla yardım etmesini engelledi; bu, Rusya'nın silah ve cephane sıkıntısını artırdı. Kafkasya'da Rus ordusunun bir bölümü bağlı kaldı; Mısır ve Irak'ta ise İngiltere, Hindistan'dan, Avustralya'dan ve öbür dominyonlardan gelen büyük kuvvetleri savaşın sonuna kadar kullanmak zorunda kaldı. Bu cepheler, savaşın ardından Orta Doğu'nun siyasal haritasını da kökten değiştirdi.

Cevap — bir imparatorluğun dört cepheli savaşı

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları'ndan yorgun çıkmış bir ordu ve yetersiz bir ulaşım ağıyla, dört yıl boyunca Kafkasya'da, Mısır ve Filistin'de, Irak'ta, Arabistan'da ve Çanakkale'de savaştı. Sarıkamış'ta ve Süveyş'te başarısız saldırılar düzenledi; ama Çanakkale'de ve Kut'ta önemli savunma zaferleri kazandı. Bu cepheler, İtilaf devletlerinin büyük kuvvetlerini Avrupa'dan uzakta tuttu ve Hindistan'dan, Avustralya'dan, Yeni Zelanda'dan, Mısır'dan ve Afrika'dan gelen askerleri savaşın içine çekti. 1916'da Hicaz'da Şerif Hüseyin'in başlattığı Arap İsyanı ve 1917–1918'de Filistin'de ve Irak'ta alınan yenilgiler, imparatorluğun güney topraklarını elinden aldı. Ekim 1918'de Osmanlı Devleti, Mondros'ta ateşkes imzaladı.

Bugünle bağ — bir kıtlığın hatırası

Osmanlı cephelerinin en ağır bedelini, çoğu zaman siviller ödedi. Savaşın dört yılı boyunca, bugünkü Lübnan'ı, Suriye'yi ve Filistin'i kapsayan bölgede büyük bir kıtlık yaşandı. İtilaf donanmalarının kıyıları ablukaya alması, 1915'teki çekirge istilası, ordunun ihtiyaçları için tahıla el konması, ulaşımın çöküşü ve karaborsa, yüz binlerce insanın açlıktan ve hastalıktan ölmesine yol açtı. Tarihçilerin Büyük Suriye kıtlığı adını verdiği bu felaket, bugün Lübnan'da ulusal hafızanın önemli bir parçasıdır. Bölgenin Arapça konuşan halkı, savaş yıllarını hâlâ Osmanlıca bir kelimeyle, zorunlu askerliği ve kıtlığı birlikte anlatan «seferberlik» adıyla anar. Aynı yıllarda Anadolu'da, 1915'te Osmanlı hükümetinin savaş bölgelerindeki Ermeni nüfusu Suriye'ye tehcir etmesi sırasında çok büyük sayıda insan hayatını kaybetti; bu olayların nitelendirilmesi, tarihçiler ve devletler arasında derin bir tartışmanın konusudur ve Türkiye Tarihi kursunda ayrı bir derste, tarih yazımıyla birlikte ele alınmaktadır.

Birincil kaynak

İngiliz parlamentosunun kurduğu Mezopotamya Komisyonu'nun 1917 raporuna eklenen, Komutan Josiah Wedgwood'un ayrı raporundaki bulgulardan:

I find that the responsibility for the Mesopotamian failure of 1915-16 rests principally on the Government of India, in that they gave ill-informed advice and did not throw themselves and the resources of India into the energetic conduct of the war. […] I find that the advance on Bagdad failed because the transport was insufficient and the force ill-found. I find that the relief of Kut failed because the transport was insufficient and the force ill-found.

Türkçesi: 1915–16'daki Mezopotamya başarısızlığının sorumluluğunun, bilgisizce tavsiyelerde bulunduğu ve kendisini ve Hindistan'ın kaynaklarını savaşın etkin yürütülmesine adamadığı için, esas olarak Hindistan Hükümeti'ne ait olduğunu saptıyorum. […] Bağdat'a yapılan ilerleyişin, ulaşım yetersiz ve kuvvet donanımsız olduğu için başarısız olduğunu saptıyorum. Kut'u kurtarma girişiminin de, ulaşım yetersiz ve kuvvet donanımsız olduğu için başarısız olduğunu saptıyorum.

Kaynak: Mesopotamia Commission, Report of the Commission Appointed by Act of Parliament to Enquire into the Operations of War in Mesopotamia, together with a Separate Report by Commander J. Wedgwood [Cd. 8610] (Londra: HMSO, 1917), Wedgwood'un ayrı raporu, bulgular; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. Wedgwood, Irak'taki başarısızlığın sorumluluğunu kime yükler? Bu, İngiliz İmparatorluğu'nun yönetim yapısı hakkında ne söyler?
  2. Wedgwood'un aynı cümleyi iki kez tekrarlaması, raporun vurgusunu nasıl belirler?
  3. Rapor, Kut'taki sonucu yalnızca İngiliz tarafının hatalarıyla açıklar. Bu açıklamada Osmanlı ordusunun rolü nerededir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Edward Erickson (2001) — Ordered to Die adlı kitabında, Osmanlı ordusunun savaştaki performansını Osmanlı askerî arşivlerine dayanarak inceledi; bu ordunun, yetersiz kaynaklarına rağmen, uzun süre etkili savaşan ve birçok cephede büyük İtilaf kuvvetlerini bağlayan bir güç olduğunu savundu.
  • Leila Fawaz (2014) — A Land of Aching Hearts adlı kitabında, savaşı Orta Doğu'nun sivil halkının gözünden anlattı; kıtlığın, salgınların, zorunlu askerliğin ve göçlerin bölgedeki toplulukların hayatını nasıl altüst ettiğini gösterdi.
  • Eugene Rogan (2015) — The Fall of the Ottomans adlı kitabında, Osmanlı cephelerini tek bir anlatıda birleştirerek, savaşın Orta Doğu'daki yüzünü geniş bir okur kitlesine tanıttı; Osmanlı'nın savaşa girişinin, savaşı gerçek anlamda bir dünya savaşına dönüştürdüğünü vurguladı.
  • Yiğit Akın (2018) — When the War Came Home adlı kitabında, savaşın Anadolu'daki köylere ve kasabalara etkisini, zorunlu askerliği, el konulan ürünleri, kadınların ve ailelerin deneyimini inceledi; savaşın, imparatorluğun cephe gerisindeki toplumunu nasıl tükettiğini gösterdi.

Bu tarihçiler, Osmanlı cephelerini farklı açılardan inceler. Erickson ordunun askerî performansını, Rogan cephelerin bütününü ve küresel önemini öne çıkarır; Fawaz ve Akın ise savaşı sivillerin ve cephe gerisinin gözünden anlatır. Bu dört yaklaşım, siperden köy meydanına uzanan geniş bir yelpaze oluşturur. Tartışma, Osmanlı Devleti'nin 1914–1918 deneyiminin özünde, cephelerde sürdürülen bir direniş mi, yoksa cephe gerisindeki toplumu kökünden sarsan bir yıkım mı olduğu sorusunda düğümlenir.

Derine İn

Osmanlı cephelerinin çok uluslu yapısı, 1914–1918 çatışmasının adına yakışır biçimde küresel olduğunu gösterir. Osmanlı ordusunda, Anadolu'nun ve Rumeli'nin yanı sıra imparatorluğun Arap vilayetlerinden de askerler savaşıyordu. Karşı tarafta ise Irak'ta çoğunluğu Hindistan ordusundan askerler, Filistin'de İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan birlikleri, Mısır'dan getirilen on binlerce işçi ve deve sürücüsü, Kafkasya'da Rus ordusu içinde farklı halklardan askerler, Hicaz'da Şerif Hüseyin'e bağlı Arap kuvvetleri vardı. Mısırlı işçilerin çoğu, başlangıçta gönüllü olarak, ama zamanla giderek artan baskıyla işe alındı; bu uygulama, savaştan sonra Mısır'daki İngiliz karşıtı hareketi besleyen nedenlerden biri oldu.

Esaretin kendisi de savaşın unutulan bir yüzüdür. Kut'ta teslim olan İngiliz ve Hintli askerlerin yanı sıra, Sarıkamış'ta ve Filistin'de esir düşen on binlerce Osmanlı askeri de Rusya'nın, Mısır'ın ve Hindistan'ın kamplarında yıllarca kaldı; bir kısmı ancak savaş bittikten birkaç yıl sonra, Sibirya'dan ya da Mısır'dan ülkelerine dönebildi. Esirlerin bıraktığı günlükler ve mektuplar, bugün cephelerin öteki yüzünü gösteren değerli kaynaklardır.

Asker kaçaklığı, Osmanlı ordusunun savaşın son yıllarındaki en büyük sorunlarından biriydi. Uzun süre ailelerinden ayrı kalan, yetersiz beslenen, salgınlarla boğuşan ve ücretlerini düzenli alamayan askerlerin bir kısmı birliklerini bırakıp köylerine döndü. Liman von Sanders, anılarında 1918'e gelindiğinde kaçak asker sayısının üç yüz bini aştığını yazar; tarihçi Erik-Jan Zürcher de, kaçaklığın boyutunu ve nedenlerini inceleyen çalışmalarında, bu sorunun ordunun savaş gücünü ciddi biçimde azalttığını göstermiştir. Kaçaklar, kırsal bölgelerde güvenliği de bozdu; devlet, onları yakalamak için cephe gerisinde ayrı birlikler kurmak zorunda kaldı.

Salgın hastalıklar, bütün cephelerde çatışmalardan daha fazla can aldı. Tifüs, kolera, dizanteri ve sıtma, hem askerler hem de siviller arasında yayıldı. Doktor ve ilaç sıkıntısı, hastaneleri çaresiz bıraktı; Liman von Sanders, bir kış ayında tifüs yüzünden kırkı aşkın Osmanlı doktorunun hayatını kaybettiğini aktarır. Salgınlarla mücadele, savaş sonrasında Türkiye'de modern halk sağlığı örgütlenmesinin kuruluşuna da önemli bir deneyim bıraktı.

Son olarak, bu cephelerin «unutulan yarı» olmasının nedeni, savaş sonrası tarih yazımının büyük ölçüde Avrupa'nın batı cephesine odaklanmasıydı. İngiltere'de ve Fransa'da, savaşın anlamı Somme'un ve Verdun'un siperleri üzerinden kuruldu. Osmanlı Devleti ise savaştan sonra dağıldı; onun yerine kurulan devletlerin her biri, savaşı kendi ulusal anlatısı içinde, farklı biçimlerde hatırladı. Türkiye'de Çanakkale, Arap ülkelerinde Arap İsyanı, Avustralya ve Yeni Zelanda'da Gelibolu çıkarması ulusal hafızanın merkezine yerleşti; ama bu cephelerin bütünü, uzun süre ortak bir tarih olarak anlatılmadı. Son otuz yılda, Osmanlı arşivlerinin açılması, Arap ve Türk tarihçilerin yeni çalışmaları ve savaşın yüzüncü yılında yapılan uluslararası araştırmalar, bu parçalı hafızayı birleştirmeye başladı. Bugün tarihçiler, Birinci Dünya Savaşı'nın Orta Doğu'yu nasıl yeniden biçimlendirdiğini anlamadan, yirminci yüzyılın bölgedeki sınırlarını, devletlerini ve çatışmalarını anlamanın mümkün olmadığını vurgular.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Erik-Jan Zürcher, Turkey: A Modern History (Londra: I. B. Tauris, 1993).
  • Edward J. Erickson, Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War (Westport, CT: Greenwood Press, 2001).
  • Mesut Uyar ve Edward J. Erickson, A Military History of the Ottomans: From Osman to Atatürk (Santa Barbara: Praeger, 2009).
  • Leila Tarazi Fawaz, A Land of Aching Hearts: The Middle East in the Great War (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2014).
  • Eugene Rogan, The Fall of the Ottomans: The Great War in the Middle East, 1914–1920 (Londra: Allen Lane, 2015).
  • Yiğit Akın, When the War Came Home: The Ottomans' Great War and the Devastation of an Empire (Stanford: Stanford University Press, 2018).

Arşiv ve kaynak

Osmanlı cephelerinin kaynakları arasında Ankara'daki askerî tarih arşivindeki harp cerideleri ve raporlar, İstanbul'daki Osmanlı arşivleri, İngiliz, Alman, Rus ve Fransız ordularının kayıtları, askerlerin hatıratları ve mektupları, esirlerin anlatıları ve Orta Doğu'daki yerel gazeteler vardır. Osmanlı askerî arşivlerinin araştırmacılara giderek daha çok açılması, son yıllarda bu cepheler hakkındaki çalışmaları büyük ölçüde zenginleştirdi. Mezopotamya Komisyonu'nun raporu ve Liman von Sanders'ın anılarının İngilizce çevirisi Internet Archive'da taranmış olarak bulunur.

Açık sorular

  • İstanbul'un Kasım 1914'teki kararı bir zorunluluk muydu, yoksa İttihatçı yönetimin bilinçli bir kumarı mı?
  • Osmanlı cepheleri, İtilaf devletlerinin batıdaki savaşını ne ölçüde zorlaştırdı?
  • Savaşın Osmanlı sivil halkı üzerindeki etkileri, farklı bölgelerde ve topluluklarda nasıl farklılaştı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Nisan 1916'da bir İngiliz kuvvetinin Osmanlı ordusuna teslim olduğu kasaba hangisidir? A) Basra B) Kut C) Gazze D) Sarıkamış
  2. (Hedef 1) 1917'de Filistin cephesinde İngiliz kuvvetlerine komuta ederek Kudüs'e giren general kimdir? A) Charles Townshend B) Edmund Allenby C) Liman von Sanders D) Josiah Wedgwood
  3. (Hedef 2) Liman von Sanders'a göre Süveyş Kanalı'na yapılacak bir seferin en büyük sorunu neydi? A) Kanalın çok dar olması B) Çölde suyun ve ikmalin develerle taşınmasının güçlüğü ve kesin bir sonuç alınamayacak olması C) Mısır halkının desteği D) Kışın soğuğu
  4. (Hedef 2) Wedgwood'a göre Kut'u kurtarma girişimi neden başarısız oldu? A) Askerlerin cesaretsizliği yüzünden B) Hava koşulları yüzünden C) Ulaşımın yetersizliği ve kuvvetin donanımsızlığı yüzünden D) Osmanlı donanması yüzünden
  5. (Hedef 3) Savaşın Anadolu'daki köylere ve kasabalara etkisini inceleyen tarihçi kimdir? A) Edward Erickson B) Eugene Rogan C) Leila Fawaz D) Yiğit Akın

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Osmanlı'nın savaş yılları, cephelerdeki bir direniş olarak mı, yoksa cephe gerisindeki toplumun çöküşü olarak mı okunmalıdır? Cevabında Liman von Sanders'ın anlatısını, Mezopotamya Komisyonu'nun raporunu ve sivil halkın deneyimini kullan; Erickson ile Akın'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — İngiliz kuvvetleri Kut'ta teslim oldu.
  2. B — Kudüs'e Edmund Allenby komutasındaki kuvvetler girdi.
  3. B — Liman, çöldeki ikmal güçlüğünü ve kesin sonuç alınamayacağını vurgular.
  4. C — Wedgwood, ulaşımın yetersizliğini ve kuvvetin donanımsızlığını gösterir.
  5. D — Bu konuyu Yiğit Akın inceledi.

Kapsamlı bir cevap, Osmanlı Devleti'nin yetersiz bir ulaşım ağı ve Balkan Savaşları'ndan yorgun çıkmış bir orduyla, dört yıl boyunca birçok cephede savaştığını, Çanakkale'de ve Kut'ta önemli zaferler kazandığını, ama Sarıkamış'ta ve Süveyş'te başarısız saldırılar düzenlediğini ve sonunda güney topraklarını kaybettiğini açıklar. Liman von Sanders'ın anlatısını, Osmanlı cephelerinin Alman savaş planlarındaki yerini ve Osmanlı ordusunun lojistik güçlüklerini gösteren bir tanıklık olarak; Mezopotamya Komisyonu'nun raporunu, İngiliz yenilgisini kendi hatalarıyla açıklayan ve Osmanlı ordusunun rolünü görmezden gelen bir belge olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Erickson'ın Osmanlı ordusunun askerî performansını öne çıkaran yaklaşımını, Akın'ın savaşın cephe gerisindeki toplumu nasıl tükettiğini gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır ve kıtlığın, salgınların ve kaçaklığın rolünü de değerlendirir.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste, Osmanlı Devleti'nin birçok cephede savaştığını ve bu cephelerin savaşa dünyanın dört bir yanından askerleri çektiğini gördük. Bu cephelerin en ünlüsü, İstanbul'a giden deniz yolunu açmak için İtilaf devletlerinin düzenlediği harekâttı. Nisan 1915'te Gelibolu yarımadasının kıyılarına çıkan askerler arasında İngilizler ve Fransızlar kadar, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan, Hindistan'dan ve Fransa'nın Afrika sömürgelerinden gelenler de vardı; karşılarında ise imparatorluğun dört bir yanından toplanmış Osmanlı askerleri duruyordu. Sekiz ay süren bu harekât, pek çok ulusun hafızasında derin bir iz bıraktı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Gelibolu, çok uluslu bir trajedi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: geniş bir nehrin kıvrımında toprak evlerden oluşan bir kasaba; kıyıda bekleyen yüzsüz asker silüetleri ve karşıdan yaklaşan bir kayık.
  • 1:10–2:50 Bağlam: Karadeniz'den Kızıldeniz'e, Kafkasya'dan Basra Körfezi'ne uzanan bir harita; yarım kalmış bir demiryolu hattının dağların önünde bitmesi.
  • 2:50–4:30 Gelişme: karlı dağlarda ilerleyen uzun bir kol; ardından çölde su taşıyan deve kervanları ve uzakta parlayan bir kanal.
  • 4:30–6:10 Dönüş noktası: nehir boyunca ilerleyen gemiler ve bir kasabanın çevresinde çizilen çember; bir masada imzalanan bir teslim belgesi.
  • 6:10–9:00 Kapanış: boş tahıl ambarları ve ekmek kuyruğunda bekleyen sivil silüetler; ardından bir haritada renklerin yavaşça değişmesi.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.