Öğrenme hedefleri
- Batı cephesinde 1914 sonunda oluşan siper hattının yapısını, siperlerdeki gündelik hayatı ve 1915'teki kırılma girişimlerini açıklayabileceksin.
- Bloch'un 1899'daki öngörüsünü, Bairnsfather'ın 1914 Noel'i üzerine anlattıklarını ve siper sistemini birlikte değerlendirerek, savunmanın neden saldırıdan güçlü olduğunu tartışabileceksin.
- «Aslanları eşekler yönetti» yargısını ve komutanların yıllar içinde nasıl yeni savaş yöntemleri geliştirdiğini ele alan tarihçi görüşlerini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Varşova'da bir bankacının kehaneti
1898'de, Varşova'da yaşayan zengin bir bankacı ve demiryolu işadamı olan Ivan Bloch, altı ciltlik bir kitap yayımladı. Bloch bir asker değildi; ama yıllarca yeni silahların menzilini, ateş hızını, orduların büyüklüğünü ve devletlerin bütçelerini incelemişti. Vardığı sonuç, generallerin çoğunu güldürdü: gelecekteki büyük bir savaş, hızlı ve parlak meydan muharebeleriyle değil, iki ordunun birbirine saldıramadan karşı karşıya kaldığı uzun bir kilitlenmeyle geçecekti. Herkes kendini toprağa gömecek, kürek tüfek kadar vazgeçilmez olacaktı. Böyle bir savaşın sonunu askerler değil, açlık ve ulusların iflası belirleyecekti. On altı yıl sonra, 1914'ün sonbaharında, Kuzey Denizi kıyısındaki kum tepelerinden Jura dağlarına uzanan kesintisiz bir siper hattı, Bloch'un öngörüsünü korkutucu bir kesinlikle doğruladı. Bu ders, bu hattın neden dört yıl boyunca neredeyse hiç kıpırdamadığını, siperlerde hayatın nasıl geçtiğini ve generallerin bu kilitlenmeyi sonunda nasıl çözdüğünü soruyor.
Bağlam — toprağa gömülen ordular
Eylül'ün sonundan itibaren iki ordunun kuzeye doğru birbirini geçme çabaları, Ekim 1914'te Belçika'nın Flandre bölgesinde, Ypres kenti çevresinde son bir büyük çarpışmayla bitti. Kasım'a gelindiğinde, iki ordu da tükenmişti ve dolaşılacak açık bir kanat kalmamıştı. Askerler, bulundukları yerde toprağı kazarak kendilerini korumaya başladı. Böylece, Flandre kumsallarından Alp eteklerine kadar, yaklaşık yedi yüz kilometre uzunluğunda kesintisiz bir cephe oluştu.
Başlangıçta aceleyle kazılmış hendeklerden oluşan bu hat, birkaç ay içinde karmaşık bir sisteme dönüştü. Ön hattın arkasında destek ve yedek hatlar vardı; bunları birbirine, ikmal ve asker taşımak için kazılmış bağlantı siperleri bağlıyordu. Siperler, bir mermi ya da patlama tek bir düz hat boyunca yayılmasın diye zikzaklı kazılıyordu. Askerler, toprağın altına oyulmuş sığınaklarda uyuyor, ön siperde basamaklardan çıkıp gözetleme yapıyordu. Siperlerin önünde kalın dikenli tel örgüleri uzanıyordu.
Gelişme — savunmanın üstünlüğü
Siper hattını yarmak, generallerin beklediğinden çok daha zordu. Bunun nedeni, dönemin teknolojisinin savunmaya büyük bir üstünlük sağlamasıydı. Makineli tüfekler ve seri atışlı tüfekler, açık arazide ilerleyen piyadeye karşı son derece etkiliydi. Dikenli tel, saldıranları yavaşlatıyor, onları bu ateşin karşısında durmaya zorluyordu. Toplar düşman siperlerini dövebiliyordu; ama derin sığınaklardaki askerleri çoğu zaman yok edemiyor, üstelik uzun süren bombardımanlar saldırının geleceğini haber veriyordu.
Asıl sorun, saldırı başarılı olduğunda bile başlıyordu. Saldıranlar, düşmanın ön hattını ele geçirse bile, top atışlarıyla çukurlara dönmüş araziyi yürüyerek geçmek, ağır silahlarını ve ikmallerini bu arazi üzerinden taşımak zorundaydı. Savunan taraf ise, kendi arkasındaki sağlam demiryolları ve yollarla yedek birliklerini gedik açılan noktaya çok daha hızlı getirebiliyordu. İletişim de saldırana karşı işliyordu: taşınabilir telsizler henüz yoktu ve telefon telleri top atışlarıyla kopuyordu; ilerleyen birliklerle karargâh arasında haber, çoğu zaman koşucularla ya da güvercinlerle gidip geliyordu. Bir gedik açılsa bile, onu genişletmek için gereken kararlar ve takviyeler, düşmanın gediği kapatmasından daha yavaş geliyordu.
1915 boyunca İngiliz ve Fransız orduları, bu kilitlenmeyi kırmak için birçok kez saldırdı. Mart'ta Neuve Chapelle'de, Eylül'de Loos'ta ve Champagne'da yapılan saldırılar, ilk saatlerde bazı başarılar kazandı, ama gedikler genişletilemedi ve büyük kayıplarla durduruldu. Almanlar da Nisan'da Ypres'te yeni bir silah denedi, ama o da kalıcı bir yarma sağlamadı. Alman genelkurmay başkanı Erich von Falkenhayn, batıda savunmada kalıp doğuda saldırmayı seçti.
Dönüş noktası — siperlerde bir hayat
Siper savaşının asıl yüzü, büyük saldırılardan çok gündelik hayattı. Askerler, genellikle birkaç gün ön hatta, birkaç gün destek ve yedek hatlarda kalıyor, sonra cephenin gerisindeki köylerde dinlenmeye çekiliyordu. Ön hattaki günlerin büyük bölümü, bekleyerek, gözetleme yaparak, siperleri onararak, geceleri tel örgü kurarak geçiyordu. Yağmurlu mevsimlerde siperler çamur ve suyla doluyordu; askerler, ıslak ayakların yol açtığı hastalıklarla, farelerle ve bitlerle mücadele ediyordu. Can sıkıntısı ile ani tehlike, her gün iç içeydi.
Yaygın yanlış«Birinci Dünya Savaşı'nın generalleri, askerlerini boş yere ölüme gönderen beceriksiz kişilerdi; savaş boyunca hiçbir şey öğrenmediler.»
Bu görüş, özellikle «aslanları eşekler yönetti» sözüyle yaygınlaştı; ama bu sözün savaş sırasında gerçekten söylendiğine dair güvenilir bir kanıt yoktur. Generallerin önemli hatalar yaptığı ve büyük kayıplara yol açan saldırılar düzenlediği doğrudur. Ama hiçbir ordunun, bu tür bir savaşı çözmek için hazır bir yöntemi yoktu. 1916'dan 1918'e kadar iki taraf da topçu ve piyadenin birlikte kullanımında, küçük birliklerin esnek hareketinde ve yeni silahların kullanımında önemli yenilikler geliştirdi. 1918'de cephe yeniden hareketlendiğinde, iki tarafın orduları 1914'tekinden çok farklı savaşıyordu.
Cevap — bir teknoloji, bir coğrafya, bir öğrenme süreci
Batı cephesi, dönemin teknolojisinin savunmaya büyük bir üstünlük vermesi yüzünden kilitlendi. Makineli tüfek, seri atışlı tüfek ve dikenli tel, açık arazide ilerleyen piyadeyi durdurabiliyordu; savunan taraf, demiryollarıyla yedeklerini, saldıranın çukurlarla dolu araziyi aşmasından daha hızlı getirebiliyordu; iletişimin yavaşlığı, açılan gediklerin genişletilmesini engelliyordu. Hiçbir tarafın dolaşabileceği açık bir kanadı olmadığı için, savaş bir yıpratma savaşına dönüştü. Bu kilitlenme, ancak yıllar süren deneme ve yanılmalarla, topçu, piyade, tank ve uçağın birlikte kullanıldığı yeni yöntemlerle, 1918'de çözülebildi. Bloch'un öngördüğü gibi, savaşın sonucunu tek bir büyük muharebe değil, tarafların insan ve kaynak gücünün tükenmesi belirledi.
Bugünle bağ — tarlalardaki demir hasadı
Batı cephesinin izleri, bugün de Belçika'nın ve Fransa'nın tarlalarında durmaktadır. Her yıl çiftçiler, sürdükleri topraklardan patlamamış top mermileri ve savaş malzemeleri çıkarır; bu yüzden bölgede buna «demir hasadı» denir ve özel ekipler bu malzemeleri toplayıp güvenle yok eder. Ypres'te, savaşta kaybolan askerlerin adlarının yazıldığı büyük anıt kapıda, 1928'den beri, İkinci Dünya Savaşı'nın işgal yılları dışında, her akşam bir anma töreni yapılır. Siperlerin bir kısmı korunarak açık hava müzelerine dönüştürülmüştür. Çanakkale'deki tarihî alanda da, iki tarafın siperlerinin bazı bölümleri bugün ziyaretçilere açıktır; oradaki siper savaşını ilerideki bir derste ayrıca ele alacağız.
Birincil kaynak
Stead'in 1899'da Bloch ile yaptığı ve kitabın İngilizce çevirisinin başında yayımlanan söyleşiden:
The war, instead of being a hand-to-hand contest in which the combatants measure their physical and moral superiority, will become a kind of stalemate, in which neither army being able to get at the other, both armies will be maintained in opposition to each other, threatening each other, but never being able to deliver a final and decisive attack. […] Certainly, everybody will be entrenched in the next war. It will be a great war of entrenchments. The spade will be as indispensable to a soldier as his rifle.
Türkçesi: Savaş, savaşanların bedensel ve manevi üstünlüklerini ölçtükleri göğüs göğüse bir çarpışma olmak yerine, bir tür kilitlenmeye dönüşecek; iki ordu da birbirine ulaşamayacak, birbirinin karşısında durup birbirini tehdit edecek, ama hiçbir zaman son ve kesin bir saldırı yapamayacaktır. […] Elbette, bir sonraki savaşta herkes siperde olacak. Büyük bir siperler savaşı olacak. Kürek, bir asker için tüfeği kadar vazgeçilmez olacak.
Kaynak: Ivan Bloch, The Future of War in Its Technical, Economic, and Political Relations: Is War Now Impossible?, çev. R. C. Long, W. T. Stead'in söyleşisiyle (New York: Doubleday & McClure, 1899), Stead'in söyleşisi; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Bloch'a göre gelecekteki savaş, eski savaşlardan hangi bakımdan farklı olacaktır?
- Bloch'un öngörüsünün hangi yönleri 1914–1918'de doğrulandı, hangi yönleri doğrulanmadı?
- Bloch'un bir asker değil, bir bankacı ve iktisatçı olması, onun savaşı görme biçimini nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alan Clark (1961) — The Donkeys adlı kitabında, 1915'teki İngiliz saldırılarını inceleyerek generalleri, askerlerini boş yere ölüme gönderen, değişen koşulları anlamayan beceriksiz kişiler olarak eleştirdi; kitabın başındaki «aslanları eşekler yönetti» sözünü bir Alman generaline atfetti, ama bu atfın kaynağı sonradan sorgulandı.
- Eric Leed (1979) — No Man's Land adlı kitabında, siper deneyiminin askerlerin kimliği ve zihni üzerindeki etkisini inceledi; hareketsiz, görünmez bir düşmana karşı yeraltında geçen hayatın, askerleri hem düşmandan hem de kendi toplumlarından yabancılaştırdığını savundu.
- Tony Ashworth (1980) — Siperlerdeki «yaşa ve yaşat» sistemini inceledi; cephenin sakin bölümlerinde karşı karşıya duran birliklerin, belirli saatlerde ateş açmamak ya da yemek dağıtımına dokunmamak gibi yazılı olmayan anlaşmalarla şiddeti sınırladığını, komutanlıkların ise baskınlar ve saldırılarla bu düzeni bozmaya çalıştığını gösterdi.
- Paddy Griffith (1994) — İngiliz ordusunun batı cephesindeki taktiklerini inceleyerek, ordunun savaş boyunca bir «öğrenme eğrisi» izlediğini, 1918'e gelindiğinde topçu, piyade ve yeni silahları birleştiren etkili yöntemler geliştirdiğini savundu.
Bu tarihçiler, siper savaşını farklı açılardan ve farklı ölçeklerde değerlendirir: kimi karargâhlara, kimi tek tek taburlara, kimi de askerlerin iç dünyasına bakar. Clark komutanları suçlar, Griffith onların zamanla öğrendiğini vurgular; Leed ve Ashworth ise siperlerdeki askerlerin deneyimine ve kendi aralarında kurdukları düzenlere bakar. Tartışma, batı cephesindeki kilitlenmenin ve büyük kayıpların, komutanların beceriksizliğinden mi, yoksa dönemin teknolojisinin ve koşullarının kaçınılmaz sonucundan mı kaynaklandığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Kilitlenmeyi kırmak için generaller, savaş boyunca birçok yöntem denedi. İlk yıllarda, saldırıdan önce günlerce süren büyük topçu bombardımanlarıyla düşman siperlerini ve tel örgülerini yok etmeye çalıştılar; ama bu bombardımanlar hem saldırının geleceğini haber veriyor hem de araziyi daha da geçilmez hâle getiriyordu. Sonra, piyadenin hemen önünde ilerleyen ve düşman askerlerini sığınaklarında tutan yürüyen baraj ateşi geliştirildi. Alman topçu subayı Georg Bruchmüller, kısa ama yoğun ve iyi planlanmış bombardımanlarla düşmanı şaşırtma yöntemini geliştirdi. Almanlar ayrıca, küçük ve iyi eğitilmiş saldırı birliklerinin düşmanın güçlü noktalarını atlayıp zayıf yerlerinden içeri sızmasını öngören yeni bir piyade taktiği geliştirdi.
Komuta kademesi de savaşın dersleriyle değişti. İngiliz seferî kuvvetinin ilk komutanı John French, 1915'teki başarısız saldırıların ve özellikle Loos'ta yedek birliklerin geç gönderilmesi tartışmasının ardından, Aralık 1915'te görevinden alındı. Yerine gelen Douglas Haig, savaşın sonuna kadar görevde kaldı ve sonraki on yıllarda hem büyük kayıplara yol açan saldırıların sorumlusu olarak eleştirildi hem de 1918'deki zaferin mimarlarından biri olarak savunuldu. Haig hakkındaki bu ikiye bölünmüş yargı, siper savaşı tartışmasının kendisini yansıtır. Cephenin sakin bölümlerinde ise askerler, komutanlıklardan bağımsız olarak kendi düzenlerini kurdu: Ashworth'un «yaşa ve yaşat sistemi» dediği bu düzende, karşı karşıya duran birlikler yemek saatlerinde ateş açmamak ya da belirli yerleri hedef almamak gibi yazısız kurallarla şiddeti sınırladı.
Savunma yöntemleri de değişti. İlk yıllarda askerler, ön hatta yoğun biçimde toplanıyor ve topçu ateşinin hedefi hâline geliyordu. Zamanla, özellikle Almanlar, ön hattı az askerle tutup asıl gücü geride, düşman topçusunun menzili dışında tutan «derinlemesine savunma» sistemini geliştirdi. Böylece saldırı, ön hattı ele geçirse bile, savunanların güçlü karşı saldırısıyla karşılaşıyordu. Fransız generali Philippe Pétain de, askerlerin hayatlarını gereksiz yere harcamamak için benzer bir esnek savunma anlayışını savundu.
Siperlerdeki askerlerin deneyimi, savaş sonrası kültürü de derinden etkiledi. Savaştan dönen milyonlarca asker, yaşadıklarını anlatmakta zorlandı. Siperlerde geçen uzun süreler, sürekli tehlike ve patlama sesleri, pek çok askerde, dönemin adıyla «bombardıman şoku», bugün travma sonrası stres olarak tanımlanan ruhsal sorunlara yol açtı. Başlangıçta bu askerlerin bir kısmı korkaklıkla suçlandı; ama zamanla doktorlar, bunun gerçek bir hastalık olduğunu kabul etti ve tedavi yöntemleri geliştirildi. Bu, modern psikiyatrinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu.
Son olarak, siper savaşı yalnızca batı cephesine özgü değildi. İtalyan cephesinde, Alplerin yüksek dağlarında, Balkanlar'da ve Çanakkale'de de benzer kilitlenmeler yaşandı. Doğu cephesinde ise cephe çok daha uzun ve askerler daha seyrek olduğu için, hareketli savaş daha uzun süre devam etti. Bu karşılaştırma, kilitlenmenin yalnızca teknolojiye değil, cephenin uzunluğuna ve orduların yoğunluğuna da bağlı olduğunu gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Alan Clark, The Donkeys (Londra: Hutchinson, 1961).
- John Ellis, Eye-Deep in Hell: Trench Warfare in World War I (Londra: Croom Helm, 1976).
- Eric J. Leed, No Man's Land: Combat and Identity in World War I (Cambridge: Cambridge University Press, 1979).
- Tony Ashworth, Trench Warfare, 1914–1918: The Live and Let Live System (Londra: Macmillan, 1980).
- Paddy Griffith, Battle Tactics of the Western Front: The British Army's Art of Attack, 1916–18 (New Haven: Yale University Press, 1994).
- Gary Sheffield, Forgotten Victory: The First World War, Myths and Realities (Londra: Headline, 2001).
Arşiv ve kaynak
Siper savaşının kaynakları arasında birliklerin savaş günlükleri, komutanlıkların emirleri ve raporları, siper haritaları, askerlerin mektupları ve günlükleri, savaş sonrası anılar ve romanlar, fotoğraflar ve sonradan kaydedilen sözlü tanıklıklar vardır. İngiliz birliklerinin savaş günlüklerinin büyük bölümü Londra'daki ulusal arşivde dijital olarak yayımlanmıştır. Son yıllarda arkeologlar da eski siper alanlarında kazılar yaparak siperlerdeki gündelik hayata ilişkin yeni kanıtlar ortaya çıkarmaktadır. Bloch'un kitabı Internet Archive'da, Bairnsfather'ın anıları Project Gutenberg'de bulunur.
Açık sorular
- Batı cephesindeki büyük kayıplar, komutanların hatalarından mı, yoksa dönemin teknolojisinin kaçınılmaz sonucundan mı kaynaklandı?
- «Yaşa ve yaşat» sistemi ve Noel Ateşkesi, askerlerin savaşa bakışı hakkında ne söyler?
- Bloch'un öngörüsü bu kadar doğruyken, askerî önderler neden ona kulak vermedi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Karşı karşıya duran iki siper hattı arasında kalan araziye ne ad verilir? A) Yedek hat B) Bağlantı siperi C) Sahipsiz toprak D) Destek hattı
- (Hedef 1) Siper savaşında savunanın saldırana karşı en önemli üstünlüklerinden biri neydi? A) Yedeklerini demiryollarıyla daha hızlı getirebilmesi B) Daha çok ata sahip olması C) Tank kullanması D) Telsizle haberleşmesi
- (Hedef 2) Bloch'a göre gelecekteki bir savaşın sonucunu ne belirleyecekti? A) Tek bir büyük meydan muharebesi B) Süvarinin hücumu C) Kıtlık ve ulusların iflası D) Donanmanın gücü
- (Hedef 2) Bairnsfather'ın anlattığı 1914 Noel'inde iki tarafın askerleri ne yaptı? A) Büyük bir saldırı düzenledi B) Siperlerden çıkıp buluştu, hediye ve yiyecek değiş tokuş etti C) Siperlerini terk edip evlerine döndü D) Birlikte bir kaleyi kuşattı
- (Hedef 3) İngiliz ordusunun savaş boyunca bir «öğrenme eğrisi» izlediğini savunan tarihçi kimdir? A) Alan Clark B) Eric Leed C) Tony Ashworth D) Paddy Griffith
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Batı cephesindeki kilitlenme ve büyük kayıplar, komutanların beceriksizliğinin mi, yoksa dönemin teknolojisinin ve koşullarının mı sonucuydu? Cevabında Bloch'un öngörüsünü, Bairnsfather'ın tanıklığını ve siper sisteminin yapısını kullan; Clark ile Griffith'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Bu araziye sahipsiz toprak denir.
- A — Savunan, yedeklerini demiryollarıyla daha hızlı getirebiliyordu.
- C — Bloch'a göre sonucu kıtlık ve ulusların iflası belirleyecekti.
- B — Askerler siperlerden çıkıp buluştu ve değiş tokuş yaptı.
- D — Bu görüşü Paddy Griffith savundu.
Kapsamlı bir cevap, batı cephesindeki kilitlenmenin makineli tüfek, seri atışlı tüfek, dikenli tel ve topçunun savunmaya verdiği üstünlükten, savunanın yedeklerini demiryollarıyla hızla getirebilmesinden, iletişimin yavaşlığından ve dolaşılacak açık bir kanat kalmamasından kaynaklandığını açıklar. Bloch'un öngörüsünü, bu koşulları savaştan önce hesaplarla tahmin eden ama hükümetleri caydıramayan bir uyarı olarak; Bairnsfather'ın tanıklığını, siperlerdeki askerlerin düşmanla bile insanca bir bağ kurabildiğini gösteren, ama savaşın ağır yüzünü yumuşatan bir anlatı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Clark'ın komutanları suçlayan yaklaşımını, Griffith'in ordunun zamanla yeni yöntemler öğrendiğini gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır ve kilitlenmenin 1918'de nasıl çözüldüğünü açıklar.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, batı cephesinin savunmanın üstünlüğü yüzünden nasıl kilitlendiğini ve bu kilitlenmenin bir yıpratma savaşına dönüştüğünü gördük. 1916'da iki taraf da bu yıpratmayı hiç görülmemiş bir ölçekte denedi. Şubat'ta Almanlar, Fransa'nın simgesel bir kale kentine saldırdı ve bu muharebe on ay sürdü. Temmuz'da ise İngilizler ve Fransızlar, kuzeyde bir nehrin kıyısında büyük bir saldırı başlattı; bu saldırının ilk günü, İngiliz ordusunun tarihindeki en kanlı gün oldu. İki muharebe de, yıpratma mantığının sınırlarını acı biçimde gösterdi. Sonraki bölüm bunu soruyor: Verdun ve Somme.