Öğrenme hedefleri
- On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında insanlığı sıralanmış «ırklara» bölen kuramların ve Darwin'in evrim kuramının topluma uygulanmasıyla ortaya çıkan Sosyal Darwinizmin başlıca düşüncelerini ve bu düşüncelerin emperyalizmle ilişkisini açıklayabileceksin.
- Darwin'in ırklar üzerine yazdıklarını, Firmin'in ırkların eşitliği savunusunu ve Boas'ın ölçümlerini karşılaştırarak, dönemin içinden gelen bilimsel itirazları değerlendirebileceksin.
- Bu kuramların neden «bilim» olarak kabul gördüğünü, nasıl çürütüldüğünü ve bilimsel bilginin önyargılarla ilişkisini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Paris'te bir antropolog
1884'te, Paris Antropoloji Derneği'ne yeni bir üye kabul edildi: Haiti'nin Cap-Haïtien kentinde doğmuş, otuz dört yaşındaki avukat ve diplomat Anténor Firmin. Dernek, dönemin en saygın bilim kuruluşlarından biriydi ve üyelerinin çoğu, insanlığın doğuştan eşit olmayan ırklara bölündüğüne ve bu ırkların kafatası ölçüleriyle sıralanabileceğine inanıyordu. Firmin, toplantılarda bu görüşlere itiraz etmek istedi, ama sözünün dinlenmediğini hissetti. Bunun üzerine bir yıl içinde, altı yüz sayfayı aşan bir kitap yazdı ve 1885'te Paris'te yayımladı. Kitabın adı, otuz yıl önce ırkların eşitsizliğini savunan ünlü bir kitabın adına verilmiş açık bir cevaptı: İnsan Irklarının Eşitliği Üzerine. Kitap, Avrupa'da neredeyse hiç ilgi görmedi ve bir yüzyıl boyunca unutuldu. Bu ders, on dokuzuncu yüzyılın sonunda insanlığı sıralanmış ırklara bölen düşüncelerin nasıl «bilim» sayıldığını, bu düşüncelerin sömürgecilikle nasıl iç içe geçtiğini ve dönemin içinden onlara kimlerin, hangi kanıtlarla itiraz ettiğini soruyor.
Bağlam — sınıflandırma tutkusu ve bir ırk hiyerarşisi
İnsanlığı gruplara ayırma ve bu grupları bir değer sıralamasına koyma girişimleri, on sekizinci yüzyılda doğa bilimcilerinin sınıflandırma çalışmalarıyla başlamıştı. On dokuzuncu yüzyılda bu girişimler, kendini giderek daha «bilimsel» olarak sunmaya başladı. Doktorlar ve antropologlar, kafatası hacmini, yüz açısını, beyin ağırlığını ölçüyor ve bu ölçümlerden zekâ ve yetenek sonuçları çıkarmaya çalışıyordu. Kraniyometri adı verilen bu kafatası ölçümü çalışmaları, kendi önyargılarını doğrulayan sonuçlara varmaya çok yatkındı; bilimsel ırkçılık denilen akımın en güçlü dayanağı bu ölçümlerdi.
1853–1855'te Fransız diplomat ve yazar Arthur de Gobineau, İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Deneme adlı kitabında, uygarlıkların yükselişini ve çöküşünü ırkların karışmasıyla açıklayan bir kuram ileri sürdü. Gobineau'nun kitabı, yayımlandığı yıllarda sınırlı ilgi gördü; ama yüzyılın sonunda, özellikle Almanya'da, milliyetçi ve ırkçı çevrelerin temel metinlerinden biri hâline geldi.
Gelişme — Darwin'den Sosyal Darwinizme
1859'da Charles Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında, canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla, uzun zaman içinde değiştiğini ve birbirinden türediğini ileri sürdü. Bu kuram, biyolojide bir devrim yarattı. Ama çok geçmeden, Darwin'in doğa için geliştirdiği kavramlar, toplumlara, sınıflara, uluslara ve ırklara uygulanmaya başladı.
Bu uygulamanın en etkili savunucularından biri, İngiliz düşünür Herbert Spencer'dı. Spencer, 1864'te, Darwin'in doğal seçilim kavramını anlatmak için «en uygun olanın hayatta kalması» ifadesini kullandı. Spencer'a ve onu izleyenlere göre toplumlar da doğa gibi bir yaşam mücadelesi içindeydi; bu mücadelede güçlü olanların kazanması, zayıf olanların yenilmesi doğaldı ve ilerlemenin koşuluydu. Bu görüş, yoksullara yardım eden yasalara karşı çıkmak, serbest rekabeti savunmak ve güçlü ulusların zayıf olanları yönetmesini haklı çıkarmak için kullanıldı.
Almanya'da zoolog Ernst Haeckel, Jena'daki üniversitesinden Darwin'in kuramını geniş kitlelere tanıttı; ama bunu yaparken insan gruplarını da bir evrim merdiveninin farklı basamaklarına yerleştiren bir sıralama çizdi. Darwin'in kuzeni Francis Galton ise, yetenek ve zekânın büyük ölçüde kalıtımla geçtiğini ileri sürdü ve 1883'te, «iyi doğum» anlamına gelen Yunanca kökten türettiği öjeni kavramını ortaya attı: toplum, «uygun» bireylerin daha çok, «uygun olmayanların» daha az çocuk sahibi olmasını teşvik ederek kendini iyileştirebilirdi.
Dönüş noktası — bilimin kılığında bir imparatorluk
Irk kuramları ve Sosyal Darwinizm, önceki derslerde gördüğümüz emperyalizmle derinden iç içe geçti. Avrupalı devletlerin Afrika'yı ve Asya'yı yönetmesi, bu düşüncelere göre, «üstün» ırkların «geri» ırkları yönetmesinin ve onlara uygarlık götürmesinin doğal bir sonucuydu. Aynı düşünceler, sömürgelerde yerli halkların yönetimden dışlanmasını, zorla çalıştırılmasını ve topraklarından edilmesini meşrulaştırmak için kullanıldı. Atlantik'in öbür yakasında, kölelikten kurtulanlara vaat edilen eşit yurttaşlık haklarının fiilen geri alınmasını ve göçmenlere yönelik kısıtlamaları savunanlar da bu kuramlara başvurdu. Öjeni düşüncesi, yirminci yüzyılın başında pek çok ülkede zorla kısırlaştırma yasalarına ve göç kısıtlamalarına dönüştü.
Ama bu düşünceler, dönemin içinden de sorgulandı. Firmin, kitabında ırkların eşitsizliği kuramının dayandığı ölçümleri tek tek inceledi ve çürüttü. Haiti'nin bağımsızlık önderlerini ve Haitili yazarları, siyahların entelektüel yeteneğinin kanıtı olarak gösterdi. Amerika'da ise Almanya'da doğmuş antropolog Franz Boas, kafatası ölçümlerini ırk kuramcılarına karşı kullandı.
Yaygın yanlış«Irk kuramları, dönemin bütün bilim insanları tarafından kabul görüyordu; onlara karşı çıkmak için yirminci yüzyılın ortasını beklemek gerekti.»
Irk kuramları 1880'lerden Birinci Dünya Savaşı'na uzanan yıllarda Batı'nın bilim kurumlarında gerçekten çok yaygındı. Ama dönemin içinden güçlü itirazlar da vardı. Firmin 1885'te, Boas 1911'de, W. E. B. Du Bois ve pek çok başka yazar bu kuramları kanıtlarla sorguladı. Bu itirazların uzun süre görmezden gelinmesi, kanıtın eksikliğinden değil, bilim kurumlarının kendi toplumlarının önyargılarını paylaşmasından kaynaklandı.
Cevap — bir bilim değil, bir ideoloji
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaşan ırk kuramları ve Sosyal Darwinizm, bilimsel sınıflandırma tutkusunun, Darwin'in evrim kuramının topluma yanlış uygulanmasının ve emperyalizmin kendini haklı çıkarma ihtiyacının birleşmesinden doğdu. Bu düşünceler, ölçümler ve istatistiklerle «bilim» görünümü kazandı; ama ölçümleri yapanlar, çoğu zaman kendi önyargılarını doğrulayan sonuçlara vardı. Darwin'in kendisi bile insan ırklarının sınırlarının belirsizliğini vurgularken, döneminin önyargılarından kurtulamadı. Firmin ve Boas gibi dönemin içinden gelen eleştirmenler, aynı bilimsel araçları kullanarak bu kuramların dayanaksız olduğunu gösterdi. Yirminci yüzyılda genetik araştırmalar, insanlar arasındaki genetik çeşitliliğin büyük bölümünün sözde ırk grupları arasında değil, grupların kendi içinde olduğunu gösterdi ve ırkları biyolojik olarak sıralanabilir birimler olarak gören görüşü kesin olarak çürüttü.
Bugünle bağ — İstanbul'da hayat mücadelesi
Sosyal Darwinizm ve biyolojik materyalizm düşünceleri, on dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında Osmanlı aydınları arasında da yayıldı. Tarihçi Şükrü Hanioğlu'nun çalışmalarının gösterdiği gibi, Abdullah Cevdet gibi Jön Türk aydınları, Avrupa'daki biyolojik materyalist yazarların düşüncelerini tanıttı ve toplumların ve ulusların bir «hayat mücadelesi» içinde olduğu düşüncesi, İstanbul'daki gazete ve dergilerde sık sık tartışıldı. Bu düşünceler, imparatorluğun toprak kaybettiği ve varlığını sürdürmek için mücadele ettiği bir dönemde, güçlenme ve modernleşme çağrılarını besledi. 1930'larda Türkiye'de de, dönemin pek çok ülkesinde olduğu gibi, geniş bir nüfus örneğinde kafatası ve beden ölçümlerine dayanan antropolojik araştırmalar yapıldı. Bugün bu tür araştırmaların yöntemleri ve varsayımları, bilimsel olarak geçersiz sayılır.
Birincil kaynak
Anténor Firmin'in 1885'te yayımladığı İnsan Irklarının Eşitliği Üzerine adlı kitabının «Sonuç» bölümünden:
En récapitulant toutes les objections qui ruinent, pour ainsi dire, dans leur fondement essentiel tous les systèmes de hiérarchisation qu'on a essayé d'instituer parmi les divers groupes de l'humanité, il est permis d'affirmer que l'égalité naturelle existe entre toutes les races. […] Pourtant qui oserait dire que telle organisation ethnique est supérieure à telle autre, quand on sait quel laps de temps il a fallu, avec le concours des milieux et les accidents favorables, pour que les plus civilisées d'entre les races humaines parvinssent à s'affiner au point où nous les voyons maintenant ? […] L'évolution sociale explique donc seule les différences de complexion morale et intellectuelle qui existent entre les diverses portions de l'humanité.
Türkçesi: İnsanlığın farklı grupları arasında kurulmaya çalışılan bütün sıralama sistemlerini, deyim yerindeyse, temelinden yıkan itirazların hepsini özetleyince, bütün ırklar arasında doğal bir eşitliğin var olduğunu söylemek mümkündür. […] Yine de, insan ırklarının en uygar olanlarının bugün gördüğümüz inceliğe ulaşması için, ortamların katkısıyla ve elverişli rastlantılarla ne kadar uzun bir zaman gerektiğini bilirken, kim şu ya da bu toplumsal yapının bir başkasından üstün olduğunu söylemeye cesaret edebilir? […] Demek ki insanlığın farklı kesimleri arasındaki ahlaki ve zihinsel farkları açıklayan tek şey, toplumsal evrimdir.
Kaynak: Anténor Firmin, De l'égalité des races humaines (Anthropologie positive) (Paris: F. Pichon, 1885), Sonuç, s. 650–662; Vikikaynak (Fransızca). Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- Firmin, toplumlar arasındaki farkları neyle açıklar? Bu açıklama, ırk kuramcılarının açıklamasından nasıl ayrılır?
- Firmin de «ırk» ve «uygarlık» kavramlarını kullanır. Bu, onun kendi döneminin dilinden ne ölçüde kurtulabildiğini gösterir?
- Firmin'in kitabı neden bir yüzyıl boyunca görmezden gelinmiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Richard Hofstadter (1944) — Social Darwinism in American Thought adlı kitabında, «Sosyal Darwinizm» kavramını yaygınlaştırdı; Spencer'ın ve onu izleyenlerin düşüncelerinin, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Amerika'da serbest rekabeti, eşitsizliği ve yayılmacılığı haklı çıkarmak için nasıl kullanıldığını gösterdi.
- Stephen Jay Gould (1981) — The Mismeasure of Man adlı kitabında, on dokuzuncu yüzyıl kafatası ölçümlerini yeniden inceledi ve ölçüm yapanların, çoğu zaman farkında olmadan, kendi önyargılarını doğrulayan sonuçlara vardığını savundu; kitap, bilimde önyargının etkisi üzerine yaygın bir tartışma başlattı. 2011'de bazı araştırmacılar, Gould'un eleştirdiği ölçümlerin bir bölümünün aslında doğru olduğunu ileri sürdü.
- Nancy Stepan (1982) — The Idea of Race in Science adlı kitabında, İngiltere'de ırk düşüncesinin bilim içinde nasıl kurumsallaştığını inceledi; ırk kuramlarının bir sapma değil, dönemin ana akım biliminin bir parçası olduğunu gösterdi.
- Daniel Kevles (1985) — In the Name of Eugenics adlı kitabında, öjeninin Britanya ile ABD'de nasıl geniş bir toplumsal hareket hâline geldiğini ve kısırlaştırma yasaları gibi politikalara nasıl dönüştüğünü inceledi.
Bu tarihçiler, ırk kuramlarını farklı düzeylerde inceler. Hofstadter bu düşüncelerin toplumsal ve siyasal kullanımını, Gould ölçümlerin kendisindeki önyargıyı, Stepan bilim kurumlarının rolünü, Kevles ise politikaya dönüşümünü öne çıkarır. Tartışma, ırk kuramlarının dönemin biliminin kötüye kullanılması mı, yoksa o bilimin kendi yöntemlerinden ve varsayımlarından kaçınılmaz olarak doğup doğmadığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
«Sosyal Darwinizm» adının kendisi de bir tartışma konusudur. Tarihçi Robert Bannister, 1979'da yayımladığı bir kitapta, on dokuzuncu yüzyılda kendini «Sosyal Darwinist» olarak tanımlayan neredeyse hiç kimse olmadığını, bu adın daha çok bu düşüncelerin eleştirmenleri tarafından kullanıldığını gösterdi. Spencer'ın düşünceleri de Darwin'den çok, ondan önceki evrim kuramlarına dayanıyordu. Bu yüzden bazı tarihçiler, «Sosyal Darwinizm» yerine daha geniş bir «evrimci toplum düşüncesi»nden söz etmeyi tercih eder. Ayrıca bu düşünceler tek bir siyasal yöne de bağlı değildi: bazı liberaller onları serbest rekabeti savunmak için, bazı sosyalistler toplumsal ilerlemeyi açıklamak için, bazı milliyetçiler de uluslar arasındaki mücadeleyi haklı çıkarmak için kullandı.
Öjeni hareketi, yirminci yüzyılın başında çok geniş bir yelpazede destek buldu. Britanya'dan Kaliforniya'ya kadar, dönemin önde gelen bilim insanları, doktorları ve politikacıları öjeni derneklerine katıldı. 1907'den itibaren Amerika'daki pek çok eyalette, «uygun görülmeyen» kişilerin zorla kısırlaştırılmasına izin veren yasalar çıkarıldı; Amerikan Yüksek Mahkemesi 1927'de bu yasalardan birini anayasaya uygun buldu. İskandinav ülkelerinde de benzer yasalar onlarca yıl yürürlükte kaldı. 1924'te Amerika'da çıkarılan göç yasası, Güney ve Doğu Avrupa'dan ve Asya'dan gelen göçü, öjenik gerekçelerle büyük ölçüde kısıtladı.
Bu düşüncelerin en korkunç sonuçları, yirminci yüzyılın ilk yarısında ortaya çıktı. Almanya'da 1933'te iktidara gelen Nazi rejimi, ırk kuramlarını ve öjeniyi devlet politikasının merkezine koydu. Önce zorla kısırlaştırma yasaları çıkarıldı; sonra «ırk» adına yapılan ayrımcılık ve zulüm, milyonlarca insanın sistemli olarak öldürüldüğü soykırıma kadar vardı. Bu felaket, ırk kuramlarının bilimsel olarak tamamen gözden düşmesini hızlandırdı. 1950'de UNESCO'nun yayımladığı bir bildiri, dünyanın önde gelen bilim insanlarının imzasıyla, ırkların biyolojik olarak sıralanabileceği görüşünün hiçbir bilimsel temeli olmadığını ilan etti.
Irk kuramlarına karşı uluslararası bir ses de yükseldi. 1911 yazında Londra'da toplanan Evrensel Irklar Kongresi, Avrupa'dan, Asya'dan, Afrika'dan ve Amerika'dan bilim insanlarını, yazarları ve siyasetçileri bir araya getirdi. Kongrenin amacı, farklı halklar arasında anlayışı ve işbirliğini geliştirmekti. Boas ve Du Bois kongreye bildiri gönderenler arasındaydı; Alman antropolog Felix von Luschan da, bir halkın başka bir halktan doğuştan üstün olduğu fikrine karşı çıkan bir konuşma yaptı. Kongre, kısa vadede büyük bir etki yaratmadı; üç yıl sonra patlayan savaş, onun iyimser havasını dağıttı. Ama ırk kuramlarına karşı uluslararası bir bilim ve düşünce ağının varlığını gösteren önemli bir işaret oldu.
Son olarak, Boas'ın öğrencileri ve onun kurduğu antropoloji geleneği, ırk ile kültürün birbirinden bağımsız olduğunu savunan düşünceyi yirminci yüzyılın ortasında antropolojinin temel ilkesi hâline getirdi. Genetik bilimi ise, 1970'lerden itibaren, insan genetik çeşitliliğinin çok büyük bölümünün, sözde ırk grupları arasında değil, aynı grubun bireyleri arasında bulunduğunu gösterdi. Bugün bilim insanlarının büyük çoğunluğu, «ırk» kavramını biyolojik bir kategori olarak değil, tarihsel ve toplumsal olarak kurulmuş bir kategori olarak görür; ama bu kategorinin insanların hayatları üzerindeki etkileri, hâlâ çok gerçektir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Richard Hofstadter, Social Darwinism in American Thought, 1860–1915 (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1944).
- Robert C. Bannister, Social Darwinism: Science and Myth in Anglo-American Social Thought (Philadelphia: Temple University Press, 1979).
- Stephen Jay Gould, The Mismeasure of Man (New York: W. W. Norton, 1981).
- Nancy Stepan, The Idea of Race in Science: Great Britain, 1800–1960 (Londra: Macmillan, 1982).
- Daniel J. Kevles, In the Name of Eugenics: Genetics and the Uses of Human Heredity (New York: Knopf, 1985).
- Mike Hawkins, Social Darwinism in European and American Thought, 1860–1945 (Cambridge: Cambridge University Press, 1997).
Arşiv ve kaynak
Irk kuramlarının ve Sosyal Darwinizmin kaynakları arasında bilim derneklerinin yayınları, antropoloji dergileri, ders kitapları, öjeni derneklerinin kayıtları, yasa tasarıları ve meclis tartışmaları, sömürge yönetimlerinin raporları vardır. Bu kuramlara yöneltilen itirazlar için Firmin, Boas ve Du Bois gibi yazarların kitapları önemlidir. Firmin'in kitabının Fransızca metni Vikikaynak'ta, Darwin'in ve Boas'ın kitapları Project Gutenberg'de okunabilir. Bu dönemin kaynaklarını okurken, metinlerin kullandığı aşağılayıcı dili ve kavramları aktarmadan, onları tarihsel bağlamları içinde çözümlemek gerekir.
Açık sorular
- Irk kuramları, dönemin biliminin kötüye kullanılması mıydı, yoksa o bilimin kendi yöntemlerinden mi doğdu?
- Sosyal Darwinizm yayılmacılığı mı doğurdu, yoksa önceden başlamış bir yayılmacılık kendine bu kılıfı mı buldu?
- Bugün bilimsel araştırmalarda benzer önyargıların etkisini nasıl fark edebilir ve önleyebiliriz?
Mini sınav
- (Hedef 1) «En uygun olanın hayatta kalması» ifadesini ilk kullanan düşünür kimdir? A) Charles Darwin B) Herbert Spencer C) Francis Galton D) Ernst Haeckel
- (Hedef 1) Öjeni kavramını ortaya atan kişi kimdir? A) Francis Galton B) Arthur de Gobineau C) Franz Boas D) Anténor Firmin
- (Hedef 2) Darwin, İnsanın Türeyişi'nde insan ırklarının ayrı türler sayılmasına karşı en ağır kanıt olarak neyi gösterir? A) Dillerinin farklılığını B) Irkların birbirine kesintisiz geçişlerle bağlanmasını C) Kafatası ölçülerinin sabit olmasını D) Ten renginin değişmezliğini
- (Hedef 2) Boas'ın göçmen aileler üzerine araştırması neyi gösterdi? A) Baş biçiminin hiç değişmediğini B) Irkların sıralanabileceğini C) Amerika'da doğan çocukların baş ölçülerinin ana babalarından farklı olduğunu D) Saç renginin tamamen değiştiğini
- (Hedef 3) On dokuzuncu yüzyıl kafatası ölçümlerindeki önyargıyı inceleyen The Mismeasure of Man adlı kitabın yazarı kimdir? A) Nancy Stepan B) Daniel Kevles C) Richard Hofstadter D) Stephen Jay Gould
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Darwin'in, Galton'un ve Gobineau'nun çağında ırk kuramları neden «bilim» olarak kabul gördü ve nasıl çürütüldü? Cevabında Darwin'in, Firmin'in ve Boas'ın metinlerini kullan; Gould ile Stepan'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — İfadeyi 1864'te Herbert Spencer kullandı.
- A — Öjeni kavramını Francis Galton ortaya attı.
- B — Darwin, ırkların birbirine kesintisiz geçişlerle bağlandığını vurgular.
- C — Amerika'da doğan çocukların baş ölçüleri ana babalarından farklıydı.
- D — Kitabın yazarı Stephen Jay Gould'dur.
Kapsamlı bir cevap, ırk kuramlarının bilimsel sınıflandırma tutkusunun, evrim kuramının topluma yanlış uygulanmasının ve emperyalizmin kendini haklı çıkarma ihtiyacının birleşmesiyle yaygınlaştığını, ölçümler ve istatistiklerle bilimsel bir görünüm kazandığını açıklar. Darwin'in metnini, insan ırklarının sınırlarının belirsizliğini vurgulayan ama döneminin önyargılarını da taşıyan bir bilim insanının sesi olarak; Firmin'in kitabını, aynı bilimsel araçlarla ırk hiyerarşisini sorgulayan ve toplumsal farkları tarih ve koşullarla açıklayan bir itiraz olarak; Boas'ın araştırmasını ise ırkın en kalıcı sayılan işaretinin bile çevreyle değiştiğini gösteren bir kanıt olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Gould'un ölçümlerdeki bireysel önyargıya odaklanan yaklaşımını, Stepan'ın ırk düşüncesinin bilim kurumlarının içinde nasıl yerleştiğini gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, «doğa» adına kurulan hiyerarşilerin halkları nasıl sıraya dizdiğini ve bu sıralamaya dönemin içinden nasıl itiraz edildiğini gördük. Aynı yüzyılda «doğa» bir başka dışlamanın da gerekçesiydi: kadınların aklının ve yaratılışının siyasete uygun olmadığı söyleniyordu. 1848'de New York eyaletinin küçük bir kasabasında toplanan bir grup kadın ve erkek, Amerikan devriminin eşitlik cümlesini kadınları da kapsayacak biçimde yeniden yazarak bu gerekçeye meydan okudu. Sonraki altmış yılda talep dilekçelerle, derneklerle ve yasa önerileriyle ilerledi; İngiltere'de ise sabırsızlık, cam kıran ve açlık grevine giden militan bir kanadı doğurdu. Sonraki bölüm bunu soruyor: kadınların oy hakkı talebi nasıl doğdu ve 1914'e kadar neden bu kadar yavaş ilerledi?