Öğrenme hedefleri
- Bir ticaret şirketinin Hindistan'da nasıl bir toprak gücüne dönüştüğünü, 1857 Ayaklanması'nın nedenlerini ve 1858'den sonra kurulan doğrudan İngiliz yönetiminin başlıca kurumlarını açıklayabileceksin.
- Macaulay'nin eğitim notunu, 1858 Kraliçe Bildirisi'ni ve Naoroji'nin eleştirisini karşılaştırarak, sömürge yönetiminin kendini nasıl tanımladığını ve Hintli aydınların bu tanıma nasıl cevap verdiğini değerlendirebileceksin.
- İngiliz yönetiminin Hindistan ekonomisine etkisi üzerine «servet akışı» tezini ve ona yöneltilen eleştirileri tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Allahabad'da okunan bir bildiri
1 Kasım 1858'de, kuzey Hindistan'daki Allahabad kentinde, genel vali Lord Canning, kalabalık bir toplantıda İngiltere Kraliçesi Victoria'nın bir bildirisini okuttu. Bildiri, yüz yıldır Hindistan'ın büyük bölümünü yöneten Doğu Hindistan Şirketi'nin yönetiminin sona erdiğini, bundan böyle ülkenin doğrudan kraliçe adına yönetileceğini ilan ediyordu. Kraliçe, yeni toprak istemediğini, kimsenin dini yüzünden kayırılmayacağını ya da rahatsız edilmeyeceğini, bütün uyruklarının ırkı ve inancı ne olursa olsun devlet hizmetine alınabileceğini vaat ediyordu. Bu bildiri, bir yıldan uzun süren ve binlerce insanın hayatına mal olan büyük bir ayaklanmanın hemen ardından geldi. Sonraki yarım yüzyıl boyunca Hintli aydınlar, bu vaatleri İngiliz yönetimine karşı en güçlü argümanları olarak kullanacaklardı. Bu ders, bir ticaret şirketinin nasıl bir imparatorluğa dönüştüğünü, 1857'de neden büyük bir ayaklanma çıktığını ve Taç yönetiminin Hindistan'a ne getirip ne götürdüğünü soruyor.
Bağlam — bir şirketin imparatorluğu
İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, 1600'de Asya ile ticaret yapmak için kurulmuş bir anonim şirketti. On sekizinci yüzyılın ortasında, Babür İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla Hindistan'daki bölgesel güçler arasındaki rekabete karıştı. 1757'de Bengal'de kazandığı bir savaşın ardından bölgenin yönetimini fiilen ele geçirdi; 1765'te Babür imparatoru, Bengal'in vergilerini toplama hakkını şirkete verdi. Bir ticaret şirketi, artık milyonlarca insandan vergi toplayan bir devlet gibi davranıyordu.
Sonraki yüzyılda şirket, savaşlar ve antlaşmalarla Hindistan'ın büyük bölümünü doğrudan ya da dolaylı olarak denetimi altına aldı. Ordusunun büyük çoğunluğu, sipahi denen Hintli askerlerden oluşuyordu. Bazı bölgeler doğrudan şirket tarafından yönetiliyor, bazıları ise şirketin koruması altındaki yerel prenslerin elinde kalıyordu. 1840'larda ve 1850'lerde genel vali Lord Dalhousie, erkek mirasçısı olmadan ölen prenslerin topraklarını şirkete katan bir kural uyguladı ve 1856'da kuzeydeki zengin Avadh krallığını, kötü yönetim gerekçesiyle ilhak etti.
Gelişme — 1857: bir ordunun ve bir toplumun ayaklanması
Mayıs 1857'de, Delhi'nin kuzeyindeki Meerut'ta, şirket ordusundaki Hintli askerler ayaklandı. Kıvılcım, yeni tüfeklerin fişekleriydi: askerlerin dişleriyle yırtması gereken bu fişeklerin, hem Hindu hem Müslüman askerlerin dinî kurallarına aykırı sayılan hayvan yağlarıyla kaplandığı söylentisi yayılmıştı. Ama ayaklanmanın nedenleri çok daha derindi: yüksek toprak vergileri, ilhak edilen prensliklerin ve toprakları elinden alınan soyluların öfkesi, misyonerlerin ve reformların geleneksel dinî ve toplumsal düzeni tehdit ettiği korkusu.
Ayaklanan askerler Delhi'ye yürüdü ve seksen iki yaşındaki son Babür imparatoru II. Bahadır Şah'ı hükümdarları ilan etti. Ayaklanma, kuzey ve orta Hindistan'da hızla yayıldı; Lakhnau ve Kanpur gibi kentlerde ve kırsalda, askerlerin yanına köylüler, toprak sahipleri ve prensler de katıldı. Jhansi prensliğinin, Dalhousie'nin kuralıyla toprakları ilhak edilen dul kraliçesi Lakshmibai, ayaklanmanın en ünlü önderlerinden biri oldu. Ama güney ve doğu Hindistan'ın büyük bölümü, Pencap ve pek çok prens ayaklanmaya katılmadı; şirket ordusundaki pek çok Hintli asker de İngilizlerin yanında savaştı.
İki taraf da ağır şiddete başvurdu. İngiliz orduları, 1858'de ayaklanmayı bastırdı ve misilleme olarak pek çok köyü cezalandırdı. Bahadır Şah yargılanarak Burma'ya sürgüne gönderildi; üç yüzyıllık Babür hanedanı böylece sona erdi.
Dönüş noktası — Taç yönetimi
Ayaklanmanın ardından İngiliz parlamentosu, 1858'de çıkardığı bir yasayla Doğu Hindistan Şirketi'nin Hindistan'daki yönetimine son verdi. Hindistan'ın yönetimi, Londra'da hükümete bağlı bir Hindistan Bakanı'na ve Hindistan'da kraliçeyi temsil eden bir genel vali ve kral naibine devredildi. Ordu yeniden düzenlendi: İngiliz askerlerinin oranı artırıldı, topçu İngilizlerin elinde tutuldu ve askerler, ayaklanmaya katılmayan bölgelerden ve topluluklardan seçilmeye başlandı.
Yeni yönetim, ayaklanmanın nedenlerinden biri olarak gördüğü toplumsal ve dinî reformlardan geri adım attı. İlhak politikası bırakıldı; sayıları beş yüzü aşan prenslik devletleri, İngiliz egemenliğini tanıdıkları sürece kendi topraklarını yönetmeye devam etti. Bu prenslikler, Hindistan topraklarının yaklaşık üçte birini oluşturuyordu. 1877'de Victoria'ya, Delhi'de düzenlenen büyük bir törenle «Hindistan İmparatoriçesi» unvanı verildi.
Yaygın yanlış«İngilizler Hindistan'ı birleşik ve tek biçimli bir yönetimle yönetti.»
Taç yönetimi altındaki Hindistan, doğrudan İngiliz yönetimindeki eyaletlerle, kendi prensleri tarafından yönetilen yüzlerce prenslik devletinin bir yamalı bohçasıydı. Üstelik İngiliz yönetimi, Hindistan'ı az sayıda insanla yönetiyordu: bütün alt kıtayı yöneten üst düzey sivil hizmetin üye sayısı yalnızca bin civarındaydı. Bu küçük yönetici sınıfı, yerel toprak sahiplerine, prenslere ve Hintli memurlara dayanmak zorundaydı.
Cevap — bir şirketten bir imparatorluğa
Hindistan'da İngiliz yönetimi, bir ticaret şirketinin, Babür İmparatorluğu'nun zayıfladığı bir dönemde bölgesel rekabetlerden yararlanarak vergi toplama hakkını ve toprak denetimini ele geçirmesiyle başladı. 1857 Ayaklanması, ilhakların, vergilerin ve reformların yarattığı öfkenin ordu ve toplum içinde birleşmesiyle patladı. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra İngiltere, şirketi kaldırıp yönetimi doğrudan Taç'a bağladı; toplumsal reformlardan geri çekilip prenslerle ve yerel elitlerle ittifak kurdu. Taç yönetimi, demiryolları, telgraf, üniversiteler ve bir yasa sistemi kurdu; ama Hindistan'ın kaynaklarını İngiltere'nin çıkarlarına göre yönlendirdi ve Hintlilere yönetimde neredeyse hiç söz hakkı tanımadı. İngilizce eğitimden geçen Hintliler ise 1885'te Hint Ulusal Kongresi'ni kurarak, İngiltere'nin kendi vaatlerini ona hatırlatmaya başladı.
Bugünle bağ — Hindistan'dan Anadolu'ya
Hindistan'daki İngiliz yönetimi ile Osmanlı Devleti'nin hikâyeleri, yirminci yüzyılın başında beklenmedik biçimde kesişti. 1918'deki Mondros Mütarekesi'nin ardından, Osmanlı Devleti'nin parçalanması ve halifeliğin geleceği Hindistan Müslümanlarını derinden kaygılandırdı. 1919'da Hindistan'da, Osmanlı halifeliğinin korunmasını savunan Hilafet Hareketi başladı; hareket, bir süre Hindistan'ın bağımsızlık önderleriyle de işbirliği yaptı. Bu dönemde Hindistan'dan Anadolu'daki mücadeleye para yardımı gönderildi; bu yardımın miktarı ve nasıl kullanıldığı tarihçiler arasında tartışmalıdır. Ama Hint Müslümanlarının bu desteği, Türkiye'de bugün de minnetle anılan bir hatıradır.
Birincil kaynak
1 Kasım 1858'de Hindistan'da okunan Kraliçe Victoria bildirisinden:
We desire no extension of our present territorial possessions; […] We declare it to be our royal will and pleasure that none be in anywise favoured, none molested or disquieted, by reason of their religious faith or observances, but that all alike shall enjoy the equal and impartial protection of the law; […] And it is our further will that, so far as may be, our subjects, of whatever race or creed, be freely and impartially admitted to offices in our service, the duties of which they may be qualified, by their education, ability, and integrity, duly to discharge.
Türkçesi: Mevcut topraklarımızı genişletmek istemiyoruz; […] Hiç kimsenin dinî inancı ya da ibadeti yüzünden hiçbir şekilde kayırılmamasını, rahatsız edilmemesini ve tedirgin edilmemesini, herkesin yasanın eşit ve tarafsız korumasından yararlanmasını kraliyet irademiz olarak ilan ediyoruz; […] Ayrıca irademiz odur ki, mümkün olduğu ölçüde, ırkı ya da inancı ne olursa olsun uyruklarımız, eğitimleri, yetenekleri ve dürüstlükleriyle görevlerini gereği gibi yerine getirebilecekleri devlet hizmetlerine özgürce ve tarafsızca kabul edilsin.
Kaynak: Victoria, Proclamation by the Queen in Council, to the Princes, Chiefs, and People of India, 1 Kasım 1858; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Bildiri, dinî konularda neden bu kadar açık güvenceler verir? 1857 Ayaklanması'nın nedenleriyle ilişkilendir.
- «Mümkün olduğu ölçüde» ifadesi, devlet hizmetine kabul vaadini nasıl sınırlar?
- Naoroji, kırk yıl sonra bu bildiriyi neden bir «özgürlükler şartı» olarak kullanır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Bipan Chandra (1966) — Hindistan'da ekonomik milliyetçiliğin doğuşunu incelediği kitabında, Naoroji ve öteki ilk ulusalcıların servet akışı tezini, İngiliz yönetiminin ekonomik niteliğine dair derin bir çözümleme olarak savundu; bu tezin, Hindistan'ın ulusal hareketinin ideolojik temeli olduğunu gösterdi.
- Eric Stokes (1986) — The Peasant Armed adlı kitabında, 1857 Ayaklanması'nı tek bir ulusal başkaldırı olarak değil, farklı bölgelerde farklı toplumsal ve ekonomik nedenlerle çıkan, köylülerin ve yerel güçlerin katıldığı bir dizi ayaklanma olarak inceledi.
- Thomas Metcalf (1994) — Ideologies of the Raj adlı kitabında, İngiliz yönetiminin Hindistan'ı hem «kendisine benzetilecek» bir ülke hem de «kökten farklı» bir toplum olarak gören çelişkili düşüncelerle yönettiğini; 1857'den sonra farklılık düşüncesinin ağır bastığını savundu.
- Tirthankar Roy (2000) — Hindistan'ın ekonomik tarihini incelediği kitabında, servet akışının Hindistan'ın yoksulluğunun temel nedeni olduğu görüşünü sorguladı; sömürge döneminin ekonomik etkilerinin bölgeye ve sektöre göre değiştiğini, bazı alanlarda büyüme, bazılarında gerileme yaşandığını gösterdi.
Bu tarihçiler, İngiliz yönetimini farklı düzeylerde ve farklı kaynaklarla değerlendirir: kimi ulusalcıların yazılarına, kimi köy kayıtlarına, kimi de fiyat ve üretim istatistiklerine dayanır. Chandra ekonomik sömürüyü, Stokes ayaklanmanın yerel kökenlerini, Metcalf yönetimin ideolojisini öne çıkarır; Roy ise ekonomik etkinin karmaşıklığını vurgular. Tartışma, İngiliz yönetiminin Hindistan'ın yoksullaşmasının temel nedeni mi, yoksa çok daha karmaşık bir ekonomik ve toplumsal dönüşümün parçalarından biri mi olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
1857 Ayaklanması'na Hintli bir Müslüman aydının tepkisi, dönemin karmaşıklığını gösterir. Şirket hizmetinde yargıç olarak çalışan Seyyid Ahmed Han, ayaklanma sırasında İngilizlerin yanında kaldı; ama 1859'da yazdığı bir risalede, ayaklanmanın nedenlerini İngiliz yöneticilerin halkı tanımamasına, Hintlilerin yasama meclisinde temsil edilmemesine ve halkın dinine müdahale edileceği korkusuna bağladı. Seyyid Ahmed Han daha sonra, Hint Müslümanlarının Batı bilimini ve İngilizce eğitimi benimsemesini savundu ve 1875'te Aligarh'ta bir kolej kurdu. Bu kolej, sonraki on yıllarda Hindistan'daki Müslüman siyasal önderlerin yetiştiği önemli bir merkez oldu.
İngiliz yönetimi, Hindistan toplumunu tanımak ve sınıflandırmak için geniş bir bilgi aygıtı da kurdu. 1871–1872'deki ilk genel sayımdan sonra 1881'den itibaren on yılda bir yapılan nüfus sayımları, halkı din, kast ve dil gibi kategorilere göre saydı ve kaydetti. Tarihçi Nicholas Dirks gibi araştırmacılara göre, bu sayımlar ve etnografik araştırmalar, daha önce yerel olarak değişken ve esnek olan toplumsal kimlikleri, resmî ve katı kategorilere dönüştürdü; kast ve dinî kimlik, siyasal hayatın temel birimleri hâline geldi. Başka tarihçiler ise bu kimliklerin sömürge döneminden çok daha eski köklere sahip olduğunu vurgular.
Taç yönetimi döneminin en ağır yüzü, büyük kıtlıklardı. 1876–1878'de ve 1896–1900 arasında güney ve batı Hindistan'da yaşanan kıtlıklarda milyonlarca insan hayatını kaybetti; ölüm sayıları için tahminler çok farklıdır. Kuraklık bu kıtlıkların doğrudan nedeniydi; ama tarihçiler, hükümetin serbest piyasaya güvenerek tahıl ihracatını sürdürmesini, yardımı ağır çalışma koşullarına bağlamasını ve vergi toplamaya devam etmesini, ölümlerin bu kadar yüksek olmasının nedenleri arasında sayar. Bu kıtlıklar, Naoroji gibi ulusalcıların İngiliz yönetimine yönelttiği eleştirilerin merkezine yerleşti.
Taç yönetimi, Hindistan'ın insanlarını imparatorluğun dört bir yanına da taşıdı. İngiliz İmparatorluğu'nda köleliğin 1830'larda kaldırılmasından sonra, şeker plantasyonlarında çalışacak işçi ihtiyacı, «sözleşmeli işçilik» adı verilen bir sistemle Hindistan'dan karşılandı. Birkaç yıllık sözleşmelerle, çoğu yoksul köylülerden oluşan bir milyonu aşkın Hintli, Mauritius'a, Karayipler'e, Güney Afrika'nın Natal bölgesine ve Fiji'ye götürüldü. Çalışma koşulları çoğu zaman çok ağırdı. Genç bir avukat olarak 1893'te Güney Afrika'ya giden Gandhi'nin siyasal mücadelesi de, oradaki Hintli işçilerin ve tüccarların haklarını savunmakla başladı.
Hintlilerin yönetime katılımı da çok sınırlı kaldı. Kraliçe bildirisi devlet hizmetinin herkese açık olduğunu vaat etmişti; ama üst düzey sivil hizmetin sınavları yalnızca Londra'da yapılıyordu ve yaş sınırı düşüktü. İlk Hintli, bu sınavı ancak 1860'ların başında kazanabildi; yüzyılın sonunda bile bu hizmetteki Hintlilerin sayısı çok azdı. 1883'te Hintli yargıçların Avrupalıları da yargılayabilmesini öngören bir yasa tasarısı, Hindistan'daki İngilizlerin sert tepkisiyle karşılaşıp sulandırıldı. Bu olay, eğitimli Hintlilere, eşitlik vaadinin sınırlarını açıkça gösterdi ve iki yıl sonra Hint Ulusal Kongresi'nin kurulmasına zemin hazırladı. 1905'te genel vali Lord Curzon'un Bengal eyaletini ikiye bölmesi ise, İngiliz mallarını boykot eden geniş bir halk hareketine yol açtı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Bipan Chandra, The Rise and Growth of Economic Nationalism in India (Yeni Delhi: People's Publishing House, 1966).
- Eric Stokes, The Peasant Armed: The Indian Revolt of 1857, ed. C. A. Bayly (Oxford: Clarendon Press, 1986).
- Thomas R. Metcalf, Ideologies of the Raj (Cambridge: Cambridge University Press, 1994).
- Tirthankar Roy, The Economic History of India, 1857–1947 (Yeni Delhi: Oxford University Press, 2000).
- Mike Davis, Late Victorian Holocausts: El Niño Famines and the Making of the Third World (Londra: Verso, 2001).
- Nicholas B. Dirks, Castes of Mind: Colonialism and the Making of Modern India (Princeton: Princeton University Press, 2001).
Arşiv ve kaynak
İngiliz Hindistan'ının kaynakları arasında Doğu Hindistan Şirketi'nin ve Hindistan Bakanlığı'nın kayıtları, genel valilerin yazışmaları, nüfus sayımları, kıtlık komisyonlarının raporları, meclis tutanakları, Hintli ve İngiliz gazeteleri ve Hintli aydınların kitapları vardır. Şirketin ve Hindistan Bakanlığı'nın arşivlerinin büyük bölümü Londra'daki İngiliz Kütüphanesi'ndedir. 1857 Ayaklanması için ayaklananların kendi bildirileri ve yazışmaları da önemlidir; ama bunların çoğu, İngilizlerin el koyduğu belgeler olarak korunmuştur. Bu derste kullanılan üç metnin ilk ikisi Vikikaynak'ta, Naoroji'nin 1901 baskısı ise Internet Archive'ın taranmış kitapları arasında bulunur.
Açık sorular
- 1857 Ayaklanması, bir askerî isyan mıydı, bir halk ayaklanması mı, yoksa bir bağımsızlık savaşı mı?
- İngiliz yönetimi, Hindistan'ın ekonomisini genel olarak zayıflattı mı, yoksa bazı alanlarda büyümeye de katkıda bulundu mu?
- Sömürge yönetiminin kurduğu kategoriler, Hindistan'daki kast ve dinî kimlikleri ne ölçüde değiştirdi?
Mini sınav
- (Hedef 1) 1857 Ayaklanması hangi kentte, şirket ordusundaki Hintli askerlerin başkaldırısıyla başladı? A) Kalküta B) Bombay C) Meerut D) Madras
- (Hedef 1) Ayaklanmacıların hükümdar ilan ettiği son Babür imparatoru kimdir? A) II. Bahadır Şah B) Ekber Şah C) Evrengzib D) Şah Cihan
- (Hedef 2) Macaulay, 1835 notunda nasıl bir sınıf yetiştirilmesini önerir? A) Sanskritçe bilen din bilginleri B) İngilizlerle halk arasında tercümanlık yapacak, İngiliz zevk ve görüşlerine sahip bir sınıf C) Hintli subaylar D) Arapça bilen yargıçlar
- (Hedef 2) Naoroji, Hindistan'ın yoksulluğunun temel nedeni olarak neyi gösterir? A) Nüfus artışını B) Tarımsal teknolojinin geriliğini C) Hindistan'dan İngiltere'ye karşılıksız servet akışını D) Prenslerin kötü yönetimini
- (Hedef 3) Sömürge döneminin ekonomik etkilerinin bölgeye ve sektöre göre değiştiğini savunarak servet akışı tezini sorgulayan tarihçi kimdir? A) Bipan Chandra B) Tirthankar Roy C) Eric Stokes D) Thomas Metcalf
Açık uçlu soru
(Hedef 3) İngiliz yönetimi Hindistan'ın yoksullaşmasının temel nedeni miydi? Cevabında Macaulay'nin notunu, 1858 Kraliçe Bildirisi'ni ve Naoroji'nin eleştirisini kullan; Chandra ile Roy'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Ayaklanma Meerut'ta başladı.
- A — Ayaklanmacılar II. Bahadır Şah'ı hükümdar ilan etti.
- B — Macaulay, tercümanlık yapacak bir sınıf önerir.
- C — Naoroji, servet akışını temel neden olarak gösterir.
- B — Bu görüşü Tirthankar Roy savundu.
Kapsamlı bir cevap, Doğu Hindistan Şirketi'nin bir ticaret şirketinden bir toprak gücüne dönüşmesini, 1857 Ayaklanması'nın ilhaklar, vergiler ve dinî kaygılardan beslenen nedenlerini ve Taç yönetiminin prenslerle ve yerel elitlerle kurduğu ittifakı açıklar. Macaulay'nin notunu, İngiliz yönetiminin kendini bir uygarlaştırma görevi olarak tanımlamasının ve Hint kültürünü küçümsemesinin belgesi olarak; kraliçe bildirisini, ayaklanmadan sonra dinî tarafsızlık ve eşitlik vaat eden bir siyasal metin olarak; Naoroji'nin kitabını ise bu vaatleri İngiltere'ye karşı kullanan bir ulusalcı eleştirisi olarak okur. Güçlü bir yanıt, Chandra'nın servet akışını Hindistan'ın yoksulluğunun temel nedeni sayan yaklaşımını, Roy'un ekonomik etkilerin karmaşık ve bölgeden bölgeye değişen niteliğini vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır ve kıtlıklardaki hükümet politikalarını da değerlendirir.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, İngiltere'nin Hindistan'ı bir ticaret şirketinin yüzyıllık genişlemesiyle ele geçirdiğini gördük. Afrika'nın paylaşılması ise çok daha hızlı ve çok daha masa başında gerçekleşti. 1884'ün sonunda, Bismarck'ın davetiyle Berlin'de toplanan Avrupa devletleri, kıtanın kıyılarını ve nehirlerini kimin, hangi kurallarla ele geçireceğini tartıştı; toplantıya hiçbir Afrikalı yönetici çağrılmamıştı. Sonraki yirmi yılda, kıtanın neredeyse tamamı birkaç Avrupa devleti arasında bölüşüldü. Sonraki bölüm bunu soruyor: Afrika'nın paylaşılması ve Berlin Konferansı.