Öğrenme hedefleri
- On dokuzuncu yüzyılın ortasından 1914'e kadar sanayileşmenin Japonya'ya, Rusya'ya, Osmanlı Devleti'ne ve Hindistan'a nasıl ve hangi araçlarla yayılmaya çalıştığını karşılaştırmalı olarak açıklayabileceksin.
- List'in serbest ticaret eleştirisini, Witte'nin gümrük politikası anlatısını ve MacFarlane'in Osmanlı fabrikalarına ilişkin gözlemini karşılaştırarak, geç sanayileşen ülkelerin seçeneklerini değerlendirebileceksin.
- «Bazı ülkeler kültürleri ya da tembellikleri yüzünden sanayileşemedi» türünden açıklamaları, devlet politikaları, dünya ekonomisindeki güç ilişkileri ve tarihçi tartışmasıyla sınayabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir ipek fabrikasının kapısında
Ekim 1872'de, Japonya'nın Tokyo'nun kuzeybatısındaki dağlık bölgesinde, Tomioka kasabasında, tuğladan yapılmış uzun bir bina açıldı. Bu, Meiji hükümetinin kurduğu, Avrupa makineleriyle donatılmış bir ipek ipliği fabrikasıydı. Fabrikayı tasarlayan ve makineleri getiren, Fransız mühendis Paul Brunat'ydı; birkaç Fransız usta, Japon işçilere makineleri kullanmayı öğretecekti. Ama işçi bulmak kolay olmadı. Kırsalda, yabancıların fabrikada genç kızların kanını içtiği söylentisi dolaşıyordu; bu korku, büyük olasılıkla, Fransızların içtiği kırmızı şaraptan doğmuştu. Hükümet, güvensizliği kırmak için yüksek memurların ve eski samuray ailelerinin kızlarını fabrikaya gönderdi. Birkaç yıl içinde fabrikada yüzlerce genç kadın çalışıyordu; burada eğitilenler, ülkenin başka yerlerinde kurulan ipek fabrikalarında öğretmen oldu. Tomioka, bir ülkenin, İngiltere'nin yüz yılda yaşadığı dönüşümü birkaç on yılda yakalamak için devletin elini nasıl kullandığının bir simgesidir. Bu ders, sanayileşmenin İngiltere'den ve Batı Avrupa'dan dünyanın başka bölgelerine nasıl yayıldığını, neden bazı ülkelerin başarılı olup bazılarının geride kaldığını soruyor.
Bağlam — geç kalanların ikilemi
On dokuzuncu yüzyılın ortasında İngiltere, dünyanın «atölyesi» olarak anılıyordu. İngiliz fabrika malları, ucuzluğu ve kalitesiyle dünya pazarlarını dolduruyordu. Bu durum, sanayileşmemiş ülkelerin önüne zor bir seçim koydu. Serbest ticarete açılırlarsa, kendi el sanatları ve yeni kurulan fabrikaları, İngiliz mallarıyla rekabet edemeyip çökebilirdi. Kendi sanayilerini gümrük duvarlarıyla korumaya çalışırlarsa, İngiltere'nin ve öteki büyük güçlerin baskısıyla karşılaşabilir, ayrıca kendi tüketicileri daha pahalı mallar almak zorunda kalabilirdi.
Bu ikilem, en açık biçimde, bir Alman iktisatçı tarafından dile getirildi. Friedrich List, 1841'de yayımladığı Ulusal Ekonomi Politik Sistemi adlı kitabında, serbest ticaretin yalnızca zaten sanayileşmiş ülkelerin işine yaradığını savundu. Ona göre geri kalmış bir ülke, kendi «bebek sanayilerini», yetişkinliğe ulaşıncaya kadar gümrüklerle korumalıydı; bu politikaya korumacılık denir. List'in düşünceleri, sonraki yıllarda Almanya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Rusya'da ve Japonya'da sanayileşme politikalarını etkiledi. Kitabının en çok alıntılanan paragrafı, bu dersin birincil kaynağıdır.
Gelişme — üç yol, üç sonuç
Japonya, 1868'de iktidara gelen Meiji hükümetiyle hızlı bir dönüşüme girdi. 1871–1873 arasında, devlet adamı Iwakura Tomomi'nin başkanlığındaki büyük bir heyet, Amerika Birleşik Devletleri'ni ve Avrupa'yı gezerek fabrikaları, okulları, demiryollarını ve yönetim sistemlerini inceledi. Hükümet, demiryolları, telgraf hatları, tersaneler ve örnek fabrikalar kurdu; yabancı uzmanlar getirdi, gençleri yurt dışına okumaya gönderdi. 1880'lerde, Maliye Bakanı Matsukata Masayoshi'nin politikalarıyla, zarar eden devlet fabrikalarının çoğu, ucuza, büyük aile şirketlerine satıldı; bu şirketler sonraki on yıllarda Japon sanayisinin omurgası oldu. Japonya'nın başlıca ihracatı, önce ipek, sonra pamuklu iplik ve kumaş oldu; yirminci yüzyılın başında devletin kurduğu ilk büyük çelik fabrikası üretime geçti.
Rusya'da sanayileşme, 1861'de serfliğin kaldırılmasından sonra, özellikle 1890'larda hızlandı. Bu hızlanmanın mimarı, eskiden bir demiryolu şirketinin yöneticisi olan Maliye Bakanı Sergey Witte'ydi.
Witte, Fransız bankalarından büyük krediler alarak, Moskova'yı Pasifik kıyısına bağlayan Sibirya demiryolunun yapımını hızlandırdı; 1897'de Rus rublesini altına bağladı ve yabancı sermayeyi ülkeye çekti. 1890'larda Rusya'nın demir, çelik, kömür ve petrol üretimi hızla arttı. Ama bu sanayileşme, büyük ölçüde devletin ve yabancı sermayenin eseriydi; nüfusun büyük çoğunluğu yoksul köylüler olarak kaldı ve ağır vergiler onların sırtına bindi.
Osmanlı Devleti'nde de, 1840'larda, Tanzimat döneminde, devlet eliyle fabrikalar kurma girişimi oldu. İstanbul'da fes üreten Feshane genişletildi; Zeytinburnu'nda demir ve makine fabrikaları, Bakırköy'de pamuklu dokuma fabrikası, İzmit yakınındaki Hereke'de Sultan Abdülmecid döneminde bir dokuma fabrikası kuruldu. Bu fabrikaların çoğu, ordunun ve sarayın ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştu; her devlet fabrikası, pahalı ithal makinelere ve yabancı ustalara bağımlıydı.
Dönüş noktası — aynı araçlar, farklı sonuçlar
Osmanlı devlet fabrikalarının çoğu, 1850'lerde ya kapandı ya da çok küçük ölçekte çalışmaya devam etti. Bunun pek çok nedeni vardı: yüksek maliyetler, kömür ve nitelikli işçi eksikliği, yetersiz yönetim ve devletin mali sıkıntıları. Ayrıca, 1838'de İngiltere'yle imzalanan ve dış ticareti düşük gümrüklere bağlayan ticaret antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kendi sanayisini gümrüklerle koruma imkânını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı. Yüzyılın ikinci yarısında devletin artan dış borçları, 1881'de alacaklı Avrupalı bankaların temsilcilerinin yönettiği bir kurumun, Düyun-ı Umumiye'nin kurulmasına yol açtı; bu kurum, devletin önemli gelir kaynaklarını denetimine aldı.
Hindistan'da ise, İngiliz yönetimi altında, sanayileşme farklı bir yol izledi. Bombay'da 1850'lerden itibaren Hintli girişimcilerin kurduğu pamuk fabrikaları büyüdü; Jamsetji Tata'nın başlattığı girişimi sürdüren ailesinin 1907'de kurduğu çelik şirketi, birkaç yıl sonra Jamshedpur'da Asya'nın ilk büyük çelik fabrikalarından birinde üretime başladı. Ama sömürge yönetimi, Hint sanayisini gümrüklerle korumadı; Hindistan, uzun süre İngiliz fabrika mallarının pazarı ve ham pamuk gibi hammaddelerin kaynağı olarak kaldı.
Yaygın yanlış«Bazı ülkeler kültürleri ya da insanlarının tembelliği yüzünden sanayileşemedi.»
Sanayileşmenin yayılmasını belirleyen, halkların «karakteri» değil, büyük ölçüde siyasal ve ekonomik koşullardı: bir devletin kendi gümrük politikasını belirleyip belirleyemediği, sermaye, kömür ve nitelikli işgücü bulup bulamadığı, dış borç ve yabancı güçlerin baskısı altında olup olmadığı. Aynı dönemde Japonya, kendi gümrüklerini belirleme hakkından da yoksun kaldığı antlaşmalara rağmen, güçlü bir devlet, eğitim yatırımları ve hızlı bir siyasal dönüşümle sanayileşti; bu da açıklamanın kültürde değil, kurumlarda ve koşullarda aranması gerektiğini gösterir.
Cevap — devletin eli ve dünyanın düzeni
Sanayileşme, İngiltere'den dünyaya kendiliğinden yayılmadı. Onu yakalamaya çalışan ülkeler, İngiltere'nin yüz yılda yaptığını birkaç on yılda yapmak için devletin, bankaların ve yabancı uzmanların gücüne başvurdu. List'in savunduğu gümrük koruması, Almanya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Rusya'da önemli bir araç oldu. Japonya, devletin kurduğu örnek fabrikalar, eğitim ve sonradan özel şirketlere devredilen sanayilerle en başarılı geç sanayileşme örneklerinden birini verdi. Osmanlı Devleti'nin fabrika girişimleri ise, serbest ticaret antlaşmaları, sermaye ve altyapı eksikliği ve artan dış borçlar karşısında büyük ölçüde başarısız oldu; Hindistan'da sanayileşme, sömürge yönetiminin çıkarlarıyla sınırlandı. Sanayileşmenin yayılması, dünya ekonomisindeki güç ilişkilerini hem yansıttı hem de yeniden biçimlendirdi.
Bugünle bağ — merdiveni tekmelemek
Bugün de gelişmekte olan ülkeler, kendi sanayilerini korumak ile dünya ticaretine açılmak arasında benzer bir ikilemle karşı karşıya. Uluslararası ticaret kuralları, gümrük korumasını sınırlarken, bazı iktisatçılar, bugünkü zengin ülkelerin geçmişte kendi sanayilerini sıkı biçimde koruyarak zenginleştiğini, bu yüzden aynı yolu başkalarına kapatmanın adil olmadığını savunuyor. Türkiye'nin Cumhuriyet'in ilk yıllarında Sümerbank ve devlet fabrikalarıyla yürüttüğü sanayileşme politikası da, bu uzun tartışmanın bir parçasıdır.
Birincil kaynak
Alman iktisatçı Friedrich List'in 1841'de yayımladığı Ulusal Ekonomi Politik Sistemi adlı kitabından, İngiltere'nin ticaret politikasını ele aldığı bölümden, İngilizce çeviriden:
It is a very common clever device that when anyone has attained the summit of greatness, he kicks away the ladder by which he has climbed up, in order to deprive others of the means of climbing up after him. In this lies the secret of the cosmopolitical doctrine of Adam Smith […]. Any nation which by means of protective duties and restrictions on navigation has raised her manufacturing power and her navigation to such a degree of development that no other nation can sustain free competition with her, can do nothing wiser than to throw away these ladders of her greatness, to preach to other nations the benefits of free trade.
Türkçesi: Büyüklüğün doruğuna ulaşan birinin, arkasından başkalarının da tırmanabilmesinin yollarını ortadan kaldırmak için, kendisini yukarı çıkaran merdiveni tekmelemesi çok yaygın ve kurnazca bir yöntemdir. Adam Smith'in dünya yurttaşlığına dayalı öğretisinin sırrı bundadır […]. Koruyucu gümrükler ve gemicilik kısıtlamalarıyla sanayi gücünü ve gemiciliğini, hiçbir ulusun onunla serbest rekabete dayanamayacağı bir gelişme düzeyine çıkarmış bir ulus için, büyüklüğünün bu merdivenlerini atıp öteki uluslara serbest ticaretin yararlarını vaaz etmekten daha akıllıca bir şey olamaz.
Kaynak: Friedrich List, Das nationale System der politischen Ökonomie (Stuttgart, 1841); Sampson S. Lloyd (çev.), The National System of Political Economy, yeni baskı (Londra: Longmans, Green, 1904), s. 295–296; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- List'e göre İngiltere, sanayi üstünlüğüne hangi araçlarla ulaşmıştır? Başka ülkelere neden serbest ticaret önerir?
- «Merdiveni tekmelemek» benzetmesi, List'in Adam Smith'in serbest ticaret öğretisine yönelttiği eleştiriyi nasıl özetler?
- List'in görüşü, bu dersteki Rusya ve Osmanlı Devleti örnekleriyle nasıl ilişkilendirilebilir? Gümrük politikasını kendi belirleyemeyen bir ülke için bu görüş ne anlama gelir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alexander Gerschenkron (1962) — Economic Backwardness in Historical Perspective adlı kitabında, bir ülke ne kadar geç ve ne kadar geri bir durumdan sanayileşmeye başlarsa, bu sürecin o kadar hızlı ve ağır sanayiye dayalı olduğunu, devletin ve büyük bankaların da o kadar büyük bir rol oynadığını savundu; Almanya'yı ve Rusya'yı bu modelin örnekleri olarak gördü.
- Donald Quataert (1993) — Ottoman Manufacturing in the Age of the Industrial Revolution adlı kitabında, Osmanlı imalatının Avrupa rekabeti karşısında basitçe çöktüğü görüşüne karşı çıktı; kırsal ve küçük ölçekli üretimin, özellikle halı dokumacılığı gibi kadın emeğine dayanan alanların, yeni koşullara uyum sağlayarak büyüyebildiğini gösterdi.
- Ha-Joon Chang (2002) — Kicking Away the Ladder adlı kitabında, List'in benzetmesini ödünç alarak, İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi sanayileşme dönemlerinde yüksek gümrüklerle ve devlet desteğiyle zenginleştiğini, bugün ise gelişmekte olan ülkelere bu araçları yasaklayan kurallar önerdiğini savundu.
- Robert C. Allen (2011) — Global Economic History adlı kısa kitabında, Batı'yı yakalamaya çalışan ülkelerin başarısını, birleşik bir iç pazar, koruyucu gümrükler, yatırım bankaları ve kitlesel eğitimden oluşan bir «standart model» ile açıkladı; Japonya'nın bu modeli en başarılı biçimde uyguladığını vurguladı.
Dört tarihçi, geç sanayileşmeyi farklı açılardan açıklar. Gerschenkron devletin ve bankaların rolünü, Allen başarılı bir sanayileşme politikasının unsurlarını, Chang ise zengin ülkelerin geçmişte uyguladıkları korumacılığı öne çıkarır; Quataert ise «başarısızlık» diye anlatılan bir ekonominin içindeki uyum ve dönüşümü görünür kılar. Bu yaklaşımlar, sanayileşmeyi tek bir yolun başarısı ya da başarısızlığı olarak değil, farklı koşullarda farklı biçimler alan bir süreç olarak görmek gerektiğini gösterir. Tartışma, geç sanayileşen ülkelerin kaderini asıl olarak kendi devlet politikalarının mı, yoksa dünya ekonomisindeki güç ilişkilerinin ve dış baskıların mı belirlediği sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Japonya'nın başarısını açıklarken, onun da başlangıçta zor koşullar altında olduğunu hatırlamak gerekir. 1850'lerde Batılı güçlerin baskısıyla imzalanan antlaşmalar, Japonya'nın gümrük vergilerini düşük bir düzeyde sabitlemiş ve yabancılara Japon mahkemelerinden bağışıklık tanımıştı. Meiji hükümeti, bu antlaşmaları değiştirmeyi en önemli dış politika hedeflerinden biri olarak gördü; gümrük özerkliğini ancak 1911'de tam olarak geri kazanabildi. Yani Japonya, List'in savunduğu gümrük korumasından yıllarca yararlanamadan sanayileşmeye başladı. Bunun yerine, eğitime, altyapıya, devletin kurduğu örnek fabrikalara ve ihracata, özellikle ipek ihracatına dayandı. Bu deneyim, sanayileşmenin tek bir reçetesi olmadığını gösterir.
Çin'in deneyimi de karşılaştırma için öğreticidir. 1860'larda Çin'de başlayan ve «kendini güçlendirme» adı verilen hareket, Batı teknolojisini alarak tersaneler, silah fabrikaları ve dokuma fabrikaları kurmayı amaçladı; Şanghay'daki büyük cephanelik bunların en önemlilerinden biriydi. Ama bu girişimler, merkezî hükümetin zayıflığı, eyalet yöneticilerinin birbirleriyle rekabeti, dış savaşlar ve saray çevresinin reformlara direnci yüzünden sınırlı kaldı. Çin, yüzyılın sonunda Japonya'yla yaptığı savaşı kaybettiğinde, iki ülkenin sanayileşme yolları arasındaki fark bütün dünyaya açıkça görünmüştü. Bu karşılaştırma, devletin gücünün ve kararlılığının, teknolojiyi almaktan daha belirleyici olduğunu gösterir.
Quataert'in çalışması, Osmanlı ekonomisinin tarihini yazarken sıkça kullanılan «çöküş» anlatısını sorgulamamıza yardımcı olur. Devlet fabrikalarının çoğu başarısız olsa da, Osmanlı topraklarında imalat tümüyle ortadan kalkmadı. Batı Anadolu'daki halı dokumacılığı, yüzyılın sonunda Avrupa ve Amerika pazarları için büyük bir ihracat sektörüne dönüştü; bu üretimin büyük bölümü, köylerde ve evlerde çalışan kadınların ve kızların emeğine dayanıyordu. Bursa'da ipek iplikçiliği, Avrupa makinelerini kullanan küçük fabrikalarla canlandı. Bu örnekler, sanayileşmenin yalnızca büyük fabrikalarla değil, küçük ölçekli ve dağınık üretimle de ilerleyebildiğini, ama bu üretimin çoğu zaman düşük ücretli emeğe dayandığını gösterir.
Rusya'nın 1890'lardaki hızlı sanayileşmesinin de gölgeli yanları vardı. Sanayinin büyük bölümü birkaç bölgede, özellikle Moskova ve Sankt Petersburg çevresinde, Ukrayna'nın kömür havzasında ve Bakü'nün petrol alanlarında yoğunlaştı. Fabrikalarda çalışma koşulları ağırdı ve işçiler, yeni sanayi kentlerinde kalabalık ve sağlıksız koşullarda yaşıyordu. Köylüler ise, devletin sanayileşmeyi finanse etmek için koyduğu vergilerin ve tahıl ihracatının yükünü taşıyordu. Bu gerilimler, 1905'te ve 1917'de patlayacak devrimlerin zeminini hazırlamaya katkıda bulundu.
Son olarak, sanayileşmenin yayılması, dünyayı sanayi mallarını üreten ve hammadde sağlayan ülkeler olarak ikiye ayırdı. Çelik, tekstil ve makine üreten ülkeler, pamuk, buğday, kauçuk, kalay ve kahve gibi ürünleri sağlayan ülkelerle bir iş bölümü içine girdi. Bu iş bölümü, bir yandan dünya ticaretinin hızla büyümesini sağladı; öte yandan, hammadde ihraç eden ülkeleri, fiyatları dalgalanan birkaç ürüne ve dış pazarlara bağımlı hâle getirdi. Sanayileşmenin coğrafyası, yirminci yüzyılın siyasal ve ekonomik çatışmalarının da coğrafyası oldu. Hangi ülkenin fabrika kurduğu, hangisinin hammadde sattığı sorusu, sonraki kuşakların bağımsızlık ve kalkınma tartışmalarının merkezine yerleşti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Alexander Gerschenkron, Economic Backwardness in Historical Perspective (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 1962).
- Sidney Pollard, Peaceful Conquest: The Industrialization of Europe, 1760–1970 (Oxford: Oxford University Press, 1981).
- Penelope Francks, Japanese Economic Development: Theory and Practice (Londra: Routledge, 1992).
- Donald Quataert, Ottoman Manufacturing in the Age of the Industrial Revolution (Cambridge: Cambridge University Press, 1993).
- Ha-Joon Chang, Kicking Away the Ladder: Development Strategy in Historical Perspective (Londra: Anthem Press, 2002).
- Robert C. Allen, Global Economic History: A Very Short Introduction (Oxford: Oxford University Press, 2011).
Arşiv ve kaynak
Sanayileşmenin yayılmasının kaynakları arasında hükümetlerin sanayi ve gümrük politikalarına ilişkin belgeleri, fabrikaların kayıtları, dış ticaret istatistikleri, konsolosluk raporları, yabancı uzmanların ve gezginlerin anlatıları ve devlet adamlarının anıları vardır. Osmanlı devlet fabrikalarına ilişkin belgeler İstanbul'daki devlet arşivlerinde, Meiji dönemi sanayi politikalarına ilişkin belgeler Japon arşivlerinde bulunur. List'in kitabının, Witte'nin anılarının ve MacFarlane'in gezi kitabının İngilizce baskıları Internet Archive'da okunabilir.
Açık sorular
- Japonya'nın başarısı, onun kendine özgü koşullarının mı, yoksa başkalarının da uygulayabileceği politikaların mı sonucuydu?
- Osmanlı Devleti, 1838 ticaret antlaşmasını imzalamasaydı, kendi sanayisini kurabilir miydi?
- Gümrük koruması, geç sanayileşen ülkeler için vazgeçilmez miydi, yoksa verimsiz sanayileri ayakta tutan bir yük mü?
Mini sınav
- (Hedef 1) Japonya'da 1872'de Fransız uzmanların yardımıyla kurulan devlet ipek fabrikası hangi kasabadadır? A) Tomioka B) Tokyo C) Osaka D) Yokohama
- (Hedef 1) 1890'larda Rusya'nın hızlı sanayileşmesinin mimarı sayılan Maliye Bakanı kimdir? A) Iwakura Tomomi B) Sergey Witte C) Friedrich List D) Matsukata Masayoshi
- (Hedef 2) Witte'ye göre 1891 gümrük tarifesinin esas amacı neydi? A) Rus buğdayını ucuzlatmak B) Almanya'yla ittifak kurmak C) Rus sanayisini geliştirip Alman fabrika mallarına bağımlılığı azaltmak D) Serbest ticareti yaymak
- (Hedef 2) MacFarlane, Zeytinburnu ve Bakırköy fabrikalarının kuruluşunu nasıl değerlendirir? A) Arabayı atın önüne koymak gibi yanlış bir başlangıç olarak B) Tam bir başarı olarak C) İngiltere'ye örnek olacak bir girişim olarak D) Tarımı geliştirmenin en iyi yolu olarak
- (Hedef 3) Osmanlı imalatının basitçe çöktüğü görüşüne karşı çıkıp kırsal ve küçük ölçekli üretimin uyum sağladığını gösteren tarihçi kimdir? A) Alexander Gerschenkron B) Ha-Joon Chang C) Robert C. Allen D) Donald Quataert
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Geç sanayileşen ülkelerin kaderini asıl olarak kendi devlet politikaları mı, yoksa dünya ekonomisindeki güç ilişkileri ve dış baskılar mı belirledi? Cevabında List'in görüşünü, Witte'nin anlatısını ve MacFarlane'in gözlemini kullan; Gerschenkron ile Chang'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Fabrika Tomioka'da kuruldu.
- B — Bu bakan Sergey Witte'dir.
- C — Esas amaç Rus sanayisini geliştirmek ve Alman mallarına bağımlılığı azaltmaktı.
- A — MacFarlane bunu arabayı atın önüne koymak olarak görür.
- D — Bu yorum Donald Quataert'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, sanayileşmenin kendiliğinden yayılmadığını, geç sanayileşen ülkelerin devletin, bankaların, gümrüklerin ve yabancı uzmanların gücüne başvurduğunu, ama bu araçları kullanabilme imkânlarının dünya ekonomisindeki konumlarına göre çok farklı olduğunu açıklar. List'in görüşünü, serbest ticaretin zaten sanayileşmiş ülkelerin işine yaradığı eleştirisi olarak; Witte'nin anlatısını, bu düşüncenin bir imparatorlukta gümrük politikasına dönüşmesi olarak; MacFarlane'in gözlemini ise Osmanlı devlet fabrikalarının karşılaştığı gerçek sorunları ama önyargılı bir bakışla yansıtan bir tanıklık olarak okur. Güçlü bir yanıt, Gerschenkron'un devletin ve bankaların rolünü öne çıkaran açıklamasını, Chang'ın zengin ülkelerin geçmişteki korumacılığını ve bugünkü kuralları eleştiren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Sanayi Devrimi» kursunun on dersini tamamladık. Yolculuk, bir Birmingham atölyesinde «bütün dünyanın istediği gücü» satan bir sanayicinin sözleriyle başladı ve İngiltere'nin neden öncü olduğunu sordu. Ardından maden kuyularının başındaki ilk buhar makinelerini, Cromford'un gece de yanan pencerelerini, işlik çocuklarının fabrikalara gönderilişini, demiryolunun bir ülkenin bütün saatlerini tek bir zamana uyduruşunu ve kolera salgınlarına karşı kurulan kanalizasyonu izledik. İşçilerin dilekçelerle ve sendikalarla örgütlenmesini, Marx'ın bu dünyayı çözümleme girişimini, çelik, petrol ve elektrikle gelen ikinci dalgayı ve son olarak sanayileşmenin dünyaya yayılma çabalarını gördük. Bu derslerin her birinde, makinelerin ve fabrikaların arkasında aynı gerilim duruyordu: yeni üretim gücünün kazançları ile bedelleri, kimin payına düşüyordu? Programda sırada, sanayileşmenin güçlendirdiği devletlerin ve halkların, kendilerini nasıl yeni bir biçimde tanımladığını ve dünyayı nasıl paylaştığını inceleyen «Uzun 19. Yüzyıl: Ulusçuluk ve Emperyalizm» kursu var. Bu kursun ilk dersi, insanları ortak bir dil, tarih ve devlet etrafında birleştiren «ulus» düşüncesinin nereden geldiğini ve neden bu yüzyılda bu kadar güçlü bir siyasal kuvvete dönüştüğünü tartışıyor. İlk bölüm bunu soruyor: Ulus nedir, milliyetçilik nasıl doğdu?