Öğrenme hedefleri
- 1856'dan 1914'e kadar çelik, petrol, elektrik ve kimya sanayilerindeki yenilikleri ve bunların iki yeni sanayi gücünün, Almanya'nın ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yükselişindeki rolünü açıklayabileceksin.
- Bessemer'in ilk deneyini anlatışını, Tarbell'in Standard Oil'i eleştirisini ve Williams'ın Alman rekabetine ilişkin uyarısını karşılaştırarak, yeni sanayinin fırsatlarını ve kaygılarını değerlendirebileceksin.
- İkinci Sanayi Devrimi'ni yalnızca yalnız mucitlerin buluşlarıyla açıklayan görüşü, büyük şirketlerin, laboratuvarların ve ağların rolüne ilişkin tarihçi tartışmasıyla karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir öğleden sonra yanan lambalar
4 Eylül 1882 öğleden sonra, New York'un Wall Street yakınlarındaki Pearl Street'te, bir binanın içinde, buharla çalışan dev dinamolar dönmeye başladı. Mucit Thomas Edison, bir düğmeye bastığında, çevredeki birkaç sokakta, bankaların, gazete bürolarının ve dükkânların içinde birkaç yüz elektrik lambası aynı anda yandı. Bu, dünyanın ilk ticari merkezî elektrik santrallerinden biriydi. Edison'un şirketi yalnızca bir ampul satmıyordu: yer altına döşenen kabloları, sayaçları, sigortaları, anahtarları ve santralin kendisini, yani bütün bir sistemi kurmuştu. O gün yanan lambalar, gazla ve gaz yağıyla aydınlanan bir dünyada, gece ile gündüz arasındaki sınırı değiştirecek bir dönüşümün başlangıcıydı. Aynı yıllarda, çelik fabrikaları ve petrol rafinerileri de sanayinin yüzünü değiştiriyordu; bu yeni sanayilerde İngiltere'nin önderliği, Ren'in doğusundaki ve Atlantik'in öbür yakasındaki rakiplerine devredilmeye başlamıştı. Bu ders, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında buhar, kömür ve pamuk üzerine kurulu sanayinin yanına hangi yeni sanayilerin eklendiğini ve bu dönüşümün dünyanın ekonomik dengesini nasıl değiştirdiğini soruyor.
Bağlam — ikinci bir dalga
Birinci Sanayi Devrimi, büyük ölçüde zanaatkârların ve pratik mühendislerin deneme yanılmalarıyla ilerlemişti. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ise, yeni sanayilerin çoğu, kimya ve fizik gibi bilimlerdeki ilerlemelere doğrudan dayanıyordu. Elektrik, Michael Faraday'ın ve başka bilim insanlarının laboratuvarlarda yaptığı deneylerden doğdu; boya ve ilaç sanayileri, organik kimyanın ürünüydü. Tarihçiler, 1870'lerden Birinci Dünya Savaşı'na kadar süren bu ikinci yenilik dalgasına İkinci Sanayi Devrimi adını verir.
Bu dönemin simgesi, önce çelikti. Çelik, demirden çok daha sağlam ve esnek bir malzemeydi; ama yüzyılın ortasına kadar yalnızca küçük miktarlarda ve çok pahalıya üretilebiliyordu. 1856'da İngiliz mucit Henry Bessemer, erimiş demirin içinden hava geçirerek karbonu yakan ve çeliği hızla ve ucuza üreten bir yöntem buldu.
Gelişme — petrol ve dev şirketler
Bessemer'in yöntemi ve 1860'larda geliştirilen başka yöntemler, çeliği bir anda ucuzlattı. Demiryolu rayları, köprüler, gemiler, makineler ve yüzyılın sonunda gökdelenler çelikten yapılmaya başlandı. 1870'lerin sonunda bulunan bir başka yöntem, fosfor içeren demir cevherlerinden de iyi çelik üretmeyi mümkün kıldı; bu buluş, Almanya'nın Ruhr ve Lorraine bölgelerindeki cevherlerini değerli hâle getirdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde, İskoçya'da doğup çocukken Amerika'ya göç etmiş olan Andrew Carnegie'nin Pittsburgh çevresinde kurduğu fabrikalar, dünyanın en büyük çelik üreticisi oldu. Yüzyılın sonunda hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Almanya, çelik üretiminde İngiltere'yi geçmişti.
Petrol de bu dönemde bir sanayiye dönüştü. 1859'da Pennsylvania'daki Titusville yakınında, ilk başarılı petrol kuyularından biri açıldı. Petrolden elde edilen gaz yağı, önce evlerin lambalarında kullanıldı; yüzyılın sonunda ise petrol ürünleri, yeni içten yanmalı motorların yakıtı hâline gelmeye başladı. Petrol sanayisinde en büyük güç, John D. Rockefeller'in Ohio'daki Cleveland'da kurduğu Standard Oil şirketi oldu.
1880'lere gelindiğinde Standard Oil, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki petrol arıtma kapasitesinin çok büyük bir bölümünü denetliyordu. Carnegie'nin çelik şirketi, Rockefeller'in petrol şirketi ve büyük demiryolu şirketleri, binlerce işçiyi ve yöneticiyi çalıştıran, kendi içinde bürolara ve bölümlere ayrılmış, eski aile işletmelerinden çok farklı örgütlerdi. Halkın ve küçük işletmelerin tepkisi üzerine, 1890'da Amerika'da tekellere karşı bir yasa çıkarıldı; 1911'de Yüksek Mahkeme, Standard Oil'in otuzdan fazla şirkete bölünmesine karar verdi.
Dönüş noktası — elektrik ve laboratuvar
Elektrik, bu dönemin en derin değişikliğini getirdi. 1870'lerde geliştirilen güçlü dinamolar, mekanik enerjiyi büyük ölçüde elektriğe çevirmeyi mümkün kıldı. Alman mühendis ve sanayici Werner von Siemens, bu alanda öncülerden biri oldu ve kurduğu şirket dünyanın en büyük elektrik şirketlerinden birine dönüştü. Edison'un 1879'da geliştirdiği uzun ömürlü ampul ve 1882'deki santral, elektriği kentlerin hayatına soktu. 1880'lerin sonunda, Edison'un doğru akımı ile Avusturya İmparatorluğu'nda doğmuş mucit Nikola Tesla'nın geliştirdiği ve George Westinghouse'un şirketinin savunduğu alternatif akım arasında sert bir rekabet yaşandı; uzun mesafelere daha kolay taşınabildiği için alternatif akım kazandı. Elektrik motorları, fabrikalarda buhar makinelerinin yerini almaya başladı; tramvaylar, asansörler ve telefon, kentlerin görünüşünü değiştirdi.
Bu yeniliklerin arkasında yeni bir kurum vardı: sanayi araştırma laboratuvarı. Edison, 1876'da New Jersey'deki Menlo Park'ta, bir grup mühendis ve teknisyenle sistemli olarak buluş yapmak için bir laboratuvar kurmuştu. Alman boya ve kimya şirketleri, üniversitelerde yetişmiş yüzlerce kimyagerin çalıştığı araştırma bölümleri kurdu ve yapay boyalardan ilaçlara kadar pek çok alanda dünya pazarına egemen oldu. Buluş, tek tek mucitlerin ilhamından çok, şirketlerin planlı ve sürekli bir etkinliği hâline geliyordu.
Yaygın yanlış«İkinci Sanayi Devrimi, Edison ve Bessemer gibi yalnız mucitlerin dâhiyane buluşlarının ürünüydü.»
Bessemer ve Edison gibi mucitler önemliydi; ama onların buluşlarını dünyayı değiştiren sanayilere dönüştüren, büyük sermayeyle kurulan şirketler, üniversitelerde yetişen mühendisler ve kimyagerler, şirket laboratuvarları, bankalar ve devletin desteğiydi. Edison'un kendi başarısı da, tek bir ampulden çok, santrali, kabloları ve sayaçlarıyla bütün bir sistemi kurmasında yatıyordu. Aynı buluşlar pek çok ülkede aynı anda yapılıyordu; asıl fark, onları büyük ölçekte uygulayabilecek kurumlara sahip olup olmamaktaydı.
Cevap — yeni malzemeler, yeni güçler
İkinci Sanayi Devrimi, sanayinin temelini genişletti: buhar, kömür ve pamuğun yanına çelik, petrol, elektrik ve kimya eklendi. Bu yeni sanayiler, bilimsel bilgiye, büyük sermayeye ve binlerce kişiyi çalıştıran dev şirketlere dayanıyordu. Bu yüzden öncülük, geniş iç pazarı, zengin doğal kaynakları ve büyük şirketleri olan Amerika Birleşik Devletleri'ne ve güçlü üniversiteleri, bankaları ve araştırma laboratuvarları olan Almanya'ya kaydı. İngiltere, eski sanayilerinde güçlü kalmaya devam etti; ama yeni sanayilerde geride kaldı. Bu değişim, İngiliz kamuoyunda, ülkenin sanayi üstünlüğünü kaybettiği kaygısını doğurdu; aynı zamanda büyük güçler arasındaki ekonomik rekabeti keskinleştirdi.
Bugünle bağ — hâlâ elektrik ve petrolle
Bugün de dünya ekonomisi, büyük ölçüde İkinci Sanayi Devrimi'nin kurduğu altyapıya dayanıyor: elektrik şebekeleri, petrol ve doğal gaz, çelik ve kimya sanayileri. Osmanlı Devleti'nde elektrik, yirminci yüzyılın başında önce birkaç kentte küçük santrallerle görüldü; İstanbul'un ilk büyük elektrik santrali, Haliç kıyısındaki Silahtarağa'da, 1914'te çalışmaya başladı. Bugün Türkiye'nin de içinde yer aldığı enerji dönüşümü tartışmaları, bir anlamda, bu yüzyıllık altyapının yerine neyin konacağı sorusudur.
Birincil kaynak
İngiliz gazeteci Ernest Edwin Williams'ın 1896'da yayımladığı ve büyük yankı uyandıran Made in Germany adlı kitabının açılışından:
The Industrial Supremacy of Great Britain has been long an axiomatic commonplace; and it is fast turning into a myth […]. This is a strong statement. But it is neither wide nor short of the truth. The industrial glory of England is departing, and England does not know it. There are spasmodic outcries against foreign competition, but the impression they leave is fleeting and vague. The phrase, "Made in Germany," is raw material for a jape at the pantomime […]. British Consuls, too, send words of warning home, and the number of these is increasing with significant frequency.
Türkçesi: Büyük Britanya'nın sanayi üstünlüğü, uzun zamandır tartışmasız bir gerçek sayılıyor; ama hızla bir efsaneye dönüşüyor […]. Bu güçlü bir iddia. Ama gerçeğin ne ötesinde ne de gerisinde. İngiltere'nin sanayi şanı gidiyor ve İngiltere bunun farkında değil. Yabancı rekabete karşı ara sıra feryatlar yükseliyor, ama bıraktıkları izlenim geçici ve belirsiz. «Made in Germany», yani «Almanya'da yapılmıştır» sözü, pandomim tiyatrosunda bir şakanın malzemesi oluyor […]. İngiliz konsolosları da ülkeye uyarılar gönderiyor ve bu uyarıların sayısı anlamlı bir sıklıkla artıyor.
Kaynak: Ernest Edwin Williams, Made in Germany, 4. baskı (Londra: William Heinemann, 1896), s. 1–2; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Williams'a göre İngiliz kamuoyu, Alman rekabetini nasıl karşılıyor? Bu tutumu neden tehlikeli buluyor?
- «Made in Germany» damgası, aslında İngiliz yasalarının yabancı malları ayırt etmek için zorunlu kıldığı bir etiketti. Bu bilgi, Williams'ın metnini okuma biçimini nasıl etkiler?
- Williams'ın kaygısı, İngiltere'nin ekonomisinin gerçek durumunu mu, yoksa dönemin büyük güçler arasındaki rekabet havasını mı daha çok yansıtır? Ders metninden kanıtlar kullanarak tartış.
Tarihçiler Tartışıyor
- Alfred D. Chandler (1977) — The Visible Hand adlı kitabında, Amerikan demiryolu, çelik ve petrol şirketlerinin, piyasanın «görünmez elinin» yerine, profesyonel yöneticilerden oluşan hiyerarşilerin «görünür elini» koyduğunu savundu; modern büyük şirketi İkinci Sanayi Devrimi'nin asıl yeniliği olarak gördü.
- Thomas P. Hughes (1983) — Networks of Power adlı kitabında, elektrik sistemlerinin Amerika, Almanya ve İngiltere'de nasıl kurulduğunu karşılaştırdı; teknolojinin tek tek buluşlardan değil, mühendislerin, şirketlerin, yasaların ve siyasetin birlikte oluşturduğu büyük sistemlerden doğduğunu gösterdi.
- Vaclav Smil (2005) — Creating the Twentieth Century adlı kitabında, 1867–1914 arasındaki buluşların yoğunluğunun insanlık tarihinde benzersiz olduğunu, modern dünyanın teknik temellerinin büyük bölümünün bu birkaç on yılda atıldığını savundu.
- Robert J. Gordon (2016) — The Rise and Fall of American Growth adlı kitabında, elektrik, içten yanmalı motor, kimya ve iletişim gibi «büyük buluşların» insanların gündelik hayatını ve üretkenliğini, sonraki dönemlerin bilgisayar ve iletişim devrimlerinden çok daha derinden değiştirdiğini ileri sürdü.
Dört çalışma, İkinci Sanayi Devrimi'nin özünü farklı yerlerde arar. Chandler onu büyük şirketin ve profesyonel yönetimin doğuşunda, Hughes büyük teknik sistemlerin kuruluşunda görür; Smil ve Gordon ise bu dönemin buluşlarının insan hayatını dönüştürme gücünü vurgular. Bu yaklaşımlar, teknolojinin tarihini yalnızca buluşların sırası olarak değil, onları hayata geçiren kurumların ve toplumsal yapıların tarihi olarak da yazmak gerektiğini gösterir. Tartışma, İkinci Sanayi Devrimi'nin asıl yeniliğinin tek tek teknik buluşlarda mı, yoksa onları büyük ölçekte uygulayan şirketlerde, sistemlerde ve kurumlarda mı yattığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Williams'ın kitabı, 1896'da İngiltere'de büyük yankı uyandırdı ve birkaç ay içinde defalarca yeniden basıldı. Kitabın adı, bir yasadan geliyordu: İngiltere, 1887'de çıkardığı bir yasayla, yabancı malların üzerine nerede üretildiklerini gösteren bir etiket konmasını zorunlu kılmıştı. Amaç, İngiliz tüketicilerini yabancı mallardan uzaklaştırmaktı. Ama «Made in Germany» etiketi, zamanla, ucuz ve kaliteli Alman mallarının bir işaretine dönüştü. Williams'ın kitabı, Alman sanayisinin başarısını, teknik okullara, bilimsel araştırmaya, devletin desteğine ve ihracat pazarlarını dikkatle inceleyen bir ticaret politikasına bağladı; İngiltere'yi ise serbest ticarete körü körüne bağlılıkla ve eğitimi ihmal etmekle eleştirdi. Bu kaygılar, sonraki yıllarda İngiltere'de koruyucu gümrük tarifeleri ve eğitim reformları üzerine tartışmaları besledi.
Petrol, bu dönemde büyük güçlerin stratejik çıkarlarının da merkezine girdi. Yüzyılın başında İngiliz donanması, gemilerinin yakıtını kömürden petrole çevirmeye karar verdi; bu karar, petrol kaynaklarının denetimini bir ulusal güvenlik sorunu hâline getirdi. Osmanlı Devleti'nin toprakları, özellikle Musul çevresi, bu rekabetin önemli bir alanı oldu. 1912'de İngiliz, Alman ve Hollandalı sermayesiyle kurulan Türk Petrol Şirketi, Osmanlı topraklarındaki petrol imtiyazlarını elde etmeye çalıştı. Aynı yıllarda Alman şirketlerinin yaptığı Bağdat Demiryolu da, çelik, sermaye ve petrol çıkarlarının birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyordu.
İkinci Sanayi Devrimi'nin işçiler ve çevre için de bedelleri vardı. Carnegie'nin çelik fabrikalarında işçiler, çoğu zaman günde on iki saat, haftanın yedi günü, çok yüksek sıcaklıklarda çalışıyordu. 1892'de Pittsburgh yakınlarındaki Homestead'deki fabrikada bir grev, şirketin tuttuğu özel güvenlik görevlileriyle işçiler arasında ölümlü çatışmalarla sonuçlandı. Petrol bölgelerinde ise kuyulardan ve rafinerilerden sızan petrol, nehirleri ve toprağı kirletti. Titusville çevresindeki derelerin yüzeyi, zaman zaman petrol tabakasıyla kaplanıyor ve yangınlar haftalarca sürebiliyordu. Yeni sanayilerin getirdiği bolluk, bu bedellerle birlikte geldi. Carnegie, servetinin büyük bölümünü sonradan kütüphanelere ve üniversitelere bağışladı; ama bu hayırseverlik, onun fabrikalarındaki çalışma koşullarına ilişkin eleştirileri susturmadı.
Kimya sanayisi, Almanya'nın bu dönemdeki başarısının en açık örneğiydi. 1856'da genç İngiliz kimyager William Perkin, kömür katranından ilk yapay boyalardan birini elde etmişti; ama bu buluşu büyük bir sanayiye dönüştüren, Almanya oldu. Ren kıyısında kurulan büyük kimya şirketleri, üniversitelerle sıkı ilişkiler kurdu, yüzlerce doktoralı kimyager çalıştırdı ve binlerce yeni boyanın, ilacın ve kimyasal maddenin patentini aldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, dünyada kullanılan yapay boyaların büyük çoğunluğu Alman fabrikalarında üretiliyordu. İngiltere, buluşun yapıldığı ülke olmasına rağmen, bu sanayide Almanya'nın müşterisi durumuna düştü; bu örnek, Williams'ın kitabının kaygılarını somut biçimde doğruluyordu.
Son olarak, İkinci Sanayi Devrimi, gündelik hayatı da derinden değiştirdi. Elektrikli ışık, gece çalışmayı ve eğlenceyi yaygınlaştırdı; telefon, uzak mesafelerde anında konuşmayı mümkün kıldı; yüzyılın sonunda otomobilin ilk örnekleri yollara çıktı. Gordon'un vurguladığı gibi, bu buluşlar bir kuşağın ömrü içinde evleri, iş yerlerini ve kentleri tanınmayacak kadar değiştirdi.
Uzman Notu
Temel literatür
- David S. Landes, The Unbound Prometheus: Technological Change and Industrial Development in Western Europe from 1750 to the Present (Cambridge: Cambridge University Press, 1969).
- Alfred D. Chandler, The Visible Hand: The Managerial Revolution in American Business (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 1977).
- Thomas P. Hughes, Networks of Power: Electrification in Western Society, 1880–1930 (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1983).
- Daniel Yergin, The Prize: The Epic Quest for Oil, Money, and Power (New York: Simon & Schuster, 1991).
- Vaclav Smil, Creating the Twentieth Century: Technical Innovations of 1867–1914 and Their Lasting Impact (Oxford: Oxford University Press, 2005).
- Robert J. Gordon, The Rise and Fall of American Growth (Princeton: Princeton University Press, 2016).
Arşiv ve kaynak
İkinci Sanayi Devrimi'nin kaynakları arasında patent belgeleri, şirketlerin iş kayıtları ve yazışmaları, mucitlerin defterleri, mahkeme dosyaları, konsolosluk raporları, ticaret istatistikleri ve dönemin gazeteleri vardır. Edison'un laboratuvar defterleri ve yazışmaları büyük bir arşiv projesiyle dijitalleştirildi. Bessemer'in otobiyografisi, Tarbell'in Standard Oil tarihi ve Williams'ın kitabı Internet Archive'da okunabilir.
Açık sorular
- İngiltere, yeni sanayilerde neden Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nin gerisinde kaldı?
- Büyük şirketlerin yükselişi, ekonomik verimliliği mi artırdı, yoksa rekabeti mi ortadan kaldırdı?
- İkinci Sanayi Devrimi'nin buluşları, sonraki bilgisayar ve iletişim devrimlerinden daha mı büyük bir etki yarattı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Erimiş demirin içinden hava geçirerek çeliği hızla ve ucuza üreten yöntemi 1856'da bulan kimdir? A) Thomas Edison B) Andrew Carnegie C) Henry Bessemer D) Werner von Siemens
- (Hedef 1) Standard Oil şirketini kuran ve petrol sanayisinde büyük bir güç hâline getiren kimdir? A) John D. Rockefeller B) Nikola Tesla C) Ida Tarbell D) Andrew Carnegie
- (Hedef 2) Bessemer, ilk deneyinde kabın hâlini neye benzetir? A) Bir saate B) Bir yanardağa C) Bir fırtınaya D) Bir değirmene
- (Hedef 2) Tarbell'e göre 1872'de Cleveland'daki yirmi altı rafineriden en az kaçı Standard Oil'e satıldı? A) Beş B) On C) On beş D) Yirmi bir
- (Hedef 3) Modern büyük şirketi ve profesyonel yöneticilerin «görünür elini» İkinci Sanayi Devrimi'nin asıl yeniliği olarak gören tarihçi kimdir? A) Vaclav Smil B) Thomas P. Hughes C) Alfred D. Chandler D) Robert J. Gordon
Açık uçlu soru
(Hedef 3) İkinci Sanayi Devrimi'nin asıl yeniliği, tek tek teknik buluşlarda mı, yoksa onları büyük ölçekte uygulayan şirketlerde, sistemlerde ve kurumlarda mı yatıyordu? Cevabında Bessemer'in anlatısını, Tarbell'in Standard Oil eleştirisini ve Williams'ın uyarısını kullan; Chandler ile Hughes'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Bu yöntemi Henry Bessemer buldu.
- A — Standard Oil'i John D. Rockefeller kurdu.
- B — Bessemer, kabın gerçek bir yanardağa dönüştüğünü yazar.
- D — Tarbell'e göre en az yirmi biri satıldı.
- C — Bu yorum Alfred D. Chandler'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, İkinci Sanayi Devrimi'nin çelik, petrol, elektrik ve kimya gibi bilimsel bilgiye dayanan yeni sanayileri getirdiğini, bu sanayilerin büyük sermayeye, dev şirketlere ve araştırma laboratuvarlarına dayandığı için öncülüğün Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne kaydığını açıklar. Bessemer'in anlatısını, beklenmedik bir deneyle doğan ama yarım yüzyıl sonra bir sanayicinin kaleminden aktarılan bir buluş öyküsü olarak; Tarbell'in eleştirisini, dev şirketlerin rekabeti nasıl ortadan kaldırdığını gösteren ama kişisel bir bakış da taşıyan bir tanıklık olarak; Williams'ın uyarısını ise İngiltere'nin sanayi üstünlüğünü kaybetme kaygısının bir ifadesi olarak okur. Güçlü bir yanıt, Chandler'ın büyük şirketi öne çıkaran yaklaşımını, Hughes'un büyük teknik sistemleri vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, İkinci Sanayi Devrimi'nin öncülüğü İngiltere'den Almanya'ya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne nasıl taşıdığını gördük. Ama sanayileşme yalnızca bu ülkelerle sınırlı kalmadı. Yüzyılın son çeyreğinde, sanayileşmiş Batılı güçlerin askerî ve ekonomik baskısı altında kalan başka ülkeler de, kendi fabrikalarını, demiryollarını ve tersanelerini kurmaya çalıştı. Bir Doğu Asya ülkesi, yabancı mühendisler getirip devlet eliyle fabrikalar kurarak birkaç on yılda büyük bir sanayi gücüne dönüştü; başka ülkelerde ise benzer girişimler dış borç, sermaye eksikliği ve siyasal engeller yüzünden yarım kaldı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Sanayileşme dünyaya nasıl yayıldı?