Öğrenme hedefleri
- 1799'daki örgütlenme yasağından 1875'teki sendika yasalarına kadar İngiliz işçilerinin sendikalar, Çartist hareket ve kooperatifler aracılığıyla nasıl örgütlendiğini açıklayabileceksin.
- Bir Çartist tarihçinin Halk Şartı'nı anlatışını, iki sendika tarihçisinin Tolpuddle davasını aktarışını ve Macaulay'ın Çartist dilekçesine karşı konuşmasını karşılaştırarak, işçi taleplerinin nasıl karşılandığını değerlendirebileceksin.
- Çartizmi yalnızca açlıktan doğan bir «çatal bıçak sorunu» olarak gören yorumu, hareketin yalnızca siyasal olan altı talebiyle ve tarihçilerin farklı okumalarıyla karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir köy kulübü
Şubat 1834'ün sonunda, güney İngiltere'deki Dorset kontluğunda, Tolpuddle köyünün tarım işçisi George Loveless ve beş arkadaşı tutuklandı. Suçları, birkaç ay önce kurdukları küçük bir «tarım işçileri dostluk derneği»ne yeni üyeler alırken, onlara gizli bir yemin ettirmekti. Köyün işçileri, birkaç yıl önce toprak sahipleriyle yaptıkları bir anlaşmaya göre haftada on şilin ücret alacaklardı; ama toprak sahipleri ücreti şilin şilin düşürerek yediye indirmişti. Loveless ve arkadaşları ne grev yapmış, ne de şiddete başvurmuştu. Yine de yargıç, yasa dışı yemin ettirmekten onları suçlu buldu ve her birini yedi yıl sürgün cezasıyla, İngiltere'nin öbür ucundaki Avustralya'ya gönderilmeye mahkûm etti. Birkaç hafta içinde, bir gemiyle yola çıkarıldılar. Ama bu dava, beklenmedik bir sonuç doğurdu: İngiltere'nin kentlerinde on binlerce işçi, «Tolpuddle şehitleri» adını verdikleri bu adamlar için yürüdü ve dilekçe imzaladı. Bu ders, fabrika ve tarla işçilerinin ücretlerini, çalışma koşullarını ve siyasal haklarını savunmak için nasıl örgütlendiğini ve bu örgütlenmenin devlet ve işverenler tarafından nasıl karşılandığını soruyor.
Bağlam — yasaklanmış örgütler
On sekizinci yüzyılın sonunda, İngiltere'de pek çok zanaat dalında, işçilerin kendi kulüpleri ve yardımlaşma dernekleri vardı. Ama Fransız Devrimi'nden korkan yönetim, 1799 ve 1800'de çıkardığı Birleşme Yasaları'yla, işçilerin ücretleri ve çalışma koşulları için bir araya gelmesini yasakladı. Sendikalar gizli çalışmak zorunda kaldı. Bu yasalar 1824'te kaldırıldı; ama ertesi yıl çıkarılan yeni bir yasa, grev ve toplu eylem hakkını ağır biçimde sınırladı.
İşçilerin siyasal hakları da yoktu. 1819'da Manchester'da, St. Peter's Field denen alanda, oy hakkı için toplanan on binlerce kişilik barışçıl bir kalabalığa süvariler saldırdı; on beşten fazla kişi öldü, yüzlercesi yaralandı. Olay, Waterloo zaferine gönderme yapılarak «Peterloo» diye anıldı. 1832'deki büyük seçim reformu, oy hakkını orta sınıfın mülk sahibi erkeklerine genişletti; ama işçilerin büyük çoğunluğu yine oy hakkı dışında kaldı.
Gelişme — bir şart ve milyonlarca imza
1830'ların başında, kısa süreli ama iddialı bir girişim, bütün işçileri tek bir büyük sendikada toplamaya çalıştı. Sanayici ve reformcu Robert Owen'ın düşüncelerinden etkilenen bu birlik, yüz binlerce üyeye ulaştığı söylenen bir örgüt oldu; ama Tolpuddle davasından ve işverenlerin toplu işten çıkarmalarından sonra birkaç ay içinde dağıldı.
Tolpuddle'lı işçiler için yürütülen kampanya başarılı oldu: 1836'da cezaları bağışlandı ve sonraki yıllarda İngiltere'ye döndüler. Ama işçilerin asıl büyük hareketi, siyasal haklar için başladı. 1834'te çıkarılan yeni Yoksullar Yasası, yardım isteyen yoksulları, ailelerinden ayrı yaşayacakları sert işliklere göndermeyi öngörüyordu; bu yasa, işçiler arasında büyük bir öfke yarattı. Pek çok işçi, kendi durumunu değiştirmenin tek yolunun Parlamento'da temsil edilmek olduğuna inandı.
Halk Şartı, 1838'de yayımlandı ve kısa sürede bir kitle hareketinin bayrağı oldu. Çartistler, milyonlarca imza toplayarak Parlamento'ya üç büyük dilekçe sundu. İlki 1839'da bir milyonu aşkın imzayla reddedildi. Aynı yıl, Galler'deki Newport kasabasında silahlı bir ayaklanma girişimi askerlerce bastırıldı. İkinci dilekçe, 1842'de, üç milyonu aşkın imzayla radikal milletvekili Thomas Duncombe tarafından sunuldu; Avam Kamarası, dilekçe sahiplerinin dinlenmesi önerisini 287'ye karşı 49 oyla reddetti. Aynı yaz, kuzey İngiltere'nin sanayi bölgelerinde, ücret kesintilerine karşı başlayan ve fabrika kazanlarının tıpalarını çekerek makineleri durduran grevciler yüzünden «tıpa isyanları» diye anılan büyük bir grev dalgası yaşandı.
Dönüş noktası — Kennington'dan sonra
1848'de, Avrupa başkentlerinde art arda devrimler patlarken, Çartistler üçüncü ve son büyük dilekçelerini hazırladı. 10 Nisan'da Londra'nın güneyindeki Kennington Common'da büyük bir toplantı yapıldı. Hükümet, bir devrimden korkarak binlerce asker ve özel görevli polisi kente yerleştirdi. Toplantı barışçıl geçti; dilekçe Parlamento'ya arabalarla götürüldü. Çartist önder Feargus O'Connor dilekçenin beş milyondan fazla imza taşıdığını söylemişti; ama Parlamento görevlileri, imzaların iki milyon civarında olduğunu ve pek çoğunun sahte olduğunu açıkladı. Hareket, bu olaydan sonra hızla güç kaybetti.
Ama işçi örgütlenmesi başka biçimlerde sürdü. 1844'te, Rochdale kasabasında, çoğu dokumacı olan yirmi sekiz işçi, üyelerin kendi dükkânlarından ucuz ve hilesiz mal almasını sağlayan bir tüketim kooperatifi kurdu; bu model, sonraki yıllarda bütün dünyaya yayıldı. 1850'lerden itibaren, makine işçileri gibi nitelikli işçilerin kurduğu, yüksek aidatlı, iyi örgütlenmiş ve ulusal ölçekte çalışan yeni sendikalar güçlendi. 1867'de kentlerdeki pek çok işçi erkeğe oy hakkı verildi. 1871'de sendikalar yasal olarak tanındı; 1875'te barışçıl grev gözcülüğü yasal hâle geldi.
Yaygın yanlış«Çartizm, yalnızca açlıktan ve düşük ücretlerden doğan bir çatal bıçak sorunuydu.»
Çartist hareketin en güçlü olduğu yıllar, ekonomik bunalım ve işsizlik yıllarıyla çakışıyordu; bu yüzden bazı çağdaşları onu bir «çatal bıçak sorunu», yani karnı doyunca geçecek bir öfke olarak gördü. Ama Çartistlerin altı talebinin hiçbiri ücretlerle ilgili değildi; hepsi siyasal temsil ve seçim düzeniyle ilgiliydi. Çartistler, ekonomik sıkıntılarının nedenini, işçilerin dışarıda bırakıldığı bir siyasal düzende görüyordu. Onların talepleri, sonraki yetmiş yıl içinde, her yıl yapılan seçimler dışında, birer birer İngiliz anayasasının parçası oldu.
Cevap — dilekçelerden sendikalara
Sanayi Devrimi'nin işçileri, önce yasaklarla, sonra sert cezalarla karşılaşan bir ortamda örgütlendi. Tolpuddle davası, devletin, şiddete başvurmayan bir köy derneğini bile ne kadar tehlikeli gördüğünü gösterdi; ama bu davaya karşı yürütülen kampanya, işçilerin kamuoyunu harekete geçirebileceğini de kanıtladı. Çartist hareket, milyonlarca işçiyi siyasal haklar için bir araya getirdi; dilekçeleri reddedildi, ama talepleri yüzyılın sonuna doğru gerçekleşti. 1848'den sonra işçiler, daha dar ama daha kalıcı örgütlere, yani nitelikli işçilerin sendikalarına ve kooperatiflere yöneldi. İşçi hareketi, böylece, büyük siyasal kampanyalardan, gündelik hayatı iyileştirmeye yönelik örgütlere doğru dönüştü.
Bugünle bağ — grev ve sendika hakkı
Osmanlı Devleti'nde de, 1908'de meşrutiyetin yeniden ilanından hemen sonra, demiryollarında, limanlarda ve fabrikalarda bir grev dalgası yaşandı; hükümet, 1909'da çıkardığı bir yasayla grevleri sıkı biçimde sınırladı. Türkiye'de sendika kurma ve grev hakkı, 1961 Anayasası'yla anayasal güvence altına alındı. İki yüz yıl önce İngiliz işçilerinin sorduğu sorular, yani işçilerin birlikte hareket etme hakkının nerede başlayıp nerede bittiği ve bu hakkı devletin nasıl düzenleyeceği, bugün de tartışılmaya devam ediyor.
Birincil kaynak
Tarihçi ve politikacı Thomas Babington Macaulay'ın, 3 Mayıs 1842'de Avam Kamarası'nda Çartist dilekçenin sahiplerinin dinlenmesi önerisine karşı yaptığı konuşmadan:
In fact, there is only one of the six points on which I am diametrically opposed to them: but unfortunately that point happens to be infinitely the most important of the six. […] The essence of the Charter is universal suffrage. If you grant that, the country is lost. […] My firm conviction is that, in our country, universal suffrage is incompatible, not with this or that form of government, but with all forms of government, and with everything for the sake of which forms of government exist; that it is incompatible with property, and that it is consequently incompatible with civilisation.
Türkçesi: Aslında altı noktadan yalnızca birinde onlara tamamen karşıyım; ama ne yazık ki bu nokta, altısının açık ara en önemlisi. […] Şart'ın özü genel oy hakkıdır. Onu verirseniz, ülke kaybedilmiştir. […] Kesin kanaatim şudur: ülkemizde genel oy hakkı, şu ya da bu yönetim biçimiyle değil, bütün yönetim biçimleriyle ve yönetim biçimlerinin var olma nedeni olan her şeyle bağdaşmaz; mülkiyetle bağdaşmaz ve dolayısıyla uygarlıkla bağdaşmaz.
Kaynak: Thomas Babington Macaulay, «The People's Charter», Avam Kamarası, 3 Mayıs 1842; Miscellaneous Writings and Speeches, cilt 4; Project Gutenberg. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Macaulay, Halk Şartı'nın altı noktasından hangisine kesinlikle karşıdır ve neden bu noktayı «en önemlisi» sayar?
- Macaulay'a göre genel oy hakkı neden mülkiyetle ve uygarlıkla bağdaşmaz? Bu düşünce, oy hakkı ile mülkiyet arasında nasıl bir ilişki kurar?
- Macaulay'ın korktuğu şey, sonraki yüzyılda İngiltere'de genel oy hakkı kabul edildiğinde gerçekleşti mi? Bu soru, bir tarihçinin geçmişteki bir kehaneti değerlendirirken nelere dikkat etmesi gerektiğini gösterir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Sidney ve Beatrice Webb (1894) — The History of Trade Unionism adlı kitaplarında, İngiliz sendikacılığının ilk kapsamlı tarihini yazdılar; sendikaları, yasaklardan ve devrimci hayallerden kalıcı, iyi örgütlenmiş ve yasal kurumlara doğru ilerleyen bir hareket olarak anlattılar ve 1850'lerin nitelikli işçi sendikalarını bu ilerlemenin olgun biçimi olarak gördüler.
- Henry Pelling (1963) — A History of British Trade Unionism adlı kitabında, sendikaların gelişimini, sanayinin yapısına, işçilerin nitelik düzeyine ve devletin tutumuna bağlı olarak ele aldı; sendikacılığın tek bir çizgide değil, farklı sektörlerde farklı hızlarda geliştiğini gösterdi.
- Gareth Stedman Jones (1983) — «Çartizmi Yeniden Düşünmek» adlı çalışmasında, Çartizmi sınıf bilincinin ya da açlığın doğrudan bir ifadesi olarak değil, yolsuzluğa ve dışlayıcı bir siyasal düzene karşı eski radikal geleneğin diliyle konuşan bir siyasal hareket olarak yorumladı; hareketin dilinin, onun neyi talep edip neyi edemediğini belirlediğini savundu.
- Malcolm Chase (2007) — Chartism: A New History adlı kitabında, hareketi ulusal liderlerin tartışmalarından çok, yerel toplulukların, kadınların ve sıradan üyelerin deneyimi üzerinden anlattı; Çartizmin, dilekçelerin reddinden sonra da yerel örgütler, eğitim ve kooperatifler aracılığıyla yaşamaya devam ettiğini gösterdi.
Dört çalışma, işçi hareketini farklı ölçülerle değerlendirir. Webbler onu kurumlaşmaya doğru bir ilerleme olarak, Pelling sektörlere göre değişen bir süreç olarak görür; Stedman Jones Çartizmin siyasal dilini, Chase ise yerel toplulukların deneyimini öne çıkarır. Bu yaklaşımlar, bir hareketin başarısını yalnızca kısa vadeli taleplerinin kabul edilip edilmemesiyle ölçmenin yetersiz olduğunu da gösterir. Tartışma, on dokuzuncu yüzyıl işçi hareketinin asıl olarak ekonomik sıkıntılara verilen bir tepki mi, yoksa siyasal temsil ve saygınlık için verilen bir mücadele mi olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Çartizmde kadınların rolü, uzun süre görmezden gelindi. Oysa pek çok kentte, kadınlar kendi Çartist derneklerini kurdu, dilekçeler için imza topladı, toplantılar düzenledi ve boykotlar örgütledi. Bazı Çartist kadınlar, kadınlara da oy hakkı verilmesini istedi; ama hareketin resmî talepleri yalnızca erkeklerin oy hakkıyla sınırlı kaldı. Hareketin önderlerinin bir kısmı, kadınların oy hakkını savunmanın, erkeklerin oy hakkı için verilen mücadeleyi zorlaştıracağını düşünüyordu. İngiliz kadınları oy hakkını 1918'de kısmen, 1928'de ise erkeklerle eşit koşullarda kazandı.
Çartistler, amaçlarına nasıl ulaşacakları konusunda da bölündü. William Lovett gibi «ahlaki güç» yanlıları, eğitim, dilekçe ve barışçıl baskıyla orta sınıfı ve Parlamento'yu ikna etmeyi savundu. Feargus O'Connor gibi daha radikal önderler ise, gerekirse «fiziksel güce» başvurulabileceğini ima eden sert konuşmalar yaptı; ama çoğu zaman bu tehdidi gerçek bir ayaklanmaya dönüştürmekten kaçındı. Bu bölünme, hareketin önderleri arasında sert tartışmalara ve kişisel düşmanlıklara yol açtı; Gammage'ın kitabı da bu tartışmaların izlerini taşır. Hareketin bir başka boyutu İrlanda'ydı: O'Connor İrlandalıydı ve 1842 dilekçesi, Halk Şartı'nın yanı sıra Britanya ile İrlanda arasındaki yasama birliğinin kaldırılmasını da istiyordu. Bu da, taleplerin yalnızca Şart'la sınırlı kalmasını isteyen Çartistlerle bir tartışma doğurdu.
Çartist basın da hareketin temel taşlarından biriydi. Feargus O'Connor'ın 1837'de Leeds'te çıkarmaya başladığı Northern Star gazetesi, en yüksek döneminde haftada on binlerce sayı sattı; ama okuyucu sayısı bundan çok daha fazlaydı. Çünkü okuma yazma bilmeyen ya da gazete alacak parası olmayan işçiler, gazeteyi meyhanelerde, atölyelerde ve toplantı yerlerinde yüksek sesle okuyan birinin çevresinde toplanıyordu. Bu toplu okuma, işçiler arasında ortak bir siyasal dil ve ulusal bir hareket bilinci oluşturdu. Gazetenin sayfalarında, ülkenin dört bir yanındaki yerel derneklerin haberleri ve mektupları yer alıyordu.
İşverenler de işçi örgütlenmesine karşı kendi araçlarını kullandı. Pek çok fabrika sahibi, işçilerden sendikaya üye olmayacaklarına dair bir belge imzalamalarını istedi; bu belgeye işçiler arasında «belge» adı verildi ve imzalamayı reddedenler işten çıkarıldı. Grev sırasında işverenler, başka bölgelerden işçi getirdi ya da fabrikalarını kapatarak işçileri teslim olmaya zorladı. Sendikaların, üyelerini grevde ve işsizlikte destekleyebilmek için yüksek aidatlar toplaması ve büyük fonlar biriktirmesi, bu yüzden hayati önem taşıyordu. 1850'lerden sonra güçlenen nitelikli işçi sendikaları, bu yüzden grevden çok pazarlığı, çatışmadan çok üyelerine sağladıkları hastalık ve işsizlik yardımlarını öne çıkardı.
Son olarak, 1848'den sonra işçi hareketinin daha ılımlı bir yöne dönmesi de tartışma konusudur. Bazı tarihçiler, 1850'lerde ve 1860'larda ekonominin büyümesinin ve nitelikli işçilerin ücretlerinin artmasının, işçilerin bir kısmını mevcut düzenle uzlaştırdığını ve bir «işçi aristokrasisi» yarattığını savundu. Başkaları ise, Çartist düşüncelerin ve yerel örgütlerin sessizce yaşamaya devam ettiğini, sonraki kuşakların sendikacılarının ve radikallerinin bu mirastan beslendiğini vurguladı.
Uzman Notu
Temel literatür
- R. G. Gammage, History of the Chartist Movement, 1837–1854, yeni baskı (Newcastle-on-Tyne, 1894).
- Sidney ve Beatrice Webb, The History of Trade Unionism (Londra: Longmans, Green, 1894).
- Henry Pelling, A History of British Trade Unionism (Londra: Macmillan, 1963).
- Eric Hobsbawm, Labouring Men: Studies in the History of Labour (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 1964).
- Gareth Stedman Jones, Languages of Class: Studies in English Working Class History, 1832–1982 (Cambridge: Cambridge University Press, 1983).
- Malcolm Chase, Chartism: A New History (Manchester: Manchester University Press, 2007).
Arşiv ve kaynak
İşçi hareketinin kaynakları arasında sendikaların ve Çartist derneklerin tutanakları, dilekçeler, Çartist gazeteler, mahkeme kayıtları, polis ve muhbir raporları, hükümetin yazışmaları, parlamento tartışmaları ve işçilerin anıları vardır. Gammage'ın Çartizm tarihi ve Webblerin sendikacılık tarihi Internet Archive'da, Macaulay'ın meclis konuşmalarının derlemesine de Project Gutenberg üzerinden ulaşılabilir. Hareketin kendi tarihçilerinin ve karşıtlarının kaynakları birlikte okunmalıdır.
Açık sorular
- Çartist hareket, dilekçeleri reddedildiği için mi başarısız sayılmalı, yoksa talepleri sonunda kabul edildiği için mi başarılı?
- İşçi hareketinin 1848'den sonra ılımlı sendikalara yönelmesi, bir yenilginin mi, yoksa bir olgunlaşmanın mı sonucuydu?
- Tolpuddle davası, devletin işçi örgütlerinden neden bu kadar korktuğunu nasıl açıklar?
Mini sınav
- (Hedef 1) İngiltere'de 1799 ve 1800'de işçilerin ücretler için bir araya gelmesini yasaklayan yasalara ne ad verilir? A) Fabrika Yasaları B) Birleşme Yasaları C) Yoksullar Yasası D) Kaliko Yasaları
- (Hedef 1) 1848'de Çartistlerin son büyük dilekçesi için büyük toplantı nerede yapıldı? A) Rochdale B) Tolpuddle C) Kennington Common D) Newport
- (Hedef 2) Webblere göre Tolpuddle'lı işçilerin mahkûm edilmesine yol açan suç neydi? A) Grev yapmak B) Makine kırmak C) Toprak sahiplerini tehdit etmek D) Sendikanın üye kabul töreninde yemin ettirmek
- (Hedef 2) Macaulay, Halk Şartı'nın altı noktasından hangisine kesinlikle karşıdır? A) Genel oy hakkı B) Gizli oy C) Milletvekillerine maaş D) Mülk şartının kaldırılması
- (Hedef 3) Çartizmi eski radikal geleneğin diliyle konuşan bir siyasal hareket olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Henry Pelling B) Malcolm Chase C) Gareth Stedman Jones D) Sidney Webb
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sanayi çağının İngiliz işçi hareketi, asıl olarak ekonomik sıkıntılara verilen bir tepki miydi, yoksa siyasal temsil ve saygınlık için verilen bir mücadele mi? Cevabında Gammage'ın Halk Şartı anlatısını, Webblerin Tolpuddle anlatısını ve Macaulay'ın konuşmasını kullan; Webbler ile Stedman Jones'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Bu yasalara Birleşme Yasaları denir.
- C — Toplantı Kennington Common'da yapıldı.
- D — Suçları, üye kabul töreninde yemin ettirmekti.
- A — Macaulay genel oy hakkına kesinlikle karşıdır.
- C — Bu yorum Gareth Stedman Jones'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, İngiliz işçilerinin önce yasaklar ve sert cezalar altında örgütlendiğini, Tolpuddle davasının devletin işçi örgütlerinden duyduğu korkuyu gösterdiğini, Çartist hareketin ise milyonlarca işçiyi ücretlerden çok siyasal haklar için bir araya getirdiğini açıklar. Gammage'ın anlatısını, altı noktanın tamamen siyasal olduğunu gösteren içeriden bir tanıklık olarak; Webblerin anlatısını, bir köy derneğine verilen ağır cezayı belgeleyen ama sendikacılık yanlısı bir bakışla yazılmış bir tarih olarak; Macaulay'ın konuşmasını ise mülk sahiplerinin genel oy hakkından duyduğu korkuyu açıkça dile getiren bir metin olarak okur. Güçlü bir yanıt, Webblerin kurumlaşmayı bir ilerleme olarak gören yaklaşımını, Stedman Jones'un Çartizmin siyasal dilini öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, İngiliz işçilerinin sendikalar, dilekçeler ve kooperatifler aracılığıyla nasıl örgütlendiğini gördük. 1848 baharında, Çartistler Kennington Common'da toplanırken, Londra'da Almanca bir broşür yayımlanmıştı. Broşürün yazarlarından biri, bir yıl sonra Londra'ya yerleşen ve hayatının geri kalanını orada geçiren genç bir Alman gazeteci ve filozoftu. O, İngiliz fabrika müfettişlerinin raporlarını ve parlamento tanıklıklarını okuyarak, sanayi kapitalizminin nasıl işlediğini ve işçilerin neden bu düzeni aşmak zorunda olduğunu açıklayan bir kuram kurmaya çalıştı. Onun düşünceleri, sonraki yüzyılın siyasetini derinden etkileyecekti. Sonraki bölüm bunu soruyor: Marx ne söylüyordu?