Öğrenme hedefleri
- 1780'lerden 1847'ye kadar İngiliz fabrikalarında çocuk emeğinin nasıl kullanıldığını, işlik çıraklarından On Saat Hareketi'ne ve 1833 Fabrika Yasası'na kadar açıklayabileceksin.
- Bir işlik çırağının anısını, bir fabrika savunucusunun gözlemini ve bir reformcunun gazete mektubunu karşılaştırarak, aynı olgunun farklı çıkarlarla nasıl farklı anlatıldığını değerlendirebileceksin.
- «Çocuk işçiliğini fabrikalar yarattı ve yasalar bitirdi» görüşünü, çocukların sanayi öncesi emeğine ve çocuk işçiliğinin azalmasının nedenlerine ilişkin tarihçi tartışmasıyla sınayabileceksin.
Okuma metni
Kanca — rosto ve at vaadi
1799'da, Londra'nın St. Pancras semtindeki yoksullar evinde, yani bir işlikte yaşayan yedi yaşlarındaki öksüz Robert Blincoe, bir haberle heyecanlandı. İşliğin yöneticileri, çocukların bir kısmının kuzeydeki bir pamuk fabrikasına gönderileceğini açıklamıştı. Blincoe'nun sonradan anlattığına göre, çocuklara orada «hanımefendi ve beyefendi» olacakları, rosto ve üzümlü puding yiyecekleri, efendilerinin atlarına binecekleri, cepleri para dolu gümüş saatler taşıyacakları söylendi. Kimsenin zorla gönderilmeyeceği, yalnızca gönüllülerin kabul edileceği de eklendi. Blincoe, gönüllüler arasındaydı. Birkaç gün sonra, seksen kadar çocukla birlikte, üstü örtülü arabalarla Nottingham yakınlarındaki bir iplik fabrikasına götürüldü. Orada rosto yoktu; uzun çalışma saatleri, dar yatakhaneler ve ustabaşılar vardı. On dört yıl boyunca, yirmi bir yaşına gelene kadar fabrikalardan ayrılamayacak bir çıraklık sözleşmesine bağlanmıştı. Bu ders, Sanayi Devrimi'nin ilk fabrikalarında çocukların neden bu kadar çok çalıştırıldığını, onların hayatının nasıl olduğunu ve toplumun bu duruma nasıl, ne zaman ve neden tepki verdiğini soruyor.
Bağlam — çocuklar her zaman çalışıyordu
Çocukların çalışması, Sanayi Devrimi'nin icadı değildi. Sanayi öncesi toplumlarda çocuklar, küçük yaşlardan itibaren ailelerinin tarlasında, hayvanların başında, evdeki çıkrıkta ve tezgâhta çalışırdı. Bu emek, ailenin geçiminin ayrılmaz bir parçasıydı. Değişen, çocukların çalıştığı yer ve çalışma biçimiydi: fabrika, çocuğu ailesinden ayırıyor, onu bir makinenin temposuna ve bir yabancının denetimine bağlıyor, çalışma saatlerini ailenin değil fabrika sahibinin belirlemesine yol açıyordu.
İlk su gücüyle çalışan fabrikalar, çoğunlukla nüfusun seyrek olduğu ırmak vadilerine kuruluyordu. Yakınlarda yeterince işçi yoktu. Fabrika sahipleri, bu sorunu, büyük kentlerin işliklerindeki yoksul ve öksüz çocukları «çırak» olarak alarak çözdü. İşlikleri yöneten mahalle görevlileri için bu, yoksul çocukların bakım masrafından kurtulmanın bir yoluydu. Çocuklar, fabrika sahiplerine yıllarca süren sözleşmelerle bağlanıyor, fabrikanın yanındaki yatakhanelerde kalıyordu.
Gelişme — iki gözlemci, iki fabrika
Blincoe'nun anlattıkları, fabrikadaki çocukluğun en ünlü tanıklıklarından biri oldu. Ama bu tanıklığın kendi öyküsü de vardır.
Blincoe'nun anısının yayımlandığı yıllarda, fabrikaları savunanlar da kendi tanıklıklarını ortaya koydu. Bunların en ünlüsü, bir önceki derste fabrika disiplinini öven kimyager Andrew Ure'du.
1820'lerden sonra işlik çıraklığı giderek azaldı. Fabrikalar buhar gücüyle Lancashire'ın kalabalık kasabalarına taşındıkça, işçi bulmak kolaylaştı; çocuklar artık uzak işliklerden değil, fabrikanın çevresindeki ailelerden geliyordu. Katır eğirme makinelerinde, yetişkin erkek eğiriciler, kopan iplikleri birleştiren çocuk yardımcılarını çoğu zaman kendileri işe alıyor ve ücretlerini kendi kazançlarından ödüyordu; bu çocukların bir kısmı onların kendi çocukları ya da akrabalarıydı. Böylece çocuk emeği, fabrikanın içinde bir aile ekonomisinin parçası olarak sürdü.
Dönüş noktası — bir mektup ve bir yasa
Fabrika çocukları sorunu, 1830'da bir gazete mektubuyla kamuoyunun gündemine oturdu. Yorkshire'da büyük bir malikânenin kâhyası olan Richard Oastler, Leeds'te yayımlanan bir gazeteye yazdığı bir mektupta, Bradford'ın yün fabrikalarındaki çocukların durumunu, sömürgelerdeki köleliğe karşı mücadele eden İngiliz kamuoyunun gözüne soktu; mektubunun bir bölümü, dersin kaynak okuması. Oastler'in mektubu, fabrika çocuklarının çalışma saatlerini günde on saatle sınırlamayı amaçlayan bir kampanya başlattı: On Saat Hareketi.
1832'de milletvekili Michael Sadler'in başkanlığındaki bir parlamento komitesi, fabrikalarda çalışmış çocukları, ebeveynleri ve doktorları dinledi. Tanıklar, sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar süren çalışma günlerini, uyuyakalan çocukları uyandırmak için kullanılan yöntemleri ve makinelerde yaralanan çocukları anlattı. Komitenin raporu kamuoyunu sarstı. Ama fabrika sahipleri, tanıkların reformcular tarafından seçildiğini ve anlatıların tek yanlı olduğunu söyledi. Hükümet, bunun üzerine hukukçu Edwin Chadwick'in de yer aldığı yeni bir komisyon kurarak fabrikaları yerinde inceletti.
Yaygın yanlış«Çocuk işçiliğini fabrikalar yarattı ve fabrika yasaları bitirdi.»
Çocuklar, fabrikalardan çok önce tarlalarda, evlerde ve atölyelerde çalışıyordu; fabrikalarda çalışan çocuklar, çalışan bütün çocukların yalnızca küçük bir kısmıydı. Fabrika yasaları da uzun süre yalnızca tekstil fabrikalarını kapsadı; madenlerde, atölyelerde, tarımda ve ev hizmetinde çalışan çocuklar onların dışında kaldı. Çocuk işçiliğinin gerçekten azalması, yasaların yanı sıra makinelerin değişmesine, ailelerin gelirlerinin artmasına ve 1870'lerden sonra zorunlu ilköğretimin yaygınlaşmasına da bağlıydı.
1833'te Parlamento, ilk etkili Fabrika Yasası'nı kabul etti. Yasa, ipek dışındaki tekstil fabrikalarında dokuz yaşından küçük çocukların çalıştırılmasını yasakladı; dokuz ile on üç yaş arasındaki çocukların çalışma süresini günde dokuz, haftada kırk sekiz saatle, on üç ile on sekiz yaş arasındakilerinkini günde on iki saatle sınırladı; on sekiz yaşından küçüklerin gece çalışmasını yasakladı ve on üç yaşından küçük çocuklara günde iki saat okul zorunluluğu getirdi. En önemlisi, yasanın uygulanmasını denetleyecek dört fabrika müfettişi atandı. Bu, devletin özel işletmelerin içine girip çalışma koşullarını denetlediği ilk düzenli sistemlerden biriydi.
Cevap — görünür olan çocuklar
Sanayi Devrimi, çocuk emeğini yaratmadı; ama onu, makinenin temposuna ve yabancı bir işverenin denetimine bağlanmış, bir yerde toplanmış ve bu yüzden görünür hâle gelmiş bir sorun hâline getirdi. İlk fabrikalar, özellikle ırmak vadilerindeki su gücüyle çalışan işletmeler, işlik çıraklarına ve ucuz çocuk emeğine büyük ölçüde dayandı. 1830'larda, Oastler gibi reformcuların, sömürge köleliğine karşı mücadeleden aldıkları bir dille yürüttükleri kampanyalar, bu çocukların durumunu ulusal bir sorun hâline getirdi. Ure gibi savunucular fabrikayı çocuklar için sağlıklı bir yer olarak gösterse de, 1833 Fabrika Yasası, devletin çocukların çalışma süresini sınırlamasının ve bunu müfettişlerle denetlemesinin ilk adımı oldu. Yine de çocuk işçiliğinin azalması, yasalar kadar, ekonominin ve ailelerin değişmesine de bağlı, uzun bir süreçti.
Bugünle bağ — hâlâ süren bir sorun
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün tahminlerine göre, bugün dünyada on milyonlarca çocuk hâlâ çalışıyor; bunların büyük bölümü fabrikalarda değil, tarımda ve ailelerinin yanında çalışıyor. Türkiye, 1936 tarihli ilk İş Kanunu'yla çocukların sanayide çalıştırılmasına yaş sınırı getirdi; 1990'ların sonunda ve 2000'lerin başında da Uluslararası Çalışma Örgütü'nün asgari çalışma yaşına ve çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerine ilişkin sözleşmelerini onayladı. İki yüz yıl önce İngiltere'de sorulan sorular, yani bir çocuğun hangi yaşta, kaç saat ve hangi koşullarda çalışabileceği ve bunu kimin denetleyeceği, bugün de sorulmaya devam ediyor.
Birincil kaynak
Richard Oastler'in, Ekim 1830'da Leeds'te yayımlanan bir gazeteye yazdığı «Yorkshire Köleliği» başlıklı mektubundan, 1857'de yayımlanan fabrika hareketi tarihinde aktarılan metinden:
Thousands of our fellow-creatures and fellow-subjects, both male and female, the miserable inhabitants of a Yorkshire town, […] are this very moment existing in a state of slavery, more horrid than are the victims of that hellish system — 'colonial slavery.' […] Thousands of little children, both male and female, but principally female, from seven to fourteen years of age, are daily compelled to labour from six o'clock in the morning to seven in the evening, with only — Britons, blush while you read it! — with only thirty minutes allowed for eating and recreation.
Türkçesi: Binlerce hemcinsimiz ve binlerce yurttaşımız, kadın ve erkek, bir Yorkshire kasabasının zavallı sakinleri, […] şu anda, o cehennemî sistemin, yani «sömürge köleliğinin» kurbanlarınınkinden daha korkunç bir kölelik içinde yaşamaktadır. […] Yedi ile on dört yaş arasında, erkek ve kız, ama çoğunluğu kız binlerce küçük çocuk, her gün sabah altıdan akşam yediye kadar çalışmaya zorlanmakta ve onlara — Britanyalılar, bunu okurken utancınızdan kızarın! — yemek ve dinlenme için yalnızca otuz dakika tanınmaktadır.
Kaynak: Richard Oastler, «Yorkshire Slavery», Leeds Mercury, Ekim 1830; «Alfred» [Samuel Kydd], The History of the Factory Movement, cilt 1 (Londra, 1857), s. 99–100; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Oastler, fabrika çocuklarının durumunu neden «sömürge köleliği» ile karşılaştırır? Bu karşılaştırma, 1830'daki İngiliz okurları üzerinde nasıl bir etki yaratmayı amaçlıyordu?
- Mektuptaki sayılar, yani çalışma saatleri ve yemek arası, hangi türden bir kanıttır? Bir tarihçi bu sayıları nasıl doğrulamaya çalışabilir?
- Oastler'in «çoğunluğu kız» çocuklar hakkındaki gözlemi, fabrika emeğinin cinsiyetle ilişkisi hakkında ne düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- J. L. Hammond ve Barbara Hammond (1917) — The Town Labourer adlı kitaplarında, Sanayi Devrimi'nin işçi sınıfının hayatını ağırlaştırdığını savunan «karamsar» okulun öncüleri oldular; fabrika çocuklarının durumunu, yeni sanayi düzeninin acımasızlığının en açık kanıtı olarak gördüler.
- Clark Nardinelli (1990) — Child Labor and the Industrial Revolution adlı kitabında, çocuk emeğinin fabrikalarda zaten azalmaya başladığını, bunun asıl nedeninin yasalardan çok teknolojinin değişmesi ve ailelerin gelirlerinin artması olduğunu savundu; fabrika yasalarının etkisini sınırlı buldu.
- Peter Kirby (2003) — Child Labour in Britain, 1750–1870 adlı kitabında, nüfus sayımlarını ve başka verileri inceleyerek, fabrikalarda çalışan çocukların çalışan bütün çocukların küçük bir kısmı olduğunu, çocuk emeğinin büyük bölümünün tarımda, ev hizmetinde ve küçük atölyelerde sürdüğünü gösterdi.
- Jane Humphries (2010) — Childhood and Child Labour in the British Industrial Revolution adlı kitabında, işçi sınıfından insanların yazdığı altı yüzü aşkın anıyı inceledi; Sanayi Devrimi döneminde çocukların çalışmaya başlama yaşının düştüğünü ve çocuk emeğinin, ekonominin büyümesinde sanıldığından daha önemli bir rol oynadığını savundu.
Dört çalışma, çocuk işçiliğinin hem boyutunu hem de anlamını farklı ölçer. Hammondlar onu sanayi kapitalizminin acımasızlığının simgesi olarak, Nardinelli ekonomik gelişmeyle kendiliğinden azalan bir olgu olarak görür; Kirby fabrika çocuklarının genel tablodaki yerini küçültür, Humphries ise işçilerin kendi anılarından yola çıkarak çocuk emeğinin önemini yeniden büyütür. Bu tartışma, tarihçilerin hangi kaynaklara, yani parlamento tanıklıklarına mı, istatistiklere mi, yoksa işçilerin kendi anılarına mı öncelik verdiklerine göre de biçimlenir. Tartışma, Sanayi Devrimi'nin çocuklar için yeni bir sömürü biçimi mi, yoksa zaten var olan çocuk emeğini görünür kılan ve sonunda azalmasının koşullarını hazırlayan bir dönüşüm mü olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
1833'ten önce de fabrika çocuklarını korumaya yönelik yasalar çıkarılmıştı; ama bunlar büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı. 1802'de, kendisi de büyük bir pamuk fabrikası sahibi olan milletvekili Robert Peel'in önerdiği bir yasa, işlik çıraklarının çalışma süresini günde on iki saatle sınırladı ve onlara okuma yazma öğretilmesini istedi. 1819'da çıkarılan bir başka yasa, pamuk fabrikalarında dokuz yaşından küçük çocukların çalıştırılmasını yasakladı. Ama bu yasaların uygulanmasını denetleyecek kimse yoktu; denetim, çoğu zaman fabrika sahiplerinin tanıdığı yerel yöneticilere bırakılmıştı. 1833 Yasası'nın asıl yeniliği, bu yüzden, getirdiği sınırlardan çok, devletin maaşlı müfettişler aracılığıyla bu sınırların uygulanmasını denetlemeye başlamasıydı. İlk müfettişlerin raporları, sonraki reformların da en önemli kaynaklarından biri oldu.
Yaş sınırlarını uygulamanın kendine özgü bir güçlüğü vardı: İngiltere'de doğumların devlet tarafından düzenli olarak kaydedilmesi ancak 1837'de başladı. Bu yüzden bir çocuğun gerçekten dokuz yaşında olup olmadığını anlamak zordu. Fabrika Yasası, çocuğun boyuna ve görünüşüne bakarak yaşını onaylayacak hekimlere görev verdi; ama bu yöntem kolayca kötüye kullanılabiliyordu. Aileler de, çocuklarının kazancına ihtiyaç duydukları için, zaman zaman yaşlarını büyük gösterdi. Yasanın okul zorunluluğu da çoğu zaman bir fabrika köşesindeki yetersiz bir sınıfta, okuma yazma bilmeyen bir öğretmenle yerine getirildi.
Çocuk emeğinin tartışılmasında sınıf ve cinsiyet de önemliydi. Oastler'in mektubunun vurguladığı gibi, yün ve pamuk fabrikalarındaki çocukların önemli bir kısmı kızdı. Reformcuların bir kısmı, kızların ve kadınların fabrikada çalışmasını ahlaki bir tehlike olarak görüyor, onların evde, aileye bakmakla görevli olmasını istiyordu. Sonraki yıllarda çıkarılan yasalar, kadınların da çalışma saatlerini sınırladı; bu yasalar, bir yandan kadın işçileri korurken, öte yandan onların hangi işlerde çalışabileceğini de kısıtladı. Parlamentoda uzun yıllar Lord Ashley'nin önderlik ettiği On Saat Hareketi, 1847'de, kadınların ve gençlerin tekstil fabrikalarındaki çalışma süresini günde on saatle sınırlayan bir yasayla amacına ulaştı.
Bütün fabrika sahipleri aynı yolu izlemedi. İskoçya'daki New Lanark'ta büyük bir pamuk fabrikasını yöneten Robert Owen, 1800'lerin başından itibaren on yaşından küçük çocukları işe almamaya, onların yerine fabrikanın yanında açtığı okulda eğitim görmelerine karar verdi; 1816'da küçük çocuklar için bir okul da kurdu. Owen, işçilerinin daha iyi koşullarda daha verimli çalışacağını savundu ve fabrikasını ziyaretçilere bir örnek olarak açtı. Onun deneyi, fabrika sahiplerinin çoğunu ikna etmedi; ama çocuk emeğinin kaçınılmaz olmadığını gösteren bir kanıt olarak reformcuların elinde güçlü bir argümana dönüştü.
Son olarak, fabrika çocuklarına ilişkin kaynakların kendisi de dikkatle okunmalıdır. Sadler komitesinin tanıkları, reform yanlılarınca seçilmişti ve anlattıklarının bir kısmı sonradan abartılı bulundu; hükümetin kurduğu yeni komisyon ise, kısa bir sürede, çoğu zaman fabrika sahiplerinin rehberliğinde yapılan ziyaretlere dayandı. Blincoe'nun anısı, bir reform kampanyasının parçası olarak yazıldı; Ure'un gözlemleri ise fabrika sahiplerinin savunmasının bir parçasıydı. Tarihçi, bu kaynakların hiçbirini tek başına doğru ya da yanlış saymadan, birbirleriyle ve fabrikaların kendi kayıtlarıyla karşılaştırarak gerçeğe yaklaşmaya çalışır.
Uzman Notu
Temel literatür
- «Alfred» [Samuel Kydd], The History of the Factory Movement, from the Year 1802 to the Enactment of the Ten Hours' Bill in 1847, 2 cilt (Londra, 1857).
- J. L. Hammond ve Barbara Hammond, The Town Labourer, 1760–1832 (Londra: Longmans, Green, 1917).
- Clark Nardinelli, Child Labor and the Industrial Revolution (Bloomington: Indiana University Press, 1990).
- Peter Kirby, Child Labour in Britain, 1750–1870 (Basingstoke: Palgrave Macmillan, 2003).
- Katrina Honeyman, Child Workers in England, 1780–1820: Parish Apprentices and the Making of the Early Industrial Labour Force (Aldershot: Ashgate, 2007).
- Jane Humphries, Childhood and Child Labour in the British Industrial Revolution (Cambridge: Cambridge University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Fabrika çocuklarına ilişkin kaynaklar arasında işliklerin çıraklık kayıtları, fabrikaların işçi listeleri, parlamento komitelerinin ve komisyonlarının tanıklıkları, fabrika müfettişlerinin raporları, reformcuların ve fabrika sahiplerinin broşürleri, gazeteler ve işçi sınıfından insanların sonradan yazdığı anılar vardır. Blincoe'nun anısı, Ure'un kitabı ve fabrika hareketinin 1857 tarihi Internet Archive'da okunabilir. Bu kaynakların çoğu bir tartışmanın taraflarınca yazıldığı için, birbirleriyle karşılaştırılarak kullanılmalıdır.
Açık sorular
- Fabrika yasaları olmasaydı, çocuk emeği ekonomik gelişmeyle kendiliğinden azalır mıydı?
- İşçi ailelerinin kendileri, çocuklarının fabrikada çalışmasına nasıl bakıyordu: bir zorunluluk olarak mı, bir fırsat olarak mı?
- Reformcuların fabrika çocuklarını köle olarak anlatması, sorunu görünür kılmaya mı yaradı, yoksa onu çarpıttı mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) İşliklerdeki yoksul ve öksüz çocukların uzun süreli sözleşmelerle fabrikalara verilmesine ne ad verilir? A) İşi eve verme sistemi B) İşlik çıraklığı C) On Saat Hareketi D) Fabrika müfettişliği
- (Hedef 1) 1833 Fabrika Yasası'nın asıl yeniliklerinden biri nedir? A) Bütün çocuk emeğini yasaklaması B) Yasanın uygulanmasını denetleyecek fabrika müfettişleri ataması C) Tarımda çalışan çocukları kapsaması D) Günde on saat sınırını hemen getirmesi
- (Hedef 2) Blincoe'nun anısına göre işlikteki çocuklara fabrikaya gitmeden önce ne vaat edildi? A) Okul eğitimi B) Toprak C) Rosto, puding, atlar ve gümüş saatler D) Kendi ailelerine dönme
- (Hedef 2) Oastler, 1830 mektubunda Bradford fabrikalarındaki çocukların durumunu neyle karşılaştırır? A) Sömürge köleliğiyle B) Ortaçağ serfliğiyle C) Askerlikle D) Hapishane hayatıyla
- (Hedef 3) İşçi sınıfından insanların yazdığı altı yüzü aşkın anıyı inceleyerek çocukların çalışmaya başlama yaşının düştüğünü savunan tarihçi kimdir? A) Clark Nardinelli B) Peter Kirby C) Jane Humphries D) J. L. Hammond
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sanayi Devrimi, çocuklar için yeni bir sömürü biçimi miydi, yoksa zaten var olan çocuk emeğini görünür kılan bir dönüşüm mü? Cevabında Blincoe'nun anısını, Ure'un gözlemini ve Oastler'in mektubunu kullan; Nardinelli ile Humphries'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Bu uygulamaya işlik çıraklığı denir.
- B — Yasa, uygulamayı denetleyecek fabrika müfettişleri atadı.
- C — Çocuklara rosto, puding, atlar ve gümüş saatler vaat edildi.
- A — Oastler, çocukların durumunu sömürge köleliğiyle karşılaştırır.
- C — Bu yorum Jane Humphries'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, çocukların Sanayi Devrimi'nden önce de çalıştığını, ama fabrikanın onları ailelerinden ayırıp makinenin temposuna ve yabancı bir denetime bağladığını, ilk fabrikaların işlik çıraklarına ve ucuz çocuk emeğine dayandığını açıklar. Blincoe'nun anısını, bir çocuğun deneyimini aktaran ama bir reform kampanyası için yazılmış bir tanıklık olarak; Ure'un gözlemini, fabrika sahiplerinin bakışını yansıtan bir savunma olarak; Oastler'in mektubunu ise sömürge köleliğine karşı mücadelenin dilini fabrika çocuklarına uygulayan bir kampanya metni olarak okur. Güçlü bir yanıt, Nardinelli'nin çocuk emeğinin ekonomik gelişmeyle azaldığını savunan yaklaşımını, Humphries'in işçi anılarına dayanarak çocuk emeğinin önemini vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, fabrika çocuklarının hayatını ve onları korumaya yönelik ilk yasaları gördük. Oastler'in mektubundan birkaç hafta önce, Eylül 1830'da, pamuk sanayisinin iki merkezi, Liverpool limanı ile Manchester, dünyanın ilk düzenli yolcu ve yük demiryoluyla birbirine bağlanmıştı. Buhar gücü artık yalnızca fabrikaların makinelerini değil, insanları ve malları da taşıyordu. Birkaç on yıl içinde demiryolları, günlerce süren yolculukları saatlere indirdi, ülkenin farklı yerlerindeki yerel saatleri ortak bir saate bağladı ve insanların uzaklığı algılama biçimini değiştirdi. Sonraki bölüm bunu soruyor: Demiryolu zamanı ve mekânı nasıl küçülttü?