Öğrenme hedefleri
- Sanayi Devrimi'nin ne olduğunu, İngiltere'de hangi sektörlerde ve hangi dönemde başladığını ana örneklerle anlatabileceksin.
- İngiltere'nin öncülüğünü açıklayan başlıca etkenleri, yani ücretler, kömür, bilgi kültürü, kurumlar ve Atlantik ticaretini, kanıtlarıyla karşılaştırabileceksin.
- «Neden İngiltere?» sorusunu Hollanda ve Fransa gibi komşularla karşılaştırarak ele alıp tek nedenli açıklamaların sınırlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bütün dünyanın istediği şey
Mart 1776'da İskoç yazar James Boswell, Birmingham'ın iki mil kadar dışındaki Soho'da, Matthew Boulton'un büyük atölyelerini gezdi. Yedi yüz kadar işçinin çalıştığı yerde, makinelerin büyüklüğü ve ustalığı karşısında hayranlık duydu. Boulton, konuğuna unutamayacağı bir cümle söyledi: «Burada, efendim, bütün dünyanın sahip olmak istediği şeyi satıyorum: güç.»
Boulton'un «güç» dediği şey, ortağı James Watt ile birlikte geliştirdikleri buhar makineleriydi. O yıl ne Boulton ne de Boswell, bu atölyelerin bir çağ dönüşümünün parçası olduğunu biliyordu. Bugün bu dönüşüme «Sanayi Devrimi» diyoruz: insanlığın binlerce yıldır kas gücüne, suya ve rüzgâra dayanan üretim biçiminin, makinelere ve fosil yakıtlara dayanan bir üretime dönüşmesi. Bu bölüm, bu dönüşümün neden dünyanın başka bir yerinde değil, İngiltere'de başladığını soruyor.
Bağlam — neyin devrimi?
Sanayi Devrimi, kabaca 1760 ile 1850 arasında İngiltere'de yaşanan bir dizi değişimi anlatır. En görünür olanları üç alanda yoğunlaştı. Pamuklu dokumada, eğirme ve dokuma işini hızlandıran yeni makineler, önce su gücüyle, sonra buharla çalışan büyük fabrikalarda toplandı. Richard Arkwright'ın 1771'de Derbyshire'daki Cromford'da kurduğu iplik fabrikası, bu yeni düzenin ilk örneklerinden biriydi. Demir üretiminde, Abraham Darby'nin 1709'da Coalbrookdale'de denediği yöntemle odun kömürü yerine taşkömüründen elde edilen kokun kullanılması, zamanla demiri daha ucuz ve bol hâle getirdi. Enerjide ise, Thomas Newcomen'in 1712'de maden ocaklarından su çekmek için yaptığı ilk buhar makinesini Watt'ın daha verimli hâle getirmesi, buharı fabrikaların ve sonra ulaşımın hizmetine soktu.
Bu değişimler bir anda olmadı. İngiltere'nin ekonomik büyümesi, 1760'lardan sonraki onyıllarda sanıldığından daha yavaştı; yeni makineler, ekonominin yalnızca birkaç sektöründe yoğunlaştı. Ama yüz yıl sonra İngiltere, dünyanın en büyük sanayi üreticisi hâline gelmişti. «Neden İngiltere?» sorusu, bu yüzden, bir başlangıç noktasının neden orada olduğunu sorar.
Gelişme — ücretler ve kömür
İktisat tarihçisi Robert Allen, bu soruya fiyatlarla cevap verdi. On sekizinci yüzyılda İngiltere'de, özellikle Londra ve çevresinde, işçi ücretleri Avrupa'nın çoğu yerinden ve Asya'dan yüksekti. Aynı zamanda İngiltere, kuzeydeki ve orta bölgelerdeki zengin kömür yatakları sayesinde, dünyanın en ucuz enerjisine sahip ülkelerinden biriydi. Pahalı emek ile ucuz enerjinin bir araya gelmesi, emeği makine ile, kas gücünü kömürle değiştirmeyi karlı kılıyordu. Allen, bu durumu «yüksek ücret ekonomisi» olarak adlandırdı.
Kömürün ucuzluğu coğrafyanın bir armağanıydı. Kuzeydoğudaki Newcastle çevresinin kömürü, on altıncı yüzyıldan beri gemilerle Londra'ya taşınıyor, başkentin ocaklarını ve atölyelerini ısıtıyordu. Ormanların azaldığı ve odunun pahalılaştığı bir ülkede kömür, evlerin, fırınların, bira imalathanelerinin ve cam atölyelerinin yakıtı olmuştu. Kömür ocakları derinleştikçe, ocaklara dolan suyu çekmek için daha güçlü pompalar gerekti; ilk buhar makineleri bu sorunu çözmek için yapıldı. Yani buhar makinesi, kömür için doğdu ve kömürle beslendi.
Bu açıklamanın gücü, bir makinenin neden bir yerde icat edilip yaygınlaştığını, başka bir yerde neden ilgi görmediğini açıklamasında yatıyor. Aynı makine, ücretlerin düşük, kömürün pahalı olduğu bir ülkede zarar ettirebilirdi. Bu yüzden ilk buhar makineleri, kömürün neredeyse bedava olduğu maden ocaklarında kullanıldı. Newcomen makinesi çok fazla kömür yakıyordu; kömür ocağının ağzında bu bir sorun değildi, ama kömürün pahalı olduğu bir bölgede aynı makineyi çalıştırmak karşılığını vermezdi. Watt'ın yakıt tasarrufu sağlayan ayrı yoğuşturucusu, buharı ancak bu sorunu azalttıktan sonra ocakların dışına taşıyabildi.
Tarihçi E. A. Wrigley ise kömürün önemini daha geniş bir çerçeveye yerleştirdi. Sanayi öncesi bütün toplumlar, «organik ekonomi»ler olarak, enerjilerini sonunda toprağın ürettiği şeylerden alıyordu: yiyecek, yem, odun. Bu, büyümenin toprak miktarıyla sınırlı olduğu anlamına geliyordu. Kömür, milyonlarca yıl önce depolanmış güneş enerjisini açığa çıkararak bu sınırı kırdı. İngiltere, kömürü büyük ölçekte kullanan ilk ekonomi oldu. Wrigley'e göre bu geçiş olmasaydı, yeni makineler ne kadar zekice tasarlanmış olursa olsun, büyüme bir süre sonra yine toprağın ve ormanların sınırına dayanacaktı.
Dönüş noktası — bilgi, kurumlar ve eleştiriler
Ama fiyatlar tek başına her şeyi açıklamıyor. Yüksek ücretler ve ucuz kömür, makinelerin karlı olmasını sağlıyordu; ama makinelerin kendisi, birilerinin onları düşünüp yapmasını, geliştirmesini ve çalıştırmasını gerektiriyordu. İktisat tarihçisi Joel Mokyr, burada «Sanayi Aydınlanması» adını verdiği bir kültüre dikkat çekti. On sekizinci yüzyıl İngiltere'sinde bilim insanları, mühendisler, zanaatkârlar ve girişimciler, dernekler, dergiler ve kulüpler aracılığıyla bilgi alışverişi yapıyordu. Watt'ın buhar makinesi üzerindeki çalışmaları, Glasgow Üniversitesi'ndeki bir atölyede başlamıştı; Boulton, Birmingham'daki bilim meraklılarının buluştuğu Ay Derneği'nin üyesiydi.
Bir başka açıklama kurumlara bakıyor. 1688'deki Şanlı Devrim'den sonra İngiltere'de parlamento, kralın vergi ve borçlanma yetkisini sınırladı. Douglass North ve Barry Weingast, 1989'da, bunun mülkiyet haklarını güvenceye aldığını ve devletin borçlarını ödeyeceğine duyulan güveni artırdığını savundu. Patent sistemi de mucitlere buluşlarından kazanç sağlama olanağı veriyordu. Bu arada pamuk sanayisi, Lancashire'da, özellikle Manchester çevresinde yoğunlaştı. Nemli iklim, pamuk ipliğinin kopmadan eğrilmesine elverişliydi; akarsular ilk fabrikalara su gücü sağlıyordu; Liverpool limanı da Amerika'dan gelen ham pamuğu ve dışarı giden kumaşları taşıyordu. On dokuzuncu yüzyılın başında Manchester, bacaları ve fabrikalarıyla, yeni sanayi çağının simgesi hâline gelmişti.
Yaygın yanlış«Sanayi Devrimi birkaç dâhi mucidin eseridir» diye sık düşünülür.
Watt, Arkwright ya da Newcomen önemli adımlar attı; ama onların buluşları, binlerce zanaatkârın yaptığı küçük iyileştirmelere, ucuz kömüre, genişleyen pazarlara ve bilgiyi yayan bir kültüre dayanıyordu. Aynı dönemde benzer fikirler başka ülkelerde de ortaya çıktı, ama orada karlı bir biçimde yaygınlaşmadı. Örneğin buharla çalışan bir araç ilk kez 1769'da Fransa'da, Nicolas-Joseph Cugnot tarafından denendi.
Cevap — bir etkenler bileşimi
Öyleyse Sanayi Devrimi neden İngiltere'de başladı? Tek bir etken, bu soruya yeterli bir cevap vermiyor. Komşularla karşılaştırmak bunu açıkça gösteriyor. Hollanda da yüksek ücretlere ve zengin bir ticarete sahipti, ama ucuz kömürü yoktu; turba ve rüzgârla yetinmek zorundaydı. Fransa'nın bilimsel kültürü güçlüydü, ama emek ucuz, kömür pahalıydı. Çin'in gelişmiş bölgelerinde ise kömür yatakları, sanayi merkezlerinden çok uzaktaydı.
İngiltere, bu etkenlerin birçoğunu aynı anda bir araya getiren bir ülkeydi: yüksek ücretler, ucuz ve bol kömür, bilgiyi paylaşan ve uygulayan bir zanaatkâr ve mühendis kültürü, mülkiyeti güvenceye alan kurumlar ve Atlantik ticaretinin genişlettiği pazarlar. Bu bileşimin tek tek parçaları başka yerlerde de vardı; ama hepsi aynı anda ve aynı yerde değildi. Bu yüzden «neden İngiltere?» sorusunun en dürüst cevabı, bir tek neden değil, bir çakışmadır: fiyatların, coğrafyanın, bilginin ve kurumların aynı onyıllarda aynı yönü göstermesi.
Bugünle bağ — enerji ve büyüme
Sanayi Devrimi'nin en kalıcı mirası, insanlığın enerji ile ilişkisini değiştirmesidir. Kömürle başlayan fosil yakıt çağı, petrol ve doğal gazla sürdü; bu enerji, son iki yüz yılda nüfusun ve refahın eşi görülmemiş biçimde artmasını sağladı. Ama aynı enerji, atmosferdeki karbondioksiti artırarak bugünkü iklim krizinin de kaynağı oldu.
Sanayi Devrimi'nin bir başka mirası da çalışma hayatının kendisidir: işin evden fabrikaya taşınması, saatle ölçülen iş günü, ücretli emek ve kentlere göç, bugün bize doğal görünen düzenin temelini attı. Bugün yenilenebilir enerjiye geçiş tartışılırken, Sanayi Devrimi'nin dersleri yeniden önem kazanıyor. Yeni bir teknolojinin yayılması, yalnızca icadına değil, fiyatlara, kurumlara ve onu kullanacak insanların bilgisine de bağlıdır. İngiltere'nin on sekizinci yüzyılda yaşadığı şey, fiyat, bilgi ve kurum koşullarının aynı yerde buluşabileceğinin tarihteki ilk büyük örneğidir.
Birincil kaynak
İskoç yazar James Boswell, 22 Mart 1776'da Birmingham yakınlarındaki Soho'da Matthew Boulton'un atölyelerini ziyaretini şöyle anlatır:
Mr. Hector was so good as to accompany me to see the great works of Mr. Bolton, at a place which he has called Soho, about two miles from Birmingham, which the very ingenious proprietor shewed me himself to the best advantage. […] The vastness and the contrivance of some of the machinery would have 'matched his mighty mind.' I shall never forget Mr. Bolton's expression to me: 'I sell here, Sir, what all the world desires to have—POWER.' He had about seven hundred people at work. I contemplated him as an iron chieftain, and he seemed to be a father to his tribe.
Türkçesi: Bay Hector, benimle birlikte Birmingham'ın iki mil kadar dışında, kendisinin Soho adını verdiği yerdeki Bay Boulton'un büyük atölyelerini görmeye gelme inceliğini gösterdi; çok becerikli sahibi bana her şeyi en iyi biçimde kendisi gösterdi. […] Bazı makinelerin büyüklüğü ve ustalığı, «onun kudretli zihnine denk» düşerdi. Bay Boulton'un bana söylediği sözü asla unutmayacağım: «Burada, efendim, bütün dünyanın sahip olmak istediği şeyi satıyorum: GÜÇ.» Yaklaşık yedi yüz kişi çalıştırıyordu. Onu bir demir reisi gibi gördüm; kabilesinin babası gibiydi.
Kaynak: James Boswell, The Life of Samuel Johnson (Londra, 1791), 1776 yılı; G. B. Hill'in yayımı (Oxford: Clarendon Press, 1887), cilt II, Project Gutenberg. Boswell, adı «Bolton» diye yazar. Türkçesi bizim.
- Boulton'un «güç» sözcüğüyle kastettiği şey neydi ve bu söz neden çarpıcıdır?
- Boswell, Boulton ile işçileri arasındaki ilişkiyi nasıl tasvir ediyor? Bu tasvir, bir fabrika sahibine hayran bir ziyaretçinin gözünden yazıldığı için nasıl okunmalı?
- Bir atölyede yedi yüz işçinin çalışması, o dönem için ne anlama geliyordu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Douglass North ve Barry Weingast (1989) — Journal of Economic History'deki makalelerinde, 1688 Şanlı Devrimi'nin kralın keyfî vergilendirme ve borçlanma yetkisini sınırlayarak mülkiyet haklarını güvenceye aldığını ve İngiltere'nin ekonomik yükselişinin kurumsal temelini attığını savundular.
- Robert C. Allen (2009) — The British Industrial Revolution in Global Perspective'te İngiltere'deki yüksek ücretlerin ve ucuz kömürün, emek tasarruf eden ve enerji kullanan makineleri karlı kıldığını, Sanayi Devrimi'nin bu fiyat yapısına verilen bir cevap olduğunu savundu.
- Joel Mokyr (2009) — The Enlightened Economy'de «Sanayi Aydınlanması» kavramıyla, bilim insanları ile zanaatkârlar arasındaki bilgi alışverişinin ve yararlı bilgiye verilen değerin, sürekli yeniliğin asıl kaynağı olduğunu öne sürdü; ona göre fark, tek tek buluşlarda değil, buluşların birbirini izleyerek durmaksızın sürmesindeydi.
- E. A. Wrigley (2010) — Energy and the English Industrial Revolution'da organik ekonomiden, kömüre dayalı mineral ekonomiye geçişi dönüşümün özü olarak tanımladı; toprağın sınırlarını aşan enerji kaynağının belirleyici olduğunu vurguladı.
North ve Weingast kurumları, Allen fiyatları, Mokyr bilgiyi, Wrigley enerjiyi öne çıkarıyor. Tartışma, bu etkenlerden hangisinin zorunlu, hangisinin kolaylaştırıcı olduğu sorusu etrafında dönüyor. Örneğin Mokyr, fiyatlar ne olursa olsun bilgi kültürü olmadan sürekli yeniliğin gelmeyeceğini; Allen ise bilgi ne kadar yaygın olursa olsun, karlı olmayan bir makinenin kullanılmayacağını savunur. Humphries ve Schneider gibi araştırmacıların arşivden derledikleri yeni ücret verileri, bu açıklamaları sürekli olarak yeniden sınıyor.
Derine İn
Sanayi Devrimi tartışmasında bir önemli değişim, büyüme hızına ilişkindir. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar tarihçiler, 1760'lardan sonra İngiltere ekonomisinin ani bir sıçrama yaptığını düşünüyordu. 1980'lerde Nicholas Crafts ve Knick Harley gibi iktisat tarihçileri, yeni hesaplamalarla, toplam büyümenin çok daha yavaş ve kademeli olduğunu gösterdi. Bu, dönüşümün yalnızca birkaç sektörde, özellikle pamukta, demirde ve kömürde hızlı olduğunu, ekonominin geri kalanının ise yavaş değiştiğini ortaya koydu. «Devrim» sözcüğü, bu yüzden, bazı tarihçilere yanıltıcı geliyor; ama değişimin uzun vadede ne kadar köklü olduğu tartışılmıyor.
Bir başka tartışma, sömürgelerin ve Atlantik ticaretinin rolü üzerinedir. Trinidadlı tarihçi ve sonradan ülkesinin ilk başbakanı olan Eric Williams, 1944'te yayımladığı Capitalism and Slavery'de, köle ticaretinden ve Karayip şeker plantasyonlarından elde edilen kârların İngiliz sanayisinin finansmanına katkıda bulunduğunu savundu. Bu tez, sonraki onyıllarda yoğun biçimde tartışıldı ve Sanayi Devrimi'nin yalnızca bir İngiliz hikâyesi değil, bir Atlantik hikâyesi olarak da okunması gerektiği fikrini güçlendirdi. Bazı araştırmacılar, bu kârların İngiliz ekonomisinin toplamı içinde küçük kaldığını öne sürdü; başkaları ise İngiliz fabrikalarında işlenen pamuğun kendisinin Amerika'daki köle emeğiyle üretildiğini ve Atlantik pazarlarının İngiliz mallarına büyük bir talep yarattığını vurguladı.
Allen'ın yüksek ücret açıklaması da eleştirildi. Humphries ve Schneider'ın çalışması, pamuk ipliği eğiren kadın ve çocukların ücretlerinin düşük olduğunu gösterdi; bu, en önemli sektörde makineleşmenin başka nedenlerle, örneğin iplik kalitesini artırma ya da büyüyen talebi karşılama ihtiyacıyla açıklanması gerektiğini düşündürüyor. Buna ek olarak, ücret dizileri erkek emeğine dayandığında kadınların ve çocukların payı görünmez kalıyor; bu çalışma, iktisat tarihinde toplumsal cinsiyetin neden hesaba katılması gerektiğini de gösteriyor. Tartışma, tek bir sektörün, bütün bir dönüşümü açıklamak için ne kadar temsilî olduğu sorusunu da gündeme getiriyor. Allen ise bu eleştiriye, ücretlerin toplam maliyet içindeki payının ve enerji fiyatlarının hâlâ belirleyici olduğunu savunarak cevap verdi.
Kurumlara dayalı açıklama da sınandı. Bazı tarihçiler, 1688'den sonra mülkiyet haklarında büyük bir değişim olmadığını, İngiltere'de mülkiyetin zaten görece güvenli olduğunu öne sürdü. Başkaları, parlamentonun gücünün asıl olarak devletin savaş için borçlanma kapasitesini artırdığını, bunun da sanayiden çok donanmayı ve sömürge imparatorluğunu beslediğini vurguladı. Kurumlar önemliydi; ama onların Sanayi Devrimi'ne nasıl ve ne kadar katkıda bulunduğu hâlâ tartışmalıdır.
Son olarak, «neden İngiltere?» sorusu, «neden başka bir yer değil?» sorusunu da içerir. Bir tarihçi, bu soruyu yanıtlarken kendi ülkesinin başarısını açıklama eğilimine karşı da dikkatli olmalıdır; İngiliz tarih yazımının uzun süre bu soruyu bir ulusal üstünlük hikâyesi gibi anlattığı unutulmamalı. Bu karşılaştırma, bir sonraki bölümde ele alınacak daha büyük bir soruya açılıyor: Avrupa ile dünyanın geri kalanı arasındaki farkın ne zaman ve neden ortaya çıktığı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Eric Williams, Capitalism and Slavery (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1944).
- Douglass C. North ve Barry R. Weingast, «Constitutions and Commitment», Journal of Economic History 49 (1989), s. 803–832.
- Robert C. Allen, The British Industrial Revolution in Global Perspective (Cambridge: Cambridge University Press, 2009).
- Joel Mokyr, The Enlightened Economy: An Economic History of Britain, 1700–1850 (New Haven: Yale University Press, 2009).
- E. A. Wrigley, Energy and the English Industrial Revolution (Cambridge: Cambridge University Press, 2010).
- Jane Humphries ve Benjamin Schneider, «Spinning the industrial revolution», Economic History Review 72 (2019), s. 126–155.
- N. F. R. Crafts, British Economic Growth during the Industrial Revolution (Oxford: Clarendon Press, 1985).
Arşiv ve kaynak
Boswell'in Samuel Johnson'ın Hayatı adlı eserinin Hill yayımı Project Gutenberg'de bulunur. Boulton ve Watt'ın yazışmaları ve iş kayıtları, Birmingham Kütüphanesi'ndeki arşivlerde korunuyor. On sekizinci yüzyıl İngiliz ücret ve fiyat dizileri, iktisat tarihçilerinin çevrim içi veri tabanlarında yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Yüksek ücretler, Sanayi Devrimi'nin nedeni miydi, yoksa sonucu mu?
- Atlantik ticaretinin ve köle emeğine dayalı ürünlerin İngiliz sanayisine katkısı ne kadardı?
- Hollanda, yüksek ücretlerine ve ticari zenginliğine rağmen neden sanayileşmede öncü olmadı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sanayi Devrimi'nin ilk görünür değişimlerinin yoğunlaştığı sektörlerden biri hangisidir? A) Uzay sanayisi B) Bilişim C) Pamuklu dokuma D) Otomobil
- (Hedef 2) Robert Allen'a göre İngiltere'de makineleşmeyi karlı kılan fiyat yapısı neydi? A) Yüksek ücretler ve ucuz kömür B) Düşük ücretler ve pahalı kömür C) Yalnızca düşük vergiler D) Ucuz toprak
- (Hedef 2) Joel Mokyr'in «Sanayi Aydınlanması» kavramı neyi vurgular? A) Yalnızca kömür yataklarını B) Bilim insanları ile zanaatkârlar arasındaki bilgi alışverişini ve yararlı bilgiye verilen değeri C) Yalnızca sömürgelerden gelen kârı D) Kraliyetin yatırımlarını
- (Hedef 3) Hollanda, yüksek ücretlerine rağmen sanayileşmede neden öncü olmadı? A) Hiç ticareti olmadığı için B) Ucuz kömür yataklarından yoksun olduğu için C) Nüfusu çok fazla olduğu için D) Bilim kültürü olmadığı için
- (Hedef 3) Humphries ve Schneider'ın çalışması Allen'ın açıklamasını nasıl sınadı? A) Kömürün pahalı olduğunu gösterdi B) Buhar makinesinin icat edilmediğini gösterdi C) Pamuk ipliği eğiren kadın ve çocukların ücretlerinin düşük olduğunu gösterdi D) İngiltere'nin hiç sanayileşmediğini gösterdi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Allen, Mokyr, Wrigley ile North ve Weingast'ın açıklamalarını karşılaştır. Sence bu etkenlerden hangileri zorunlu, hangileri kolaylaştırıcıydı? İngiltere'yi Hollanda ve Fransa ile karşılaştırarak kendi dengeli cevabını kur.
Cevaplar
- C — Pamuklu dokuma, yeni makinelerin ve fabrikaların ilk yoğunlaştığı sektörlerden biriydi.
- A — Allen'a göre yüksek ücretler ve ucuz kömür, emek tasarruf eden ve enerji kullanan makineleri karlı kılıyordu.
- B — Mokyr, bilgi alışverişini ve yararlı bilgiye verilen değeri vurgular.
- B — Hollanda'nın ucuz kömürü yoktu; turba ve rüzgâra dayanmak zorundaydı.
- C — Eğiricilerin düşük ücretleri, pamuk sektöründe yüksek ücret açıklamasını zayıflattı.
Güçlü bir cevap, tek bir etkenin yeterli olmadığını, İngiltere'nin birçok etkeni aynı anda bir araya getirdiğini belirtir. Hollanda'nın kömür eksikliğini, Fransa'nın ucuz emeğini örnek vererek, etkenlerin bileşiminin belirleyici olduğunu savunur.
Sonraki bölüme köprü
Bu bölümde gördüğümüz ucuz kömür, ancak onu işe çevirecek bir makine olduğunda bir üstünlüğe dönüşebiliyordu. İlk buhar makineleri fabrikalarda değil, maden kuyularının başında, yeraltı suyunu çekmek için kuruldu ve korkunç miktarda kömür yakıyordu. Yarım yüzyıl sonra bir üniversite atölyesinde yapılan bir iyileştirme, yakıt masrafını büyük ölçüde düşürdü; bir Birmingham sanayicisinin sermayesi de bu makineyi madenlerden fabrikalara taşıdı. Ama buhar gücünün su çarklarını geride bırakması, çoğu kişinin sandığından çok daha uzun sürdü. Sonraki bölüm bunu soruyor: Buhar makinesi.