Öğrenme hedefleri
- 1814–1815 Viyana Kongresi'nin kimler tarafından, hangi ilkelerle toplandığını ve Avrupa haritasını nasıl yeniden çizdiğini; ardından kurulan kongreler düzeninin 1830'a kadar nasıl işlediğini açıklayabileceksin.
- Viyana Nihai Senedi'ni, Metternich'in 1820 inanç beyanını ve Monroe'nun 1823 mesajını karşılaştırarak, devrimleri durdurmak isteyen bir düzenin kendi sınırlarını nerede bulduğunu değerlendirebileceksin.
- Viyana düzenini «tepkici bir baskı sistemi» ya da «uzun bir barışın mimarisi» olarak gören iki okumayı, kongrenin sonuçları ve tarih yazımındaki tartışmayla tartabileceksin.
Okuma metni
Kanca — dokuz gün önce imzalanan barış
9 Haziran 1815'te, Viyana'daki Habsburg sarayında, Avrupa'nın büyük güçlerinin temsilcileri, yüz yirmi bir maddelik uzun bir antlaşmaya imza koydu. Bu metin, dokuz aydır süren bir diplomatik toplantının, Viyana Kongresi'nin sonucuydu. Kongrenin açılışında, Napolyon Elba adasında bir sürgündü; imparatorlar, krallar, prensler ve yüzlerce diplomat, Avrupa'nın yeni haritasını çizmek için Viyana'da toplanmıştı. Kent, aylar boyunca balolara, konserlere ve şölenlere sahne oldu; dönemin bir gözlemcisine atfedilen bir söze göre, «kongre dans ediyor, ama ilerlemiyordu». Mart başında Napolyon'un Elba'dan kaçtığı haberi geldiğinde, diplomatlar anlaşmazlıklarını bir kenara bırakıp ona karşı yeniden birleşti. Nihai Senet imzalandığında, Napolyon yeniden Paris'teydi ve son muharebesine dokuz gün vardı. Yani Viyana düzeni, onu tehdit eden son büyük devrimci gücün henüz yenilmediği bir anda kuruldu. Bu ders, Avrupa'nın hükümdarlarının ve diplomatlarının, yirmi beş yıllık devrim ve savaştan sonra kıtayı yeniden bir devrim fırtınasına kaptırmamak için nasıl bir düzen kurduklarını ve bu düzenin neyi durdurabilip neyi durduramadığını soruyor.
Bağlam — beş masa, beş çıkar
Kongrede kararları, aslında yalnızca beş güç veriyordu. Avusturya'yı, dışişleri bakanı Klemens von Metternich temsil ediyordu; kongrenin ev sahibi ve en usta düzenleyicisiydi. İngiltere'nin temsilcisi dışişleri bakanı Castlereagh Vikontu'ydu; ülkesi, kıtada hiçbir gücün yeniden egemen olmamasını ve denizlerdeki üstünlüğünün tartışılmamasını istiyordu. Rusya adına Çar I. Aleksandr bizzat Viyana'ya gelmişti; ordusu Paris'e kadar yürümüştü ve Polonya'nın tamamını istiyordu. Prusya'yı başbakan Karl August von Hardenberg temsil ediyordu; Prusya, bunun karşılığında komşusu Saksonya'nın tamamını istiyordu. Yenilmiş Fransa'yı ise, devrimden Napolyon'a ve oradan Bourbonlara kadar her rejime hizmet etmiş olan deneyimli diplomat Charles-Maurice de Talleyrand temsil ediyordu.
Talleyrand, yenilmiş bir ülkenin temsilcisi olmasına rağmen, galipler arasındaki çatışmayı ustaca kullandı. Polonya ve Saksonya sorunu, Rusya ve Prusya ile Avusturya ve İngiltere'yi savaşın eşiğine getirdiğinde, Ocak 1815'te Fransa'yı da içine alan gizli bir ittifakla dengeyi değiştirdi. Talleyrand'ın kongreye kabul ettirdiği ilke, «meşruiyet»ti: devrimlerin devirdiği eski hanedanlar, tahtlarının meşru sahipleriydi ve onlara geri verilmeliydi.
Gelişme — yeniden çizilen harita
Kongrenin kararları, haritada kalıcı izler bıraktı. Rusya, Polonya'nın büyük bölümünü aldı; Prusya, Saksonya'nın bir kısmı ve Ren kıyısındaki zengin topraklarla yetinmek zorunda kaldı. Avusturya, Kuzey İtalya'da Lombardiya ve Venedik'e egemen oldu. Fransa'nın kuzeyinde, eski Avusturya toprakları olan Belçika, Hollanda'yla birleştirilerek bir tampon krallık kuruldu. Napolyon'un dağıttığı Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu yeniden kurulmadı; onun yerine, otuz dokuz devletten oluşan gevşek bir Alman Konfederasyonu oluşturuldu. İsviçre'nin tarafsızlığı tanındı. İngiltere ise, Avrupa'da toprak istemedi; ama savaş sırasında ele geçirdiği Ümit Burnu, Seylan ve Malta gibi deniz yollarındaki önemli noktaları elinde tuttu.
Kongre dağıldıktan sonra, büyük güçler bu düzeni korumak için iki ittifak kurdu. Eylül 1815'te, Rus Çarı'nın önerisiyle, Rusya, Avusturya ve Prusya hükümdarları, birbirlerine ve halklarına Hristiyan ahlakı ilkelerine göre davranacaklarına söz verdikleri Kutsal İttifak'ı imzaladı. İngiltere'nin de katıldığı dörtlü ittifak ise, büyük güçlerin düzenli aralıklarla kongrelerde bir araya gelerek Avrupa'nın huzurunu birlikte korumasını öngördü. Bu uygulama, sonradan «Avrupa Uyumu» adıyla anıldı.
Dönüş noktası — Troppau'da bir ilke
1820'de, düzen ilk büyük sınavla karşılaştı. İspanya'da ordunun bir kısmı ayaklanarak VII. Fernando'yu 1812 Cádiz Anayasası'nı yeniden yürürlüğe koymaya zorladı; birkaç ay sonra Napoli'de de benzer bir ayaklanma oldu. Almanya'da ise, bir yıl önce, öğrenci derneklerinin milliyetçi gösterileri ve bir yazarın bir öğrenci tarafından öldürülmesi üzerine, Metternich'in hazırlattığı Karlsbad Kararnameleri üniversiteleri denetim altına almış, basına sansür getirmişti.
Kasım 1820'de, Avusturya, Rusya ve Prusya, Troppau'da toplanan bir kongrede, devrimle hükümeti değişen bir devletin, gerekirse silah zoruyla eski düzenine döndürülebileceğini ilan etti. Bu müdahale ilkesi hemen uygulandı: 1821'de bir Avusturya ordusu Napoli'ye girip anayasayı kaldırdı; 1823'te ise, büyük güçlerin onayıyla bir Fransız ordusu İspanya'ya girip VII. Fernando'nun mutlak yönetimini geri getirdi. Metternich, Troppau'da Çar'a sunduğu uzun bir mektupta, bu politikanın arkasındaki düşünceyi açıkladı; mektubun merkezî bölümü, dersin kaynak okuması.
Ama müdahale ilkesi, sınırlara da çarptı. İngiltere, başka ülkelerin iç işlerine karışmayı reddederek bu ilkeden uzaklaştı. İspanya'nın yitirdiği Amerikan topraklarına yeniden sahip olması için ortak bir girişim gündeme geldiğinde, İngiltere buna karşı çıktı ve Atlantik'in öbür yakasından da bir ses yükseldi.
Yaygın yanlış«Viyana Kongresi, yalnızca eski kralları tahtlarına geri getiren ve devrimin bütün izlerini silen bir tepki hareketiydi.»
Kongre, pek çok hanedanı tahtına geri getirdi ve sonraki yıllarda devrimleri bastırmak için müdahaleler yaptı. Ama Napolyon'un yarattığı pek çok değişikliği olduğu gibi bıraktı: Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu yeniden kurulmadı, yüzlerce küçük devlet geri gelmedi, Fransa'da tahta dönen kral bir anayasayı kabul etmek zorunda kaldı ve Medeni Kanun yürürlükte kaldı. Kongre, köle ticaretine karşı ortak bir bildiri yayımladı ve büyük güçler arasında düzenli bir görüşme geleneği başlattı. Viyana düzeni, devrimi geri almaktan çok, onu belli sınırlar içinde tutmaya çalıştı.
Cevap — bir barış ve bir baskı
Viyana Kongresi, devrimlerin ve Napolyon savaşlarının ardından, büyük güçlerin çıkarlarını dengeleyen ve aralarında yarım yüzyıla yakın bir büyük savaşı önleyen bir düzen kurdu. Bu düzenin başarısı, güç dengesi ilkesine, yenilen Fransa'nın düzene dahil edilmesine ve büyük güçlerin sorunları düzenli olarak birlikte görüşmesine dayanıyordu. Ama aynı düzen, halkların kendi yönetimlerini seçme ve ulus olarak birleşme isteklerini bastırmak için de kullanıldı. Metternich'in gözünde devrim, önlenmesi gereken bir hastalıktı; ama İspanyol Amerikası'nın bağımsızlığı, 1821'de başlayan Yunan ayaklanması ve 1830'da Fransa'da ve Belçika'da yaşanan devrimler, bu düzenin devrimleri durduramadığını, olsa olsa geciktirebildiğini gösterdi.
Bugünle bağ — büyük güçlerin masası
Viyana Kongresi, büyük güçlerin belli aralıklarla toplanıp uluslararası sorunları birlikte çözmeye çalıştığı ilk sistemli girişimdi. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti ve 1945'te kurulan Birleşmiş Milletler'in Güvenlik Konseyi, bu fikrin, yani büyük güçlerin barışın korunmasında özel bir sorumluluğu ve yetkisi olduğu düşüncesinin devamıdır. Aynı soru bugün de tartışılıyor: dünya barışını birkaç büyük gücün uzlaşmasına emanet etmek, küçük devletlerin ve halkların sesini ne ölçüde dışarıda bırakır?
Birincil kaynak
Metternich'in Aralık 1820'de Troppau'dan Çar I. Aleksandr'a gönderdiği «siyasal inanç beyanı»ndan, oğlunun 1880'de yayımladığı belgelerdeki Fransızca metinden:
Nous trouvons ce mal tout défini dans un seul mot : la présomption, effet naturel d'une marche aussi rapide de l'esprit humain vers le perfectionnement de tant de choses. C'est elle qui aujourd'hui entraîne tant d'individus dans les voies de l'erreur, car elle est devenue un sentiment à peu près général. Religion, morale, législation, économie, politique, administration, tout semble être devenu un bien commun et accessible à tous. La science paraît infuse ; l'expérience n'a nulle valeur pour le présomptueux ; la foi pour lui n'est rien, il lui substitue une prétendue conviction individuelle.
Türkçesi: Bu kötülüğü tek bir sözcükle tanımlanmış buluyoruz: kendini beğenmişlik; insan zihninin pek çok şeyi mükemmelleştirmeye doğru bu denli hızlı ilerlemesinin doğal sonucu. Bugün pek çok kişiyi yanlışın yollarına sürükleyen odur, çünkü neredeyse genel bir duyguya dönüşmüştür. Din, ahlak, yasama, ekonomi, siyaset, yönetim; her şey herkesin ortak malı ve herkesin erişebileceği bir şey olmuş gibi görünmektedir. Bilgi doğuştan geliyormuş gibi sanılmaktadır; kendini beğenmiş kişi için deneyimin hiçbir değeri yoktur; inanç onun için hiçbir şeydir, onun yerine sözde bireysel bir kanaati koyar.
Kaynak: Klemens von Metternich, «Profession de foi politique», Çar I. Aleksandr'a mektubun eki, Troppau, 15 Aralık 1820; Richard de Metternich (ed.), Mémoires, documents et écrits divers laissés par le prince de Metternich, cilt 3 (Paris: Plon, 1880), s. 430–431; Internet Archive. Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- Metternich'e göre çağının asıl «kötülüğü» nedir ve bu kötülük nereden doğmuştur?
- «Her şeyin herkesin ortak malı olması», bugün bir demokrasinin temel ilkelerinden biri gibi görünür. Metternich bunu neden bir tehlike olarak görür?
- Bu metni yazan kişinin, üniversiteleri denetleyen ve basına sansür getiren kararnamelerin mimarı olduğunu bilmek, metni okuma biçimimizi nasıl etkiler?
Tarihçiler Tartışıyor
- Harold Nicolson (1946) — İngiliz diplomat ve yazar, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından yayımladığı The Congress of Vienna adlı kitabında, kongreyi, galiplerin yenilen düşmanı düzene yeniden katarak uzun bir barış kurmayı başardığı bir diplomasi örneği olarak anlattı; kendi döneminin barış görüşmelerine ders çıkarmayı amaçladı.
- Henry Kissinger (1957) — A World Restored adlı kitabında, Metternich'i ve Castlereagh'ı, bütün büyük güçlerin kabul ettiği bir «meşruiyet» anlayışına dayanan istikrarlı bir uluslararası düzen kuran devlet adamları olarak inceledi; devrimci bir gücün bu düzeni tehdit ettiği durumlarda barışın nasıl korunabileceğini sordu.
- Paul Schroeder (1994) — The Transformation of European Politics, 1763–1848 adlı kitabında, Viyana düzenini, yalnızca bir güç dengesi değil, devletlerin ortak kurallar ve karşılıklı güvenceler üzerinde uzlaştığı yeni bir uluslararası sistemin doğuşu olarak gördü; bu dönüşümü, on sekizinci yüzyılın bitmeyen savaşlarıyla karşılaştırdı.
- Brian Vick (2014) — The Congress of Vienna adlı kitabında, kongreyi yalnızca diplomatların değil, salonların, gazetelerin, lobicilerin ve dilekçe sahiplerinin de katıldığı bir toplumsal olay olarak inceledi; kölelik karşıtlarından Yahudi toplulukların temsilcilerine kadar pek çok grubun kongreyi etkilemeye çalıştığını, düzenin bazı liberal ve anayasal öğeler de içerdiğini gösterdi.
Dört tarihçi, Viyana düzenini farklı açılardan değerlendirir. Nicolson onu başarılı bir barış diplomasisi, Kissinger meşruiyete dayanan bir istikrar sistemi, Schroeder uluslararası ilişkilerde yeni bir işbirliği kültürü, Vick ise diplomatların ötesinde bir kamuoyunun da katıldığı bir toplumsal olay olarak görür. Bu yorumların çoğu, yazarlarının kendi dönemlerinin savaş ve barış sorunlarından da etkilenmiştir. Tartışma, Viyana düzeninin Avrupa'ya uzun bir barış getiren akıllıca bir uzlaşma mı, yoksa halkların özgürlük ve ulus olma isteklerini bastıran bir baskı düzeni mi olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Viyana Kongresi'nin Osmanlı Devleti'yle ilişkisi, sonraki yüzyılın en önemli sorunlarından birinin başlangıcını gösterir. II. Mahmud'un yönetimindeki Osmanlı Devleti kongreye çağrılmadı ve Avrupa'nın yeni düzeninin bir parçası sayılmadı. Kongre sırasında, Avrupa'daki bütün sınırları güvence altına alacak genel bir antlaşma tartışıldığında, Rusya, Osmanlı topraklarını bu güvencenin dışında tutmak istedi; genel güvence fikri de sonunda gerçekleşmedi. Bu boşluk, 1821'de başlayan Yunan ayaklanmasında açıkça görüldü. Metternich, meşru bir hükümdara karşı bir isyan olduğu için Yunanlıları desteklemeye karşı çıktı; ama Avrupa kamuoyunda Yunanlılara büyük bir sempati vardı ve Rusya, dindaşlarını koruma gerekçesiyle Osmanlı Devleti'ne baskı yaptı. Sonunda İngiltere, Fransa ve Rusya, Yunanistan'ın bağımsızlığını destekledi. Viyana'nın meşruiyet ilkesi, Osmanlı Devleti söz konusu olduğunda uygulanmadı. Osmanlı Devleti, ancak 1856'daki Paris Antlaşması'yla, Avrupa Uyumu'nun resmen bir parçası olarak kabul edildi. Arada geçen kırk yıl, Osmanlı yönetiminin Avrupa diplomasisini yakından izlemeyi öğrendiği bir dönem oldu; Avrupa başkentlerinde sürekli elçilikler yeniden açıldı ve Tanzimat'ın hazırlayıcıları arasında bu diplomatik deneyimden geçen devlet adamları yer aldı.
Kongrenin köle ticaretine ilişkin bildirisi de dikkatli okunmalıdır. İngiltere, 1807'de kendi köle ticaretini yasaklamıştı ve kongrede, kamuoyundaki güçlü kölelik karşıtı hareketin baskısıyla, öteki güçlerin de bu ticareti yasaklamasını istedi. 8 Şubat 1815 bildirisi, köle ticaretini insanlığın ve evrensel ahlakın ilkelerine aykırı ilan etti; ama bu ticaretin ne zaman kaldırılacağını her devletin kendi kararına bıraktı. İspanya ve Portekiz, yıllarca bu ticareti sürdürdü. Bildiri, köleliği değil, yalnızca köle ticaretini hedef alıyordu. Yine de uluslararası bir toplantının, bir insan hakları sorununu ortak bir bildiriyle kınaması, sonraki yüzyılların uluslararası hukuku için bir örnek oldu.
Metternich'in adı, bu dönemde bir sistemin simgesi hâline geldi; bu yüzden 1815–1848 arasına sık sık «Metternich dönemi» denir. Ama son yıllarda yapılan araştırmalar, onu yalnızca bir tepkici olarak görmenin eksik olduğunu gösterdi. Alman tarihçi Wolfram Siemann, onun Avusturya'nın çok uluslu yapısını korumak için federal ve uzlaşmacı çözümler aradığını, milliyetçiliği bu yapı için ölümcül bir tehlike olarak gördüğünü vurguladı. Metternich'in korkusu tümüyle yersiz değildi: milliyetçilik, bir yüzyıl sonra Avusturya-Macaristan'ı ve Osmanlı Devleti'ni dağıtacak güçlerden biri oldu. Ama onun çözümü, sansür, gizli polis ve askerî müdahaleydi. Karlsbad Kararnameleri'nden sonra Alman üniversitelerinde profesörler görevden alındı, öğrenci dernekleri kapatıldı ve on binlerce sayfalık yayın sansürden geçirildi.
Viyana düzeninin en büyük zaafı, halkların isteklerini hesaba katmamasıydı. Belçikalılar, dinî, dilsel ve ekonomik farklılıklara rağmen Hollanda'ya bağlanmıştı; 1830'da ayaklanıp bağımsızlıklarını kazandılar. Polonyalılar, aynı yıl Rus egemenliğine karşı ayaklandı ve ağır bir yenilgiye uğradı. İtalyanlar ve Almanlar, birleşme isteklerini yüzyılın ortasına kadar erteledi. Bu isteklerin hepsi, 1848'de Avrupa'nın dört bir yanında aynı anda patlayacaktı; Metternich de o yıl, Viyana'daki bir ayaklanmanın ardından kaçmak zorunda kaldı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Harold Nicolson, The Congress of Vienna: A Study in Allied Unity, 1812–1822 (Londra: Constable, 1946).
- Henry Kissinger, A World Restored: Metternich, Castlereagh and the Problems of Peace, 1812–22 (Boston: Houghton Mifflin, 1957).
- Paul W. Schroeder, The Transformation of European Politics, 1763–1848 (Oxford: Clarendon Press, 1994).
- Mark Jarrett, The Congress of Vienna and Its Legacy: War and Great Power Diplomacy after Napoleon (Londra: I. B. Tauris, 2013).
- Brian E. Vick, The Congress of Vienna: Power and Politics after Napoleon (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2014).
- Wolfram Siemann, Metternich: Stratege und Visionär (Münih: C. H. Beck, 2016).
Arşiv ve kaynak
Viyana Kongresi'nin ve sonraki kongrelerin kaynakları arasında antlaşmalar ve protokoller, diplomatların raporları ve mektupları, Avusturya gizli polisinin kongre sırasında topladığı istihbarat raporları, gazeteler ve katılımcıların anıları vardır. Nihai Senet'in 1816 resmî baskısı Fransızca Vikikaynak'ta, Metternich'in oğlunun yayımladığı belgeler Internet Archive'da, Monroe'nun 1823 mesajı ise İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Viyana düzeninin sağladığı barış, büyük güçlerin uzlaşmasının mı, yoksa yirmi beş yıllık savaşın yarattığı yorgunluğun mu sonucuydu?
- Metternich'in milliyetçilik korkusu, çok uluslu imparatorlukların geleceği hakkında doğru bir öngörü müydü?
- Osmanlı Devleti Viyana düzenine baştan dahil edilseydi, «Doğu Sorunu» farklı bir yol izler miydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Viyana Kongresi'nde yenilmiş Fransa'yı temsil eden ve «meşruiyet» ilkesini savunan diplomat kimdir? A) Klemens von Metternich B) Castlereagh Vikontu C) Charles-Maurice de Talleyrand D) Karl August von Hardenberg
- (Hedef 1) Büyük güçlerin, devrimle hükümeti değişen bir devlete silah zoruyla müdahale edilebileceğini ilan ettiği 1820 kongresi nerede toplandı? A) Troppau B) Karlsbad C) Varşova D) Paris
- (Hedef 2) Viyana Nihai Senedi'nin birinci maddesi hangi toprakların geleceğini düzenler? A) Saksonya B) Varşova Dükalığı C) Belçika D) Lombardiya
- (Hedef 2) Metternich'in 1820 inanç beyanına göre çağının asıl kötülüğü nedir? A) Yoksulluk B) Savaş C) Salgın hastalıklar D) Kendini beğenmişlik
- (Hedef 3) Viyana Kongresi'ni diplomatların ötesinde salonların, gazetelerin ve lobicilerin de katıldığı bir toplumsal olay olarak inceleyen tarihçi kimdir? A) Brian Vick B) Harold Nicolson C) Henry Kissinger D) Paul Schroeder
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Viyana düzeni, Avrupa'ya uzun bir barış getiren akıllıca bir uzlaşma mıydı, yoksa halkların isteklerini bastıran bir baskı düzeni mi? Cevabında Nihai Senet'i, Metternich'in inanç beyanını ve Monroe'nun mesajını kullan; Kissinger ile Vick'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Fransa'yı Talleyrand temsil etti.
- A — Bu kongre Troppau'da toplandı.
- B — Birinci madde Varşova Dükalığı'nı Rusya'ya bağlar.
- D — Metternich çağının kötülüğünü kendini beğenmişlik olarak tanımlar.
- A — Bu yaklaşım Brian Vick'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Viyana düzeninin büyük güçler arasında dengeyi yeniden kurduğunu, yenilen Fransa'yı düzene kattığını ve büyük güçlerin düzenli görüşmesi sayesinde yarım yüzyıla yakın bir süre büyük bir Avrupa savaşını önlediğini açıklar. Nihai Senet'i, hem Polonyalıları üç imparatorluk arasında bölen hem de köle ticaretine karşı ortak bir bildiriyi antlaşmanın parçası yapan bir metin olarak; Metternich'in beyanını, siyasal katılımı bir kötülük olarak gören ve müdahale politikasını gerekçelendiren bir metin olarak; Monroe'nun mesajını ise bu müdahale ilkesine başka bir kıtadan verilen bir cevap olarak okur. Güçlü bir yanıt, Kissinger'ın meşruiyete dayanan istikrarı öne çıkaran yaklaşımını, Vick'in kongrenin toplumsal ve kısmen liberal yüzünü gösteren yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Devrimler Çağı» kursunun son durağına geldik. Kurs, bir kralın kendi halkının temsilcilerince yargılandığı bir iç savaşla başladı; vergilerine itiraz eden Amerikalı sömürgecilerin bir cumhuriyet kurmasını ve onların kurucu metinlerini izledi. Ardından Fransa'da bir mali krizin nasıl bir devrime, bir haklar bildirisinin nasıl bir şüpheliler yasasına dönüştüğünü, Robespierre'in erdem ve korku arasında kurduğu bağı ve Saint-Domingue'deki köleleştirilmiş insanların kendi özgürlüklerini kazanmasını gördük. Napolyon'un bir darbeyle iktidara gelişini, Avrupa'yı değiştirişini ve çöküşünü, Bolívar'ın Güney Amerika'daki savaşlarını ve son olarak devrimleri durdurmak için Viyana'da kurulan düzeni inceledik. On iki dersin hepsinde, farklı biçimlerde, aynı soru yeniden soruldu: devrimlerin ilan ettiği özgürlük ve eşitlik, kimleri kapsıyordu ve kimleri dışarıda bırakıyordu? Programda sırada «Sanayi Devrimi» kursu var. Bu kursta, aynı yıllarda siyasetin değil üretimin dünyasında yaşanan ve insanların çalışma, yaşama ve birbirleriyle ilişki kurma biçimlerini kökten değiştiren bir dönüşümü izleyeceğiz. İlk bölüm, bu dönüşümün neden Avrupa'nın başka bir ülkesinde değil de, bu kursun ilk dersinde gördüğümüz ada krallığında başladığını tartışıyor. İlk bölüm bunu soruyor: Sanayi Devrimi neden İngiltere'de başladı?