İçeriğe geç

Bölüm DT-126.09 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Napolyon Avrupa'yı nasıl değiştirdi?

DT-126 Devrimler Çağı

2.751 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1805–1811
Bölge
Orta Avrupa · Batı Avrupa
Tema
Savaş · Hukuk ve devlet · İmparatorluk
Kişiler
Napolyon Bonapart · Jérôme Bonaparte · Joseph Bonaparte · Johann Gottlieb Fichte · I. Aleksandr · III. Selim · Karl vom Stein · Francisco Goya · Thomas Nipperdey · Stuart Woolf · Paul Schroeder · Michael Broers
Yerler
Austerlitz · Berlin · Tilsit · Vestfalya · Madrid · Varşova
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1805–1811 arasında Napolyon'un zaferlerinin Avrupa haritasını, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun sonunu, yeni krallıkları ve Kıta Ablukası'nı nasıl biçimlendirdiğini açıklayabileceksin.
  • Napolyon'un kardeşine yazdığı mektubu, Berlin Kararnamesi'ni ve Fichte'nin söylevini karşılaştırarak, fethin hem reform hem de sömürü ve direniş doğurduğunu değerlendirebileceksin.
  • «Napolyon, Avrupa'ya özgürlük ve eşitlik götüren bir kurtarıcıydı» görüşünü, fethedilen toplumların deneyimleriyle ve Nipperdey'den Broers'a uzanan tartışmayla sınayabileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir imparatorluğun sessiz sonu

6 Ağustos 1806'da, Viyana'da, Habsburg hükümdarı II. Franz, kısa bir bildiriyle Kutsal Roma-Germen İmparatoru unvanını bıraktığını ilan etti. Bu unvan, yaklaşık bin yıl önce, 800 yılında Şarlman'ın taç giymesiyle başlayan bir geleneğin mirasıydı. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, uzun süredir güçlü bir devlet değildi; yüzlerce prenslik, piskoposluk, serbest kent ve şövalye topraklarından oluşan gevşek bir çatıydı. Ama Orta Avrupa'nın hukuk düzenini, hükümdarlar arasındaki anlaşmazlıkları çözen mahkemeleri ve küçük devletlerin varlığını güvenceye alan yapıyı o sağlıyordu. Birkaç hafta önce, güney ve batı Almanya'nın on altı devleti, Napolyon'un koruması altında Ren Konfederasyonu adında yeni bir birlik kurmuş ve imparatorluktan ayrılmıştı. II. Franz, bu durumda boş kalan bir unvanı taşımak yerine onu kaldırmayı seçti. Bu imparatorluğun sonu, bir savaş alanında değil, bir kâğıt üzerinde geldi; ama arkasında, bir yıl önce Austerlitz'de kazanılmış bir zafer vardı. Bu ders, Napolyon'un savaşlarının on yıldan kısa bir sürede Avrupa'nın haritasını, yasalarını ve toplumlarını nasıl değiştirdiğini ve bu değişimin fethedilen halklarda nasıl bir karşılık bulduğunu soruyor.

Bağlam — zaferlerle çizilen harita

Taç giymesinden bir yıl sonra, 2 Aralık 1805'te Napolyon, bugünkü Çekya'daki Austerlitz yakınında Avusturya ve Rusya ordularını yendi. Ertesi yıl Prusya'yı yendi ve Ekim 1806'da Berlin'e girdi. Temmuz 1807'de, Rus Çarı I. Aleksandr'la Tilsit'te, Neman ırmağının ortasındaki bir salın üzerinde görüştü ve iki imparator Avrupa'yı kendi aralarında etki alanlarına ayıran bir barış imzaladı.

Bu zaferlerin ardından Napolyon, Avrupa'yı bir aile işletmesi gibi yeniden düzenledi. Ağabeyi Joseph Bonaparte'ı önce Napoli'ye, sonra İspanya'ya kral yaptı; kardeşi Louis Hollanda'nın, en küçük kardeşi Jérôme ise Prusya'dan ve komşu devletlerden alınan topraklarla kurulan Vestfalya Krallığı'nın başına geçti. Polonya topraklarının bir bölümünden Varşova Dükalığı kuruldu. Bu devletlerin hepsi, Fransa'ya asker ve para vermekle yükümlüydü.

Napolyon'un ilişkileri Osmanlı Devleti'ni de doğrudan etkiledi. III. Selim, 1806'da Napolyon'un imparatorluk unvanını tanıdı; Fransız elçisinin desteğiyle Rusya'ya karşı savaşa girdi ve 1807 başında Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul önlerine gelen bir İngiliz filosunu, Fransız uzmanların da yardım ettiği savunmayla geri çevirdi. Ama birkaç ay sonra, Nizam-ı Cedid reformlarına karşı çıkan bir ayaklanmayla tahttan indirildi. Tilsit'te ise Napolyon, müttefiki Osmanlı Devleti'nin çıkarlarını Rusya'yla yapacağı anlaşmaya feda etmekten çekinmedi.

Gelişme — kararnameler, yasalar, mektuplar

Kıta Ablukası, Napolyon'un Berlin'deyken imzaladığı bir kararnameyle başladı.

Fethin öteki yüzü, hukuk ve yönetimdi. Napolyon, kurduğu ya da denetlediği devletlere, 1804'te Fransa'da yürürlüğe giren Medeni Kanun'u, yani yurttaşların yasa önünde eşitliğini, mülkiyetin güvencesini, dinî inançtan bağımsız evlilik kaydını ve boşanmayı tanıyan yasa kitabını götürdü. Pek çok yerde soyluların ayrıcalıkları kaldırıldı, serflik yasaklandı, Yahudilere yurttaşlık hakları tanındı, ölçü birimleri ve vergiler birleştirildi, yeni okullar ve yönetim kurumları açıldı.

Fetih, yenilen devletleri de kendilerini değiştirmeye zorladı. Prusya'da, 1807'de bakan olan Karl vom Stein ve arkadaşları, köylülerin kişisel bağımlılığını kaldıran bir kararname çıkardı, kentlere yerel yönetim hakkı verdi ve orduyu yeniden örgütledi. Amaçları, Fransa'yı yenebilecek bir devlet kurmak için, onun başarısının sırrını, yani yurttaşların devlete bağlılığını, kendi toplumlarında yaratmaktı.

Dönüş noktası — İspanya'da bir halk savaşı

1808'de Napolyon, İspanya'nın Bourbon hanedanını tahttan indirip yerine ağabeyi Joseph'i geçirdi. 2 Mayıs 1808'de Madrid halkı Fransız askerlerine karşı ayaklandı; ayaklanma bastırıldı, ama bütün ülkeye yayıldı. İspanya'da Napolyon'un ordusu, ilk kez, düzenli bir orduyla değil, bir halkla savaşmak zorunda kaldı. Köylerde ve dağlarda örgütlenen küçük silahlı gruplar, Fransız ikmal yollarına saldırdı; «küçük savaş» anlamına gelen İspanyolca gerilla sözcüğü, bu yıllarda Avrupa dillerine girdi. İngiltere, Portekiz üzerinden bir ordu gönderdi. Yıllarca süren bu savaş, Napolyon'un yüz binlerce askerini İspanya'ya bağladı. İspanyol ressam Francisco Goya'nın bu savaşın acılarını anlatan gravür dizisi, savaşın her iki tarafında da insanlara yapılanları belgeleyen bir tanıklık olarak sonraki kuşaklara kaldı.

Aynı yıllarda, Fransız işgali altındaki Berlin'de, filozof Johann Gottlieb Fichte, 1807–1808 kışında bir dizi halka açık konuşma yaptı. Konuşmalarında, Almanların siyasal olarak bölünmüş olsa da ortak bir dil ve kültürle birbirine bağlı bir ulus olduğunu savundu. On üçüncü söylevin, ulusun sınırlarını dilde arayan açılış paragrafı, bu dersin kaynak okuması.

Yaygın yanlış«Napolyon, Avrupa'ya özgürlük ve eşitlik götüren bir kurtarıcıydı.»
Doğrusu

Napolyon'un yönetimi, pek çok yerde soyluların ayrıcalıklarını ve serfliği kaldırdı, yasa önünde eşitliği getirdi. Ama bu reformlar, fethedilen ülkelerin halklarına danışılmadan, bir işgal ordusunun gölgesinde uygulandı. Aynı devletlerden ağır vergiler, zorunlu askerler ve sanat eserleri alındı; Kıta Ablukası liman kentlerini yoksullaştırdı; basın ve siyasal özgürlükler, Fransa'da olduğu gibi, sıkı bir denetim altında tutuldu. Bu yüzden Napolyon, kimi Avrupalılar için bir kurtarıcı, kimileri için ise bir işgalciydi; çoğu insan için ise ikisi birden.

Cevap — yıkan ve kuran bir fetih

Napolyon, Avrupa'yı üç yoldan değiştirdi. Önce, eski düzenin kurumlarını yıktı: bin yıllık Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu dağıldı, yüzlerce küçük Alman devleti birkaç orta büyüklükte devlette birleştirildi, pek çok hanedan tahtını kaybetti. İkinci olarak, yeni bir yönetim ve hukuk düzeni kurdu: Medeni Kanun, merkezî yönetim, ayrıcalıkların ve serfliğin kaldırılması, Batı ve Orta Avrupa'nın büyük bölümüne ulaştı ve Napolyon'un düşüşünden sonra da çoğu yerde kaldı. Üçüncü olarak ise, farkında olmadan, kendisine karşı yeni bir güç uyandırdı: fethedilen halklarda, Fransız egemenliğine karşı ortak dil ve tarih bilincine dayanan bir ulusal duygu. İspanyol gerillaları, Prusya'nın reformcuları ve Fichte gibi düşünürler, bu yeni milliyetçiliğin farklı yüzleriydi.

Bugünle bağ — iki yüz yıllık bir yasa kitabı

Napolyon'un Medeni Kanunu, bugün de pek çok ülkenin hukuk sisteminin temelinde yaşıyor. Belçika ve Lüksemburg'un medeni hukuku iki yüzyıl boyunca büyük ölçüde onun değiştirilmiş biçimine dayandı; Belçika ancak son yıllarda onun yerine bölüm bölüm yeni bir kanun koymaya başladı; İtalya'nın, Hollanda'nın, İspanya'nın ve Latin Amerika ülkelerinin medeni kanunları da onun izlerini taşıyor. Türkiye'nin 1926'da kabul ettiği Medeni Kanun ise İsviçre'den alındı; ama İsviçre medeni kanunu da, Napolyon döneminde başlayan, yurttaşların yasa önünde eşitliğini ilke alan Kıta Avrupası kodifikasyon geleneğinin bir ürünüdür.

Birincil kaynak

Johann Gottlieb Fichte'nin 1807–1808 kışında Fransız işgali altındaki Berlin'de verdiği Alman Ulusuna Söylevlerin on üçüncüsünden, 1922'de yayımlanan İngilizce çeviriden:

To begin with and before all things: the first, original, and truly natural boundaries of States are beyond doubt their internal boundaries. Those who speak the same language are joined to each other by a multitude of invisible bonds by nature herself, long before any human art begins; they understand each other and have the power of continuing to make themselves understood more and more clearly; they belong together and are by nature one and an inseparable whole.

Türkçesi: Her şeyden önce: devletlerin ilk, asıl ve gerçekten doğal sınırları, kuşkusuz onların iç sınırlarıdır. Aynı dili konuşanlar, herhangi bir insan sanatı başlamadan çok önce, doğanın kendisi tarafından sayısız görünmez bağla birbirine bağlanmıştır; birbirlerini anlarlar ve kendilerini giderek daha açık bir biçimde anlatabilme gücüne sahiptirler; birbirlerine aittirler ve doğaları gereği tek ve bölünmez bir bütündürler.

Kaynak: Johann Gottlieb Fichte, Reden an die deutsche Nation (Berlin, 1808), on üçüncü söylev; R. F. Jones ve G. H. Turnbull (çev.), Addresses to the German Nation (Chicago ve Londra: Open Court, 1922), s. 223–224; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. Fichte'ye göre bir ulusu ulus yapan nedir: bir devlet, bir hükümdar, yoksa ortak bir dil mi?
  2. «İç sınırlar» düşüncesi, Napolyon'un çizdiği yeni devlet sınırlarına karşı nasıl bir itiraz içerir?
  3. Dili ulusun temeli sayan bu görüş, aynı toprakta farklı diller konuşan insanlar için ne gibi sorunlar doğurabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Thomas Nipperdey (1983) — Modern Alman tarihini anlattığı büyük eserine «Başlangıçta Napolyon vardı» cümlesiyle başladı; Alman devletlerinin modernleşmesini, Fransız fethinin yıkıcı ve dönüştürücü etkisinden başlatarak anlattı.
  • Stuart Woolf (1991) — Napoleon's Integration of Europe adlı kitabında, Napolyon yönetimini, Fransız yönetim modelini Avrupa'ya yaymaya çalışan bir bütünleştirme projesi olarak inceledi; bu projenin, Fransız kurumlarını üstün sayan bir bakışla uygulandığını gösterdi.
  • Paul Schroeder (1994) — The Transformation of European Politics, 1763–1848 adlı kitabında, Napolyon'un dış politikasını, hiçbir kalıcı barışa razı olmayan, sınırsız bir egemenlik arayışı olarak yorumladı; onun sistemini, Avrupa devletler düzeninin kendi içinde çözülemeyen bir krizi olarak gördü.
  • Michael Broers (1996) — Europe under Napoleon adlı kitabında, Fransız egemenliğini, reformları kolayca benimseyen bir «iç imparatorluk» ile reformlara direnen bir «dış imparatorluk» olarak ayırdı; Napolyon yönetimini, fethedilen toplumlara kendi değerlerini dayatan bir «kültürel emperyalizm» olarak nitelendirdi.

Dört tarihçi, Napolyon'un Avrupa üzerindeki etkisini farklı düzeylerde ölçer. Nipperdey onu Almanya'nın modernleşmesinin başlangıç noktası olarak görür; Woolf bir yönetim modelinin yayılmasını, Schroeder uluslararası düzeni altüst eden bir saldırganlığı, Broers ise fethedilen toplumlara dayatılan bir kültürel üstünlük iddiasını öne çıkarır. Aynı olaylara bakan bu dört okuma, Napolyon'un mirasını değerlendirirken hangi ülkeden ve hangi kurumdan bakıldığının ne kadar önemli olduğunu da gösterir. Tartışma, Napolyon'un Avrupa'yı modernleştiren bir reformcu mu, yoksa reformu kendi egemenliğinin bir aracı olarak kullanan bir fatih mi olduğu sorusunda düğümlenir.

Derine İn

Kıta Ablukası, Napolyon'un en iddialı ama en az başarılı politikalarından biriydi. Kararname, İngiltere'nin ticaretini çökertmeyi amaçlıyordu; ama İngiltere denizlere egemen olduğu için, Amerika'yla, Latin Amerika'yla ve Asya'yla ticaretini sürdürebildi. Avrupa'da ise kaçakçılık büyük bir sektöre dönüştü; Kuzey Denizi'ndeki küçük adalardan, Akdeniz'deki Malta'dan ve Baltık limanlarından İngiliz malları gizlice kıtaya taşındı. Abluka, Fransa'nın müttefiklerine ağır bir yük getirdi: liman kentlerinin ticareti çöktü, şeker, kahve ve pamuk fiyatları yükseldi. Fransa'da ise şeker pancarından şeker üretimi gibi yeni sanayiler teşvik edildi. Ablukayı uygulatmak için Napolyon, 1807'de Portekiz'i işgal etti; bu işgal, İspanya'daki uzun savaşın kapısını açtı. Rusya'nın 1810'un sonunda ablukadan fiilen çekilmesi ise, iki imparatorluk arasındaki ittifakın sonunun başlangıcı oldu.

Medeni Kanun'un fethedilen ülkelerdeki etkisi, bölgeden bölgeye çok farklıydı. Batı Almanya'da, Belçika'da ve Kuzey İtalya'da, Fransız egemenliği uzun sürdüğü ve yerel orta sınıf reformları benimsediği için, yeni hukuk düzeni kök saldı; Ren'in batısındaki Alman topraklarında Napolyon'un yasası, 1900'e kadar yürürlükte kaldı. Güney İtalya'da ya da Polonya'da ise, soyluların ve toprak sahiplerinin gücü, reformların uygulanmasını sınırladı. Varşova Dükalığı'nda serflik kâğıt üzerinde kaldırıldı; ama köylüler toprak sahibi olmadan özgür ilan edildikleri için, eski efendilerine bağımlılıkları büyük ölçüde sürdü. Broers'ın «iç» ve «dış» imparatorluk ayrımı, bu farkları açıklamak için önerilmiştir.

Yahudi toplulukları için Napolyon döneminin anlamı da karmaşıktı. Fransa'da Yahudiler 1791'de yurttaşlık haklarını kazanmıştı; Napolyon'un fethettiği pek çok ülkede, gettolar kaldırıldı ve Yahudilere eşit haklar tanındı. Vestfalya, bu hakları tanıyan ilk Alman devletlerinden biri oldu. Ama Napolyon, 1808'de Fransa'daki Yahudilerin ticari faaliyetlerine on yıl süreyle kısıtlamalar getiren bir kararname de çıkardı. Napolyon'un düşüşünden sonra, bazı Alman devletleri Yahudilere tanınan hakları geri aldı. Eşitliğin, bir fatihin armağanı olarak geldiği yerlerde, fatihle birlikte gidebildiği görüldü.

İspanyol gerillaları da uzun süre bir ulusal destanın kahramanları olarak anlatıldı. İngiliz tarihçi Charles Esdaile, İspanyol arşivlerindeki yerel kayıtları inceleyerek bu tabloyu karmaşıklaştırdı: gerilla gruplarının önemli bir bölümünde asker kaçakları, kaçakçılar ve eşkıyalar da vardı; bu gruplar kimi zaman Fransızlardan çok kendi köylerinden yiyecek ve para topluyordu. Esdaile'a göre, direnişin kaynağında ulusal bilinçten çok yerel çıkarlar, kiliseye ve krala bağlılık ve hayatta kalma kaygısı yatıyordu. Bu yorum, «halk savaşı» imgesini tümüyle reddetmez; ama milliyetçiliğin çoğu zaman olayların ardından, geriye dönük olarak yazıldığını hatırlatır.

Fichte'nin söylevleri de dikkatle okunmalıdır. Onun ulus anlayışı, siyasal bir sözleşmeye değil, dile ve kültüre dayanıyordu; bu yaklaşım, sonraki yüzyılda Orta ve Doğu Avrupa'daki pek çok ulusal hareketi etkiledi. Konuşmalar, Fransız işgalcilerin sansürü altında yapıldı; İngilizce çevirinin bir notuna göre, on üçüncü söylevin sansürden geçmiş elyazması kaybolmuş ve Fichte onu yeniden yazmak zorunda kalmıştı. Aynı dili konuşanların «doğal» bir bütün olduğu düşüncesi, bir yandan yabancı egemenliğine karşı bir direniş dili oldu; öte yandan, aynı topraklarda yaşayan farklı dilden insanları dışlayan anlayışlara da zemin hazırladı. Napolyon'un fetihleri, böylece, kendisinden sonraki yüzyılın hem özgürlükçü hem de dışlayıcı milliyetçiliklerinin ortak başlangıç noktalarından biri oldu.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Thomas Nipperdey, Deutsche Geschichte 1800–1866: Bürgerwelt und starker Staat (Münih: C. H. Beck, 1983).
  • Stuart Woolf, Napoleon's Integration of Europe (Londra: Routledge, 1991).
  • Paul W. Schroeder, The Transformation of European Politics, 1763–1848 (Oxford: Clarendon Press, 1994).
  • Michael Broers, Europe under Napoleon, 1799–1815 (Londra: Arnold, 1996).
  • Alexander Grab, Napoleon and the Transformation of Europe (Basingstoke: Palgrave Macmillan, 2003).
  • Charles Esdaile, Fighting Napoleon: Guerrillas, Bandits and Adventurers in Spain, 1808–1814 (New Haven: Yale University Press, 2004).

Arşiv ve kaynak

Napolyon'un Avrupa'daki egemenliğinin kaynakları, fethedilen ülkelerin her birinin arşivlerine dağılmıştır: Vestfalya, Berg, Varşova Dükalığı, İtalya Krallığı ve Napoli'nin yönetim kayıtları, vergi ve askere alma listeleri, polis raporları, yerel gazeteler ve direniş hareketlerinin belgeleri. Napolyon'un kardeşlerine ve yöneticilerine yazdığı mektuplar, derlenmiş yazışmalarında yayımlanmıştır. Berlin Kararnamesi'ni aktaran 1835 incelemesi ve Rambaud'nun Vestfalya çalışması Fransızca Vikikaynak'ta, Fichte'nin söylevlerinin 1922 İngilizce çevirisi ise Internet Archive'da okunabilir.

Açık sorular

  • Napolyon'un reformları, fetih olmadan da Avrupa'ya yayılabilir miydi?
  • Almanya'da ve İspanya'da ortaya çıkan Fransız karşıtı hareketler, gerçekten ulusal hareketler miydi, yoksa hanedanlara, kiliseye ve yerel geleneklere bağlılığın ifadesi mi?
  • Kıta Ablukası, İngiltere'yi mi, yoksa Napolyon'un kendi müttefiklerini mi daha çok yıprattı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu hangi yıl sona erdi? A) 1804 B) 1806 C) 1812 D) 1815
  2. (Hedef 1) 1807'de Napolyon ile I. Aleksandr arasında imzalanan barışın yeri neresidir? A) Tilsit B) Austerlitz C) Berlin D) Varşova
  3. (Hedef 2) Berlin Kararnamesi'ne göre aşağıdakilerden hangisi abluka altında ilan edilir? A) Fransa'nın limanları B) Rusya'nın Baltık kıyıları C) Britanya Adaları D) İspanya'nın sömürgeleri
  4. (Hedef 2) Napolyon'un Jérôme'a yazdığı mektubun son öğüdü nedir? A) Orduyu büyüt B) Anayasal kral ol C) Vergileri artır D) Prusya'yla ittifak kur
  5. (Hedef 3) Napolyon egemenliğini «iç» ve «dış» imparatorluk olarak ayıran ve onu bir kültürel emperyalizm olarak nitelendiren tarihçi kimdir? A) Thomas Nipperdey B) Stuart Woolf C) Paul Schroeder D) Michael Broers

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Napolyon, Avrupa'ya özgürlük ve eşitlik götüren bir reformcu muydu, yoksa reformları kendi egemenliğinin bir aracı olarak kullanan bir fatih mi? Cevabında Berlin Kararnamesi'ni, Jérôme'a yazılan mektubu ve Fichte'nin söylevini kullan; Nipperdey ile Broers'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — İmparatorluk 1806'da sona erdi.
  2. A — Barış Tilsit'te imzalandı.
  3. C — Britanya Adaları abluka altında ilan edilir.
  4. B — Mektup «Anayasal kral ol» öğüdüyle biter.
  5. D — Bu ayrım Michael Broers'a aittir.

Kapsamlı bir cevap, 1805–1811 fetihlerinin Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nu dağıttığını, Medeni Kanun'u, ayrıcalıkların ve serfliğin kaldırılmasını pek çok ülkeye götürdüğünü, ama bu reformların işgal, vergi, zorunlu askerlik ve Kıta Ablukası'nın yarattığı ekonomik zararla birlikte geldiğini açıklar. Jérôme'a yazılan mektubu, reformu hem gerçek bir inanç hem de fethedilenleri Fransa'ya bağlamanın bir aracı olarak; Berlin Kararnamesi'ni, bir savaşın bütün kıtanın ekonomisine yayılması olarak; Fichte'nin söylevini ise fethe karşı doğan, dile dayalı yeni bir ulus anlayışı olarak okur. Güçlü bir yanıt, Nipperdey'in Napolyon'u modernleşmenin başlangıcı olarak gören yaklaşımını, Broers'ın onu kültürel bir üstünlük dayatması olarak gören yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste, Napolyon'un zaferlerinin Avrupa'nın haritasını ve yasalarını nasıl değiştirdiğini, ama aynı zamanda fethedilen halklarda nasıl bir direniş uyandırdığını gördük. 1810'un sonunda, Tilsit'te dostluk yemini eden iki imparator arasındaki ittifak çatırdamaya başladı: Rusya, ekonomisini boğan ablukaya uymayı bıraktı. Napolyon, buna, tarihin o güne kadar gördüğü en kalabalık ordulardan birini Rusya'ya yürüterek cevap vermeye karar verdi. Bu karar, onun imparatorluğunun sonunu başlatacaktı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Rusya seferi ve Waterloo.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: bir sarayın odasında mühürlenen tek bir belge; Orta Avrupa haritasında yüzlerce küçük renkli parçanın birkaç büyük parçada birleşmesi.
  • 1:20–3:00 Bağlam: bir ırmağın ortasında demirlemiş bir sal; haritada kardeş krallıklara verilen taçların simgeleri; bir boğazın kıyısında sıralanan top tabyaları.
  • 3:00–4:45 Gelişme: bir limanda boş bekleyen gemiler ve kapalı depo kapıları; bir masada açılan kalın bir kanun kitabı; mühürlü bir mektup.
  • 4:45–6:25 Dönüş noktası: kurak bir dağ yolunda ilerleyen bir ikmal arabası kolunun uzaktan görünüşü; ardından mum ışığında bir salonda kürsüde konuşan bir silüet ve onu dinleyen kalabalık.
  • 6:25–9:00 Kapanış: Avrupa haritası üzerinde doğuya, Rusya'ya uzanan uzun bir ok; kışın ilk karının düştüğü geniş bir ova.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.