İçeriğe geç

Bölüm DT-126.08 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Napolyon nasıl imparator oldu?

DT-126 Devrimler Çağı

2.957 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1793–1804
Bölge
Batı Avrupa
Tema
Siyaset · Savaş · İmparatorluk
Kişiler
Napolyon Bonapart · Emmanuel-Joseph Sieyès · Lucien Bonaparte · Cambacérès · Cezzar Ahmed Paşa · VII. Pius · Claude Langlois · Albert Vandal · Jean Tulard · Isser Woloch · Philip Dwyer · Thierry Lentz
Yerler
Korsika · Toulon · Saint-Cloud · Akka · Mısır · Paris
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Napolyon Bonapart'ın 1793'te bir topçu yüzbaşısıyken 1804'te imparator oluşuna kadar geçen yolu, Toulon'dan İtalya ve Mısır seferlerine, 18 Brumaire darbesinden Konsüllüğe ve taç giyme törenine kadar sırayla açıklayabileceksin.
  • 1796 İtalya bildirisini, 1799 konsüller bildirisini ve 1804 senato kararını karşılaştırarak, yeni rejimin kendini devrimin devamı mı, sonu mu olarak sunduğunu değerlendirebileceksin.
  • Napolyon'u devrimi yıkan bir karşı devrimci ya da tek başına tarihi değiştiren bir deha olarak gören iki uç yorumu, onu iktidara taşıyan kurumlar ve kişilerle birlikte tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Saint-Cloud'da bir oturum

10 Kasım 1799 öğleden sonra, Paris'in batısındaki Saint-Cloud sarayında, Fransa'nın iki meclisi alışılmadık bir yerde toplanmıştı. Bir gün önce, «Paris'te bir komplo hazırlandığı» gerekçesiyle meclisler başkentten buraya taşınmıştı. Bu gerekçe, aslında bir darbenin parçasıydı. Planı hazırlayanlar arasında, on yıl önce üçüncü zümreyi ulusun kendisi ilan eden broşürün yazarı Sieyès de vardı; şimdi yönetimdeki beş kişilik Direktuvar'ın üyesiydi ve rejimi değiştirmek için «bir kılıca» ihtiyaç duyuyordu. O kılıç, otuz yaşındaki General Napolyon Bonapart'tı. Ama öğleden sonra işler planlandığı gibi gitmedi. Bonapart, önce yaşlı üyelerin meclisinde karışık ve öfkeli bir konuşma yaptı; sonra genç üyelerin, yani Beş Yüzler Meclisi'nin salonuna girdiğinde milletvekillerinin bağırışlarıyla karşılandı. Bazıları onu «yasa dışı» ilan etmeyi istiyordu. Birkaç asker generali kolundan tutup salondan dışarı çıkardı. Durumu, meclisin başkanı olan kardeşi Lucien Bonaparte kurtardı: dışarıda bekleyen askerlere, generalin hayatının tehlikede olduğunu söyledi ve onları salonu boşaltmaya ikna etti. Akşam, geride kalan birkaç düzine milletvekili yeni bir yönetimin kurulmasını oyladı. Bu ders, bir devrimin çocuğu olan bu subayın, beş yıl sonra kendini nasıl imparator ilan ettiğini ve bunu hangi desteklerle yapabildiğini soruyor.

Bağlam — Korsikalı bir topçu subayı

Napolyon Bonapart, 1769'da Akdeniz'deki Korsika adasında, küçük bir soylu ailenin çocuğu olarak doğdu. Ada, onun doğumundan yalnızca bir yıl önce Ceneviz Cumhuriyeti'nden Fransa'ya geçmişti. Fransa'daki askerî okullarda burslu olarak okudu ve topçu subayı oldu. Devrim, eski düzende yükselme şansı sınırlı olan bu genç subaya büyük bir fırsat açtı: soylu subayların çoğu ülkeyi terk etmişti ve savaşlar yetenekli komutanlara ihtiyaç duyuyordu.

İlk büyük başarısı, 1793'te, İngilizlerin elindeki Akdeniz limanı Toulon'un geri alınmasında topçuyu yönetmesiydi; yirmi dört yaşında general oldu. Robespierre'in düşüşünden sonra kısa bir süre tutuklandı. Ekim 1795'te, Paris'te kraliyetçilerin başlattığı bir ayaklanma bastırılırken topçuyu yöneten subaylardan biri oydu; bu, ona yeni yönetimin, Direktuvar'ın güvenini kazandırdı. 1796'da, henüz yirmi altı yaşındayken, İtalya'daki Fransız ordusunun komutanlığına atandı.

İtalya seferi, Napolyon'u Avrupa'nın en tanınmış generali yaptı. Kuzey İtalya'da Avusturya ordularını art arda yendi, yeni cumhuriyetler kurdu ve Direktuvar'a danışmadan Avusturya'yla barış görüşmeleri yaptı. Fethettiği bölgelerden alınan paralar ve sanat eserleri Paris'e gönderildi. Ordunun kendi gazeteleri, onun zaferlerini Fransa'daki okurlara abartılı bir dille duyurdu.

Gelişme — Mısır'dan Paris'e

1798'de Direktuvar, Napolyon'un önerisiyle, İngiltere'nin Hindistan yolunu kesmek amacıyla Osmanlı Devleti'ne bağlı Mısır'a bir sefer gönderdi. Fransız ordusu İskenderiye'yi ve Kahire'yi aldı; ama İngiliz donanması Fransız filosunu Nil ağzında yok etti ve ordu Mısır'da kapalı kaldı. Osmanlı Devleti Fransa'ya savaş ilan etti. 1799 baharında Napolyon, Suriye kıyısına yürüdü ve Akka kalesini kuşattı. Kaleyi savunan Osmanlı valisi Cezzar Ahmed Paşa, bir İngiliz filosunun desteğiyle iki aya yakın direndi; salgın hastalıkla da zayıflayan Fransız ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Ağustos 1799'da Napolyon, ordusunu Mısır'da bırakarak gizlice Fransa'ya döndü. Paris'e ulaştığında, Mısır'daki başarısızlık değil, oradaki zaferlerin haberleri konuşuluyordu.

Fransa'da ise Direktuvar derin bir bunalımdaydı. Savaş yeniden kötüye gidiyordu, devlet parasızdı, seçimler sağdan ve soldan muhalefeti güçlendiriyordu; yönetim, beğenmediği seçim sonuçlarını birkaç kez iptal etmişti. Siyasal sınıfın önemli bir bölümü, devrimin kazanımlarını, özellikle devrim sırasında satın alınan kilise ve soylu topraklarını, hem kraliyetçilere hem de radikallere karşı koruyacak güçlü bir yönetim istiyordu. Sieyès'nin darbe planı bu arayıştan doğdu.

18–19 Brumaire (9–10 Kasım 1799) darbesinden sonra, üç konsülden oluşan geçici bir yönetim kuruldu. Aralık'ta yeni bir anayasa hazırlandı. Sieyès karmaşık bir denge sistemi tasarlamıştı; ama Napolyon, anayasa taslağını kendi lehine değiştirtti. Yeni anayasa yürütmeyi üç konsüle verdi; ikinci konsül, devrim yıllarının deneyimli hukukçusu Cambacérès oldu. Ama asıl yetkiler Birinci Konsül'de toplandı: yasaları yayımlayan, bakanları, büyükelçileri, subayları ve yerel yöneticileri atayan ve görevden alan oydu. Birinci Konsül, anayasanın kendi metninde adıyla belirtilmişti: yurttaş Bonapart. Anayasa, bir plebisitle halkın onayına sunuldu. Konsüllerin metni Fransızlara tanıtırken yayımladığı kısa bildiri, dersin kaynak okumasının konusu.

Sonraki dört yılda Birinci Konsül, iç barışı ve düzeni kurmaya çalıştı. 1801'de Papa VII. Pius'la bir Konkordato imzaladı: Katoliklik, «Fransızların çoğunluğunun dini» olarak tanındı, piskoposları Birinci Konsül aday gösterecek ve papa onaylayacak, kilise de devrimde el konulan mülklerini geri istemeyecekti. 1802'de İngiltere'yle barış yapıldı ve Napolyon ömür boyu konsül ilan edildi; bu karar da bir plebisitle onaylatıldı. Aynı yıl, askerî ve sivil hizmetleri ödüllendirmek için Şeref Nişanı kuruldu. Mart 1804'te, devrimin hukuksal kazanımlarının çoğunu tek bir metinde toplayan Fransız Medeni Kanun'u yürürlüğe girdi.

Dönüş noktası — «Cumhuriyetin yönetimi bir imparatora verilir»

1804 başında, Napolyon'a karşı kraliyetçi bir suikast planı ortaya çıkarıldı. Napolyon, sınırın öte yanında yaşayan Bourbon hanedanından genç bir prensi kaçırtıp yargılattı ve idam ettirdi. Bu olay Avrupa'yı sarstı; ama Fransa'da, Birinci Konsül öldürülürse bütün düzenin çökebileceği korkusunu da büyüttü. Yandaşları, yönetimi kalıtsal hâle getirmenin istikrarı güvenceye alacağını savundu.

Bu karar da bir plebisitle onaylatıldı. 2 Aralık 1804'te Paris'teki Notre-Dame katedralinde yapılan törene Papa VII. Pius da katıldı; ama Napolyon, önceden hazırlanan plana uygun olarak, tacı kendi eliyle başına koydu. Bu jest, yetkisini kiliseden değil, kendisinden ve ulustan aldığını göstermek içindi.

Yaygın yanlış«Napolyon, devrimi yıkan bir karşı devrimciydi.»
Doğrusu

Napolyon, siyasal özgürlükleri ortadan kaldırdı: basını sansürledi, seçimleri anlamsızlaştırdı, bir polis devleti kurdu ve sonunda kalıtsal bir taht yarattı. Ama devrimin toplumsal kazanımlarının çoğunu korudu ve yasalaştırdı: feodal ayrıcalıklar geri gelmedi, devrimde satılan topraklar yeni sahiplerinde kaldı, yurttaşların yasa önünde eşitliği ve yeteneğe göre görevlere yükselme ilkesi Medeni Kanun'a girdi. Onu hem devrimin mirasçısı hem de onun siyasal özgürlüklerinin sonu olarak görmek daha doğrudur.

Cevap — bir kılıç ve onu isteyenler

Napolyon, yalnızca kendi hırsı ve askerî dehasıyla değil, kendisine ihtiyaç duyan bir toplumun ve siyasal sınıfın desteğiyle imparator oldu. Devrim, soyluluğu yıkarak onun gibi genç subaylara yükselme yolunu açtı; savaşlar, ona şan ve kendine bağlı bir ordu kazandırdı; Direktuvar'ın bunalımı ise, devrimin kazanımlarını koruyacak güçlü bir yönetim arayan politikacıları, onu bir «kılıç» olarak kullanmaya yöneltti. Napolyon, bu kılıcı kendi elinde tuttu. Her adımında plebisitle halk onayı görüntüsü aldı, Konkordato ve Medeni Kanun'la düzen ve güven vaat etti. 1804'te, istikrarın ancak kalıtsal bir yönetimle güvenceye alınabileceği düşüncesi, bir cumhuriyetin bir imparatorluğa dönüşmesini mümkün kıldı.

Bugünle bağ — halk oylamasıyla gelen tek adam

Napolyon'un yükselişi, «plebisiter demokrasi» denen bir siyaset biçiminin ilk büyük örneklerinden biridir: bir lider, meclisleri ve bağımsız kurumları devre dışı bırakırken, doğrudan halkın onayına başvurarak meşruiyet kazanır. Bu yöntemin izleri, Fransa'nın sınırlarını çok aşan bir siyasal gelenek bıraktı; yeğeni III. Napolyon da 1851'de aynı yolla iktidarı ele geçirdi. Bugün de bir halk oylamasının demokratik olup olmadığını anlamak için, yalnızca sonucun değil, oylamanın hangi koşullarda yapıldığının, muhalefetin ve basının ne kadar özgür olduğunun sorulması gerekir.

Birincil kaynak

Konsüllerin, 15 Aralık 1799'da yeni anayasayı Fransızlara sunarken yayımladıkları bildiri, Fransızca metinden:

Les consuls de la République aux Français : Une Constitution vous est présentée. Elle fait cesser les incertitudes que le Gouvernement provisoire mettait dans les relations extérieures, dans la situation intérieure et militaire de la République. Elle place dans les institutions qu'elle établit les premiers magistrats dont le dévouement a paru nécessaire à son activité. La Constitution est fondée sur les vrais principes du Gouvernement représentatif, sur les droits sacrés de la propriété, de l'égalité, de la liberté. Les pouvoirs qu'elle institue seront forts et stables, tels qu'ils doivent être pour garantir les droits des citoyens et les intérêts de l'État. Citoyens, la Révolution est fixée aux principes qui l'ont commencée : elle est finie.

Türkçesi: Cumhuriyet'in konsüllerinden Fransızlara: Size bir anayasa sunuluyor. Bu anayasa, geçici hükümetin dış ilişkilerde, Cumhuriyet'in iç ve askerî durumunda yarattığı belirsizliklere son veriyor. Kurduğu kurumların başına, bağlılıkları onların işleyişi için gerekli görülen ilk yöneticileri yerleştiriyor. Anayasa, temsilî hükümetin gerçek ilkelerine, mülkiyetin, eşitliğin ve özgürlüğün kutsal haklarına dayanıyor. Kurduğu yetkiler, yurttaşların haklarını ve devletin çıkarlarını güvenceye almak için olması gerektiği gibi, güçlü ve kalıcı olacak. Yurttaşlar, Devrim onu başlatan ilkelere bağlanmıştır: Devrim bitmiştir.

Kaynak: «Proclamation des Consuls de la République», 24 Frimaire VIII. yıl (15 Aralık 1799); Léon Duguit ve Henry Monnier (ed.), Les constitutions et les principales lois politiques de la France depuis 1789 (Paris: Librairie générale de droit et de jurisprudence, 1908), s. 324–335; Vikikaynak. Türkçesi, Fransızcasından bizim.

  1. Bildiri, «hakları» sayarken mülkiyeti eşitliğin ve özgürlüğün önüne koyar. Bu sıralama, yeni rejimin kimin desteğini aradığı hakkında ne söyler?
  2. «Güçlü ve kalıcı yetkiler» vaadi ile «Devrim bitmiştir» cümlesi arasında nasıl bir bağ kurulmuştur?
  3. Bildiride Bonapart'ın adı geçmez. Bu sessizliği, anayasanın Birinci Konsül'e verdiği yetkilerle birlikte nasıl yorumlarsın?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Albert Vandal (1902) — L'Avènement de Bonaparte adlı kitabında, 18 Brumaire'i, on yıllık kargaşadan yorulmuş bir ulusun rahatlayarak karşıladığı bir kurtuluş olarak anlattı; Konsüllüğün ilk aylarını, bölünmüş Fransızları uzlaştıran bir ulusal onarım dönemi olarak gördü.
  • Jean Tulard (1977) — Napoléon ou le mythe du sauveur adlı kitabında, Napolyon'un yükselişini, devrimde toprak ve mülk kazanmış kesimlerin, bu kazanımları kraliyetçilere ve radikallere karşı koruyacak bir «kurtarıcı» arayışıyla açıkladı; Napolyon'u bu toplumsal ihtiyacın bir ürünü olarak gördü.
  • Isser Woloch (2001) — Napoleon and His Collaborators adlı kitabında, diktatörlüğün tek bir adamın değil, onunla çalışan eski devrimcilerin, hukukçuların ve yöneticilerin eseri olduğunu savundu; bu insanların, kendi eski ilkelerini adım adım bırakarak otoriter bir düzene nasıl ortak olduklarını inceledi.
  • Philip Dwyer (2007) — Napoleon: The Path to Power adlı kitabında, Napolyon'un İtalya'dan başlayarak kendi imgesini gazeteler, resimler ve bildirilerle nasıl bilinçli olarak kurduğunu gösterdi; onun iktidara yükselişinde propaganda ve imge yönetiminin oynadığı rolü vurguladı.

Dört tarihçi, Napolyon'un yükselişini farklı güçlere bağlar. Vandal ulusun düzen ve uzlaşma özlemini, Tulard mülk sahibi kesimlerin bir kurtarıcı arayışını, Woloch rejime ortak olan yöneticileri ve hukukçuları, Dwyer ise Napolyon'un kendi imgesini kurma becerisini öne çıkarır. Tartışma, Napolyon'un kendi iradesi ve yeteneğiyle mi imparator olduğu, yoksa onu isteyen ve ona yol açan bir toplumun ve siyasal sınıfın mı onu imparator yaptığı sorusunda düğümlenir.

Derine İn

Napolyon'un plebisitleri, sayıların nasıl okunması gerektiğine iyi bir örnektir. 1800 başında açıklanan resmî sonuçlara göre, yeni anayasa üç milyondan fazla evet oyuna karşı yalnızca bin beş yüz kadar hayır oyuyla kabul edilmişti. Oyları toplayan İçişleri Bakanı, Napolyon'un kardeşi Lucien Bonaparte'tı. Fransız tarihçi Claude Langlois, 1972'de yayımladığı bir makalede, bölge bölge kayıtları yeniden inceledi ve gerçek evet sayısının bir buçuk milyon civarında olduğunu, bakanlığın sonuçları yaklaşık iki katına çıkardığını gösterdi; ordunun oyları, hiç sayılmadan yuvarlak rakamlarla eklenmişti. Üstelik oylar gizli değildi: yurttaşlar, belediyelerde açık listelere adlarını yazarak oy veriyordu. Yine de Langlois'nın bulguları, Konsüllüğün halktan geniş bir destek görmediği anlamına gelmez; sessiz kalan ve oy vermeyen milyonlarca insanın ne düşündüğü, bugün de bilinemeyen bir sorudur. Sonraki iki oylamada tablo benzerdi. 1802'de ömür boyu konsüllük ve 1804'te imparatorluk için açıklanan evet oyları üç buçuk milyonu aşarken, hayır oyları birkaç bin düzeyinde kaldı. Açık imzayla oy verilen bir sistemde, hayır diyen birkaç bin kişinin adları yerel yöneticilerin önündeki listelerde duruyordu; bu, hayır demenin ne kadar cesaret istediğini de gösterir.

Napolyon'un yükselişinde propaganda da büyük rol oynadı. İtalya seferinde, ordu için çıkarılan gazeteler, onun zaferlerini abartıyor, onu yenilmez ve bilge bir komutan olarak anlatıyordu. Mısır seferindeki başarısızlıklar, Fransa'ya yollanan bültenlerde küçültüldü ya da hiç anılmadı. Konsüllük döneminde ise Paris'te yayımlanan siyasal gazetelerin sayısı yetmiş kadardan on üçe indirildi; kalan gazeteler hükümetin denetimine alındı. Ressamlar, Napolyon'u Alpler'i şaha kalkmış bir atın üzerinde aşan bir kahraman olarak resmetti; oysa Alpler'i bir katırın sırtında geçtiği bilinir. Dwyer'in vurguladığı gibi, Napolyon, kendi imgesini, iktidarın bir aracı olarak bilinçli bir biçimde kuran ilk modern siyasetçilerden biriydi.

Mısır seferi, Osmanlı tarihi açısından da bir dönüm noktasıydı. Bu sefer, Osmanlı yönetimine, Avrupa ordularının örgütlenme ve silah bakımından ne kadar ilerlediğini acı bir biçimde gösterdi. Akka'daki başarılı savunma, Cezzar Ahmed Paşa'nın adını Osmanlı dünyasında ünlü yaptı; ama Mısır'ın Fransızlardan geri alınması ancak 1801'de, İngiliz ve Osmanlı kuvvetlerinin ortak harekâtıyla mümkün oldu. Bu seferin ardından Mısır'da oluşan boşlukta, Osmanlı ordusuyla Mısır'a gelen Kavalalı bir subay, Mehmed Ali, kısa sürede yönetimi ele geçirdi ve Mısır'ı yarı bağımsız bir güce dönüştürdü. Aynı yıllarda III. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedid askerî reformu da, Avrupa ordularının bu yeni gücü karşısında bir cevap arayışıydı.

Son olarak, Napolyon'un imparatorluğu, eski monarşilerin bir kopyası değildi. Yeni imparatorluk soyluluğu, doğuma değil, hizmete dayanıyordu; eski soyluların ayrıcalıkları geri getirilmedi. Medeni Kanun, yurttaşların yasa önünde eşitliğini korurken, aile içinde babanın ve kocanın yetkisini güçlendirdi; kadınların hukuksal durumunu devrim yıllarına göre geriletti. Konkordato, din ile devlet arasındaki çatışmayı yatıştırdı; ama kiliseyi devletin denetimine bağladı. Napolyon'un düzeni, devrimin eşitlik ilkesini, otoriter bir yönetimin ve ataerkil bir aile anlayışının içine yerleştirdi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Albert Vandal, L'Avènement de Bonaparte, 2 cilt (Paris: Plon, 1902–1907).
  • Jean Tulard, Napoléon ou le mythe du sauveur (Paris: Fayard, 1977).
  • Thierry Lentz, Le Grand Consulat, 1799–1804 (Paris: Fayard, 1999).
  • Isser Woloch, Napoleon and His Collaborators: The Making of a Dictatorship (New York: W. W. Norton, 2001).
  • Steven Englund, Napoleon: A Political Life (New York: Scribner, 2004).
  • Philip Dwyer, Napoleon: The Path to Power, 1769–1799 (Londra: Bloomsbury, 2007).

Arşiv ve kaynak

Napolyon'un yükselişinin kaynakları arasında kendi mektupları ve bildirileri, meclislerin tutanakları, anayasalar ve senato kararları, plebisit kayıtları, polis raporları, dönemin gazeteleri ve çevresindeki kişilerin anıları vardır. Mektupları önce III. Napolyon döneminde otuz iki ciltlik bir derlemede, son yıllarda ise Napolyon Vakfı'nın hazırladığı yeni bir bilimsel baskıda yayımlandı. Anılar, özellikle Napolyon'un sürgünde yazdırdıkları, olaylardan yıllar sonra kaleme alındıkları için dikkatle kullanılmalıdır.

Açık sorular

  • 18 Brumaire darbesi, Napolyon olmadan da başarılı olur muydu, yoksa Sieyès başka bir generalle aynı sonuca mı ulaşırdı?
  • Plebisitlerin şişirilmiş sonuçları, Konsüllüğe verilen gerçek desteği ne ölçüde gizliyor?
  • İmparatorluğun kurulmasında, suikast korkusu ile Napolyon'un kişisel hırsı ne kadar pay sahibiydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Napolyon'u iktidara getiren 18 Brumaire darbesinin planlayıcılarından biri olan ve devrimin başında üçüncü zümre üzerine yazdığı broşürle tanınan kimdir? A) Lucien Bonaparte B) Cambacérès C) Emmanuel-Joseph Sieyès D) VII. Pius
  2. (Hedef 1) 1799'da Napolyon'un kuşattığı ve Cezzar Ahmed Paşa'nın savunduğu kale hangisidir? A) Akka B) Toulon C) İskenderiye D) Kahire
  3. (Hedef 2) Konsüllerin 1799 bildirisine göre anayasanın dayandığı haklar hangi sırayla sayılır? A) Özgürlük, eşitlik, kardeşlik B) Güvenlik, özgürlük, eşitlik C) Eşitlik, özgürlük, mülkiyet D) Mülkiyet, eşitlik, özgürlük
  4. (Hedef 2) 18 Mayıs 1804 senato kararının ilk maddesine göre Cumhuriyet'in yönetimi kime verilir? A) Üç konsüle B) Bir imparatora C) Senatoya D) Halk meclisine
  5. (Hedef 3) Napolyon diktatörlüğünün, onunla çalışan eski devrimcilerin ve yöneticilerin ortak eseri olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Albert Vandal B) Jean Tulard C) Philip Dwyer D) Isser Woloch

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Napolyon'u imparator yapan, kendi hırsı ve yeteneği mi, yoksa onu isteyen bir toplum ve siyasal sınıf mıydı? Cevabında 1796 İtalya bildirisini, 1799 konsüller bildirisini ve 1804 senato kararını kullan; Tulard ile Dwyer'in yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. C — Darbeyi planlayanlardan biri Sieyès'ydi.
  2. A — Cezzar Ahmed Paşa Akka'yı savundu.
  3. D — Bildiri mülkiyeti, eşitliği ve özgürlüğü bu sırayla sayar.
  4. B — Yönetim bir imparatora verilir.
  5. D — Bu yorum Isser Woloch'a aittir.

Kapsamlı bir cevap, Napolyon'un askerî başarılarını ve kendi imgesini kurma becerisini, ama aynı zamanda Direktuvar'ın bunalımını, devrimin kazanımlarını korumak isteyen mülk sahiplerinin ve politikacıların bir «kılıç» arayışını ve plebisitlerle sağlanan halk onayı görüntüsünü birlikte açıklar. İtalya bildirisini, sonradan yeniden yazılmış olabileceğini de hesaba katarak, bir ordunun ganimet vaadiyle komutanına bağlanmasının simgesi olarak; 1799 bildirisini, mülkiyeti öne alan ve devrimin bittiğini ilan eden bir istikrar vaadi olarak; 1804 kararını ise cumhuriyet sözcüğünü kalıtsal bir hanedan için kullanan bir metin olarak okur. Güçlü bir yanıt, Tulard'ın toplumsal bir kurtarıcı ihtiyacını öne çıkaran yaklaşımını, Dwyer'in Napolyon'un kendi imge yönetimini vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste, devrimin savaşlarında yükselen bir generalin, önce bir darbe, sonra bir dizi halk oylamasıyla bir imparatorluk tacına nasıl ulaştığını gördük. Ama taç giyme töreninden sonraki on yıl, Napolyon'un gücünü Fransa'nın sınırlarının çok ötesine taşıdı. Ordusu, Avrupa'nın eski monarşilerini art arda yendi; bin yıllık bir imparatorluk dağıldı, haritalar yeniden çizildi, fethedilen ülkelere yeni yasalar ve yönetim biçimleri götürüldü. Bu fetihler, hem eski düzeni yıktı hem de fethedilen halklarda Fransa'ya karşı yeni bir ulusal bilinç uyandırdı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Napolyon Avrupa'yı nasıl değiştirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:25 Kanca: kasım akşamında bir sarayın uzun koridorları; kalabalık bir meclis salonunda ayağa kalkmış milletvekillerinin silüetleri; kapıda bekleyen askerlerin uzaktan görünüşü.
  • 1:25–3:05 Bağlam: Akdeniz haritasında Korsika adası; bir askerî okulun avlusu; ardından Alpler'in eteklerinden İtalya ovalarına uzanan bir harita çizgisi.
  • 3:05–4:50 Gelişme: Akdeniz üzerinde güneydoğuya, Nil deltasına uzanan bir gemi rotası; bir kıyı kalesinin uzaktan görünüşü; ardından bir masada yeniden yazılan anayasa sayfaları.
  • 4:50–6:30 Dönüş noktası: bir senato salonunda okunan bir karar; büyük bir katedralin dış cephesi ve önünde bekleyen kalabalık.
  • 6:30–9:00 Kapanış: Avrupa haritası üzerinde yavaşça değişen sınırlar; sayfaları çevrilen kalın bir kanun kitabı.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.